|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
B.E. VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2020/16199)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 6/1/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Furkan Samet ESER
|
|
Başvurucular
|
:
|
B.E.
|
|
|
|
B.B.
|
|
|
|
Ş.G.
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Vedat ÖZKAN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucular hakkında 21/3/2011 tarihinde Adana'nın Ceyhan ilçesinde gerçekleştirilen nevruz etkinliği sırasında yasa dışı slogan attıkları gerekçesiyle terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, terör örgütü propagandası yapma ve kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılma suçlarından 6/4/2012 tarihinde dava açılmıştır. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama neticesinde başvurucular hakkında 9/5/2013 tarihinde terör örgütü propagandası yapma suçundan kovuşturmanın ertelenmesi, terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan ceza verilmesine yer olmadığı ve kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılma suçundan beraat kararları verilmiştir. Kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiş; temyiz yolu açık olarak verilen diğer hükümler ise Cumhuriyet savcısı ve başvurucular vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi (Daire) tarafından yapılan temyiz incelemesi neticesinde 24/11/2015 tarihinde beraat kararları onanmış, ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlar ise beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma kararı üzerine dosyayı ele alan Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi özel yetkili mahkemelerin kaldırıldığı ve suç yerinin Ceyhan ilçesi olduğu gerekçeleriyle Ceyhan 2. Ağır Ceza Mahkemesine (Mahkeme) yetkisizlik kararı vermiştir. Yetkisizlik kararı üzerine Ceyhan 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yargılama devam edilmiş ve 24/3/2016 tarihinde başvurucuların terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan beraatlerine karar verilmiştir. Bahse konu beraat kararı başvurucular vekili tarafından vekâlet ücreti yönünden temyiz edilmiştir. Daire 11/12/2017 tarihinde temyiz itirazlarını reddederek hükmün onanmasına karar vermiş ve Mahkeme tarafından 13/2/2018 tarihinde kesinleşme şerhleri düzenlenmiştir.
3. Başvurucular 26/2/2018 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmış ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi 2018/6237 başvuru numarasıyla incelediği dosyada 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a eklenen geçici 2. maddeyle Adalet Bakanlığı (Bakanlık) bünyesinde oluşturulan başvuru yoluna istinaden, ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görünen İnsan Hakları Tazminat Komisyonunu (Tazminat Komisyonu) işaret ederek 21/12/2018 tarihinde kabul edilemezlik kararı vermiştir.
4. Başvurucular kabul edilemezlik kararı sonrasında 25/1/2019 tarihinde Tazminat Komisyonuna başvurmuştur. Tazminat Komisyonu 16/12/2019 tarihinde vermiş olduğu kararda başvurucular vekili tarafından yapılan temyiz başvurusunun sadece vekâlet ücretine yönelik olduğuna dair tespitlerde bulunmuş ve temyiz aşamasında geçen süreyi makul süre hesabına dâhil etmemiştir. Tazminat Komisyonu 6/4/2012 tarihinde iddianamenin düzenlenmesiyle birlikte başlayan yargılama sürecinin 24/3/2016 tarihinde verilen beraat kararıyla sona erdiği yönünde değerlendirmelerde bulunmuş ve iki dereceli olarak üç yıl on bir ay on sekiz gün sürdüğünü tespit ettiği yargılamanın makul sürede tamamlandığı gerekçesiyle başvuruyu reddetmiştir.
5. Başvurucular, karara karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine (Bölge İdare Mahkemesi) itirazda bulunmuştur. Başvurucular, itiraz dilekçesinde Tazminat Komisyonu tarafından yanlış hesaplama yapıldığını beyan etmiş; yargılama süresinin başlangıç tarihinin gözaltına alınma tarihi olması gerektiğini, temyiz incelemesinin ise 11/12/2017 tarihinde sona erdiğini ileri sürmüştür.
6. Bölge İdare Mahkemesi, yargılamanın iki dereceli olarak üç yıl on bir ay on sekiz gün sürdüğü yönünde değerlendirmelerde bulunmuş ve başvurucular tarafından yapılan itirazı 12/2/2020 tarihinde reddetmiştir. Nihai karar 8/5/2020 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir.
7. Başvurucular 8/5/2020 tarihinde vekilleri aracılığıyla nihai kararı öğrenmiş ve 2/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
8. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
9. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
10. Başvurucular, yargılamanın başlangıç ve bitiş tarihlerine ilişkin tespitlerin hatalı olduğunu ve temyiz incelemesinin sona ermesine kadar geçen sürenin yargılama süresine dâhil edilmediğini beyan etmiş; Tazminat Komisyonuna yaptıkları başvurunun reddedilmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüş yazısında, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucular vekili tarafından Bakanlık görüşüne yönelik ibraz edilen cevap dilekçesinde ise başvuru formundaki iddialar yinelenmiştir.
11. 6384 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi ile "Anayasa Mahkemesinde bulunan bazı bireysel başvurular hakkında Komisyona müracaat" düzenlenmiştir. Anılan hüküm ile geçici 2. maddenin yürürlüğe girdiği 31/7/2018 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Tazminat Komisyonu tarafından incelenebileceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemeden sonra Anayasa Mahkemesi, Tazminat Komisyonuna başvurunun ilk bakışta başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğunu kabul ederek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararları vermiştir (Ferat Yüksel [2. B.], B. No: 2014/13828, 12/9/2018).
12. Bu sebeple Anayasa Mahkemesinin Tazminat Komisyonunu etkili görüp bu yolun tüketilmesi gerektiğini belirttiği ilk başvuru başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olduğundan Tazminat Komisyonuna yapılan başvuruda söz konusu ihlal iddialarının incelenmemesine/giderilememesine dair eldeki -ikinci- başvuruda ileri sürülen iddiaların da makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı yönünden incelenmesi gerekir.
13. Buna göre makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddiasıyla 31/7/2018 tarihine kadar Anayasa Mahkemesine yapılan başvurular yönünden bir kanun yolu oluşturulmuş olup eldeki başvuruda inceleme söz konusu kanun yolundan başvurucuların yararlandırılmamasına yönelik Tazminat Komisyonu kararı ve bu karara karşı itirazı inceleyen Bölge İdare Mahkemesi kararına ilişkin olacaktır.
14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
15. Etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; Murat Haliç [1. B.], B. No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44).
16. Öte yandan şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan ve gerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının olması ilgililere etkili başvuru hakkının sağlanmasının bir gereğidir. Buna göre kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla öngörülen yargı yollarının mevzuatta yer alması yalnız başına yeterli olmayıp bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yola başvurulabilmesi için öngörülen koşullar somut olaylara tatbik edilirken dayanak işlem, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilir nitelikteki iddiaların bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmesi, koşulların oluşmadığı sonucuna ulaşılması durumunda ise bu durumun yargı makamları tarafından ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (İlhan Gökhan [2. B.], B. No: 2017/27957, 9/9/2020, §§ 47, 49).
17. Anayasa Mahkemesi içtihadında ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (B.E. [2. B.], B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34).
18. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarda ise yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri [1. B.], B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).
19. Ayrıca ceza ve medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41, 45; B.E., § 29).
20. Somut olayda başvurucular hakkında 24/3/2016 tarihinde beraat kararı verilmiş ise de bahse konu karar başvurucular vekili tarafından temyiz edilmiştir. Daire, vekâlet ücretine yönelik itirazlarla sınırlı olarak yaptığı inceleme neticesinde 11/12/2017 tarihinde hükmün onanmasına karar vermiş ve ancak bu karar sonrasında Mahkeme tarafından kesinleşme şerhi düzenlenmiştir.
21. Başvuruda incelenmesi gereken mesele ceza yargılamasının ne zaman başladığı ve sona erdiğiyle ilgilidir. Anayasa Mahkemesinin B.E kararında ceza yargılamasının başlangıç tarihine ilişkin yapmış olduğu tespitler gözönüne alındığında başlangıç tarihi olarak iddianamenin düzenlendiği 6/4/2012 tarihinin esas alınması hatalı bir uygulama olacaktır. Zira başvurucular, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/2/2012 tarih ve 2012/131 D. İş sayılı kararı doğrultusunda ikametgâhlarında yapılan arama sonucunda yakalanmışlardır. Bu nedenle başvurucuların suç isnadından ilk olarak etkilendikleri tarih ikametgâhlarında yapılan arama neticesinde yakalandıkları tarihtir.
22. Öte yandan her ne kadar Tazminat Komisyonu ve Bölge İdare Mahkemesi, temyiz itirazının sadece vekâlet ücretine yönelik olduğu gerekçesiyle beraat kararı ile Dairenin onama kararı arasında geçen süreyi makul süre hesabında dikkate almamış ise de bu süre zarfı içinde başvurucular hakkında verilen beraat kararının kesinleştiği söylenemeyecektir. Zira ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih olarak suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği tarihin esas alınması gerekmektedir. Başvurucuların haklarında verilen beraat kararına yönelik Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz talebinde bulunulmayacağına dair öngörü sahibi olmaları beklenemeyeceği gibi temyiz incelemesinin sona ermesine kadar geçen süre içinde beraat kararının olumlu sonuçlarından faydalandığı da söylenemeyecektir. Buna karşın Tazminat Komisyonu ve Bölge İdare Mahkemesi tarafından Dairenin onama kararına kadar geçen süre gözönüne alınmamış, yargılamanın makul bir süre içerisinde tamamlandığına dair değerlendirme yapılmıştır. Bununla birlikte Tazminat Komisyonu ve Bölge İdare Mahkemesi tarafından esas alınan sürenin makul olduğuna ilişkin değerlendirmenin de -somut olayın koşullarına göre- Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına uygun olduğunu söylemek mümkün değildir (benzer değerlendirme için bkz. Haluk Ercan ve Mürsel Ünlü [2. B.], B. No: 2020/6129, 17/6/2020; Burhan Çiçek [2. B.], B. No: 2019/18325, 21/7/2020).
23. Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin ihlalin giderilmesi bakımından teorik düzeyde etkili olduğu saptanan Tazminat Komisyonu, öngörülebilir olmayan ve bariz takdir hatası teşkil eden yorumları sebebiyle somut olayda başarı şansı sunma potansiyelini yitirmiştir. Böylece makul sürede yargılanma hakkına ilişkin ihlalin giderilmesi için ihdas edilen başvuru yolundan başvurucuların yararlandırılmamasının makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.
24. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
25. Başvurucular, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması ile birlikte tazminat talebinde bulunmuştur.
26. Tazminat Komisyonuna yapılan başvurunun reddedilmesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkını ihlal etmiştir. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin Tazminat Komisyonu kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
27. Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için Tazminat Komisyonunca yeniden inceleme yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yeniden incelemede yapılması gereken iş, Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. (bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden inceleme yapılmak üzere ilgili Tazminat Komisyonuna gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
28. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için Tazminat Komisyonunca yeniden inceleme yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat taleplerinin, maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunulmaması nedeniyle de maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
A. Adli yardım taleplerinin KABULÜNE,
B. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,
C. Makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
D. Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
E. Kararın bir örneğinin makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden inceleme yapmak üzere Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (K.2019/2693 sayılı dosya) GÖNDERİLMESİNE,
F. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,
G. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara müştereken ÖDENMESİNE,
H. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
İ. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine (E.2020/30 ve K. 2020/754 sayılı dosya) GÖNDERİLMESİNE,
J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.