logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ömer Fuat Özçelebi [1.B.], B. No: 2020/24279, 6/10/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ÖMER FUAT ÖZÇELEBİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/24279)

 

Karar Tarihi: 6/10/2022

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Mehmet Yavuz YAŞAR

Başvurucu

:

Ömer Fuat ÖZÇELEBİ

Vekili

:

Av. Ahmet Cengiz TANGÖREN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlere tanınan yeni bir başvuru yolu kapsamında yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davada uyuşmazlığın çözümünde etkili iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/7/2020 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, subay statüsünde görev yapmakta iken disiplinsizlik gerekçesiyle, 1998 tarihli Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) kararıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ilişiği kesilmiştir.

9. 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun geçici 32. maddesi uyarınca 12/3/1971 tarihi sonrasındaki yargı denetimine kapalı idari işlemler veya YAŞ kararlarıyla TSK'dan ilişiği kesilenlere bazı haklarının iadesinin sağlanması amacıyla idareye başvuru imkânı getirmiş ve bu hükümden yararlanabilmek için 6191 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren 60 gün içinde Millî Savunma Bakanlığına (MSB) başvurulması gerektiği hükme bağlanmıştır. Bunun üzerine başvurucu, YAŞ kararı ile ihraç edilen personele sağlanan imkânlardan (maaş, tazminat vb.) faydalanmak için başvuruda bulunmuş ancak MSB tarafından talep reddedilmiştir.

10. Başvurucunun bu idari işlemin iptali talebiyle açtığı davada, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinin 19/2/2013 tarihli ve E.2012/493, K.2013/212 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde; davacının geçici 32. maddeden yararlanmak için gerekli olan yargı denetimine kapalı işlemlerle TSK'dan ilişiğinin kesilmiş olması şartını taşıdığının açık olduğu, bununla birlikte disiplin durumu incelendiğinde davacının irticai amaçlı propaganda yaptığı, astları arasında ideolojilerine göre ayırım yaptığı, aynı ideolojiyi benimseyen personel ile yakın ilişki içinde olduğu, Atatürk'ü birçok din adamını yok etmekle suçladığı, Atatürk ilkeleri ile Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin temel ilkelerine karşı olduğunun istihbar edildiğine vurgu yapılmıştır. Öte yandan 1997 yılında Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret etme suçundan hakkında açılan kamu davasında, askerî mahkemece 1998 yılında verilen kararda, üzerine atılı suçun sabit görülerek bir yıl hapis cezasıyla tecziyesine karar verildiğine işaret edilmiştir. Cezanın paraya çevrilmemesi ve ertelenmemesine ilişkin hükmün Askerî Yargıtay Beşinci Dairesinin 1998 yılındaki kararıyla bozulmakla birlikte askerî mahkemece ilk kararda direnilmesi üzerine dosyaya bakan Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 2000 yılındaki kararıyla, müsnet suçun sübuta erdiği kabul edilerek YAŞ'a sevkedildiğinin görüldüğüne dikkat çekilmiştir. Son olarak davacının bu durumu dikkate alındığında, davalı idare tarafından tesis edilen işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

11. Başvurucunun bu karara yaptığı karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 26/11/2013 tarih ve E.2013/1096, K.2013/1144 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

12. Bu karar 26/12/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş ve başvurucu tarafından 24/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi 31/12/2014 tarihli kararla başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.

13. Diğer taraftan başvurucu, AYİM'de açtığı davanın reddedilmesinin temel gerekçesi olan Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret etme suçundan yargılandığı ceza davasında askerî mahkemenin görevsizlik kararı ile dosyayı göndermesi üzerine davanın tekrar görülmeye başlandığı İzmir 17. Asliye Ceza Mahkemesinde 2/7/2009 tarihli ve E.2009/226, K.2009/653 sayılı karar ile mahkûm edilmiş ve hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 30/4/2013 tarihli ve E.2012/3448, K.2013/6816 sayılı kararı ile onanmıştır.

14. Başvurucu Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret etme suçundan yargılandığı ceza davası sonucunda verilen kesinleşmiş hükme karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuruda bulunmuş ve AİHM 23/6/2015 tarihli ve 34823/05 başvuru numaralı kararı ile başvurucunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 10. maddesinde belirtilen ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. İhlal kararı üzerine yeniden yargılama yapan İzmir 17. Asliye Ceza Mahkemesi 22/10/2015 tarihli ek kararı ile başvurucunun beraatine hükmetmiştir.

15. Beraat kararı üzerine başvurucu yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunmuş, talebi inceleyen Ankara 5. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 28/2/2018 tarihli ara kararı ile yargılamanın yenilenmesini kabul etmiş ancak 18/4/2018 tarihli ve E.2018/170, K.2018/985 sayılı kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Mahkemenin gerekçesi şu şekildedir:

 “…Uyuşmazlıkta, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin 19.02.2013 tarihli ve E:2012/493, K:2013/212 sayılı kararında yer alan davacının 1998 tarihli Yüksek Askeri Şura kararı ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç edilmesine yönelik işlemin dayanakları yukarıda belirtilen 'bir yıllık hapis cezası'na ilişkin mahkumiyet hükmü ile davacı hakkında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı'nca düzenlenen rapordur.

Bu itibarla Mahkememizin, 28.02.2018 tarihli ara kararı ile davalı idareden, 'Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin 19.02.2013 tarihli ve E:2012/493, K:2013/212 sayılı kararında yer verilen ve davacı hakkında düzenlendiği belirtilen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı raporunun aslı veya onaylı bir örneğinin sunulmasının istenilmesine' karar verilmiş olup, buna cevaben davalı idarece sunulan ve 13.04.2018 tarihinde Mahkememiz kayıtlarına giren dilekçe ekinde bulunan istihbarat raporun İstihbarat Daire Başkanı tarafından imzalı olduğu ve sicil amirleri ile değişik kaynaklardan elde edilen bilgiler sonucu davacı hakkında irticai faaliyetlerde bulunduğu şeklinde bir takım tespitlere ve istihbari bilgilere yer verildiği 18.04.2018 tarih itibariyle UYAP kayıtlarının incelenmesinden de bu tespitleri destekleyecek şekilde davacı hakkında 'FETÖ-PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma' ve 'FETÖ-PDY-Terörizmin Finansmanın Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet' suçlarından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/145 esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığı ve sanık sıfatıyla yargılamasının devam ettiği görülmüştür.

Bu durumda, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafından 2011 yılında 926 sayılı Kanuna eklenen Geçici 32. maddeden yararlandırılma talebiyle yapılan başvurunun reddi yönünde tesis edilen davaya konu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.”

16. İdare Mahkemesi kararı üzerine başvurucu, Ankara Bölge İdare Mahkemesine istinaf talebinde bulunmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi 31/10/2018 tarihli ve E.2018/2481, K.2018/2880 sayılı kararı ile istemi reddetmiştir.

17. Bu arada Mahkeme kararında belirtilen başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY'ye üye olma, 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'a muhalefet suçlarından görülen davada ise İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/11/2018 tarihli ve E.2018/91, K.2018/187 sayılı kararı ile başvurucunun beraatine karar verilmiş; yapılan istinaf başvurusunun da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 28/1/2020 tarihli ve E.2019/132, K.2020/136 sayılı kararı ile esastan reddedilerek hükmün bu şekilde kesinleştiği görülmüştür.

18. Bölge İdare Mahkemesinin kararı üzerine yapılan temyiz incelemesinde ise Danıştay Onikinci Dairesi (Daire) 17/2/2020 tarihli ve E.2019/1562, K.2020/1317 sayılı kararı ile hükmü gerekçeli olarak onamıştır. Dairenin gerekçesi şu şekildedir:

 “…Her ne kadar Ankara 5. İdare Mahkemesinin 18.04.2018 tarih ve E:2018/170, K:2018/985 sayılı kararında 18.04.2018 tarih itibariyle UYAP kayıtlarının incelenmesinden davacı ile ilgili yapılan tespitleri destekleyecek şekilde davacı hakkında 'FETÖ-PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma' ve 'FETÖ-PDY-Terörizmin Finansmanın Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet' suçlarından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/145 esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığı ve sanık sıfatıyla yargılamasının devam ettiğinin görüldüğü belirtilse de, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/145 esas sayılı dosyasından tefrikle Mahkemenin 2018/91 esasında davacı ile ilgili görülen davada 27/11/2018 tarih ve 2018/187 karar sayılı karar ile davacının beraatine karar verildiği, karara karşı yapılan istinaf başvurusu talebinin de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 28/01/2020 tarih ve E:2019/132, K:2020/136 sayılı kararı ile esastan reddine karar verildiği görülmüştür.

Davacı hakkında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı'nca düzenlenen rapor ve dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde davacı tarafından 2011 yılında 926 sayılı Kanuna eklenen Geçici 32. maddeden yararlandırılma talebiyle yapılan başvurunun reddi yönünde tesis edilen davaya konu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi talebi kabul edilerek yeniden incelenen davanın reddine dair verilen karara karşı yapılan istinaf talebinin reddi yolundaki temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

19. Başvurucu, nihai kararı 7/7/2020 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 23/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. 926 sayılı Kanun'un geçici 32. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"12 Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar, yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak sahipleri, bu madde hükümlerinden yararlanabilmek için altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına başvururlar.

Milli Savunma Bakanı, başvurunun kabulüne veya reddine en geç altı ay içinde karar verir. Milli Savunma Bakanı, hazırlık amacıyla sadece gerekli yazışmaların yapılması hususunda yardımcı olmak üzere gerektiğinde komisyonlar kurabilir ve bu komisyonlara, ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarından temsilci çağırabilir. İlgililerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesine esas bilgi ve belgeler Genelkurmay Başkanlığınca en geç altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına gönderilir.

Başvurunun reddi hâlinde, bu ret işlemine karşı ilgililer altmış gün içinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler.

21. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 56. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ...bilirkişi, keşif, delillerin tespitine... ilişkin hükümleri uygulanır.''

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

22. Sözleşme'nin 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...

2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.

..."

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

23. AİHM bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85).

24. AİHM ayrıca derece mahkemelerinin kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün kabul edilebilir olup olmadığına ve değerlendirme şekline karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44).

25. Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunu, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27). Zira mahkemelerin tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33).

26. Ayrıca kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da söz konusu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür kararların ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması gerekmektedir (Garcia Ruiz/İspanya, § 26).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Anayasa Mahkemesinin 6/10/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

28. Başvurucu, başvuruya konu yargılamalara mesnet teşkil eden suçlamalara ilişkin beraat kararlarına rağmen 926 sayılı Kanun'un 32. maddesinden yararlanma talebinin reddedilmesinin keyfî kararlarla verildiğini ve bu sebeple maddi kayıplara uğradığını belirterek mülkiyet ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Bakanlık görüşünde, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önünde ileri sürdüğü iddiaların idari yargı mercileri önünde incelendiği ve bu inceleme neticesinde bir karara varıldığı husususun kanun yolu şikâyeti kapsamında olduğunun dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

30. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik ihlal iddiası Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında sağlanan güvenceyi aktif hale getirebilecek yeterlilikte bir iddia olmasının aksine mahkeme kararının sonucuna bağlı olması nedeniyle, başvurucunun 926 sayılı Kanun'un 32. maddesinden yararlanma talebinin reddine dair işleme ilişkin yargı sürecine yönelik iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

32. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

33. Anayasa'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" kenar başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır."

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

35. Öte yandan, yeniden yargılama talebinin derece mahkemelerince kabul edilerek tekrar yargılama yapılaması hâlinde adil yargılanma hakkı kapsamında incelemenin mümkün olduğu, aksi takdirde adil yargılanma hakkı kapsamında inceleme yapılamayacağı açıktır. Olayda, yeniden yargılanma talebinin kabulü sonrası kesinleşen karar bireysel başvuruya konu edildiğinden ihlal iddialarının Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanının kapsamında yer aldığı, bir başka ifadeyle başvurunun Anayasa ve Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmazlık göstermediği anlaşılmıştır.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

36. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "...ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu AİHM'in birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).

37. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu, § 76).

38. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Bu hak, tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

39. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.

40. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile cevap verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, §§ 35, 39).

41. Ayrıca kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).

42. Derece mahkemesi kararında esaslı iddiaların karşılanmaması veya bu iddialara makul bir gerekçe ile cevap verilmemesi hâlinde ise kanun yolu incelemesi yapan mercinin -aynı iddiaların kendisi önünde de ileri sürülmesi hâlinde- ilgili iddialara yönelik atıf yapacağı bir ilk derece mahkemesi değerlendirmesi söz konusu olmayacaktır. Bu durumda kanun yolu incelemesi yapan mercinin davayla doğrudan ilgili olan bu hususları ayrıca değerlendirerek makul bir gerekçe ile cevap vermesi anayasal yükümlülük gereğidir.

43. Öte yandan bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği ilgili mevzuatı yorumlamak derece mahkemelerinin görevi olup Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus, derece mahkemelerinin gerekçelerine esas yorumun Anayasa'da güvence altına alınan temel hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğidir (Şeyma Kayaoğlu, B. No: 2014/5491, 5/7/2017, § 53).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

44. Başvurucu, başvuruya konu yargılamalara mesnet teşkil eden suçlamalara ilişkin beraat kararlarına rağmen bu durumu dikkate almayan Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay kararlarının gerekçesiz olmasından yakınmaktadır. Yukarıda yer verilen genel ilkeler kapsamında öncelikle başvurucunun belirtilen iddialarının davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte esaslı iddialar olup olmadığı ve söz konusu iddiaların açıkça cevaplandırılmasının gerekip gerekmediği incelenmelidir.

45. Başvuruya konu olayda başvurucu hakkında, Yüksek Askerî Şûra kararı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ihraç edilmesine yönelik işlemin dayanaklarının bir yıllık hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmü ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığınca düzenlenen raporlar olduğu ortaya konmuş ve bu husus İdare Mahkemesince gerekçeli kararda belirtilmiştir.

46. Mahkemenin gerekçesinden, Mahkemenin istihbarat raporlarını tek başına yeterli görmediği, başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'a muhalefet suçlarından yargılanmasını davanın reddine esas aldığı anlaşılmıştır.

47. Nitekim başvurucu da temyiz dilekçesinde; hakkındaki suçlamalarla ilgili açılan kamu davasından beraat ettiğini, istihbari olduğu belirtilen raporların delillendirilmediğini, zanna dayalı olduğunu, ayrıntıya yer verilmediğini ve siyasi saiklerle kötü niyetli olarak kaleme alındığını belirterek mahkeme kararının bu sebeplerle bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. Daire gerekçeli onamasında söz konusu iddialara yönelik herhangi bir açıklama yapmamış yalnızca FETÖ/PDY kapsamında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada başvurucunun beraatine karar verildiğini ve bu hükmün kesinleştiğini belirtmekle yetinmiştir.

48. Somut olayda başvurucu, kendisine itham edilen tüm suçlamalara ilişkin yapılan ceza yargılamalarından beraat ettiğine dair ileri sürdüğü hususun doğruluğu tartışmasızdır. Başvurucuya göre aksi yöndeki bilgiler gerçeği yansıtmayan, somut bir veriye veya belgeye dayanmayan istihbari nitelikte bir yorumdan ibarettir. Bu durumda gerekçeli karar hakkı sonuca etkili olacak bu önemli iddianın tartışılmasını, değerlendirilmesini ve başvurucunun itirazının karşılanmasını zorunlu kılmaktadır. Buna karşılık bireysel başvuruya konu temyiz kararında bu husus değerlendirilmemiş, bunun yerine hiçbir açıklama yapılmadan idare tarafından sunulan istihbarat raporunun doğru olduğu kabul edilmiştir.

49. İdare mahkemelerinin sunulan istihbari bilgileri sorgulamadan kabul etmesi, uygulamada bu bilgilerin otomatik sonuç doğurması anlamına gelir. Halbuki Anayasa Mahkemesi yakın tarihli bir kararında istihbari bildirimlerin idari ve yargısal makamlarca sorgulanmadan esas alınmasının Anayasa’yla bağdaşmayacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre “...güvenlik kurumlarınca yapılacak değerlendirmenin otomatik sonuç doğurması idarelere ve idari işlemi denetleyecek mahkemelere gerçek ve tüzel kişilerin terör örgütleriyle iltisakı yahut irtibatı bulunup bulunmadığı hususunda değerlendirme yapma yetkisinin verilmemesi, söz konusu bildirimlerin doğruluğunu denetleme ve gerçek duruma göre idari işlem tesis etme imkânını önemli ölçüde sınırlamaktadır” (AYM, E. 2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 47).

50. Somut olayda idare mahkemesinin kamu makamlarınca hazırlanan belgeye üstünlük tanıyarak, adeta mutlak bir gerçeklik karinesi atfettiği anlaşılmaktadır. Halbuki, içeriğine itiraz edilen bir belgede yer alan bilgilerin hükme esas alınırken incelenmesi, güvenilirliğinin ve doğruluğunun tespit edilmesi hakkaniyete uygun bir yargılamanın olmazsa olmaz şartıdır.

51. Bu bağlamda Mahkeme kararının gerekçesi ile diğer delillerin niteliği dikkate alındığında, başvurucunun açtığı davada istihbarat raporları ile ilgili olarak belirtilen iddialara rağmen bu hususların tartışılmamış ve bir değerlendirmenin yapılmamış olması, yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder niteliktedir. Mahkemenin gerekçesinde başvurucunun irticai faaliyetlerde bulunduğuna yönelik tespitler gösterilemediği gibi buna dair bir açıklamaya da yer verilmemiştir. Öte yandan başvurucunun temel iddialarının ilk derece mahkemesince kararda tartışılmamasına ve gerekçe oluşturulmamasına rağmen başvurucu tarafından ileri sürülen esaslı iddiaların temyiz merciince de karşılanmadığı görülmüştür. Bu durumun yargılamayı bir bütün hâlinde adil olmaktan çıkardığı değerlendirilmiştir.

52. Sonuç olarak Mahkemenin, başvurucunun irticai faaliyetlerde bulunduğuna yönelik idarenin değerlendirmesini araştırmadan, sırf hakkında istihbari rapor bulunduğu olgusundan hareketle reddettiği davada ilgili ve yeterli gerekçe bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

54. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

55. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

56. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 446,90 TL harç ve 9,900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.346,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 5. İdare Mahkemesine (E.2018/170, K.2018/985 sayılı kararla ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 446,90 TL harç ve 9,900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.346,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/10/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Ömer Fuat Özçelebi [1.B.], B. No: 2020/24279, 6/10/2022, § …)
   
Başvuru Adı ÖMER FUAT ÖZÇELEBİ
Başvuru No 2020/24279
Başvuru Tarihi 23/7/2020
Karar Tarihi 6/10/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlere tanınan yeni bir başvuru yolu kapsamında yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davada uyuşmazlığın çözümünde etkili iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Gerekçeli karar hakkı (idare) İhlal Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 926 Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu geçici 32
1602 Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu 56
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi