|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
YILMAZ ANDİÇ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2020/13281)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 6/1/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Olcay ÖZCAN
|
|
Başvurucular
|
:
|
1. Yılmaz ANDİÇ
|
|
|
|
2. Hülya ANDİÇ
|
|
|
|
3. Ayşen ANDİÇ
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Halit SALDAN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; davanın ispatı için sunulan sözleşmenin kaybedilmesi sonucunda ispat imkânının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucular muris M.A.nın mirasçılarıdır. M.A.; S.I., S.İ. ve G.A. aleyhine 11/2/2014 tarihinde itirazın iptali talebiyle dava açmış, M.A.nın aynı davalılar aleyhine açtığı başka bir itirazın iptali davası bu dava ile birleştirilmiştir. Davacı M.A. asıl davada davalıların murisi K.A.nın kendisine ait işyerinde aylık 650 TL bedelle kiracı olarak kaldığını, kiracılık süresinin devamı sırasında vefat ettiğini, K.A.nın 2013 yılının Eylül ayına ait 650 TL kira borcunu ödemediğini, mirasçıları olan davalılar hakkında Eskişehir 1. İcra Müdürlüğünde (İcra Müdürlüğü) takip başlattığını ve davalıların takibe haksız itiraz ettiklerini belirterek itirazın iptali ile alacağın %20'si oranında icra inkâr tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada İcra Müdürlüğünün başka bir dosyasında ise 2011 yılının Temmuz ayı ile 2013 yılının Ağustos ayı arasında ödenmeyen 16.900 TL kira alacağının tahsili için icra takibi başlattığını ve davalıların takibe haksız itiraz ettiklerini belirterek itirazın iptali ile alacağın %20'si oranında icra inkâr tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ise kira sözleşmesi altındaki imzanın murislerine ait olmadığını belirterek asıl ve birleşen davaların reddini savunmuştur.
3. Davayı inceleyen Eskişehir 1. Sulh Hukuk Mahkemesince (Sulh Hukuk Mahkemesi) kira sözleşmesindeki imzaya itiraz edilmiş olması nedeniyle bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Emniyet Kriminal Laboratuvarında görevli bilirkişi tarafından düzenlenen 25/11/2014 tarihli raporda sözleşmedeki imzanın mevcut örnek imzalarına atfen davalıların murisi K.A.nın eli ürünü olduğunun kabulünün mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından bilirkişi incelemesi sonucunda kira sözleşmesindeki imzanın davalıların murisine ait olmadığının belirlendiği gerekçesiyle 20/1/2015 tarihinde asıl ve birleşen davalar reddedilmiştir.
4. Yapılan temyiz talebini inceleyen Yargıtay 6. Hukuk Dairesi (6. Hukuk Dairesi) kararı kısmen bozmuştur. 6. Hukuk Dairesi asıl davanın değerinin temyiz sınırının altında kalması nedeniyle kararın kesin olduğunu belirterek asıl davaya yönelik temyiz isteminin reddine karar vermiştir. Birleşen davada ise davalılardan S.I. ve G.A.nın icra takibine süresinde itiraz etmediklerini, icra takibinin bu davalılar yönünden kesinleştiğini ve davacının bu davalılar yönünden itirazın iptalini istemesinde hukuki yararı bulunmadığını belirterek birleşen davanın bu gerekçeyle davalılardan S.I. ve G.A. yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Birleşen davada diğer davalı S.İ. yönünden yapılan temyiz incelemesinde ise 1/1/2003 tarihli beş yıl süreli kira sözleşmesinde davacı ve davalılar murisinin adının yazdığını, kiralananın oto tamirhanesi olarak ifade edildiğini, davalıların icra takibine yaptıkları itirazları ve davadaki savunmalarında murisin kiralananda kiracı olmadığına yönelik beyanlarının bulunmadığını, sadece sözleşmedeki imzaya itirazda bulunduklarını ve ön yüz ile arka yüzde tahrifat yapıldığını ileri sürdüklerini belirtmiştir. Bu nedenle davalıların dolaylı olarak kira ilişkisinin varlığını kabul ettiklerini ifade etmiştir. Buna göre Sulh Hukuk Mahkemesince 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 333. maddesinde (22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 265. maddesi) kiracının ölümü ile sözleşmenin kendiliğinden sona ermeyeceği hususunun dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca kira bedellerinin ödenmesine ilişkin murisin ölüm tarihine kadar olan geçmişe yönelik tüm banka kayıtlarının getirtilerek murisinkira bedellerine ilişkin ödemesi olup olmadığı üzerinde durulması, davalıların sözleşmede tahrifat yapıldığı, ön yüz ile arka yüzde uyuşmazlık olduğu ve murisin isminin altındaki imzanın kendisine ait olmadığına ilişkin itiraz yönünden dosyanın bir kez de Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesine (Adli Tıp Kurumu) gönderilerek tahrifat ve imza incelemesi yönünden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
5. Davalıların yaptığı karar düzeltme talebini inceleyen 6. Hukuk Dairesi, 24/11/2016 tarihinde bozma ilamında birleşen davaya ilişkin S.I. ve G.A. yönünden verilen bozma kararının kaldırılmasına karar vermiştir.
6. Bozmaya uyan Sulh Hukuk Mahkemesi, bozma kararı doğrultusunda davacı yanın beyan ettiği bankaya müzekkere yazmış ve tarafların murisleri arasında ödeme bulunup bulunmadığını araştırmıştır. Sunulan müzekkere cevabına göre hesap hareketlerinde taraflar arasında herhangi bir ödeme bilgisi tespit edilmemiştir. Ayrıca Sulh Hukuk Mahkemesi, 6/7/2017 tarihli celsede dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek davalıların murisi K.A. ile düzenlendiği belirtilen 1/1/2003 başlangıç tarihli kira sözleşmesindeki imzanın davalılar murisi K.A.nın eli ürünü olup olmadığı ve kira sözleşmesinin ön yüzü ile arka yüzünde tahrifat yapılıp yapılmadığı hususlarında rapor düzenlenmesine karar vermiştir. Davacı vekili 10/7/2017 tarihli dilekçesinde sözleşme aslını 18/3/2014 tarihinde birleşen dosyaya sunduğunu ifade etmiş ve teslim edildiğine ilişkin yazıyı da ekte sunduğunu belirtmiştir. Davacı vekilince sunulan belge incelendiğinde sunulan delil listesi üzerine kira sözleşmesinin yazı işleri müdürlüğü kasasına teslim edilmek üzere teslim alındığının yazıldığı ve mahkeme personeli sicil numarası yazılmak suretiyle imza edildiği anlaşılmıştır. Sulh Hukuk Mahkemesi; mahkeme kaleminde araştırma yapmak, istinabe yapılan yer mahkemesi ile temyiz merciine müzekkere yazmak suretiyle kira sözleşmesi aslını bulmaya çalışmış ancak tüm aramalara rağmen sözleşme aslını bulamamıştır.
7. Yargılama sırasında davalılar; duruşmaya gelerek murisleri K.A.nın 2011 yılında vefat ettiğini, davacı ile aralarında kira ilişkisi olmadığını ve sözleşmedeki el yazısı ile imzanın muris babalarına ait olmadığını beyan etmiştir. Son celsede davacı vekili, sözleşmenin aslını daha önce sunduklarını ve kaybolmasının kendi sorumluluklarında olmadığını, daha evvel bildirdikleri banka dışında kiraların ödendiğine ilişkin başka bir banka kaydı olmadığını, dosyanın bu hâliyle tekemmül etmediğini ve Yargıtay ilamı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca son celsede davalılar vekili, sözleşme üzerinde daha önce bir inceleme yapıldığını ve imzanın murise ait olmadığının görüldüğünü, davalıların muris babalarından kalma herhangi bir işyeri işletmediklerini ve işyerinden haberdar olmadıklarını, sunulan banka kayıtlarında da müteveffa adına herhangi bir ödeme görünmediğini, ellerinde sözleşme olmadığını vekira akdinin kurulduğuna ilişkin herhangi bir delil ortaya konulamadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
8. Sulh Hukuk Mahkemesince 28/3/2019 tarihinde dava reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde özetle;
i. Davanın konut ve çatılı işyeri hükümlerine tabi olduğu ve bu tür davalarda sözleşmenin varlığının ve kira miktarının ispat külfetinin davacı tarafta, kira ödemesinin ispat külfetinin ise davalı kiracıda olduğu ifade edilmiştir. Somut olayda davacı tarafın kira sözleşmesine dayanarak kira ilişkisi ve miktarını bu sözleşmeyle ispat etmek istediği ancak temyiz incelemesi için Yargıtaya gönderilen sözleşme aslının 6. Hukuk Dairesinin kapatılıp Yargıtay 3. Hukuk Dairesine (3. Hukuk Dairesi) devri sırasında kaybolduğu, bozma sonrası dosyanın 20/6/2017 tarihinde 6. Hukuk Dairesince bozularak gönderildiği, dosyaya konu kira sözleşmesi aslının ise Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/4943 soruşturma sayılı dosyasındaki incelemesi tamamlandıktan sonra 27/6/2016 tarihinde 6. Hukuk Dairesine iade edildiği ancak 6. Hukuk Dairesine gönderilen kira sözleşmesinin dosya arasına alınmadığı, kira sözleşmesinin gönderilmesi için birçok kez yazı yazıldığı, 3. Hukuk Dairesince verilen cevapta 6. Hukuk Dairesinin kapatıldığı, Dairenin arşivinde yapılan araştırma neticesinde bahse konu kira sözleşmesi aslının olmadığının bildirildiği,
ii. Taraflardan da kira sözleşmesinin temin edilemediği, kira ödemeleri için Ş. Banka yazılan yazı cevabından herhangi bir ödemeye rastlanmadığının anlaşıldığı ve davacı tarafça başka bir bankanın bildirilmediği,
iii. Davanın temelini oluşturan kira ilişkisi hususunda davalı asillerin isticvap edildiği ve her üçünün de miras bırakan babaları ile davacı arasında herhangi bir kira ilişkisi olmadığını, davacı tarafından sunulan sözleşmedeki imzanın babalarına ait olmadığını beyan ettikleri,
iv. Başvurucuların murisi olan davacının kira ilişkisinin ve kira miktarının varlığını ispat külfetini yerine getirmediği belirtilmiştir.
9. Başvurucuların temyiz talebini inceleyen 3. Hukuk Dairesi 31/10/2019 tarihinde kararı onamıştır.
10. Başvurucular nihai kararı 13/3/2020 tarihinde öğrendikten sonra 6/4/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Komisyonca 2020/13289 ve 2020/13292 numaralı başvuruların 2020/13281 numaralı başvuru ile birleştirilmesine ve başvuruya 2020/13281 numaralı dosya üzerinden devam edilmesine karar verilmiştir.
12. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
13. Başvurucular, yargılamanın uzun sürdüğünden şikâyet etmiştir.
14. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Başvurucular açısından anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
15. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmınındiğer kabul edilebilirlik şartları incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkı ile Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
16. Başvurucular, davalıların murisi ile imzalanan kira sözleşmesine istinaden ödenmeyen kira alacaklarının tahsili için başlatılan icra takibine davalıların itirazı üzerine açılan ve birleştirilen itirazın iptali davasında, Sulh Hukuk Mahkemesinin delilleri toplamadan ve kira sözleşmesindeki imzanın davalıların murisine ait olup olmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumundan rapor almadan karar verdiğini ve bu kararın 6. Hukuk Dairesince Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiği gerekçesiyle bozulduğunu belirtmiştir. Ancak sözleşme aslının dosyanın temyiz incelemesi sırasında kaybolduğunu ve bu nedenle belge üzerinde inceleme yapılamadığını, daha sonrasında ise belgenin kaybolmasına ilişkin sorumluluğun Yargıtaydan alınması için bozma ilamı hiçe sayılarak davanın gerekçesiz şekildereddedildiğini ve bu kararın kanuna aykırı şekilde onandığını ileri sürmüştür. Verilen karar nedeniyle 75.000 TL'lik alacaklarının tahsil imkânından mahrum kaldıklarını ve adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
17. Başvurucuların şikâyetlerinin özünün davanın ispatı için sunulan sözleşmenin kaybedilmesi sonucunda ispat imkânının ortadan kaldırılmasına ilişkin olduğu anlaşıldığından şikâyetlerinin Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
19. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü [2. B.], B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu [1. B.], B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31). Somut olayda uyulmasına karar verilen bozma ilamında, davalıların icra takibine yaptıkları itirazları ve davadaki savunmalarında murislerinin kiralananda kiracı olmadığına yönelik beyan bulunmadığı, sadece sözleşmedeki imzaya itirazda bulundukları ve sözleşmenin ön yüzü ile arka yüzünde tahrifat yapıldığı ileri sürüldüğünden davalıların dolaylı olarak kira ilişkisinin varlığını kabul ettikleri ifade edilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların murisine ait taşınmazın kiraya verilmesinin başvurucular açısından ekonomik bir menfaat teşkil ettiği değerlendirilmiştir.
20. Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı, temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla oluşturulan idari ve yargısal mekanizmalara yapılan başvuruların mutlaka başvurucu lehine sonuçlanmasını güvence altına almamaktadır. Bu bağlamda ilgili idari ve yargısal mercilere düşen ödev, başvurucunun şikâyetinin esasını inceleyerek ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karara bağlamaktır. Bununla birlikte mahkemelerin yorum ve değerlendirmelerinin söz konusu başvuru yoluna müracaat edilmesini anlamsız kılacak, başarı şansını zayıflatacak derecede keyfîlik içermesi ya da açıkça makul olmayan bir muhakemeye dayanması hâlinde etkili başvuru hakkı ihlal edilebilir (Seyfettin Şimşek [2. B.], B. No: 2019/21111, 30/3/2022, § 41).
21. Etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; Murat Haliç [1. B.], B. No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44).
22. Bu hak tek başına, bağımsız olarak kullanılması mümkün olmayan ancak Anayasa’da güvence altına alınan başka bir temel hak ve özgürlüğün ihlal edildiği iddiasının bulunması hâlinde kullanılabilecek tamamlayıcı nitelikte bir haktır. Bir başka ifadeyle etkili başvuru hakkının ihlal edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için hangi temel hak ve özgürlük konusunda etkili başvuru hakkının kısıtlandığı sorusuna cevap verilmesi gerekir (Onurhan Solmaz [1. B.], B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §§ 33, 34; Sıtkı Güngör [2. B.], B. No: 2013/5617, 21/4/2016, § 86).
23. Etkili başvuru hakkı, Anayasa’ya aykırılığı iddia edilen bir husustan kendisinin zarar gördüğünü düşünen kişinin hem iddiaları hakkında karar verilmesini hem de mümkünse zararının giderilmesini sağlamak için hukuki bir yola başvurabilmesini gerektirir. Başka bir deyişle Anayasa’da düzenlenen temel hak ve özgürlüklerden birinin savunulabilir düzeyde ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu ileri süren herkes Anayasa’nın 40. maddesi kapsamında etkili başvuru hakkına sahiptir (Sıtkı Güngör, § 87).
24. Kişilerin etkili başvuru hakkı açısından sahip oldukları güvencenin kapsamı ihlal iddiasına konu edilen hakkın niteliğine göre değişmektedir. Fakat genel olarak ifade edilmelidir ki Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca sağlanması gereken başvuru yolunun hem teoride hem de uygulamada ileri sürülen ihlali önlemesi, ihlal devam etmekte ise sonlandırması, gerçekleşip sona ermiş ihlallere yönelik olarak ise makul bir tazmin imkânı sunması gerekir (K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, § 71).
25. Şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan ve gerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının olması, ilgililere etkili başvuru hakkının sağlanmasının bir gereğidir. Buna göre kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla öngörülen yargı yollarının mevzuatta yer alması yalnız başına yeterli olmayıp bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yola başvurulabilmesi için öngörülen koşullar somut olaylara tatbik edilirken dayanak işlem, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilir nitelikteki iddialar bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmeli; koşulların oluşmadığı sonucuna ulaşılması durumunda ise bu durum yargı makamları tarafından ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmalıdır (İlhan Gökhan [2. B.], B. No: 2017/27957, 9/9/2020, §§ 47, 49).
26. Anayasa Mahkemesi, öncelikle başvurucuların açtığı davanın incelenmesini mümkün kılan etkili bir başvuru yolunun bulunup bulunmadığını inceleyecektir. Etkili bir başvuru yolunun bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde ise teorik düzeyde etkili olduğu tespit edilen bu yolun pratikte başarı şansı sunup sunmadığını belirleyerek sonuca ulaşacaktır.
27. Uyuşmazlıkta başvurucuların murisi; S.I., S.İ. ve G.A.nın murisi ile kira sözleşmesi imzaladığı ve bazı dönem kiralarının ödenmediği gerekçesiyle S.I., S.İ. ve G.A. aleyhine icra takibi başlatmıştır. Yapılan itiraz üzerine icra takipleri durmuş ve başvurucuların murisi tarafından itirazların haksız olduğu gerekçesiyle itirazın iptaline ve alacağın %20'si oranında icra inkâr tazminatına karar verilmesi talebiyle Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan davalar birleştirilmiştir. Yargılama sonunda ise dava reddedilmiş ve karar, yasal yollardan geçerek kesinleşmiştir. Dolayısıyla hukuk sisteminde başvurucuların ileri sürdükleri kira alacağının tahsili için etkili bir icra ve dava mekanizmasının teorik düzeyde bulunduğu anlaşılmaktadır.
28. Teorik düzeyde etkili olduğu tespit edilen hukuk yolunun pratikte başarı şansı sunup sunmadığını değerlendirmek gerekir.
29. Davalılar, başvurucular murisince sunulan kira sözleşmesi üzerinde bulunan imzanın murislerine ait olmadığını ileri sürdüğünden Emniyet Kriminal Laboratuvarında görevli bilirkişiden rapor alınmış ve bu raporda sözleşmedeki imzanın mevcut örnek imzalarına atfen davalıların murisi K.A.nın eli ürünü olduğunun kabulünün mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Sulh Hukuk Mahkemesi de kira sözleşmesi altındaki imzanın davalıların murisine ait olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaları reddetmiştir.
30. Yapılan temyiz ve karar düzeltme talebini inceleyen 6. Hukuk Dairesi, asıl davanın değerinin temyiz sınırının altında kalması nedeniyle kararın kesin olduğunu belirterek asıl davaya yönelik temyiz istemini reddetmiştir. Birleşen dava yönünden ise 1/1/2003 tarihli beş yıl süreli kira sözleşmesinde davacı ve davalılar murisinin adının yazdığını, kiralananın oto tamirhanesi olarak ifade edildiğini, davalıların icra takibine yaptıkları itirazları ve davadaki savunmalarında murisin kiralananda kiracı olmadığına yönelik beyanının bulunmadığını, sadece sözleşmedeki imzaya itirazda bulunulduğunu ve sözleşmenin ön yüz ile arka yüzünde tahrifat yapıldığını ileri sürdüklerini belirtmiştir. Bu nedenle davalıların dolaylı olarak kira ilişkisinin varlığını kabul ettiklerini ifade etmiştir. Kira bedellerinin ödenmesine ilişkin olarak murisin ölüm tarihine kadar olan geçmişe yönelik tüm banka kayıtlarının getirtilerek kira bedeline ilişkin ödemesi olup olmadığı üzerinde durulması, davalıların sözleşmede tahrifat yapıldığına, ön yüz ile arka yüzde uyuşmazlık olduğuna ve murisin ismi altındaki imzanın kendisine ait olmadığına ilişkin itirazları yönünden dosyanın bir kez de Adli Tıp Kurumuna gönderilerek tahrifat ve imza incelemesi yönünden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
31. Ayrıca Sulh Hukuk Mahkemesi, sözleşme üzerinde inceleme yapılmasına karar vermiştir. Mahkeme kalemine teslim edildiği anlaşılan sözleşme aslı bütün araştırmalara rağmen bulunamamıştır. Sulh Hukuk Mahkemesi; kira sözleşmesinin temin edilemediği, ödemenin de tespit edilemediği, davalıların kira ilişkisinin varlığını ve sözleşme altındaki imzanın murislerine ait olduğunu kabul etmedikleri ve dolayısıyla davacı tarafın kira ilişkisinin ve kira miktarının varlığını ispat külfetini yerine getirmediği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bu karara karşı yapılan temyiz talebi 3. Hukuk Dairesince yerinde görülmemiş ve karar onanmıştır. Dolayısıyla yargılama mercilerinin başvurucuların kira miktarının varlığını ispat külfetini yerine getirmediklerine ilişkin gerekçesi dikkate alındığında davanın reddine ilişkin ilgili ve yeterli gerekçeye yer verdiği anlaşılmaktadır.
32. Ancak başvurucular, davanın ispatı için Sulh Hukuk Mahkemesine teslim ettikleri sözleşme aslının kaybedilmiş olması sonucu davayı ispat etme imkânının ellerinden alındığından yakınmaktadır.
33. Sulh Hukuk Mahkemesine teslim edildiği anlaşılan sözleşme aslı yargılama sırasında yargı mercilerince kaybedilmiş, bozma kararının gerekleri başvurucuların kusuru bulunmaksızın yerine getirilememiş ve sonuçta başvurucuların davası ispat edilemediği gerekçesiyle reddedilmiştir. Anılan sözleşme aslı üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yapılması hâlinde davanın kesin olarak kabul edileceği sonucuna ulaşmak mümkün olmamakla birlikte başvurucuların davasının temelini oluşturan belgenin kaybedilmesi suretiyle davanın başarıya ulaşma şansının başvurucuların kusuru olmaksızın ellerinden alındığı anlaşılmaktadır.
34. Kamu makamlarının uyuşmazlığın taraflarınca kendilerine sunulan belgeleri özenli şekilde saklama ve iade etme yükümlülüğü altında oldukları hususunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak yargılama mercileri bu yükümlülüğü yerine getirmemiş ve ortaya çıkan olumsuz sonuç tamamen başvurucular üzerinde bırakılmıştır. Dolayısıyla davanın sonucuna doğrudan etki edeceği anlaşılan ve davanın ispatı için yargılama mercilerine teslim edilen sözleşmenin kaybedilmesi nedeniyle davadaki iddialarını inceletme imkânı bulamayan başvurucular yönünden anılan hukuk yolunun pratikte başarı sunma şansı ortadan kaldırılmıştır.
35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
36. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve 75.000 TL tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
37. İhlal iddiasına ilişkin sözleşmenin aslının kaybedildiği dikkate alındığında ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.
38. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvuruculara manevi zararları karşılığında net 75.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvuruculara net 75.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
D. 1.340,70 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 41.340,70 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Eskişehir 1. Sulh Hukuk Mahkemesine (E.2017/303, K.2019/1072) ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesine (E.2019/2767, K.2019/8622) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.