TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ŞÜKRAN DEVELİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2019/38848)
Karar Tarihi: 31/1/2023
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
Engin YILDIRIM
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Kenan YAŞAR
Raportör
Ferhat YILDIZ
Başvurucu
Şükran DEVELİ
Vekili
Av. Deniz BEKTAŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 28/11/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu sol göğsünde bir sertlik hissetmesi nedeniyle ultrason çektirmiş ve bunun sonucunda takip önerilmesi üzerine ileri tetkiklerin yapılması, hastalığının teşhis ve tedavisi amacıyla Özel B. Hastanesine (Hastane) başvurmuştur. Yapılan tetkiklerin ve 19/7/2010 tarihinde çekilen mamografi filminin incelemesinde, sol göğüste bir kitle teşhisi konulmasına rağmen tümöre rastlanılmamış ve başvurucunun 6 aylık periyotlar hâlinde kontrolü önerilmiştir. Başvurucunun şikâyetlerinin devam etmesi üzerine 9/4/2011 tarihinde yeniden mamografi filmi çektirilmiş, kötü huylu kitle teşhis edilmiş ve biyopsi yapılması önerisiyle başka bir tıp merkezine yönlendirilmiştir. Başvurucu, başka bir hastanede tedavisine devam etmiş; kendisine göğüs kanseri teşhisi konulmuş ve ameliyat edilerek bir göğsünün tamamı alınmıştır.
6. Başvurucu 9/9/2011 tarihinde Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) Hastane ve ilgili doktor aleyhinde dava açarak maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmiştir. Dava dilekçesinde başvurucu, Hastanede yeterli olmayan ve bozuk ekipmanlarla çekilen mamografi sonucunda kendisine sadece göğsünde kist ve kireçlenme olduğundan bahsedildiğini ve 6 ayda bir kontrol önerildiğini, erken teşhis ile göğüs kaybı olmadan tedavi olabilecekken Hastanenin yeterli olmayan ve bozuk ekipmanlarla hizmet vermesi sonucunda zarara uğradığını ifade etmiştir.
7. Mahkemece Hastanede keşif yapılmış ve bilirkişi raporu alınmıştır. Anılan raporda, Hastanede kullanılan mamografi ve ultrasonografi cihazlarının 2007 yılında alınmış olduğu ve yeterli tanısal kalitede olduğu ifade edilmiştir. ATK 3. İhtisas Kurulu raporunda ise başvurucunun ilk çekilen mamografisinde tümör olarak tarif edilen bir kitleye rastlanılmadığı ve 6 ay sonra kontrol önerildiği, ilk başvurudaki bulgulara göre Hastane ve davalı doktorun başvurucuya yaklaşımının tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir. Mahkemece, anılan delillere dayanılarak 6/12/2012 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.
8. Başvurucu; temyiz yoluna müracaat ederek Mahkemenin yetersiz bilirkişi raporu ile haksız bir karar verdiğini, kanser hastası olduğunun erken teşhis edilebileceğini, bunun için mamografi filmlerinin uzman radyolog hekimler tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Temyiz talebini inceleyen Yargıtay 13. Hukuk Dairesi (Daire) 4/6/2013 tarihinde Mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinde; hükme esas alınan bilirkişi raporunu düzenleyen heyet içerisinde radyoloji uzmanının bulunmadığı, dosyanın radyoloji ve genel cerrahi uzmanı bilirkişilere tevdi edilerek yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiği vurgulanmıştır.
9. Mahkemece, bozma ilamına uyularak ve belirtilen eksiklikler giderilerek yapılan yargılama sonucunda 25/3/2014 tarihinde davanın yeniden reddine karar verilmiştir. Radyoloji ve genel cerrahi uzmanlarından oluşan üç kişilik bilirkişi kurulunun düzenlediği raporda başvurucuya ait 19/7/2010 tarihli mamografi filminin incelenmesinde ancak 9/4/2011 tarihli mamografi sonucu ile birlikte değerlendirme yapıldığında saptanabilen büyük olasılıkla kötü huylu olduğu düşünülen kitle tespit edildiği belirtilmiştir. Raporda kitlenin ilk incelenmesi sonucunda kötü huylu tanısının konulamayacağı, hastanın doku özelliğinin de bu durumun önemli bir belirleyicisi olduğu vurgulanmıştır. Göğüs kanserlerinde tümörün erken dönemde saptanması hâlinde dahi sadece görüntüleme bulgularına bakılarak operasyon kararı verilemeyeceği, mutlaka biyopsi alınması gerektiği, ayrıca erken teşhis konulması durumunda dahi göğüsün alınmasının tıbben gerekli olabileceği ifade edilmiştir.
10. Başvurucunun anılan kararı temyizi üzerine Daire tarafından 26/10/2017 tarihinde mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi de Daire tarafından 9/10/2019 tarihinde reddedilmiştir.
11. Nihai karar, başvurucuya 4/11/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
12. İlgili hukuk için bkz. Fındık Kılıçaslan, B. No: 2015/97, 11/10/2018, §§ 19-27; Cihan Beyribey, B. No: 2014/19450, 26/12/2018, §§ 23-28; Fesih Aydar, B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§ 24-30.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
13. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
14. Başvurucu; açık bulguların tespit edilmiş olmasına rağmen doktor tarafından yeterli bir tetkik yapılmadan eksik değerlendirme ile bilgilendirme yapıldığını, muayeneyi gerçekleştiren özel hastanenin yetersiz olduğunu, bu sebeple kanser olduğunu geç öğrendiğini ileri sürmüştür. Hastalığının zamanında teşhis edilmemesi nedeniyle göğsünün tamamı ile koltuk altı lenflerinin alındığını, kemoterapi tedavisi gördüğünü, bu sebeple maddi ve manevi zarara uğradığını, bu zararların giderilmesi için açtığı davanın eksik inceleme ile reddedildiğini iddia etmiştir.
15. Bakanlık görüşünde; başvuru konusu olay ve yargılama sürecinin özeti ile konuyla ilgili mevzuat hükümleri ve mahkeme içtihatlarına değinildikten sonra başvurucunun maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken belirtilen bilgiler dikkate alınarak bir inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu cevap dilekçesinde önceki beyanlarını yinelemiştir.
2. Değerlendirme
16. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
17. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."
18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
19. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.
20. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelemiştir (Melahat Sönmez, B. No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim, B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).
21. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucunun tıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
23. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
24. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma, maddi ve manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 49). Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
25. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet Acartürk, § 51).
26. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
27. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarında makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartının yerine getirilmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).
28. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015 § 44).
29. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere dayandırılmalıdır (Murat Atılgan, § 45).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
30. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın yukarıda değinilen 17. maddesi kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay, devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.
31. Somut olayda Mahkeme tarafından öncelikle keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporundaki ve ATK raporundaki tespitler uyarınca, Hastanedeki cihazlarda bir sorun bulunmadığı ve davalı doktora da bir kusur izafe edilemeyeceği belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Daha sonra Mahkeme, Dairenin bozma ilamındaki eksikliği gözeterek radyoloji ve genel cerrahi uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden rapor almış ve anılan rapor sonucunda yine davanın reddine karar vermiştir.
32. Öncelikle vurgulamak gerekirse, doktorun özen yükümlülüğünün teşhisten tedaviye kadar geçen süreçte hastaya ilişkin müdahalelerde dikkatli, özenli ve tıp kuralları ile standartlarına uygun davranmayı kapsadığı söylenebilir. Ayrıca hekimin uygun tedavi yöntemini seçme ve uygulama yükümlülüğü de mevcuttur. Somut olayda yargılamanın başından itibaren temin edilen ve hükme esas alınan bilirkişi raporlarında başvurucuya ait tedavi belgelerinin bütünüyle değerlendirildiği görülmüştür. Mahkemece gerçekleştirilen keşif sonrasında alınan bilirkişi raporunda Hastaneye ait cihazlarda bir eksiklik tespit edilemediği belirtilmiştir. Bununla birlikte son olarak hükme esas alınan radyoloji ve genel cerrahi uzmanı bilirkişilerin bulunduğu heyetten alınan raporda ise ultrasonografi incelemesi yapılarak tanının daha erken konulmasının mümkün olduğu kabul edilmiştir. Ancak erken tanı konulsa bile operasyon kararı verilemeyeceği, ilk aşamada teşhis konulsaydı da göğsün alınmasının tıbben gerekli olabileceği vurgulanmıştır. Buna rağmen derece mahkemesince ileri tetkik uygulanmak suretiyle erken teşhisin yapılabileceği yönündeki kabul ile bu durumda bile göğsün alınabileceğine dair kesinlik içermeyen tespit arasındaki çelişki giderilmediği gibi; erken teşhisi mümkün kılan tetkiklerin ilgili doktor tarafından yapılmamasının doktorun özen yükümlülüğüne aykırı olup olmadığı tartışılmamıştır.
33. Sonuç olarak başvurucunun hastalığının erken teşhis edilmesi halinde göğsünün alınması gerekip gerekmeyeceğine, ilk muayenede ileri tetkiklerin yapılarak erken teşhisin mümkün olduğuna yönelik bilirkişi raporundaki ifadelere ilişkin yargılama sürecinde bir araştırma yapılmamış ve bu konu açıklığa kavuşturularak somut olayda ilk muayeneyi yapan hekimin kusurunun olup olmadığı tartışılmamıştır.
34. Bu açıklamalarla birlikte yargılama süreci bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde ilk muayenede erken teşhisin ileri tetkikler yapılarak mümkün olduğuna ve erken teşhis mümkün olsaydı göğsün alınmasının gerekebileceğine yönelik bilirkişi raporundaki belirlemelerin ve bunlara yönelik başvurucunun itirazlarının tartışılmadığı görülmektedir. Bu itibarla uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan iddiaların derece mahkemelerince Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği özen ve derinlikte incelenmediği, uyuşmazlığa özgü yeterli ve ilgili gerekçe sunulmadığı anlaşılmaktadır. Somut olay bakımından kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirdiği söylenemeyeceğinden kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Kadir ÖZKAYA ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
36. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
38. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50-52).
39. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
40. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki 8 yıl 1 aylık yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
41. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. Giderim Yönünden
42. Başvurucu; ihlalin tespiti, yargılamanın yenilenmesi ile 2.000.000 TL maddi ve 2.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
43. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinde yer almaktadır.
44. Başvuruda kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği kanısına varılmıştır.
45. Kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkına yönelik tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
46. Kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkına yönelik ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
47. Öte yandan makul sürede yargılanma hakkına yönelik ihlalin niteliği dikkate alınarak net 54.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmayıp başvurucu da yeterli bilgi ve belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE ,
2. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE ,
B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Kadir ÖZKAYA ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/566, K.2014/155) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 54.000 TL manevi tazminatın ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 364,60 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.264,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay 13. Hukuk Dairesi (E.2015/22237) ile Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 31/1/2023 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
1. Tıbbi ihmal sonucu uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığı koruma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkin başvuruda Mahkememiz çoğunluğunca ulaşılan ihlal sonucuna aşağıda açıklanan nedenlerle iştirak edilmemiştir.
2. Çoğunluk görüşüne dayalı kararda da belirtildiği üzere olayın gelişim süreci şöyledir:
A. Başvurucu sol göğsünde bir sertlik hissetmesi nedeniyle ultrason çektirmiş ve bunun sonucunda takip önerilmesi üzerine ileri tetkiklerin yapılması, hastalığının teşhis ve tedavisi amacıyla Özel B. Hastanesine (Hastane) başvurmuştur.
B. Yapılan tetkiklerin ve 19.07.2010 tarihinde çekilen mamografi filminin incelemesinde, sol göğüste bir kitle teşhisi konulmasına rağmen tümöre rastlanılmamış ve başvurucunun 6 aylık periyotlar hâlinde kontrolü önerilmiştir.
C. Başvurucunun şikâyetlerinin devam etmesi üzerine 09.04.2011 tarihinde yeniden mamografi filmi çektirilmiş, kötü huylu kitle teşhis edilmiş ve biyopsi yapılması önerisiyle başka bir tıp merkezine yönlendirilmiştir. Başvurucu, başka bir hastanede tedavisine devam etmiş; kendisine göğüs kanseri teşhisi konulmuş ve ameliyat edilerek bir göğsünün tamamı alınmıştır.
D. Başvurucu 09.09.2011 tarihinde Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) Hastane ve ilgili doktor aleyhinde dava açarak maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmiştir. Dava dilekçesinde başvurucu, Hastanede yeterli olmayan ve bozuk ekipmanlarla çekilen mamografi sonucunda kendisine sadece göğsünde kist ve kireçlenme olduğundan bahsedildiğini ve 6 ayda bir kontrol önerildiğini, erken teşhis ile göğüs kaybı olmadan tedavi olabilecekken Hastanenin yeterli olmayan ve bozuk ekipmanlarla hizmet vermesi sonucunda zarara uğradığını ifade etmiştir.
E. Mahkemece Hastanede keşif yapılmış ve İstanbul Adli Tıp Kurumu (ATK) 3. İhtisas Kurulundan bilirkişi raporu alınmıştır. Anılan raporda, Hastanede kullanılan mamogrofi ve ultrasonografi cihazlarının 2007 yılında alınmış olduğu ve yeterli tanısal kalitede olduğu ifade edilmiştir. ATK 3. İhtisas Kurulu Raporunda ise başvurucunun ilk çekilen mamografisinde tümör olarak tarif edilen bir kitleye rastlanılmadığı ve 6 ay sonra kontrol önerildiği, ilk başvurudaki bulgulara göre Hastane ve davalı doktorun başvurucuya yaklaşımının tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir. Mahkemece, anılan delillere dayanılarak 06.12.2012 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.
F. Başvurucu; temyiz yoluna müracaat ederek Mahkemenin yetersiz bilirkişi raporu ile haksız bir karar verdiğini, kanser hastası olduğunun erken teşhis edilebileceğini, bunun için mamografi filmlerinin uzman radyolog hekimler tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Temyiz talebini inceleyen Yargıtay 13. Hukuk Dairesi (Daire) 04.06.2013 tarihinde Mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinde; hükme esas alınan bilirkişi raporunu düzenleyen heyet içerisinde radyoloji uzmanının bulunmadığı, dosyanın radyoloji ve genel cerrahi uzmanı bilirkişilere tevdi edilerek yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiği vurgulanmıştır.
G. Mahkemece, bozma ilamına uyularak ve belirtilen eksiklikler giderilerek yapılan yargılama sonucunda 25.03.2014 tarihinde davanın yeniden reddine karar verilmiştir. Radyoloji ve genel cerrahi uzmanlarından oluşan üç kişilik bilirkişi kurulunun düzenlediği raporda başvurucuya ait 19.07.02010 tarihli mamografi filminin incelenmesinde ancak 09.04.2011 tarihli mamografi sonucu ile birlikte değerlendirme yapıldığında saptanabilen büyük olasılıkla kötü huylu olduğu düşünülen kitle tespit edildiği belirtilmiştir. Raporda kitlenin ilk incelemesi sonucunda kötü huylu tanısının konulamayacağı, hastanın doku özelliğinin de bu durumun önemli bir belirleyicisi olduğu vurgulanmıştır. Göğüs kanserlerinde tümörün erken dönemde saptanması hâlinde dahi sadece görüntüleme bulgularına bakılarak operasyon kararı verilemeyeceği, mutlaka biyopsi alınması gerektiği, ayrıca erken teşhis konulması durumunda dahi göğüsün alınmasının tıbben gerekli olabileceği ifade edilmiştir.
H. Başvurucunun anılan kararı temyizi üzerine Daire tarafından 26.10.2017 tarihinde mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi de Daire tarafından 09.10.2019 tarihinde reddedilmiştir.
4. Çoğunluk görüşüne dayalı kararda da belirtildiği üzere maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece mahkemeleri ile temyiz mercilerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira anılan yargı yerleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).
5. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015 § 44).
6. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere dayandırılmalıdır (Murat Atılgan, § 45).
7. Somut olayda Mahkeme tarafından öncelikle keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporundaki ve ATK raporundaki tespitler uyarınca, Hastanedeki cihazlarda bir sorun bulunmadığı ve davalı doktora da bir kusur izafe edilemeyeceği belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Daha sonra Mahkeme, Yargıtay Dairesinin bozma ilamındaki eksikliği gözeterek radyoloji ve genel cerrahi uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden rapor almış ve anılan rapor sonucunda yine davanın reddine karar vermiştir.
8. Yargılamanın başından itibaren temin edilen ve hükme esas alınan bilirkişi raporlarında başvurucuya ait tedavi belgelerinin bütünüyle değerlendirildiği görülmüştür. Mahkemece gerçekleştirilen keşif sonrasında alınan bilirkişi raporunda Hastaneye ait cihazlarda bir eksiklik tespit edilemediği belirtilmiştir. Son olarak hükme esas alınan radyoloji ve genel cerrahi uzmanı bilirkişilerin bulunduğu heyetten alınan raporda ise ilk yapılan tetkikle başvurucuda mevcut kitlenin kötü huylu olduğunun tespitinin mümkün olmadığı, başvurucunun daha sonra çektirilen mamografi ve ultrasonografi filmleri üzerinde yapılan incelemede başvurucuya kanser teşhisinin konulabileceği vurgulanmıştır. Anılan raporda ayrıca başvurucunun durumunun doku yapısından da kaynaklı olabileceği, erken teşhis konulması durumunda dahi göğüsün alınmasının tıbben gerekli olabileceği değerlendirmesine yer verilmiştir.
9. Buna göre, somut olayda derece mahkemesince yapılan yargılamada ve uzman bilirkişi raporlarında yeterli somut bilgi, bulgu, tespit ve değerlendirmelere yer verilmediğinin, dolayısıyla başvurucunun iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışılıp karşılanmadığının söylenemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
10. Ayrıca olayda başvurucunun yargılamaya etkin olarak katılımının sağlandığı da gözlemlenmektedir.
11. Hal böyle olunca somut olay bakımından kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediği söylenemeyeceğinden, başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği kanaatine ulaşmaktayız.
12. Açıklanan gerekçelerle çoğunluk görüşüne dayalı ihlal kararına katılmamaktayız.
Başkan Üye
Kadir ÖZKAYA Kenan YAŞAR