logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Fatih Likoğlu [2. B.], B. No: 2019/41949, 17/7/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

FATİH LİKOĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/41949)

 

Karar Tarihi: 17/7/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Hüseyin Ozan ADIYAMAN

Başvurucu

:

Fatih LİKOĞLU

Vekili

:

Av. Tahir EREN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; ceza infaz kurumunda çıplak aramaya maruz kalma ve olumsuz koşullarda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının, ceza infaz kurumuna verilen dilekçelerin ilgili kamu kurumlarına gönderilmemesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, infaz hâkimliği kararında kullanılan ifade nedeniyle masumiyet karinesinin, ceza infaz kurumu açıklamalarına karşı görüşünün alınmaması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, ceza infaz kurumuna gelen ziyaretçilerin detaylı aranması ve görüş sürelerinin kısa olması nedeniyle de aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/12/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 10/10/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesi 26/3/2018 tarihinde başvurucunun anılan suçtan 9 yıl hapis cezası ile mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması sonucu yapılan incelemede ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak başvurucunun aynı suçtan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Temyiz incelemesi yapan Yargıtay 10/6/2020 tarihinde istinaf merciinin mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar vermiştir.

6. 8/10/2018 tarihinde Afyonkarahisar E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) nakledilen başvurucu, burada yaklaşık 1 yıl 3 ay tutulmasının ardından 30/1/2020 tarihinde Afyonkarahisar 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir.

A. İnfaz Hâkimliğine Yapılan Şikâyete İlişkin Süreç

7. Başvurucu; Bafra İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) gönderdiği 30/9/2019 tarihli dilekçeyle Ceza İnfaz Kurumunda her gün saat 00.00-05.00 ve 14.00-17.00 arasında, zaman zaman da saat 19.00-23.00 arasında su kesintileri yaşandığından yakınmıştır. Yaklaşık on kişilik odada on dokuz kişi kaldıklarından şikâyetçi olan başvurucu, birlikte tutulduğu kişi sayısı da dikkate alındığında her gün saat 17.00-19.00 arasında ulaşabildikleri sıcak suyun temizliğin sağlanması bakımından yeterli olmadığını belirtmiştir. Ayrıca Ceza İnfaz Kurumuna girişinde yapılan çıplak arama ile Kuruma gelen ziyaretçilerin maruz kaldıkları detaylı arama uygulamasının insanlık onuru ile bağdaşmadığını ileri sürmüştür. Son olarak Kuruma gelen ziyaretçilerle gerçekleştirdikleri görüşmelerin süresinin alt sınırdan uygulanması sebebiyle mağdur olduğunu açıklamış, tüm iddialarının araştırılarak insan hakkı ihlallerinin tespit edilmesini talep etmiştir.

8. Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü, İnfaz Hâkimliğine gönderdiği 10/10/2019 tarihli yazıyla şikâyete konu su kesintilerinin nedeninin Samsun Su ve Kanalizasyon İdaresinin ana boru hattının arızalanması ve iklim koşulları olduğunu, suyun kısmi kesintiler yapılarak verildiğini, günlük sıcak su ihtiyacının karşılanabilmesi için programlı olarak yapılan su kesintileri haricinde herhangi bir sorun olmadığını ifade etmiştir.

9. Bunun yanında anılan yazıda Kuruma ilk kez giriş yapan tutuklu ve hükümlüler için çıplak arama uygulamasının yapıldığı, bu uygulamanın Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Tüzük'ün "Arama, güvenlik tatbikatı ve sayım" başlıklı 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasına dayanılarak gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Ayrıca hükümlü ve tutukluların ziyaret amacıyla gelen yakınları ile yaptıkları görüşme sürelerinin ceza infaz kurumunun özel şartları ve yoğunluk durumu da dikkate alınarak mevzuattaki belirlemelere uygun olduğu ifade edilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün yazısının ilgili kısmı şöyledir:

"... Kuruma ziyaret amaçlı gelen hükümlü yakınları ile yapılan ziyaretler hükümlü ve tutukluların ziyaret edilmeleri hakkındaki yönetmeliğin 10. maddesine (Ziyaret günleri ve saatleri ile bir hükümlü ve tutuklunun görüşebileceği ziyaretçi sayısı, kurumun fiziki yapısı ve kapasitesi dikkate alınarak, kurumca belirlenir. Görüş süresi, yarım saatten az, bir saatten fazla olacak şekilde belirlenemez. Görüş süresi, görüşmenin fiilen başladığı andan itibaren işletilir.) göre yapılmaktadır. Kurumdaki hükümlü tutuklu sayısının 1294 kişi olması, herhükümlüye ziyarete gelen yakınlarının kalabalık olması, kurumun fiziki yapısı, kurumu[n] giriş ve çıkışlarda göz okuma turnikelerinde yaşanan yoğunluklar göz önünde bulundurularak hiç bir hükümlüye ayrıcalık tanınmaksızın görüş süresi yarım saatten az bir saatten fazla olmayacak şekildeyapıldığı...[anlaşılmıştır.]"

10. İnfaz Hâkimliği 22/10/2019 tarihli kararıyla başvurucunun taleplerini reddetmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucunun talepleri hakkında değerlendirme yapma yetkisinin Ceza İnfaz Kurumuna ait olduğunu, Ceza İnfaz Kurumunun takdir hakkını kullanmasında dosya kapsamından usul ve kanuna aykırı bir değerlendirmesinin tespit edilemediğini kabul etmiştir. İnfaz Hâkimliği kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Hükümlünün talebi ile ilgili olarak mevcut yasal düzenlemeler incelendiğinde, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkında Tüzük'ün 40. Maddesi uyarınca ilgilinin talebini değerlendirme yetkisinin ceza infaz kurumunda olması karşısında ve ilgili ceza infaz kurumunun takdir hakkını kullanmasında dosya kapsamından usul ve yasaya bir uygunsuzluk tespit edilemediğinden hükümlünün talebinin reddine yönelik aşağıdaki şekilde karar verilmiştir."

11. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına itiraz etmiştir. Başvurucu, itiraz dilekçesinde hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmemesine karşın İnfaz Hâkimliğinin kendisinden bahsederken hükümlü ifadesini kullandığını açıklamıştır. Hükümlü ifadesinin çıplak aramanın sadece hükümlü sıfatındaki kişilere uygulanabilmesi nedeniyle itiraz merciini aldatmak amacıyla kullanıldığını ileri sürmüştür. Anılan itiraz 25/11/2019 tarihinde Bafra Ağır Ceza Mahkemesince (Ağır Ceza Mahkemesi) kesin olarak reddedilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi kararında "Hükümlü FATİH LİKOĞLU" ve "hükümlünün talebi üzerine" ifadelerini kullanmıştır.

12. Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararı 28/11/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

B. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç

13. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğine gönderdiği 9/10/2019 tarihli dilekçeyle dilekçe hakkını kullanmasına engel olan Ceza İnfaz Kurumu çalışanlarından şikâyetçi olmuştur. İnfaz Hâkimliği, dilekçedeki şikâyeti suç duyurusu olarak nitelemiş; gereğinin takdir ve ifası için dilekçeyi Bafra Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) göndermiştir.

14. Başvurucu, şikâyetine çoğunda başka bir ceza infaz kurumuna naklini talep ettiği dokuz ayrı dilekçe eklemiştir. Dilekçelerin üzerinde Ceza İnfaz Kurumunun işletimde olmayan ceza infaz kurumlarının talepten çıkarılması, dilekçe ve havale tarihinin aynı olması, talep hakkında karar vermeye yetkili olan kamu kurumuna hitaben yazılması ve farklı taleplerin ayrı dilekçelerle ileri sürülmesi gerektiğini açıkladığı notlar yer almaktadır. Ceza İnfaz Kurumu, notlardaki gerekçelerle başvurucudan yeniden dilekçe yazmasını istemiştir.

15. Soruşturma kapsamında 22/10/2019 tarihinde Ceza İnfaz Kurumundan başvurucunun iddialarıyla ilgili ayrıntılı açıklama yapması ve ilgili evrakı göndermesi istenmiştir. Ceza İnfaz Kurumu 23/10/2019 tarihli cevabında başvurucunun iddialarının doğru olmadığını ileri sürmüş, başvurucunun Ceza İnfaz Kurumunda alıkonulmaya başlandığı tarihten itibaren yaklaşık bir yılda 107 talep, 13 nakil talep dilekçesi gönderdiğini açıklamıştır. Ayrıca iade edilen dilekçelerle ilgili olarak iade nedenlerinin yazıldığını ve konu hakkında başvurucuya bilgi verildiğini ifade etmiştir.

16. Başsavcılık 24/10/2019 tarihinde Ceza İnfaz Kurumu çalışanlarının görevlerini kötüye kullandıklarına dair herhangi bir suç unsuru tespit edilemediğini açıklayarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

17. Başvurucu, sadece ilgili kamu kurumlarına gönderilmeyen dilekçeleriyle ilgili şikâyetçi olduğunu ve şikâyete konu dilekçelerin Ceza İnfaz Kurumu çalışanlarınca keyfî olarak iade edildiğini ileri sürerek kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz etmiştir. Başvurucunun itirazı Bafra Sulh Ceza Hâkimliğince incelenmiş, kararın usul ve kanuna uygun olduğu belirtilerek reddedilmiştir. İtirazın reddi kararı 4/12/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin ve Başsavcılığın değerlendirmelerine konu iddialarıyla ilgili olarak 12/12/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

19. Anayasa Mahkemesi, İnfaz Kurumundan başvurucunun tutulduğu sürece ilişkin ayrıntılı bilgi talep etmiştir. İnfaz Kurumunun gönderdiği yazılı cevaplara göre;

- Başvurucu, resmî kapasitesi 16 kişi olan C-4, B-16 ve A-13 No.lu koğuşlarda kalmıştır. Bu koğuşların yatakhane bölümünün ölçüleri 23,92 m² ve 64,58 m³tür. Yatakhanede iki katlı sekiz ranza vardır. Her bir ranzanın uzunluğu 190 cm, genişliği 90 cm'dir. Tutuklu ve hükümlüler ranzada veya yerde kendi yatağında yatmaktadır.

- Koğuşların kapalı ortak yaşam alanlarında televizyon ve yemek masaları yer almaktadır. Bu alan 18,24 m² ve 59,28 m³tür.

- Yatakhane bölümünde dört, ortak kullanım alanında demir parmaklıklı iki pencere vardır. Pencerelerin boyutları 100x120 cm'dir. Koğuşlarda pencerelerin açılmasını ve ışığı engelleyebilecek herhangi bir yapı yoktur. Pencereler dışında havalandırma sistemi yoktur, ısıtma doğal gaz sistemiyle sağlanmaktadır.

- Koğuştan bağımsız olmayan, 30,36 m² büyüklüğünde olan bir havalandırma bahçesi vardır. Tutuklu ve hükümlüler gün ışığı ile açılıp hava kararınca kapatılan havalandırma bahçesinden bu süre içinde kesintisiz olarak faydalanabilmektedir.

- Koğuşlarda yatakhane ve ortak kullanım alanından tamamen bağımsız tuvalet, banyo ve iki lavabo vardır.Tuvalet, banyo ve lavaboların bulunduğu alan 5,2 m²dir. Tuvalet ve banyonun kullanım süresi yoktur, tuvalet ve banyo sürekli açıktır. 2021 yılından önce soğuk ya da sıcak su kota sınırı olmadan verilmekte olup sıcak suya ulaşım sabah 10.00-12.00 ve 16.00-19.00 saatleri arasında sağlanmaktadır.

- Koğuşta barındırılanlar koku, akma gibi nedenlerden dolayı bakım/onarım ihtiyacını yazılı olarak bildirmemiştir.

- İnfaz Kurumunda sabah ve akşam olmak üzere iki kez rutin olarak sayım yapılmaktadır.

20. Başvurucu 9/10/2018-1/1/2019 ve 23/1/2020-30/1/2020 tarihleri arasında 91 gün boyunca 19; 11/10/2019-28/10/2019, 14/11/2019-4/12/2019 ve 8/12/2019-23/1/2020 tarihleri arasında 83 gün boyunca 20; 28/10/2019-14/11/2019 ve 4/12/2019-8/12/2019 tarihleri arasında 21 gün boyunca 21; 1/2/2019-9/4/2019 tarihleri arasında 68 gün boyunca 24; 9/4/2019-1/7/2019 tarihleri arasında 84 gün boyunca 28; 1/8/2019-11/10/2019 tarihleri arasında 72 gün boyunca 8 kişi ile birlikte kalmıştır.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Anayasa Mahkemesinin 17/7/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

22. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Ceza İnfaz Kurumunda Çıplak Aramaya Tabi Tutulma Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumuna kabul edilirken çıplak aramaya tabi tutulması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

25. Başvurucunun iddiası karşısında maddi olayın aydınlatılması ve olası cezai sorumluluğun belirlenmesi konusunda etkili yolun ceza soruşturması olduğu değerlendirilmiştir (Ömer Aktaş [1. B.], B. No: 2014/14915, 21/9/2016, § 39; N.T.U. ve N.T. [2. B.], B. No: 2014/4372, 19/12/2017, § 28).

26. Mevcut başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun ceza soruşturması başlatılması amacıyla adli makamlara başvurmadığı tespit edilmiştir. Başvurucu da anılan tespitin aksine bir iddia ve delil sunmamıştır.

27. Buna göre Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına giren eylemlere maruz kaldığını ileri süren başvurucunun bu iddiası çerçevesinde adli soruşturma makamlarını hareket geçirmek için bir başvurusunun olmadığı dikkate alındığında başvuruya konu olayın bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği bu aşamada Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.

28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutulma Koşulları Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumunda on kişilik koğuşta yirmi iki kişi barındırılması, sık sık koğuş değişikliği yapılması sebebiyle zaman zaman yerde yatmak zorunda kalması, günlük yedi sekiz saat su kesintisi yapılması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. Bakanlık görüşünde; öncelikle başvurucunun 28/11/2021 tarihinde koşullu salıverilme kararıyla tahliye edildiği, buna göre şikâyetine konu olan maddi koşullara ilişkin olarak Ceza İnfaz Kurumundaki tutulma hâlinin sona erdiği açıklanmış; başvurucunun şikâyetine konu olaya dair tazminat davası açtığının tespit edilemediği belirtilerek başvurunun kabul edilebilirliği incelenirken bu hususun dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin benzer olaylarda verdiği bazı kararlara yer verilmiş, inceleme yapılırken görüşte değinilen içtihatların ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

31. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

33. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık eşiğine (derecesine) ulaşması gerekir. Asgari ağırlık eşiğine ulaşılıp ulaşılmadığı konusunda yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, mağdurun üzerinde bıraktığı fiziksel ve ruhsal etki ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi somut olaydaki tüm etkenler dikkate alınmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 75).

34. Ceza infaz kurumlarındaki aşırı kalabalıklaşma ve buna bağlı oluşan kişisel alan eksikliğine ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde dikkate alınacak temel ilkeler Levent Cantekin ([GK], B. No: 2019/34408, 9/10/2024, §§ 33, 34) kararında ortaya konmuştur. Sözü edilen ilkelere göre tutuklu ve hükümlülerin tutulduğu çok kişilik koğuşlarda kişi başına düşen yüzey alanı en az 3 m² olmalıdır. Mahpus başına düşen yüzey alanının hesabında banyo ve tuvalet gibi sıhhi tesis bölümü ile havalandırma bahçesi yaşam alanına dâhil edilmese de mobilyaların kapladığı alan dâhil edilir. Çok kişilik koğuşlarda mahpus başına düşen yüzey alanı 3m²den az ise ya da her tutuklu ve hükümlünün ayrı bir uyku yeri yoksa veya koğuşun genel yüzeyi tutuklu ve hükümlülerin mobilyalar arasında serbestçe hareket etmesine izin vermiyorsa tutulma koşullarının kötü muamele yasağını ihlal ettiği yönünde güçlü bir karine oluşur. Bu karine ancak üç unsurun bir arada bulunması durumunda ortadan kaldırılabilir. İlk unsur asgari kişisel alanın 3 m²nin altına düşmesinin kısa süreli, küçük çaplı ve ara sıra olmasıdır. İkinci unsur bu tür azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesidir. Son unsur tutuklu ve hükümlünün genel olarak uygun nitelikte olan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutulmasıdır.

35. Başvurucu, şikâyetçi olduğu Ceza İnfaz Kurumunda 1 yıl 3 ay 22 gün alıkonulmuştur. Başvurucunun alıkonulduğu bölümde ortak yaşam alanı 18,24 m², yatakhane bölümü ise 23,92 m²dir. Anılan kısımların büyüklükleri dikkate alınarak yapılan hesaba göre başvurucuya 9/10/2018-1/1/2019 ve 23/1/2020-30/1/2020 tarihleri arasında 19 kişi ile birlikte kaldığı 91 gün boyunca 2,108 m², 11/10/2019-28/10/2019, 14/11/2019-4/12/2019 ve 8/12/2019-23/1/2020 tarihleri arasında 20 kişi ile birlikte kaldığı 83 gün boyunca 2,007 m², 28/10/2019-14/11/2019 ve 4/12/2019-8/12/2019 tarihleri arasında 21 kişi ile birlikte kaldığı 21 gün boyunca 1,916 m², 1/2/2019-9/4/2019 tarihleri arasında 24 kişi ile birlikte kaldığı 68 gün boyunca 1,686 m², 9/4/2019-1/7/2019 tarihleri arasında 28 kişi ile birlikte kaldığı 84 gün boyunca 1,453 m² ve 1/8/2019-11/10/2019 tarihleri arasında 8 kişi ile birlikte kaldığı 72 gün boyunca 4,684 m² kişisel alan sağlanmıştır. Sonuç olarak başvurucuya sağlanması gereken asgari kişisel alanın birbirini takip eden zaman dilimlerinde toplam 347 gün boyunca 3 m²nin altına düştüğü görülmüştür. Asgari kişisel yaşam alanındaki bu azalma kendi başına tutulma koşullarının kötü muamele yasağını ihlal ettiği yönünde güçlü bir karine oluşturmaktadır.

36. Anayasa'nın 17. maddesinin ihlaline yönelik olarak ortaya çıkan güçlü karine üç unsurun bir arada bulunması hâlinde ortadan kaldırılabilecektir. İlk olarak değerlendirilmesi gereken asgari kişisel alanın 3 m²nin altına düşmesinin süresi, sıklığı ve çapıdır. Bu kapsamda birbirini takip eden zaman dilimlerinde toplam 347 gün boyunca devam eden kişisel alan eksikliğinin kısa süreli, küçük çaplı ve ara sıra olduğu söylenemeyecektir.

37. Buna göre meydana gelen alan azalmalarının -tutulma koşullarının ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkileri de hesaba katılarak- Anayasa'nın 17. maddesi anlamında kötü muamele yasağı olarak nitelendirilmesi için gerekli olan ağırlık seviyesine ulaştığı sonucuna varılmıştır. Güçlü karinenin ortadan kalkması için aranan ilk unsurun sağlanmadığı anlaşıldığından asgari kişisel alandaki azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesine, başvurucunun genel olarak uygun nitelikte bulunan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutuluyor olmasına ilişkin diğer iki unsurun değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

38. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

39. Başvurucu; bir yıl içinde verdiği dokuz dilekçenin Ceza İnfaz Kurumu tarafından ilgili kamu kurumlarına gönderilmediğini açıklayarak dilekçe hakkının, sadece Ceza İnfaz Kurumunun açıklamasına dayanılarak gerekçesiz şekilde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

40. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin somut olayla benzer olaylarda verdiği bazı kararlara yer verilmiş; inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı cevabında şikâyete konu dilekçelerinin Ceza İnfaz Kurumu tarafından keyfî olarak ilgili kamu kurumlarına gönderilmediğini iddia etmiştir.

41. Başvurucunun şikâyeti ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir.

42. Somut olayda başvurucunun çoğu başka bir ceza infaz kurumuna nakli konusunda olan dokuz dilekçesi işletimde olmayan ceza infaz kurumlarına nakil talep edilmesi, dilekçe ve havale tarihinin aynı olmaması, yetkili kamu kurumuna hitaben yazılmaması gibi sebeplerle iade edilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu başvurucunun dilekçelerini iade ederken tespit ettiği eksikliği belirtmiş ve buna göre yeniden yazmasını istemiştir (bkz. §§ 14, 15).

43. Buna göre dilekçelerin iadesi başvurucunun kullandığı herhangi bir ifadeden kaynaklanmamaktadır. Başvurucunun dilekçede var olduğu kabul edilen eksikliği gidererek dilekçeyi yeniden yazması istendiği dikkate alındığında başvurucunun talebini ilgili kamu kurumuna iletebilme imkânından mahrum bırakıldığı söylenemez. Ayrıca başvurucunun da dilekçelerinde kullandığı ifadeler nedeniyle dilekçelerin iade edildiğine ya da iade edilmesi nedeniyle taleplerini ilgili kamu kurumlarına iletemediğine dair bir açıklaması yoktur.

44. Kaldı ki başvurucunun Ceza İnfaz Kurumunda alıkonulmaya başlandığı tarihten itibaren yaklaşık bir yılda 107 talep, 13 nakil talep dilekçesinin ilgili kamu kurumlarına gönderildiği tespit edilmiştir. Başvurucu, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itirazında bu tespite karşı çıkmamıştır.

45. Sonuç olarak başvurucunun kullandığı ifadeler nedeniyle dilekçelerinin işleme konulmadığı ve taleplerini ilgili kamu kurumlarına ulaştıramadığı yönünde bir açıklamasının olmadığı da dikkate alındığında dokuz dilekçenin bazı usul eksiklikleri gerekçe gösterilerek iade edilmesi şeklindeki müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal etmediği değerlendirilmiştir.

46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

47. Başvurucu, hakkında kesin nitelikte bir mahkûmiyet kararının bulunmamasına karşın İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi kararlarında kendisinden hükümlü olarak bahsedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

49. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karineye göre hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez; suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol [2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26). Kişinin henüz suç isnadı altında olduğu süreçte devam eden soruşturma ve yargılamalarda masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip Şahin [1. B.], B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 47). Kamu otoriteleri veya görevlileri tarafından hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişiyle ilgili olarak yargılama süreci bir mahkûmiyet hükmüyle kesinlik kazanmadan suçluluğa dair herhangi bir kanaat ifade edilmiş olması durumunda masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilecektir. Bu kapsamda karar vericilerin kullandıkları dil kritik önem taşır (Mustafa Akın [1. B.], B. No: 2013/2696, 9/9/2015, § 39).

50. Başvurucunun 26/3/2018 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Mahkûmiyet kararı 10/6/2020 tarihinde Yargıtayın onama kararı ile kesinleşmiştir (bkz. § 5).

51. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğine gönderdiği 30/9/2019 tarihli dilekçeyle Ceza İnfaz Kurumunun bazı uygulamalarından ve koşullarından şikâyetçi olmuş; şikâyetlerinin araştırılarak insan hakkı ihlallerinin tespit edilmesini talep etmiştir. Başvurucunun şikâyetlerini değerlendiren İnfaz Hâkimliği ve İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı yapılan itirazı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi, kararlarında başvurucudan bahsederken "hükümlü" ifadesini kullanmıştır (bkz. § 11).

52. İnfaz Hâkimliğinin hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmeyen başvurucunun talebini değerlendirdiği kararında "hükümlü" ifadesine yer vererek özensiz bir dil kullandığı değerlendirilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun anılan ifadenin kullanılmasına itiraz etmesine karşın Ağır Ceza Mahkemesi kararında da aynı ifadenin tekrarlandığı görülmüştür.

53. Hakkında açılan ceza davası devam etmekte olan başvurucunun bu aşamada masumiyet karinesinden yararlandığı tartışmasızdır. İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi kararlarında başvurucudan bahsederken "hükümlü" ifadesinin kullanılmasının masumiyet karinesini zedeler nitelikte olduğu anlaşılmıştır.

54. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

2. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

55. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğince Ceza İnfaz Kurumunun 10/10/2019 tarihli yazısındaki açıklamalara karşı görüşü sorulmadan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

56. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılama yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunma hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddiaları da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27). Ceza davaları ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin davaların usul kuralları da dâhil olmak üzere yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli yargılama hakkının güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Asıl kural tarafların eşit şartlarda yargılamaya katılımının sağlanması, gösterdikleri kanıtlardan ve sundukları görüşlerden bilgi sahibi olması, bunlarla ilgili görüşlerini bildirebilme imkânının kendilerine verilmesidir (benzer değerlendirmeler için bkz. Taylan Özgür Tor [2. B.], B. No: 2013/2454, 12/3/2015, § 43). Bununla birlikte adil yargılanma hakkı yargılamanın sonucunun adil olmasını garanti etmemekte, yargılama sürecinin hakkaniyete uygun bir biçimde yürütülmesini güvence altına almaktadır. Öte yandan yargılama sürecinde savunma hakkını zedeleyen birtakım eksiklikler olması otomatik olarak adil yargılanma hakkının ihlaline yol açmamaktadır. Adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken yargılamadaki bir eksikliğin yargılama süreci içinde telafi edilip edilmediği ve bunun bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini etkileyip etkilemediği değerlendirilir (Ayfer Atalmış [1. B.], B. No: 2016/12198, 9/6/2020, § 41).

57. Eldeki başvuruda 10/10/2019 tarihli yazı başvurucuya tebliğ edilmemiş ise de yazıda yer alan bilgi ve tespitlerin tümü İnfaz Hâkimliği kararında işlenmiş ve bu suretle başvurucu, Ceza İnfaz Kurumunun açıklamalarından haberdar olmuştur. İnfaz Hâkimliği kararının kendisine tebliğ edilmesiyle Ceza İnfaz Kurumunun açıklamalarından haberdar olan başvurucunun bunlara karşı iddia ve itirazlarını Ağır Ceza Mahkemesinde ileri sürme imkânına kavuşmasının savunma hakkında meydana gelen kısıtlamayı telafi edici bir imkân olduğu değerlendirilmiştir. Başvurucunun itiraz aşamasında farklı bir iddiada bulunmadığı da gözetildiğinde Ceza İnfaz Kurumu yazısının tebliğ edilmemesinin başvurucuyu idareye nazaran zayıf bir duruma düşürmediği kanaatine varılmıştır. Bu durumda iddiaya konu yazının başvurucuya tebliğ edilmemesinin bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

59. Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumuna gelen ziyaretçilerin detaylı şekilde aranmaları nedeniyle yeniden ziyaret etmeyi göze alamaması ve görüşme süresinin sürekli olarak alt sınırdan uygulanması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

60. Aile hayatına saygı hakkı Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkate alındığında kamusal makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesi ile kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi gereğine işaret edildiği görülmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesi çerçevesinde korunan aile hayatına saygı hakkının Anayasa'daki karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın 41. maddesinin -Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği- özellikle aile hayatına saygı hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında dikkate alınması gerektiği açıktır (Murat Atılgan [2. B.], B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).

61. Anayasa'nın 19. maddesi gereğince hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatının sınırlanması hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Öte yandan hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı, ceza infaz kurumu idaresinin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla temasını devam ettirecek önlemleri almasını zorunlu kılmaktadır (Mehmet Zahit Şahin [1. B.], B. No: 2013/4708, 20/4/2016, § 36). Bununla beraber bu yükümlülük yerine getirilirken ceza infaz kurumunda tutulmanın doğal sonuçlarının gözetilmesi gerekir. Bu bağlamda gözetilen meşru amaç ile başvurucunun temel hakkı arasında adil bir denge sağlanmalıdır. Ancak belirtildiği üzere idarenin tutuklu ve hükümlülerin aile hayatına müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu dikkate alınmalıdır (Mehmet Koray Eryaşa [2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89).

62. Başvurucunun şikâyetleri aile fertlerinin yeniden ziyareti göze alamayacak şekilde detaylı aranmalarına ve ziyaret saatlerinin sürekli olarak alt sınırdan uygulanarak aile fertleriyle yaptığı görüşmelerin sınırlandırılmasına ilişkindir.

63. Ziyaret sürelerine ilişkin sınırlandırma başvurucunun ziyarete gelen aile bireyleriyle, ailesiyle olan ilişkisi üzerinde etki doğurabileceğinden aile hayatına saygı hakkına müdahale teşkil etmektedir. Bu müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

64. Tutuklu ve hükümlülerin yakınlarıyla görüş hakkı 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 83. ve 116. maddeleri kapsamında düzenlenmiştir. Anılan Kanun dayanak alınarak yayımlanan Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik'in (Ziyaret Yönetmeliği) 10. maddesinde ise ziyaret günleri ve saatleri ile hükümlü ve tutuklunun görüşebileceği ziyaretçi sayısının kurumun fiziki yapısı ve kapasitesi dikkate alınarak ilgili ceza infaz kurumunca belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Bu durumda tutuklu olan başvurucuya anılan yasal düzenlemelerin uygulandığı ve bu düzenlemelerin kanunla sınırlama koşulunu karşıladığı görülmüştür.

65. Başvurucuya isnat edilen suçun ağırlığı, Ceza İnfaz Kurumunun mevcudu ile personel sayısı dikkate alındığında söz konusu müdahalenin Ceza İnfaz Kurumunun güvenliğinin sağlanması, disiplinin ve kamu düzeninin sürdürülmesi meşru amacını taşıdığı değerlendirilmiştir.

66. Başvuru konusu olayda başvurucunun yakınlarıyla görüşemediğine ya da görüş hakkının ortadan kaldırıldığına ilişkin bir iddiası yoktur. Başvurucu; mevzuatta öngörülen usullerde eşi, kan ve kayın hısımlarıyla görüşebilmektedir. Ziyaret saatleri ceza infaz kurumu düzeni korunarak belirli bir program çerçevesinde ilgili ceza infaz kurumunca belirlenmektedir. Söz konusu görüş programı Ziyaret Yönetmeliği'nin 10. maddesinde de öngörüldüğü üzere kurumun fiziki yapısı ve kapasitesi dikkate alınarak oluşturulmaktadır. Eldeki başvuruya konu kararlarda Ceza İnfaz Kurumunda barındırılan mahpus sayısının mevcut kapasitenin üzerinde olduğu, ziyarete gelen kişi sayısının fazlalığı ve Kuruma giriş çıkışlarda yoğunluk yaşandığı belirtilmek suretiyle Kurumun fiziki yapısı da dikkate alınarak ziyaret sürelerinin belirlendiği ifade edilmiştir.

67. Başvurucunun görüşme hakkını ortadan kaldırmayacak ve yakınlarıyla temasını sürdürecek şekilde ziyaret süresine ilişkin bu tür bir sınırlamaya muhatap kılınmasının makul olduğu değerlendirilmektedir. Kamu düzeninin korunması ihtiyacı doğrultusunda başvurucunun yakınlarıyla olan ilişkisinin sürdürülmesini engellemeyen söz konusu müdahalede kamu makamları tarafından güdülen meşru amaç ile başvurucunun bireysel yararı arasında adil bir dengenin kurulduğu, demokratik toplumda gerekli olan müdahalenin ulaşılmak istenen amaçla ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır (benzer değerlendirmeler için bkz. Müjdat Gürbüz [1. B.], B. No: 2017/36529, 23/5/2018, §§ 101-104).

68. Bunun yanında başvurucu, kişi ya da olay belirtmeden Ceza İnfaz Kurumuna gelen ziyaretçilerin detaylı şekilde aranmaları nedeniyle yeniden ziyaret etmeyi göze alamadıklarından da yakınmıştır. Ziyaretçiler ve diğer kişilerin ceza infaz kurumlarına girişlerinde uyulacak esaslar 5275 sayılı Kanun'un 86. maddesinin (3) numaralı fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre aramanın "Kurum görevlileri ve dış güvenlik görevlileri dahil olmak üzere, sıfat ve görevi ne olursa olsun, ceza infaz kurumlarına girenler duyarlı kapıdan geçmek zorundadır. Bu kişilerin üstleri metal dedektörle aranır; eşyaları x-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirilir, ayrıca şüphe hâlinde elle aranır. Bu cihazların bulunmadığı yerlerde arama ve kontrol elle yapılır." şeklinde yapılacağı düzenlenmiştir.

69. Yüksek güvenlikli kamu binalarından olan ve sıkı şekilde korunan ceza infaz kurumlarına ancak belirli düzen ve kurallar çerçevesinde ziyaretçi kabul edilebilmektedir. Somut olayda, tüm ziyaretçiler için öngörülen aramaya ilişkin genel düzenlemelerden farklı şekilde ve makul olanın ötesinde ne şekilde bir aramaya maruz kalındığının ve arama prosedürünün ziyaret hakkına olan doğrudan etkisinin başvurucu tarafından somut anlatım ve iddialarla ortaya konulamadığı, soyut açıklamalarda bulunulduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu iddia yönünden aile hayatına saygı hakkına bir müdahalenin olduğu ortaya konulamamıştır.

70. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.

V. GİDERİM

71. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

72. Başvuruda tespit edilen kötü muamele yasağının sonuçlarının ortadan kaldırılması için başvurucunun Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan ayrılması, masumiyet karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için ise Bafra İnfaz Hâkimliği kararından sonra mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesi nedeniyle yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

73. Öte yandan kötü muamele yasağının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği ve ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya net 200.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte başvurucunun uğradığını iddia ettiği zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı ortaya konulmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Ceza infaz kurumunda çıplak aramaya tabi tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Tutulma koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

5. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

6. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. 1. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. Anayasa'nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Başvurucuya net 200.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Bafra İnfaz Hâkimliğine (E.2019/1442, K.2019/1501), Bafra Ağır Ceza Mahkemesine (2019/736 D.İş) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/7/2025 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuru; ceza infaz kurumuna verilen dilekçelerin ilgili kurumlara ulaştırılmaması nedeniyle dilekçe hakkının, infaz hâkimliği kararında kullanılan ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin, ceza infaz kurumunda çıplak aramaya maruz kalınması ve olumsuz koşullarda tutulma gerekçeleriyle kötü muamele yasağının, ayrıca ziyaretçilere yönelik arama işlemleri ve görüş sürelerinin sistematik biçimde kısa tutulması nedeniyle de aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Mahkememizin başvurucunun diğer haklara yönelik iddialarıyla ilgili değerlendirmelerine katılmakla birlikte, aile hayatına saygı hakkı yönünden ihlalin bulunmadığı yönündeki çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan gerekçelerle katılmam mümkün olmamıştır.

3. Başvurucu, ceza infaz kurumuna gelen ziyaretçilerinin -özellikle çocuklar dâhil olmak üzere- ayrıntılı aramaya tabi tutulması nedeniyle ziyaretlere gelmekten imtina ettiklerini, bu durumun aile bireyleriyle sürdürülebilir ve düzenli ilişki kurmasını engellediğini, ayrıca açık ve kapalı görüş sürelerinin sistematik olarak alt sınırdan (yarım saat) belirlendiğini, bu uygulamanın sürekli hâle gelmesinin aile bağlarını zayıflattığını ve kişisel ilişkilerin canlı tutulmasını engellediğini ileri sürmüştür.

4. Başvurucunun, aile hayatına saygı hakkı kapsamında ileri sürdüğü iddialar yeterli açıklık ve temellendirme içermektedir. Özellikle görüş sürelerinin sürekli alt sınırdan uygulanması ve bu sürenin düzenli şekilde artırılmaması yönündeki şikâyet, uygulamada bir istisna değil, yerleşik bir idari tutuma işaret etmektedir. Ziyaretçilere yönelik uygulanan arama işlemlerinin başvurucu açısından doğurduğu sonuçlar da haklı ve kişisel bir rahatsızlığa dayanmaktadır.

5. Başvurucu bu şikâyetlerini infaz hâkimliği önünde de dile getirmiştir. Ancak hâkimlik, ceza infaz kurumu idaresinin standart içerikli cevabi yazısına atıfla, başvurucunun somut ve kişisel nitelik taşıyan itirazlarını değerlendirmeye tâbi tutmaksızın şikâyeti reddetmiştir.

6. İnfaz hâkimliği kararında yer verilen gerekçede; görüş sürelerinin yarım saatten az, bir saatten fazla olmayacak şekilde düzenlendiği ve kurumun fiziki yapısı, tutuklu/hükümlü sayısı ile giriş-çıkış yoğunluğu gibi unsurlar gözetilerek herkese eşit uygulama yapıldığı ifade edilmiştir. Ancak bu gerekçelendirme, başvurucunun şikâyetinin özünü karşılamaktan uzaktır. Zira başvurucu, görüş süresinin mevzuatın izin verdiği ölçüde artırılmaması ve sistematik biçimde alt sınırdan uygulanmasının aile bağlarını sürdürmesini güçleştirdiğini belirtmiş; bu sürelerin esnetilebilirliğini öngören düzenlemelere dayanarak artırım yapılmasını talep etmiştir.

7. Öte yandan, ziyaretçilere yönelik arama uygulamaları hakkında başvurucunun dile getirdiği hususların infaz hâkimliği kararında hiç değerlendirilmemiş olması, kararın aile hayatına saygı hakkı bakımından ilgili ve yeterli gerekçeyle desteklenmediğini göstermektedir.

8. Ceza infaz kurumundaki uygulamaların kişilerin aile hayatına etkilerinin, ölçülülük ilkesi ve demokratik toplum düzeninin gerekleri doğrultusunda değerlendirilmesi gerekir. Bu bağlamda, ziyaret sürelerinin sürekli alt sınırdan belirlenmesi ve ziyaretçilere yönelik arama uygulamalarının bireysel koşullar dikkate alınmaksızın yürütülmesi, aile bağlarının korunması yönündeki pozitif yükümlülükle bağdaşmamaktadır.

9. Somut olayda, başvurucunun aile bireyleriyle temasını kolaylaştıracak uygulamalara dair herhangi bir iyileştirme yapılmadığı gibi, yapılan başvurular da standart gerekçelerle ve bireyselleştirmeden uzak biçimde reddedilmiştir. Bu yönüyle başvurucunun aile hayatına saygı hakkına yönelik müdahalenin, usul güvenceleri yönünden eksik ve özensiz şekilde ele alındığı, dolayısıyla Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği kanaatindeyim.

10. Bu gerekçelerle, başvurucunun aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediği yönündeki çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.

 

 

 

 

Üye

 Kenan YAŞAR

 

 

 

 

KARŞIOY

Başvurucu, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmamasına karşın İnfaz Hakimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi kararlarında kendisinden hükümlü olarak bahsedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 36.ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;

Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 10.10.2016 tarihinde tutuklanmış, Ağır Ceza Mahkemesince başvurucu aleyhine anılan suçtan 9 yıl hapis cezasına hükmedilmiş, mahkûmiyet ve tutukluluk halinin devamına hükmedilmiştir. İstinaf kanun yoluna başvurulması üzerine başvurucunun 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile mahkumiyetine ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. 2020 yılında Yargıtay tarafından İstinaf hükmü onanmış ve başvurucu hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşmiştir. Başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia ettiği başvuru ise 2019 yılına ilişkindir.

5271 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu’nda (CMK m.2/1-b), “Sanık, kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi, ifade eder” düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre, CMK uyarınca hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşmemiş kişiler için sanık kavramı kullanılması gerekmekle birlikte, uygulamada mahkemede yapılan yargılama neticesinde hakkında verilen mahkumiyet hükmü kesinleşmemiş ancak halen tutuklu bulunan kişiler için hükümözlü deyimi kullanılmaktadır.5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un uygulanmasını göstermek amacı ile çıkarılan 45/1 nolu “Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler” konulu Genelge’de, derece mahkemelerince mahkumiyet kararı verilen fakat cezaları henüz kesinleşmeyen sanıklarla ilgili “hükümözlü” deyimi kullanılmıştır. Yargıtay’ın bazı kararlarında ise, hakkında mahkumiyet kararı kesinleşmeyen tutuklular için “hükmen tutuklu” deyiminin kullanıldığı görülmektedir.

Mahkemelerin ve cezaevi idarelerinin, hakkında kesinleşmemiş olsa da mahkûmiyet kararı olan tutuklular ile hakkında mahkûmiyet kararı henüz verilmemiş olan tutuklular arasındaki farkı ortaya koymak adına, mahkumiyet kararı bulunan tutuklu sanıklar için hükmen tutuklu ya da hükümlü deyimini kullanması, sırf bu nedenle başvurucunun cezası kesinleşmeden suçlu olduğunun kabul edildiği ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği anlamına gelmemektedir. Somut olayda, İnfaz Hakimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvurucu için sanık yerine hükümlü ifadesinin kullanılmış olması, yani sadece terim farklılığının mevcut olması, hakkında mahkûmiyet hükmü verilen tutuklular için, sanık kavramı yerine yargı kararlarında hükümözlü veya hükmen tutuklu gibi başkaca deyimlerin kullanılması nazara alındığında Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesini ihlal edildiği kabul edilemez.

Yukarıda belirttiğimiz nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesi ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

 

 

 

Üye

Ömer ÇINAR

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Fatih Likoğlu [2. B.], B. No: 2019/41949, 17/7/2025, § …)
   
Başvuru Adı FATİH LİKOĞLU
Başvuru No 2019/41949
Başvuru Tarihi 12/12/2019
Karar Tarihi 17/7/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, ceza infaz kurumunda çıplak aramaya maruz kalma ve olumsuz koşullarda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının, ceza infaz kurumuna verilen dilekçelerin ilgili kamu kurumlarına gönderilmemesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, infaz hâkimliği kararında kullanılan ifade nedeniyle masumiyet karinesinin, ceza infaz kurumu açıklamalarına karşı görüşünün alınmaması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, ceza infaz kurumuna gelen ziyaretçilerin detaylı aranması ve görüş sürelerinin kısa olması nedeniyle de aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Çıplak/detaylı arama Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
İnfaz Kurumunun fiziki koşulları İhlal Manevi tazminat
İfade özgürlüğü Ceza infaz kurumunda ifade Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) Masumiyet karinesi (Ceza) İhlal Manevi tazminat
Silahların eşitliği ilkesi / çelişmeli yargılama ilkesi (ceza) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı Ceza infaz kurumu uygulamaları Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi