logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Yavuz Koç, B. No: 2019/22548, 16/3/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

YAVUZ KOÇ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/22548)

 

Karar Tarihi: 16/3/2022

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Ali Erdem ŞAHİN

Başvurucu

:

Yavuz KOÇ

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, attığı cep telefonu mesajı nedeniyle hakaret suçundan cezalandırılan başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/6/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, makine mühendisi olup medikal elektromekanik hasta yatağı ve hastane donanımları üreticisidir. Müşteki ise özel bir televizyon kanalında bir moda programının yapımcısı ve sunucusu olarak görev yapmaktadır. Başvurucu ile müşteki arasında başvurucunun üretimini yaptığı ürünlerin televizyon programında tanıtılmasına ilişkin sözlü bir anlaşmaya varılmış ancak taraflar arasında herhangi bir yazılı sözleşme bulunmamaktadır.

9. Başvurucu, varılan anlaşmaya göre ürün tanıtımı yayımlandıktan sonra ücretin ödenmesi gerektiğini ancak müştekinin yayından önce ücret talep ederek devamlı mesaj atması ve kendisinin ödeme yapmak istememesi üzerine somut olaya konu mesajları gönderdiğini belirtmiştir.

10. Başvurucu ile müşteki arasındaki mesajlaşmalar özetle şöyledir:

Başvurucu: "Tehdit de yok ayıp bir konuşma da yok. Her açıdan amatör olduğunuz için ben istemiyorum sizinle çalışmak. Benim ticari itibarımı zedelemeye çalıştığınız için, hastaneleri arayıp deli saçları hareketler yaptığınız için ben sizi istersem dava edebilirim. Lakin ben boş işlerle uğraşıyorum sizin gibi. Anlaşılan paraya çok ihtiyacınız var ticari ahlakı bir kenara bırakıp her yerde saldırıyorsunuz''.

Müşteki: "Dediğiniz hiçbir şeyi anlamadım. Son kez söylüyorum artık hiçbir yazınıza da bakmayacağım. Anlam veremediğim davranışlara mesajlara aramalara ithamlara devam ederseniz hukuki yasal süreç başlatacağım. İyi akşamlar".

Başvurucu: "Ya saçma saçma konuşma saygısız dolandırıcı".

Müşteki: "Adımı herhangi bir yerde sebep ne olursa olsun kullanma hakkı size tanımıyorum kullandığınız takdirde hukuki yasal süreç başlatılacaktır".

Başvurucu: "Ben yaşadıklarımı anlatırım eş dost ortamında onlar da sağolsunlar bana pek değer verirler dikkate de alırlar hatta kendi eşlerine dostlarına da söylerler ki dolandırılmasınlar. Tehdit değil o sizin kuru sıkı işiniz benim değil."

11. Müşteki 25/7/2016 tarihinde, başvurucunun hakaret suçundan cezalandırılması istemiyle hakkında şikâyette bulunmuştur. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 31/7/2018 tarihli iddianame ile başvurucunun hakaret suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir.

12. Yargılamayı yapan İstanbul 56. Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 28/5/2019 tarihinde başvurucunun hakaret suçundan 1.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...şeklinde hakaret içerikli mesajlar gönderdiği anlaşılmış, sanığın da alınan savunmasında saygısız ve dolandırıcı sözlerini kullandığını, ancak dolandırıcı lafının hakaret olmadığını düşündüğünü beyan ettiği görülmüştür.

Ancak her ne kadar sanık, kendisine karşı dolandırıcılık eylemi yapıldığını iddia ettikten sonra, dolandırıcılık eylemi yapıldıysa dolandırıcı lafının hakaret olmadığını iddia etmiş ise de; hakaret içeren fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Somut olayda da sanığın müştekinin telefonuna mesaj göndererek, "deli saçları hareketler, saygısız dolandırıcı'' şeklinde mesaj attığı ve bu mesajların müştekinin onur şeref ve saygınlığını zedeleyici tahrik edici boyutta olduğu kanaatine varılmış, sanığın müştekiye ödeme yapmadığını beyan ettiği, müştekinin dolandırıcı olduğuna dair açmış olduğu bir hukuk (alacak davası-sebepsiz zenginleşme davası gibi) ya da ceza davası sunamadığı görülmüş, bu nedenle TCK'nın 129/1 maddesinde düzenlenen "Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi" durumunun da somut olayda bulunmadığına kanaat getirilmiştir."

13. Nihai karar başvurucuya 28/5/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 27/6/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

15. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı 125. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır...

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Anayasa Mahkemesinin 16/3/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu; kullandığı ifadeleri menfaatini korumak maksadıyla söylediğini ve ifadelerin hakaret niteliği taşımadığının somut olayın bütününden anlaşılabileceğini belirterek hakkında verilen adli para cezasının ifade özgürlüğünü, yargılama aşamasında ise ilgili delillerin toplanmadığını ve tanıkların dinlenmediğini belirterek suçun unsurları oluşmadan usul ve hukuka aykırı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu her ne kadar adil yargılanma hakkından da şikâyetçi olmuşsa da başvuruya konu mesaja ilişkin tespit tutanağı bulunması, başvurucunun mesajı kendisinin gönderdiğini kabul etmesi ve haksız tahrik hükümlerinin gerekçeli kararda tartışılması karşısında başvurucunun şikâyetlerinin özünün attığı mesaj nedeniyle cezalandırılmasına yönelik olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle başvurunun bir bütün olarak ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

19. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…"

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

20. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

21. Başvurucu hakkında cep telefonu mesajı ile müştekiye hakaret ettiği gerekçesiyle adli para cezasına hükmedilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunulmuştur.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

22. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler,... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,... demokratik toplum düzeninin... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

23. Yukarıda anılan müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

24. 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

25. Müdahalenin başkalarının şeref ve itibarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

 (1) Genel İlkeler

26. Anayasa Mahkemesi demokratik toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. Buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, toplumsal bir ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51). Derece mahkemelerinin böyle bir ihtiyacın olup olmadığını değerlendirmede belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir.

27. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, §§ 33-35; Tansel Çölaşan, §§ 35-38).

28. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44) Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder Balıkçı, § 44).

29. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü ile başvurucunun ifadeleri nedeniyle davacının müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmiştir. (Nilgün Halloran, § 27; İlhan Cihaner (2), § 49). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için başvurucunun kullandığı ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile getirildiğinin, kime yöneldiğinin, tarafların ünlülük derecelerinin ile ilgili kişilerin önceki davranışlarının ve kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 44; Ergün Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73). Bunun için başvurucu tarafından söylenen sözlerin yapılan konuşmanın tamamı ve söylendiği bağlamdan kopartılmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 52; Önder Balıkçı, § 45).

30. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirken derece mahkemelerinin yerini almak değildir fakat söz konusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesi açısından doğruluğunu denetlemektir (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 76). Anayasa Mahkemesi, başvuru konusu olan müdahalenin gözetilen meşru amaçla orantılı olup olmadığını ve bunu haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından ortaya konan gerekçelerin ilgili ve yeterli görünüp görünmediğini tespit edebilmek amacıyla söz konusu müdahaleyi davanın bütününe bakarak değerlendirecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56; Sinan Baran, § 38; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 120 ).

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

31. Başvuruya konu olayda başvurucu, müştekiye gönderdiği cep telefonu mesajlarında kullandığı "saygısız dolandırıcı" ifadeleri nedeniyle adli para cezası ile cezalandırılmıştır. Bu noktada incelenmesi gereken başvuruya konu ifadelerin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi meselesidir. Maddi olgu olarak değerlendirilen ifadelerin kanıtlanması beklenirken değer yargısı sayılan ifadeler için ise belli bir olgusal temelin varlığı aranmalıdır (Kadir Sağdıç, § 57; İlhan Cihaner (2), § 64). Ancak bir açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (Cem Mermut, B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 48).

32. Başvuru konusu olaya bir bütün olarak bakıldığında kullanılan "saygısız dolandırıcı" şeklindeki ifadelerin değer yargısı olduğu açıktır. O hâlde tespiti gereken hususlar, kullanılan ifadelerin somut bir olgusal temele dayanıp dayanmadığı, davalının sebepsiz biçimde başvurucuyu hedef alıp almadığı, kullanılan söz ve ifadelerin kişisel saldırı oluşturup oluşturmadığıdır.

33. Başvuru konusu olayda tacir olan başvurucu ile program yapımcısı müşteki arasında sözlü anlaşmaya dayalı bir ticari ilişki söz konusudur. Taraflar arasındaki uyuşmazlık ise ürün tanıtımına ilişkin röportaj ve çekim bedelinin ödeme zamanından kaynaklanmaktadır. Taraflar konuya ilişkin olarak birbirlerine çeşitli cep telefonu mesajları göndermiştir. Anılan mesajlara bakıldığında, başvurucunun, ürün tanıtımına ilişkin ödemeyi mevcut anlaşmaya ve ticari teamüllere göre hizmet tesliminden sonra yapması gerektiğini, anılan ödemeyi yapmaması nedeniyle müşteki tarafından ticari ahlak kuralları gözetilmeksizin iş yaptığı hastanelerin arandığını, bu yolla ticari itibarına zarar verilmeye çalışıldığını iddia ederek başvuru konusu ifadeleri kullandığı, müştekinin ise başvurucunun söylemlerine karşı yasal yollara başvuracağını belirttiği görülmüştür (bkz. 10). Bu bağlamda kullanılan ifadelerin esas itibarıyla başvurucunun ticari itibarına zarar verdiği iddiasına dayandığı ve bu bağlamda yeterli bir temele sahip olduğu söylenebilir.

34. Somut olayda kullanılan dil ve üslubun muhatabı açısından rahatsız edici olduğu kabul edilse bile Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında benimsediği gibi demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan, toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler ya da fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir (Emin Aydın (2), B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 35; Bekir Coşkun, § 52). Anayasa Mahkemesi yine pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, § 66; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 102).

35. Bu anlamda başvuru konusu ifadelerin taraflar arasında yaşanan uyuşmazlık temelinde kullanılması, müştekinin iş ve sosyal çevresi de dâhil olmak üzere üçüncü kişilere kapalı özel bir konuşmada geçmesi gözönüne alındığında kullanılan ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında kalmadığını ve bu bağlamda müştekiden, kullanılan ifadelere katlanmasının beklenmemesi gerektiğini söylemek son derece güçtür. Kaldı ki başvuruya konu paylaşımda geçen ve adli para cezasına neden olan bu gibi ifadelerin bazı bağlamlarda kullanımlarının toplumca kaba ve rahatsız edici bulunması hukuk sisteminde ceza veya tazminat şeklinde bir müeyyideye bağlanmasının tek başına haklı gerekçesi olamaz.

36. Yukarıdaki tespitlere karşın Mahkeme, başvurucunun ticari itibarının zedelenmeye çalışıldığına yönelik iddiaları yönünden bir değerlendirme yapmaksızın başvurucunun müştekiye ödeme yapmadığını beyan etmesi ve müştekinin dolandırıcı olduğuna dair bir suçlamanın bulunmaması gerekçesiyle hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmediği sonucuyla müştekinin onur, şeref ve saygınlığının zedelendiğine karar vermiştir. Bu anlamda Mahkeme başvuruya konu ifadelerin kullanıldığı dönemdeki koşullarını, ifadelerin bağlamını, söylenen sözlerin arka planı olup olmadığını, müştekinin şeref ve itibarının toplumsal konumu itibarıyla ne şekilde ihlal edildiğini gözetmeksizin bir değerlendirme yapmıştır (benzer değerlendirmeler için bkz. Nilgün Halloran, § 52; Önder Balıkçı, § 45). Üstelik başvuru konusu sözler yalnızca taraflar arasındaki bir mesajlaşma sırasında söylenmiş olup üçüncü kişilerce muttali olunmuş değildir. Yalnızca konuşmanın tarafları arasında kalan sözlerin toplum önünde yapılan açıklamalara göre etkisinin daha sınırlı olduğu da değerlendirmelerde dikkate alınmamıştır.

37. Netice itibarıyla Mahkeme, başvurucunun ifade özgürlüğü ile müştekinin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında bir denge kurmaya çalışmamış; yalnızca soyut bir değerlendirmeyle söz konusu ifadelerin hakaret suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Bu sebeple Mahkemenin başvurucunun adli para cezası ile cezalandırılması bakımından ileri sürdüğü gerekçeler, başvurucunun ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahale için ilgili ve yeterli olarak kabul edilemez.

38. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

39. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

40. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 56. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2018/532, K.2019/354) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 364,60 TL harç ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/3/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Yavuz Koç, B. No: 2019/22548, 16/3/2022, § …)
   
Başvuru Adı YAVUZ KOÇ
Başvuru No 2019/22548
Başvuru Tarihi 27/6/2019
Karar Tarihi 16/3/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, attığı cep telefonu mesajı nedeniyle hakaret suçundan cezalandırılan başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
İfade özgürlüğü İfade özgürlüğü - şeref ve itibar dengesi İhlal Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5237 Türk Ceza Kanunu 125
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi