TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
FERHAT DEĞER OTOMOTİV İTHALAT İHRACAT SANAYİ VE TİCARET A.Ş. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2019/36730)
Karar Tarihi: 13/9/2022
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Basri BAĞCI
Kenan YAŞAR
Raportör
Ayhan KILIÇ
Başvurucu
Ferhat Değer Otomotiv İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Vekili
Av. Ahmet DOKUCU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; nakliye sırasında çalınan malların bedelinin tazmini istemiyle nakliyeci aleyhine açılan davada yeterli inceleme yapılmadan karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, bölge adliye mahkemesi kararının kesin olması nedeniyle de hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/11/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
3. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
4. Başvurucu, araç lastiği ticaretiyle uğraşan bir anonim şirkettir.
A. Olayın Arka Planı
5. Başvurucu, 7/8/2014 tarihli ve 27.500 TL tutarlı fatura içeriğinde yer alan lastik emtiasını İzmir'den Adıyaman'a naklettirmek üzere 8/8/2014 tarihinde 27 V ... plakalı ve F.B.ye ait olan kamyonun sürücüsü İ.E.ye teslim etmiştir. Emtianın İ.E.ye teslim edildiğini gösteren ve taşıma komisyonculuğu işiyle uğraşan M.K.ya ait E. Taşımacılık Ticaret isimli işletmenin anteti ile adres bilgilerini içeren "Yükleme Talimatı" başlıklı bir belge mevcuttur. İ.E.nin bu belgede imzası bulunmaktadır. Bu belgeye göre emtianın taşınması işi 450 TL bedel karşılığında yapılacaktır. Ancak belirtilen belgede E. Taşımacılık Ticaret işletmesinin yetkililerinin imzası bulunmamaktadır. Ayrıca E. Taşımacılık Ticaret işletmesi tarafından düzenlenmiş bir nakliye faturası da mevcut değildir.
6. Taşıma konusu malların alıcıya teslim edilmemesi üzerine başvurucu suç duyurusunda bulunmuştur. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) yürütülen soruşturma kapsamında M.K.nın ifadesi alınmıştır. M.K. ifadesinde, kamyon sahibini tanımadığını ancak şoförü başka bir firmayı dolandırma olayından bildiğini belirtmiş; konuyla ilgili olarak M.Y.nin de dinlenmesini talep etmiştir.
7. (Aşağıda anlatılacak olan yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporunda özetlendiği kadarıyla) M.Y. kolluk görevlilerine verdiği ifadesinde; başvurucu Şirketin yetkilisi F.T.den gelen talep üzerine M.K.yı aradığını, her iki tarafın taşıma işi konusunda anlaştığını, emtianın alıcıya ulaşmadığını öğrenmesi üzerine M.K.nın şoförü defalarca aradığını ancak M.K.nın hırsızlık olayıyla bir ilgisinin bulunmadığını düşündüğünü beyan etmiştir.
8. Başvurucu Şirketin yetkilisi F.T.nin kolluk görevlilerine verdiği ifadesinde, Adıyaman'daki müşterisine lastik gönderilmesi için M.Y.yi aradığını, M.Y.nin M.K.ya ait E. Taşımacılık Ticaret isimli firmayı ayarladığını, emtiayı teslim almaya gelen kişinin E. Taşımacılık Ticaret isimli firmanın belgelerini getirdiğini belirtmiştir.
9. Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturmanın sonuçlarıyla ilgili olarak başvuru formunda herhangi bir bilgiye yer verilmemiştir.
10. Başvurucu 26/1/2015 tarihinde İzmir 25. İcra Dairesi Müdürlüğünde (İcra Dairesi) M.K. aleyhine icra takibi başlatmıştır. Başvurucu, emtianın bedeli olan 27.500 TL'nin faiziyle birlikte tahsil edilmesini talep etmiştir. İcra Dairesi M.K. adına ödeme emri düzenlemiştir. Ancak M.K.nın itirazı üzerine takip durmuştur.
B. İtirazın İptali Davasına İlişkin Süreç
11. Başvurucu 15/6/2015 tarihinde İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinde (Ticaret Mahkemesi) itirazın iptali davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; borçluya ait firmanın antet ve adresini içeren "Yükleme Talimatı" başlıklı bir belgede borçlunun şoförü İ.E.nin imzasının bulunduğunu, bunun da taşıma işinin borçlu M.K tarafından üstlenildiğini ispatladığını belirtmiştir. Dava dilekçesinde ayrıca başvurucu takibin iptali ile %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
12. M.K. cevap dilekçesinde, alacaklıyı tanımadığını ve onunla taşıma sözleşmesi akdetmediğini belirtmiştir. M.K.; "Yükleme Talimatı" başlıklı belgenin kendi işletmesine ait olmadığını, İ.E.nin kendisi adına hareket etmediğini ve -varsa- imzasının İ.E.yi bağlayacağını ifade etmiştir. Taşıma işiyle ilgili belgelerini bilgisayar ortamında düzenlediğini vurgulayan M.K., bilgisayar ortamında düzenlenen taşımacılık belgesinin bir örneğini Ticaret Mahkemesine ibraz etmiştir.
13. Başvurucu cevaba cevap dilekçesinde, "Yükleme Talimatı" başlıklı belgede imzası bulunan İ.E.nin borçlu adına çalışması sebebiyle imzasının borçluyu bağlayacağını ileri sürmüştür. Cevap dilekçesinde; belgenin sağ üst köşesinde bunun yetki belgesi mahiyetinde olduğunun yazılı olduğunu, sol üst köşesinde ise Ulaştırma Bakanlığı Yetki Belgesi'nin türü ile borçluya ait bilgisayar kaşesinin yer aldığını iddia etmiştir. Cevap dilekçesinde başvurucu ayrıca tanıklarının dinlenmesi hâlinde iddiasının gerçekliğinin anlaşılacağını ifade etmiştir.
14. Borçlunun ikinci cevap dilekçesinde ise taşıma sözleşmesi akdedildiği vakıası inkâr edilmiş, ayrıca tanık dinlenilmesi talebine de itiraz edilmiştir. M.K., "Yükleme Talimatı" başlıklı belgede kendi işletmesine ait antetin ve adres bilgisinin yer almasının bu belgenin kendisine ait olduğunu göstermediğini vurgulamış; bunların matbaa basımı olduğuna ve kendisinin veya yetkili kıldığı kişilerin imzasını taşımadığına işaret etmiştir. M.K. son olarak şoför İ.E.nin dolandırdığını iddia ettiği başka bir firmanın yetkilisinin tanıklığına müracaat edilmesini talep etmiştir.
15. Ticaret Mahkemesince bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Ticaret hukuku alanında uzman bir akademisyen ve bir mali müşavir tarafından bilirkişi raporu adı altında düzenlenen ancak büyük ölçüde hukuki mütalaa mahiyetinde olan 4/10/2016 havale tarihli raporda özetle şunlar ifade edilmiştir:
i. Başvurucunun dayandığı "Yükleme Talimatı" başlıklı belgede davacının ya da davalının imzası bulunmamaktadır. Belgenin araç sürücüsüne ait imza bölümündeki imzanın şoför İ.E.ye ait olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Ayrıca başvurucunun emtiayı davalıya teslim ettiğine dair bir belge bulunmadığı gibi başvurucu, emtianın kime teslim edildiğini gösteren bir belge de sunmamıştır. Başvurucunun yevmiye defteri incelendiğinde kamyon sahibinin ya da şoförün adına rastlanmamıştır. Bu durumda başvurucunun emtiayı taşımak üzere borçluya veya çalışanına teslim ettiğini ispatlayamadığı sonucuna varmak mümkündür.
ii. Öte yandan başvurucunun dayandığı "Yükleme Talimatı" başlıklı belge borçlunun işletmesinin anteti ile adresini taşımaktadır. Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında M.K.nın kendisinin dinlenilmesini talep ettiği M.Y., başvurucu ile borçlunun taşıma konusunda anlaştığını beyan etmiştir. Borçlunun başka işlerde kullandığı diğer antetli kâğıtların şekil ve içerik yönünden "Yükleme Talimatı" başlıklı belgeyle aynı olduğu görülmektedir. Borçluya ait antetli kâğıdın rızası dışında başkaları tarafından kullanılamayacağı gibi borçlunun başka işlerde kullandığı antetli kâğıtlardan anlaşılacağı üzere taşıma işlerini 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 929. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca ifa yardımcısı konumundaki şoförlere yaptırdığı anlaşılmaktadır. Bu durumda borçlu, ifa yardımcısı konumundaki kişilerin fiillerinden 6102 sayılı Kanun'un 928. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince sorumludur.
16. M.K. bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde M.K.; nakliye faturasının bulunmadığına, "Yükleme Talimatı" başlıklı belgede M.K.nın imzasının olmadığına dikkat çekmiş, ayrıca 450 TL nakliye bedelinin çok düşük olduğunu vurgulamış ve rayiç bedelinin çok altında bir bedelle taşıma yapmasının hayatın olağan akışına uygun düşmediğini belirtmiştir. Dilekçede ayrıca M.Y.nin ceza soruşturması kapsamında verdiği beyanının raporda yanlış aktarıldığını, M.Y.nin karakolda verdiği ifadesinde M.K.yı değil M.K.nın elamanını aradığını beyan ettiğini ifade etmiştir. M.K. dilekçede son olarak M.Y.nin beyanının netleştirilmesi amacıyla tanık olarak dinlenilmesini talep etmiştir.
17. Ticaret Mahkemesi 24/11/2016 tarihinde davayı kabul ederek borçlunun itirazının iptaline, takibin devamına ve %20 icra inkâr tazminatının borçlu tarafından başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, bilirkişi raporunun hükme esas alınmaya elverişli bulunduğu belirtildikten sonra başvurucunun M.Y. vasıtasıyla M.K. ile emtianın taşınması konusunda anlaştıkları belirtilmiştir. Varılan bu kanaatin dayanağı olarak M.Y. ile başvurucunun çalışanı F.T.nin beyanları gösterilmiştir. Ceza soruşturmasında M.Y.nin dinlenilmesini bizzat borçlunun talep ettiğinin vurgulandığı kararda, başvurucunun elinde bulunan ve borçluya ait olduğu bilirkişi raporlarıyla da belirlenen E. Taşımacılık Ticaret antetli belgeyle borçlunun taşıma işini üstlendiği ifade edilmiştir. Kararda, şoför İ.E.nin borçlunun ifa yardımcısı olduğu sonucuna ulaşılarak bu kişinin fiilinden borçlunun sorumlu olduğu açıklanmıştır.
18. Borçlu bu karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde esas itibarıyla ilk derece aşamasında Ticaret Mahkemesine sunulan dilekçelerdeki iddialar tekrarlanmıştır. Dilekçede ek olarak M.Y. ve F.T.nin karakolda alınan ifadelerinin hükme esas alınamayacağı ileri sürülmüştür.
19. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) duruşma açarak yargılama yapmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi 17/4/2019 tarihli duruşmada M.Y. ve F.T.yi tanık olarak dinlemiştir. M.Y. ifadesinde; başvurucunun kamyon aradığını bildirmesi üzerine başvurucuya M.K.nın işletmesinden bahsettiğini, tarafların telefonlarını birbirlerine vererek tarafları görüştürdüğünü beyan etmiştir. M.Y.; kamyonu ve yüklenen emtiayı görmediği gibi taşıma ücreti verildiğine de şahit olmadığını, sadece tarafların irtibat kurmasına yardımcı olduğunu belirtmiştir.
20. F.T. ifadesinde; olay sırasında başvurucu Şirketin depo sorumlusu olduğunu, Adıyaman'a gönderilecek emtia için M.Y.nin E. Taşımacılık Ticaret işletmesini önerdiğini belirtmiş; kamyonun gönderilmesi hususunda borçlu firmayla telefonla veya yüz yüze görüşme yapmadıklarını açıklamıştır. Kamyon şoförünün E. Taşımacılık Ticaret işletmesine ait belgeyle geldiğini belirten F.T., emtiayı kamyona yükleyerek 450 TL nakliye ücretini bizzat ödediğini beyan etmiştir.
21. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 25/9/2019 tarihinde istinaf istemini kabul ederek Ticaret Mahkemesi kararını kaldırmış ve davayı esastan ve kesin olarak reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucu ile M.K. arasında emtianın taşınması hususunda bir hukuki ilişkinin bulunmadığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca M.K.nın sorumluluğunu gerektirir ve malların kaybolması veya çalınması şeklindeki olası haksız fiil ile ilgili olarak da davalının illiyet bağını oluşturur bir eyleminin de bulunmadığı hususunun ceza dosyasında ve Bölge Adliye Mahkemesince dinlenilen tanık beyanları ile dosya kapsamından anlaşıldığı ifade edilmiştir. Nihai karar 4/11/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
22. 6102 sayılı Kanun'un 928. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Taşıma işleri komisyoncusu, zilyetliğinde bulunan eşyanın zıyaından ve hasarından sorumludur. 876 ilâ 878 inci, 880 ve 881 inci maddeler ile, 882 nci maddenin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları ve 883 üncü, 885 ilâ 887 nci maddeler kıyas yoluyla uygulanır."
23. 6102 sayılı Kanun'un 929. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Taşıma işleri komisyoncusu;
...
b) Taşımanın yerine getirilmesi için yararlandığı kişilerin, görevlerini yapmaları sırasındaki fiil ve ihmallerinden, kendi fiil ve ihmali gibi sorumludur."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Anayasa Mahkemesinin 13/9/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu, emtianın davalının ihmali sebebiyle çalındığı hâlde zararının tazmin edilmemesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
26. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
28. Somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan bir müdahale mevcut olmayıp özel kişiler arasında ortaya çıkan bir uyuşmazlık söz konusudur. Dolayısıyla başvuruda, devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri yönünden inceleme yapılması gerekmektedir.
i. Mülkün Varlığı
29. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaati olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).
30. Çalınan lastik emtiasının başvurucunun mülkiyetinde bulunduğu, dolayısıyla mülkün mevcut olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
ii. Genel İlkeler
31. Mülkiyet hakkının korunmasının devlete birtakım pozitif yükümlülükler yüklediği hususu Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında açık bir biçimde düzenlenmemiş ise de bu güvencenin sadece devlete atfedilebilen müdahalelere yönelik sınırlamalar getirdiği, bireyi üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korumasız bıraktığı düşünülemez. Pozitif yükümlülüklerin ortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamda koruma sağlanmasıdır. Buna göre anılan maddede bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Gerçek anlamda koruma sağlanması için devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitif yükümlülüklerinin de olması gerekir. Dolayısıyla Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu bağlamda söz konusu pozitif yükümlülükler, kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, §§ 34-38; Eyyüp Boynukara, B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 43).
32. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içeren etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma, oluşturulan bu hukuksal çerçeve kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmek sorumluluklarını da içermektedir (Selahattin Turan, B. No: 2014/11410, 22/6/2017, § 41).
33. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda tarafların birbirleriyle çatışan menfaatleri bulunmaktadır. Dolayısıyla tarafların karşı karşıya gelen menfaatleri çerçevesinde mülkiyet hakkını korumakla yükümlü bulunan devletin maddi ve usule ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği dikkate alınarak sonuca varılmalıdır. Bu bağlamda ilk olarak belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanun hükmünün mevcut olup olmadığı irdelenmelidir (Hüseyin Ak, B. No: 2016/77854, 1/7/2020, § 53).
34. İkinci olarak başvuruculara mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye etkin bir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığı incelenmelidir. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).
35. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve GMO Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/12563, 24/5/2018, § 52).
36. Son olarak ise başvurucuların mülkiyet haklarını koruyacak ve yeterli güvenceler sağlayacak hukuksal mekanizmaların oluşturulup oluşturulmadığı incelenmelidir. Özel kişilerin mülkiyet haklarının çatıştığı bu gibi durumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, kanun koyucuya ve somut olayın koşulları gözönünde bulundurularak derece mahkemelerine ait bir yetkidir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca da yol açmaması gerekir. Menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine bireysel olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi, pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir. Olayın bütün koşulları ve taraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak menfaatlerin adil bir şekilde dengelenip dengelenmediği değerlendirilmelidir (Faik Tari ve Sultan Tari, B. No: 2014/12321, 20/7/2017, § 52).
iii. İlkelerin Olaya Uygulanması
37. Pozitif yükümlülükler yönünden ilkin incelenmesi gereken mesele mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye ilişkin olarak başvurucuya etkin bir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığıdır. Başvurucunun iddia ve itirazlarını derece mahkemelerinde ileri sürme hususunda hiçbir engelle karşılaşmadığı, kendisini avukatla temsil ettirebildiği görülmektedir.
38. Bununla birlikte başvurucunun iddialarını ileri sürme imkânını elde etmesi yeterli olmayıp derece mahkemelerinin başvurucunun uyuşmazlığın esasını etkileyen iddialarını ciddiyetle ele alması ve incelemesi de gerekir. Bu bağlamda başvurucunun emtianın M.K. tarafından taşındığını, dolayısıyla emtianın çalınmasında M.K.nın kusurunun bulunduğunu ileri sürdüğü görülmektedir. Uyuşmazlıktaki temel anlaşmazlık noktasının da başvurucu ile M.K. arasında taşıma sözleşmesi akdedilip akdedilmediği olduğu anlaşılmaktadır.
39. Ticaret Mahkemesi, M.K. hakkında yürütülen ceza soruşturması sırasında M.K.nın talebiyle beyanına başvurulan M.Y. ile başvurucunun çalışanı F.T.nin anlatımına ve "Yükleme Talimatı" başlıklı belgenin M.K.nın ticari işletmesinin anteti ile adresini taşımasına dayanarak başvurucu ile M.K. arasında taşıma sözleşmesinin kurulduğu hükmüne varmıştır. Ticaret Mahkemesine göre borçlu, başvurucunun elinde bulunan ve borçluya ait olduğu bilirkişi raporlarıyla da belirlenen E. Taşımacılık Ticaret antetli belgeyle taşıma işini üstlenmiştir. Şoför İ.E. borçlunun ifa yardımcısı konumunda olduğundan borçlu, İ.E.nin fiilinden sorumludur. Buna karşılık Bölge Adliye Mahkemesi duruşma açarak yaptığı yargılamada, M.Y. ile F.T.yi duruşmada dinledikten sonra başvurucu ile M.K. arasında emtianın taşınması hususunda bir hukuki ilişkinin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
40. Uyuşmazlıktaki maddi vakıaların ispatlanması için sunulan delillerin değerlendirilmesi ve bunların ispata yeterli olup olmadığının karara bağlanması kural olarak derece mahkemelerinin yetkisindedir. Keyfîlik veya bariz takdir hatası içermedikçe Anayasa Mahkemesinin kendi değerlendirmesini derece mahkemelerininkinin yerine ikame etmesi bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (Necati Gündüz, Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26; Muhammet Kaplan, B. No: 2013/1586, 18/9/2013, § 21).
41. Ticaret Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesinin taşıma sözleşmesinin kurulup kurulmadığı meselesini karara bağlarken esas itibarıyla M.Y. ile F.T.nin anlatımlarına dayandığı anlaşılmaktadır. Ticaret Mahkemesi anılan kişilerin M.K. hakkında yürütülen ceza soruşturması sırasında kolluk görevlilerine verdiği beyanlara dayanmakta iken Bölge Adliye Mahkemesi bu kişileri duruşmada dinlemiş ve söz konusu kişilerin duruşmadaki beyanlarına dayanarak hükmünü kurmuştur.
42. M.Y. ile F.T.nin -bilirkişi raporuna aktarıldığı kadarıyla- kolluktaki beyanları ile Bölge Adliye Mahkemesince yapılan duruşmadaki beyanlarının aynı olmadığı görülmektedir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında anılan kişilerin kolluktaki beyanları ile duruşmadaki beyanlarının neden farklı olduğu ve hangi sebeple duruşmadaki beyanlarına üstünlük tanındığı açıklanmamıştır. M.K.nın yargılama sürecinde sunduğu dilekçelerde anılan kişilerin kollukta verdiği beyanların Ticaret Mahkemesi kararına esas alınan bilirkişi raporuna doğru bir biçimde aktarılmadığını ileri sürdüğü ve Bölge Adliye Mahkemesinin bu iddiayı esas alarak M.Y. ile F.T.yi tanık olarak dinlediği görülmekle birlikte Bölge Adliye Mahkemesinin M.Y. ile F.T.nin kolluktaki beyanlarının ne yönde olduğuna dair bir araştırma yapmadığı ve kolluktakinden farklı beyanda bulunma durumu söz konusuysa bunun uyuşmazlığa etkisinin ne olduğunu değerlendirmediği gözlemlenmektedir. Öte yandan M.K.nın izni olmadan işletmesinin antetini içeren belge kullanımına yönelik olarak herhangi bir suç duyurusunda bulunup bulunmadığının da araştırılmadığı anlaşılmaktadır.
43. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesinin başvurucunun uyuşmazlığın esasına etkili iddialarını araştırmamış olması devletin, mülkiyet hakkının korunması ödevinden doğan pozitif yükümlülüklerinin gerektirdiği özende bir inceleme yapılmaması sonucunu doğurmuştur.
44. Sonuç olarak başvurucu tarafından açılan davada yapılan incelemedeki özen eksikliğinin devletin Anayasa'nın 35. maddesinin öngördüğü pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiği kanaatine ulaşılmıştır.
45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Hükmün Denetlenmesini Talep Etme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
46. Başvurucu, istinaf incelemesi sonucunda verilen kararın kesin olması sebebiyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Anayasa Mahkemesi, somut norm denetiminde verdiği 27/12/2018 tarihli ve E.2018/71, K.2018/118 sayılı kararıyla hükmün denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti ile güvence altına alındığına hükmetmiştir.
48. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
49. Anayasa Mahkemesi Ömer Şanlı (B. No: 2015/7304, 22/1/2019) başvurusuna ilişkin kararında hükmün denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa'da güvence altına alınmış olmakla birlikte Sözleşme ve ülkemizin taraf olduğu ek protokoller, medeni hak yükümlülüklere ilişkin yargılama süreçleri (hukuk yargısı ile idari yargı alanı) yönünden söz konusu hakka dair bir güvence içermediğini belirtmiştir. Dolayısıyla medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklar yönünden hükmün denetlenmesini talep etme hakkının Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanının dışında kaldığı, bu nedenle anılan hakka dair bir ihlal iddiasının incelenebilmesi için yargılamanın ceza hukuku alanına ilişkin olması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca kararda, bir yaptırımın veya hukuki bir tasarrufun/işlemin hangi koşullarla suç isnadı niteliğinde sayılıp suç ve cezalara ilişkin güvenceler kapsamında değerlendirilebileceği hususunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararlarında açıkça ifade edildiği belirtilmiştir (Engel ve diğerleri/Hollanda [GK], B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976 ; Benham/Birleşik Krallık [BD], B. No: 19380/92, 10/6/1996; Anayasa Mahkemesi kararları için bkz. D.M.Ç, B. No: 2014/16941, 24/1/2018; B.Y.Ç., B. No: 2013/4554, 15/12/2015; Selçuk Özbölük, B. No: 2015/7206, 14/11/2018).
50. Somut bireysel başvuruya konu yargılama sürecinin suç isnadına ilişkin olmadığı açıktır. Bu hâle göre başvuru dilekçesinde ifade edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik hükmün denetlenmesini talep etme hakkı Anayasa ve Sözleşme'nin, ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerin ortak koruma alanı kapsamı dışında kaldığından bu hakka ilişkin ihlal iddiasının incelenmesi Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dışındadır.
51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Giderim Yönünden
52. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesine ve 27.950 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
53. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinde yer almaktadır.
54. Başvuruda tespit edilen mülkiyet hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
55. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamaya hükmedilmesinin yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebi reddedilmiştir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesine (E.2015/711, K.2016/1169) GÖNDERİLMESİNE,
D. 364,60 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.264,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE 13/9/2022 tarihinde karar verildi.