logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Haci Boğatekin (5), B. No: 2019/24321, 25/5/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HACİ BOĞATEKİN BAŞVURUSU (5)

(Başvuru Numarası: 2019/24321)

 

Karar Tarihi: 25/5/2022

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Ali Erdem ŞAHİN

Başvurucu

:

Haci BOĞATEKİN

Vekili

:

Av. Hüseyin BOĞATEKİN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gazeteci olan başvurucunun internet sitesinde yaptığı haber nedeniyle tazminat ödemeye mahkûm edilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/7/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. 1950 doğumlu olan başvurucu; kırk beş yıla yakın süredir gazetecilik yaptığını, sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü olduğu Gerger Fırat gazetesinde (gazete) basın faaliyetinde bulunduğunu ifade etmektedir (ayrıntılar için bkz. Haci Boğatekin (2), B. No: 2014/12162, 21/11/2017, § § 9-10). Müşteki M.B. ise olay tarihinde Adıyaman'ın Gerger ilçesi Güngörmüş köyünde cami imamı olarak görev yapan bir kamu görevlisidir.

6. Başvuru konusu olay, müştekinin gördüğü rüyalar üzerine başlatılan kazı çalışmalarına ilişkindir. Müşteki, rüyalarında bir İslam şehidinin mezarını gördüğünü ve anılan zatın kendisinden sürekli olarak mezarının yerinin değiştirilmesi isteminde bulunduğunu iddia etmiştir. Bunun üzerine resmî makamlar (valilik, müftülük ve ilgili yerler) bilgilendirilerek, köylüler ve çevre köylerdeki yirmi imamın katılımıyla kazı çalışması yapılmıştır. Ancak çalışmalar sonucunda müştekinin işaret ettiği yerde bahse konu zatın mezarına rastlanılamamıştır.

7. Başvurucu anılan olayı, gazetenin internet sitesinde yayınladığı 11/7/2012 tarihli "İmamın Şehit Rüyası Fos Çıktı", 31/10/2012 tarihli "Şehit Çukuru Kapatıldı" ve 21/12/2012 tarihli "Altta Şehit Mezarı Üstte Kütüphane" başlıklı haberlere konu etmiştir. Bununla birlikte kazı çalışması ulusal basında da yankı bularak birçok habere konu edilmiştir.

8. Başvurucu, "İmamın Şehit Rüyası Fos Çıktı" başlıklı haberde "Rüya Sahibi İmam Babat Kim" alt başlığını kullanmış ve müşteki hakkında birtakım bilgilere yer vermiştir. Anılan bilgiler şu şekildedir:

"İmam …. silahla yaralamadan tutuklandı ve hapse atıldı. Aylarca içeride yattı. Tabanca ile vurduğu kişiyi yaraladı kurtuldu. İmam da bir müddet sonra tahliye edildi… Sonradan ikinci evlilik yaptı… cezaevinde kaldığı sırada psikolojik tedavi gördü".

9. Müşteki, başvurucunun kazı çalışması ile hiçbir ilgisi bulunmayan bilgileri haberlerde yer verdiğini ve bu durumun özel hayatının gizliliğini ihlal ettiğini belirterek Gerger Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) manevi tazminat davası açmıştır.

10. Mahkeme 16/6/2016 tarihli kararıyla davanın kısmen kabulü ile başvurucunun davacıya 5.000 TL tazminat ödemesine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...davalının özel hayatın gizliliğini ihlal etmek suçundan dolayı Gerger Asliye Ceza Mahkemesinin 15.01.2014 tarih, 2013/2 esas ve 2014/1 karar sayılı ceza dosyasında yargılandığı ve hakkında verilen adli para cezasının onanarak kesinleştiği dosyadakibilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. 6098 Sayılı T.B.K.'nun 74. maddesi gereğince ceza mahkemesince verilecek mahkumiyet kararının hukuk hakimini bağlayacağından, cami imamı olarak görev yapan davacının, rüyasında gördüğü bir şehidin talebine uygun olarak onun mezarının yerini değiştirmek amacıyla çok sayıda kişi ile beraber kazı çalışması başlatıp, bahsettiği şehidin mezarını tespit edememesini müteakip,..., yayımlanan, “İmamın Şehit Rüyası Fos Çıktı” başlıklı haberde,..., her ne kadar haber içeriğinin görünür gerçeğe uygun ve güncel olduğu, verilişinde de toplumsal ilgi bulunduğu kabul edilebilir ise de, daha önce kamuoyu tarafından bilinmeyen ve cami imamı olarak görev yapan davacının, eşinden ayrılıp ikinci kez evlendiğine ve yaklaşık 12-13 yıl önce bir silahla yaralama olayına karışıp, bu nedenle cezaevinde bulunduğu esnada psikolojik tedavi gördüğüne ilişkin açıklamaların, davacının farklı basın ve yayın organlarınca haberinin yapılmasına ve toplumun dikkatini çekmesine neden olan kazı olayı ile fikri bağlantısının bulunmamasından dolayı haber verme hakkı sınırları içerisinde hareket edildiği ve hukuka uygun çerçevenin dışına çıkılmadığı kabul edilemeyeceği gibi, davacının geçirdiği adli soruşturmanın ve soruşturma sırasındaki davranışlarının, aradan geçen uzun zaman dilimine nazaran, özel hayatı kapsamında yer aldığı gözetildiğinde, içeriğini öğrendiği davacıya ait kişisel verileri ve davacının özel yaşam alanındaki olayları, kamu yararı bulunmadığı halde ifşa eden davalı hakkında, TCK'nın 134/1-1. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu onanarak kesinleşen ceza mahkemesi kararıyla sabit olduğundan, yayına konu hususlar davacının özel hayatına ilişkin olup bunların kamuya aktarılmasında kamu yararı ve toplumun bilgilendirilmesi gereği yoktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki çatışan yararlar dengesi, davacı aleyhine bozulmuş ve davalı bakımından da hukuka uygunluk nedeni gerçekleşmemiştir. Bu nedenle dava konusu,..., yayın ile davacının kişilik haklarına açık saldırıda bulunulduğundan davacının davasının kısmen kabulüne,..., fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilerek,..., hüküm kurulmuştur."

11. Karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (Daire) 14/1/2019 tarihli ilamıyla tazminat miktarının fazla olduğu gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Mahkeme, bozma kararı üzerine 9/5/2019 tarihli temyiz yolu açık olmak üzere verdiği kararıyla tazminat miktarını 3.000 TL olarak belirlemiştir. Anılan kararın temyizi üzerine 14/10/2019 tarihli Daire ilamıyla Mahkeme kararının miktar itibarıyla kesin olduğu belirtilerek başvurucunun temyiz istemi reddedilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

12. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk kurallarının yer aldığı kararlar için bkz. Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti. (2) [GK], B. No: 2016/12313, 26/12/2019, §§ 18-28; Koray Çalışkan, B. No: 2014/4548, 5/12/2017, §§ 17-23; Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 29-37.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

13. Anayasa Mahkemesinin 25/5/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

14. Başvurucu bireysel başvuru harç ve giderlerini ödeyemeyecek durumda olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

15. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. İfade ve Basın Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

16. Başvurucu, toplumu ilgilendiren ve güncel bir olay hakkında ince bir eleştiri dili kullanarak haber yaptığını ve anılan haber nedeniyle aleyhine tazminata hükmedilmesinin ifade ve basın özgürlüğünü; mahkemenin kanun yolu hakkında hatalı yönlendirmede bulunması nedeniyle mahkeme kararını temyiz edememesinin ise mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

17. Bakanlık görüşünde; başvurucunun ifade ve basın özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihatları ve somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak bir inceleme yapılması gerektiği ifade edilmiştir.

18. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında daha önceki iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının bir bütün olarak Anayasa'nın 26. ve 28. maddesinde düzenlenen ifade ve basın özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

20. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

21. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Basın hürdür, sansür edilemez…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır…”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğu değerlendirilmiştir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

23. İnternet sitesinde yayınlanan haber nedeniyle başvurucunun manevi tazminat ödemesine karar verilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı ile başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahalede bulunulmuştur.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

24. Anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine... aykırı olamaz."

25. Yukarıda belirtilen müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

iii. Kanunilik

26. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

iv. Meşru Amaç

27. Müdahalenin başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

v. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

 (1) Genel İlkeler

28. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72).

 (a) Demokratik Toplum Düzeninin Bir Gereği Olarak İfade ve Basın Özgürlükleri

29. Anayasa Mahkemesi; Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü ile onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok kez ifade etmiştir. Bu bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerli ve demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Mehmet Ali Aydın, § 69; Bekir Coşkun, §§ 34-36). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ile bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı açıktır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 63).

 (b) Basının Ödev ve Sorumlulukları

30. Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri basına tamamen sınırsız bir ifade özgürlüğünü garanti etmemiştir. Anayasa'nın 12. maddesinin "Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder." biçimindeki ikinci fıkrası, kişilerin sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri kullanırken ödev ve sorumluluklarına da gönderme yapmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün kullanımına basın için de geçerli olan bazı görev ve sorumluluklar getirmektedir (Orhan Pala, B. No: 2014/2983, 15/2/2017, § 46; Önder Balıkçı, B. No: 2014/5552, 26/10/2017, § 43).

31. Bu görev ve sorumluluklar başkalarının şöhret ve haklarının zarar görme ihtimalinin bulunduğu ve özellikle adı verilen bir şahsın itibarının söz konusu olduğu durumlarda özel önem arz eder (Orhan Pala, § 47). Basın özgürlüğü; ilgililerin meslek ahlakına saygı göstermelerini, doğru ve güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareket etmelerini zorunlu kılmaktadır.

 (c) Başkalarının Şöhret veya Haklarının Korunması

32. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), § 44) Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder Balıkçı, § 44).

(d) Çatışan Haklar Arasında Dengeleme

33. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında ifade özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmiştir. (Nilgün Halloran, § 27; İlhan Cihaner (2), § 49). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Mevcut olayda çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için yayında kamu yararı bulunup bulunmadığının, genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığının, toplumsal ilginin varlığının, kullanılan ifadelerin türünün, içeriğinin, şeklinin ve sonuçlarının, hedef alınan kişinin kim olduğunun, ünlülük derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışlarının, kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 44; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 56; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73).

34. Söz konusu değerlendirmelerde derece mahkemelerinin belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, bir kısıtlamanın ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı hususuna karar vermede yetki sahibi olan iç hukuktaki son mercidir (Sinan Baran, B. No: 2015/11494, 11/6/2018, § 37).

35. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirken derece mahkemelerinin yerini almak değil söz konusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesi açısından doğruluğunu denetlemektir (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 76). Anayasa Mahkemesi; somut olayın koşullarında başvurucunun kullandığı ifadeler nedeniyle hapis cezasına mahkûm edilmesinin zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelip gelmediğini, gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığını, bunu haklı göstermek için ortaya konan gerekçelerin ilgili ve yeterli görünüp görünmediğini davanın bütününe bakarak değerlendirecektir (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 120; Sinan Baran, § 38). O hâlde çözümlenmesi gereken esas mesele, derece mahkemelerinin başvurucunun düşünce açıklamalarının bu sözlerin muhatabı olan kişinin şeref ve itibarını zedelediğini ikna edici bir biçimde ortaya koyup koymadığı olacaktır.

(2) Somut Olayın Değerlendirilmesi

36. Başvuru konusu olay, müştekinin gördüğü rüyalar etrafında şekillenmiştir. Köy imamı olan müştekinin rüyalarında bir İslam şehidinin mezarını gördüğünü söylemesi üzerine köylüler ve çevre köylerdeki imamların katılımıyla bir kazı çalışması yapılmıştır. Ancak çalışmalar sonucunda müştekinin işaret ettiği yerde bahse konu kişinin mezarına rastlanılamamıştır. Başvurucu, anılan kazı çalışmalarını müştekinin karıştığı adli olaya ve hapishaneye girmesine, gördüğü psikolojik tedaviye ve yeniden evlenmesine ilişkin bilgilere de yer vererek haberleştirmiştir (bkz. § 8). Derece mahkemesi, anılan bilgilerin haberin ana konusuyla ilgili olmadığını ve yayınlanmasında kamu yararı bulunmadığını belirterek özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle başvurucunun manevi tazminat ödemesine karar vermiştir (bkz. § 10).

37. Müşteki başvuruya konu haberde geçen kazı çalışmasına konu mezarın 900 yıllık ve Selçuklular döneminden kaldığını iddia etmiştir. Bu anlamda anılan mezarın tarihi bir niteliğe sahip olduğu kuşkusuzdur. Kazı sürecine bakıldığında ise bu gibi çalışmalara ilişkin bilimsel -kazı bilimi olarak da adlandırılan arkeolojinin öngördüğü- yöntemlerin takip edildiği ya da haricen başka araştırmaların yapıldığını gösterir nitelikte herhangi bir bilgi ve belgenin başvuru dosyasına sunulmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre kazı çalışmasının tek gerekçesinin müştekinin gördüğü rüyalar olduğu ve kazı alanının haricen bir incelemeye tabi tutulmaksızın müştekinin yönlendirmesiyle belirlenerek çalışmalara başlandığı kabul edilebilir.

38. Somut olayda, kullanılan kişisel bilgilerin gerçek olmadığı ya da yanıltıcı olduğu yönünde bir iddia ileri sürülmemiş olup, bu anlamda kullanılan ifadelerin kanıtlanmaya muhtaç olmayan maddi vakıaların açıklanması niteliğinde olduğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde verilen bilgilerin doğruluğunun sınanmasından ziyade bilgilerin haberdeki rolünün ve kamusal yönünün irdelenmesi gerekmektedir.

39. Rüya kişinin genellikle REM uykusu esnasında deneyimlediği görsel ve işitsel algı temelli duygular bütünü olarak tanımlanmakta olan bir olgudur. Buna göre rüyanın kişiye dair özellikler taşıdığı ve kaynağını kişinin düşünce dünyası ve tecrübelerinden aldığı söylenebilir. Başvuru konusu haberde müştekinin adli güvenilirliğine, psikolojik durumuna ve aile düzenine vurgu yapılarak bir anlamda müştekiye dair kişisel bilgiler üzerinden kazı çalışmasının gerekçesi olan rüyanın güvenilirliğinin sorgulandığı ve kazı çalışmasının bir bütün olarak eleştirel bir dille haberleştirildiği anlaşılmaktadır.

40. Başvuruya konu olay ülkenin kırsal bir bölgesinde küçük bir köyde gerçekleşmiştir. Bununla birlikte anılan olayın toplumun ilgisini çeken ve gazetecilik açısından haber değeri yüksek bir olay olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Nitekim kazı çalışmaları ulusal basında da birçok habere konu edilmiş, ülke çapında bilinir hâle gelmiş ve toplumsal ilgiyi kendisine çekmeyi başarmıştır. Bu bağlamda bir haber veya yazının kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber veya makalenin yayımlanmasına o kadar rıza göstermesi gerekeceği hatırlanmalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. İlhan Cihaner (2), § 74; Kadir Sağdıç, § 67; Seray Şahiner Özkan, B. No: 2016/6439, 9/6/2021, § 43).

41. Somut olayda bilgilendirilen idari yetkililerce müştekinin rüyalarına belirli bir değer verilmesinin yapılan kazının temelini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu, müştekinin işaret ettiği yerde "İslam şehidinin" mezarının bulunması için yapılan kazıya yirmi kadar imamın katılması bilgisine yer vermiş ve bu yolla haberin esaslı bir unsuru olarak müştekinin kamu görevlisi bir imam olmasını öne çıkarmaya çalışmıştır. Başvurucu verdiği bilgiler ile aynı zamanda toplumda belirli derecede etkinliği olan bir din adamının nesnel temeli olmayan iddialarına kendilerine bildirimde bulunulan kamu makamlarının ses çıkarmamasını ve çok sayıda kamu görevlisinin müştekiye eşlik etmesini anlamakta zorlandığını göstermeyi hedeflemiş görünmektedir (din adamlarının görevlerine ilişkin açıklamalar için bkz. Abdulhakim Şendül, B. No: 2017/26742, 17/11/2021, § 35).

42. Haberde verilen bilgilerden bir kısmı kamuoyunun ilgisini çeken nadir görülen bir olayın kahramanı olan müştekiyi hayali bir kişilik olmaktan çıkartarak onu gerçek bir kişi olarak resmetmek için zikredilmiştir. Hiç şüphesiz başvurucu haberde yer verdiği bazı bilgileri ise müştekinin genel psikolojisini göstermek için paylaşmıştır. İtiraz da edilmeyen iddiaya göre müşteki silahlı bir olaya karışarak hürriyeti bağlayıcı bir ceza almış ve ceza infaz kurumunda psikolojik tedavi görmüştür. Müşteki ile ilgili olarak verilen bu bilgiler gördüğü rüyaların gerçekliği konusunda çevresini ikna eden müştekinin psikolojisini göstermeye hizmet etmektedir. Netice itibarıyla başvurucunun müşteki hakkında verdiği bilgiler ile habere konu olay arasında kuvvetli fikri bağlar bulunduğu kanaatine ulaşılmıştır.

43. Somut olayda sözleriyle çok sayıda meslektaşını birlikte hareket etmeye bir şekilde ikna eden müşteki, bir gazeteci tarafından haberleştirilmeye kendi eylemleriyle neden olmuştur. Mevcut başvurunun koşullarında bir gazeteci olarak başvurucunun müştekinin sözlerini ve davranışlarını takip etmesi, onlar hakkında fikir oluşturarak kamuoyunu bilgilendirmeye hatta yönlendirmeye çalışması demokratik bir toplumda kaçınılmazdır. Rahatsız edici de olsa kendi eylemleriyle toplumun önüne çıkan kişilerin hayatlarının mahrem alanlarına ait olmayan ve eylemlerinin anlaşılmasına yarayan haber ve eleştirilerin cezalandırılması caydırıcı etki doğurarak toplumdaki ve kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açabilir. Cezalandırılma korkusu, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine engel olur (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ergün Poyraz (2), § 79; Mehmet Güngör, B. No: 2016/14951, 11/12/2019, § 44). Bu nedenle mevcut başvurunun koşullarında yaptığı haber ve iddiaları müştekinin itibarına sebepsiz ve keyfî bir saldırı oluşturmayan başvurucunun manevi tazminat ödemesine karar verilmesi, bilgilendirme ve eleştiri ortamına zarar vereceği açıktır.

44. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde bireylerin anayasal hakları ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin dava konusu olguları değerlendirmesine ve hukuku yorumlamasına müdahalede bulunmaz (Önder Balıkçı, § 47; Haci Boğatekin (2), § 49; Mehmet Güngör, § 45). Buna karşılık yukarıdaki tespitler dikkate alındığında ilk derece mahkemesi tarafından başvurucunun tazminat ödemeye mahkûm edilmesinin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğinin çatışan haklar arasında adil bir dengelemeye dayanan bir gerekçe ile ortaya konulduğunun kabul edilmesi mümkün olmamıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

46. Başvurucu yargılamanın makul süre içinde tamamlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

48. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

49. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41, 45).

50. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında yaklaşık 6 yıllık yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

51. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

52. Başvurucu, ihlalin tespiti ile birlikte 50.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

53. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

54. İfade ve basın özgürlüğü açısından ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya 7.500 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan başvurucunun uğradığını iddia ettiği zararla ilgili bilgi ve belge sunulmadığından maddi tazminat talebi reddedilmiştir.

55. Makul sürede yargılanma hakkına yönelik olarak tespit edilen ihlalin yeniden yargılama yapılmasıyla giderilmesi mümkün değildir. Buna göre makul sürede yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından etkin giderim yolu tazminat olarak görülmektedir. Bu nedenle makul sürede yargılanma hakkı yönünden ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya 22.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. 1. Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Gerger Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2019/21, K.2019/44) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/5/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Haci Boğatekin (5), B. No: 2019/24321, 25/5/2022, § …)
   
Başvuru Adı HACİ BOĞATEKİN (5)
Başvuru No 2019/24321
Başvuru Tarihi 10/7/2019
Karar Tarihi 25/5/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, gazeteci olan başvurucunun internet sitesinde yaptığı haber nedeniyle tazminat ödemeye mahkûm edilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
İfade özgürlüğü İfade özgürlüğü - şeref ve itibar dengesi İhlal Yeniden yargılama
Adil yargılanma hakkı (Hukuk) Makul sürede yargılanma hakkı (hukuk) İhlal Manevi tazminat

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5237 Türk Ceza Kanunu 125
6098 Türk Borçlar Kanunu 49
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi