|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Muhammed Cemil KANDEMİR
|
|
Başvurucu
|
:
|
Mükerrem AYDOĞDU
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Adem KAPLAN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, kamu görevlisi olan başvurucunun sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşım nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünde Trafik ve İstasyon Yönetimi Daire Başkanı olarak görev yapmaktayken 9/12/2019 tarihinde bu görevinden alınarak Destek Hizmetleri Daire Başkanlığına müşavir olarak atandığı, başvuruya konu paylaşımların yapıldığı tarihte söz konusu görevde olduğu anlaşılmaktadır. Bir sosyal paylaşım sitesinde, başvurucu adına kayıtlı profil hesabından yapılan beş paylaşım gerekçe gösterilerek başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Söz konusu beş paylaşım şöyledir:
(15/2/2020tarihli paylaşım)
"DÖN BABA DÖNELİM, HACILARA GİDELİM, Dönme dolabın başındaki goygoycu gelgel yapardı. herkese şaklabanca tekerlemeyle; Dön baba dönelim, hacılara gidelim Merakından giren girerdi, döner döner başı da dönerdi hafif mayhoş. Ama dolap orada yine döner döner ama hep yerinde kalırdı. Sadece giren çıkanın biraz başı döner, o da çabuk geçerdi. Dönüp dönüp en başa gelmek ve bu kısır döngüyü hiç değiştirememek. Sanki hiçbir zeka sahibi yokmuş ve aklına getirememiş de zihni sinir müsveddelerinin küçücük beyinlerine yeni gelebilmiş fikirleri yeniden yeniden keşfedip, hiç düşünülmemiş yepyeni fikirler gibi sunması ve güç gösterisinde bulunması, dönüp dönüp yine aynı noktaya geliyor, gözünüzü kırpıştırıp Allah Allah diyorsunuz ve tabi hacılara da gitmiş oluyorsunuz. Yaşadığınız geçici sarhoşluk yanınıza kar kalıyor. Darbe yapmaya çalışan paralellerin azıcık beyinleri vardı, onlardan arta kalan ve ne garip şimdi köşe kapmaca oynamalarına göz yumulan kripto paralel artıklarının beyinleri de yok. Kime ve neye sadık oldukları herkesin aşikarı olanlar şimdilik dönme dolapta dönmeye devam ediyorlar. Dönsünler. Çıkınca neye döneceklerini bilecekler. O dönme dolaplar da elbette duracak ve öncekiler gibi sırf mayhoş olmayacaklar, korkarım ortada sirk de kalmayacak, Onların lamı cimi okunmayacak bile. Ziya Paşa'nın Terkib-i Bendinden bir bölümle tamamlayalım. Sadıkları tahkir ile red kaide oldu, Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı. Hak söyleyen evvel dahi menfur idi gerçi, Hainlere amma ki riayet yeni çıktı. (Dürüst ve içten olanı aşağılama ile uzaklaştırma moda oldu, Hırsızlara ikram ve yardım öne çıktı. Doğruyu söyleyenler daha önce de nefrette karşılanırdı, Fakat hainlere tabi olmak yeni çıktı.)
(15/6/2020 tarihli paylaşım)
"Hem kifayetsiz muhteris, hem de şaibeli ve de defolu, ardan, hayadan yoksun bir zalim ile yıllardir her kanala oynayan, güç neredeyse oraya tapınan ve bize de zamanında dost görünüp etrafımızda yaltaklanan azicik dişlenince sinsi gerçek yüzünü gösteren hain fırıldaklar. Hiç sevinmeyin. Hicbir zulum karsiliksiz kalmaz. Paralel kibir ve kindarlık ile gizlenmiş aşikar hale gelen azgınlıklarınızda boğulacaksınız. Birileri görünen o ki şerefsizce gidecek. Aha da suraya yazıyorum. Artlarından herkesin huzurunda davul da değil teneke çaldırtmayan namerttir.”
(15/6/2020 tarihli paylaşım)
"Sürgüne sürgün demek yasakmış????? İnsanları sırf mezhebi, sendikası vb. nedenlerle yani bir ihtiyacı eksikliği giderme amacı taşımaksızın yerlerinden, yurtlarından, ailelerinden uzaklaştırmaya rotasyon mu, izolasyon mu diye bişey uydurulmuş. Eziyet çeken insanlarım, kahrını üzüntüsünü ifade edebilmek için elinden sadece o gelebiliyorken hiçbir hakaret içermeksizin sadece “SÜRGÜNE HAYIR, BU İNSANLIK SUÇUDUR” sosyal paylaşımı yaptığı için bir de ardından soruşturma yapmak sadece sonradan olma/görme acizlere yakışır. AYIP.”
(18/6/2020tarihli paylaşım)
"3000 yıl önce zalimlerin zulmünden beri olmak için mazlumların dağların yüzüne yüzüne yaptıkları korunakları da görmek nasip oldu. İnsanlık böyle, ne firavuncuklar bitiyor, ne de mazlumlar...”
(21/6/2020 tarihli paylaşım)
"Bugün babalar günüymüş. Eh kutlu olsun. Biz çocuklarımızdan uzaklaştırıldık. Çok şükür yiyip içebiliyor, okuyabiliyoruz. Bakkallara filan ulaşamamışlar, ekmek su vermeyin diye. Mesai saatleri dışında devletin hiçbir imkanını kullanmadan çevreyi incelemeye çalışıyorum. Ambargo, sürgün neymiş, hayatı cehennem etmeye çalışmak neymiş anlamaya çalışıyorum. Bize olan öfkenin, kinin nedenini anlamaya çalışıyorum. Paylaştığımız şeyler adaletsiz uygulamaları hicvetmekten ibaret, Çok şükür arazileri, ihaleleri paylaşmıyor, paylaştırmıyoruz, Kimsenin özel ilişkilerini, kirli alışverişini, yıkama yağlama görüntülerini, geçmiş defterlerini paylaşmıyoruz. Her insanın yaratılış karakteri ilkeleri vardır. Bizimkisi de aşırı çalışmak, ne yapıyorsan en iyisini yapmak, özgürlük, dik duruş ve adalette hassasiyet. Tamam görevden aldınız, hiç sorun değil. Kendi istek ve arzumla gelmiş değildim. Tüm makamlar elinizde, araziler, vakıf, iştirak, şirket, dernek, taşeronlar elinizde. Hısımlar, eski dostlar iş güç sahibi, ortalık danışman kaynıyor, nargile, saz heyeti cümbüş yerli yerinde. Daha ne istiyorsunuz. Kurban ettiğiniz yetmiyor da gözünüzü kan mı bürüdü. Ne yaparsanız yapın, zillet bizden uzaktır. HEYHAT MİNEZZİLLE...”
3. Başvurucu; disiplin soruşturması kapsamında sunduğu savunmasında paylaşımlarının hiçbir kişi yahut kuruma hakaret içermediğini, soyut ve genel nitelikteki değerlendirmelerden ibaret olduğunu ileri sürmüştür. Soruşturma sonucunda başvurucunun "Teşekkülümüzü ve yetkililerini/ çalışanlarını küçük düşürücü itham ile huzur, sükun ve çalışma düzenini bozucu vb. içerikler barındıran 15/02/2020, 15/06/2020, 18/06/2020 ve 21/06/2020 tarihli sosyal medya (Facebook) paylaşımları yapmaktan hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunduğu" belirtilmiştir. Başvurucu hakkında 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (d) alt bendi uyarınca "Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunduğu" ve aynı bendin (l) alt bendi uyarınca "Kurumların huzur, sükün ve çalışma düzenini bozduğu" gerekçeleriyle kınama cezasının uygulanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun anılan karara karşı yaptığı itiraz, disiplin kurulu tarafından reddedilmiştir.
4. Başvurucu, hakkında tesis edilen disiplin cezasının iptali istemiyle dava açmıştır. Ankara 3. İdare Mahkemesi (Mahkeme), davanın reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Davacının, 15/06/2020 tarihli sosyal medya paylaşımında yer verdiği 'Sürgüne sürgün demek yasakmış????? İnsanları sırf mezhebi, sendikası vb. nedenlerle yani bir ihtiyacı eksikliği giderme amacı taşımaksızın yerlerinden, yurtlarından, ailelerinden uzaklaştırmaya rotasyon mu, izolasyon mu diye bişey uydurulmuş' ve 21/06/2020 tarihli sosyal medya paylaşımında yer verdiği 'Bugün babalar günüymüş. Eh kutlu olsun. Biz çocuklarımızdan uzaklaştırıldık. Çok şükür yiyip içebiliyor, okuyabiliyoruz. Bakkallara filan ulaşamamışlar, ekmek su vermeyin diye... Ambargo, sürgün neymiş, hayatı cehennem etmeye çalışmak neymiş anlamaya çalışıyorum...' ifadeleri ile hakkında tesis edilen atama işlemini, teşekkülü ve teşekkül yetkilileri ile çalışanlarını hedef aldığı, atama işlemini sosyal medyada sürgün olarak aktardığı, yine 21/06/2020 tarihli sosyal medya paylaşımında yer verdiği 'Çok şükür arazileri, ihaleleri paylaşmıyor, paylaştırmıyoruz, Kimsenin özel ilişkilerini, kirli alışverişini, yıkama yağlama görüntülerini, geçmiş defterlerini paylaşmıyoruz. Her insanın yaratılış karakteri ilkeleri vardır. Bizimkisi de aşırı çalışmak, ne yapıyorsan en iyisini yapmak, özgürlük, dik duruş ve adalette hassasiyet. Tamam görevden aldınız, hiç sorun değil. Kendi istek ve arzumla gelmiş değildim. Tüm makamlar elinizde, araziler, vakıf, iştirak, şirket, dernek, taşeronlar elinizde. Hısımlar, eski dostlar iş güç sahibi, ortalık danışman kaynıyor, nargile, saz heyeti cümbüş yerli yerinde. Daha ne istiyorsunuz. Kurban ettiğiniz yetmiyor da gözünüzü kan mı bürüdü. Ne yaparsanız yapın, zillet bizden uzaktır. HEYHAT MİNEZZİLLE...' ifadeleri ile de hakkında tesis edilen atama işlemini, teşekkülü ve teşekkül yetkilileri ile çalışanlarını hedef aldığı, kullanılan ifadelerin, ifade ve düşünce özgürlüğü sınırlarını aşarak, teşekkül ve yetkililerini/çalışanlarını küçük düşürücü itham ile huzur, sükun ve çalışma düzenini bozucu vb. içerik içerdiği anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı..."
5. Başvurucu, bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge İdare Mahkemesi, başvurucunun istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir.
6. Başvurucu, nihai kararı 3/7/2023 tarihinde öğrendikten sonra 28/7/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
7. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
8. Başvurucu; önemli itirazlarının yargılama mercilerince karşılanmadığını ileri sürerek gerekçeli karar hakkının ve disiplin cezası almasına sebep olan paylaşımda kullandığı ifadelerin çalıştığı kurumun yetkili ve çalışanlarını küçük düşürücü ve çalıştığı kurumda huzur ve sükunu bozucu mahiyette olmadığını ileri sürerek ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.
9. Başvurucunun hak ihlali iddialarının bir bütün hâlinde Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
10. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
11. Başvurucunun sosyal medya paylaşımları nedeniyle hizmet dışında devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunduğu ve çalıştığı kurumun huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozduğu gerekçeleriyle kınama cezası ile cezalandırılmasının başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olduğu değerlendirilmiştir. 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (d) ve (l) alt bentlerinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır. Müdahalenin kamu hizmetlerinin verildiği alanlarda huzurun ve çalışma düzeninin sağlanmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması meşru amacını taşıdığı değerlendirilmiştir. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir (AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72). Bu itibarla müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu yönünden inceleme yapılacaktır.
12. Somut olayda başvurucunun yaptığı sosyal medya paylaşımlarının, devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte olduğu ve kurumların huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozduğu gerekçeleriyle başvurucu hakkında disiplin cezası uygulanmıştır (bkz. § 3). Yargılama mercilerince yapılan hukuki denetimde paylaşımların kurum yetkili ve çalışanlarını küçük düşürücü ve çalışma düzenini bozucu olduğu belirlemesiyle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 4).
13. Anayasa Mahkemesi birçok kararında kamu görevlisinin anayasal ve yasal konumuna, tâbi olduğu statü hukukunun getirdiği ödev ve sorumlulukların temel hak ve özgürlükler karşısındaki durumuna ve kamu görevlisine uygulanan disiplin cezalarının amaç ve kapsamına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Bununla birlikte anılan kararlarda, düşünce açıklamaları nedeniyle kamu görevlisi hakkında disiplin cezası uygulayan idarenin ve bu tür müdahalelerin hukuka uygunluğunu denetleyen yargı mercilerinin -subjektif yorumlardan kaçınmaları için- yapmaları gerekenleri belirtmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. Lale Çalıkoğlu [1. B.], B. No: 2018/36354, 18/10/2022, §§ 30-34).
14. Bu itibarla somut olayda başvurucunun devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak ve kurumların çalışma düzenini bozacak paylaşımlarda bulunduğunun kabul edildiği de gözönüne alındığında idare ve yargı mercilerinin en azından şu değerlendirmeleri yapmaları beklenir:
i. Söz konusu ifade özgürlüğü olduğu için devlet memurlarının da birer birey olduğu, siyasi görüş sahibi olma, ülke sorunlarıyla ilgilenme, tercih yapma gibi sosyal yönlere sahip olma haklarının bulunduğu gözardı edilmemelidir (Hasan Güngör [2. B.], B. No: 2013/6152, 24/2/2016, § 49; Ömer Yalçın [1. B.], B. No: 2017/30798, 29/9/2020, § 27; Zeki Çınar[1. B.], B. No: 2016/3585, 12/6/2019, §§ 34, 35).
ii. Sosyal yönleri de bulunan bireyler oldukları düşünüldüğünde kamu görevlilerinin her tür düşünce açıklamasının değil statü hukukunun sağladığı itibar ve güvene veya vakara aykırılık teşkil ettiği yolunda haklı ve objektif bir kanaat uyandıran açıklamalarının kamu görevlisine duyulan güven ve itibarı sarstığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla eylemlerin değerlendirmesinde hizmet dışında kullanılan ifadelerin dile getirildiği koşullar gözetilmeli ve yapılan ifade açıklamasının kamu görevlisinin bulunduğu konum ve üstlendiği devlet görevinin -içeriğiyle birlikte değerlendirildiğinde- itibar ve güven duygusunu sarsmaya elverişli olduğu ortaya konulmalıdır (kamu görevlilerinin siyasi partilere yönelik sosyal medya paylaşımları yönünden yapılacak benzer değerlendirmeler için bkz. Sinan Akbulut [2. B.], B. No: 2019/1396, 2/11/2022, § 34).
iii. Bununla birlikte somut olayın koşullarında kamu görevlisinin düşünce açıklamasını kamu görevi statüsünün ve görev yaptığı alanın kendisine sağladığı ünvanı dâhil herhangi bir olanağı kullanarak yapmış ise bunun gösterilmesi gerekir (kamu görevinin niteliğine ilişkin olarak bkz. Adem Talas [GK], B. No: 2014/12143, 16/11/2017, § 47).
iv. Buna ilaveten kamu görevlisinin yaptığı bir düşünce açıklamasının kamu hizmetlerinin sürekliliğini, etkinliğini, verimliliğini ya da gereği gibi yerine getirilmesini ne şekilde etkilediğinin ve cezayı gerekli kılan -devlet organizasyonu içinde düzenin bozulması, hizmetlerin yürütülememesi gibi- sonuçların neler olduğunun veya bu tür sonuçlara neden olmasının kuvvetle muhtemel olduğunun ortaya konulması gerekir (disiplin cezası ile cezalandırılabilmeleri için kamu görevlisinin fiillerinin memuriyetini etkilediğinin gösterilmesi gerekliliğine ilişkin olarak bkz. Yasin Agin ve diğerleri [GK], B. No: 2017/32534, 21/1/2021, §§ 61, 63; Levent Tunçel [2. B.], B. No: 2017/34185, 16/3/2022, §§ 42, 44; Disiplin hukukunun amaçları için bkz. Ayfer Altuntaş ve İkbal Ünzile Gürsoy, § 53),
v. Her durumda kamu görevlisinin ödev ve sorumluluk derecesinin, bulunduğu konum ve görev yaptığı alanla bağlantılı olarak belirlenmesi gerekmektedir (Hikmet Aslan [2. B.], B. No: 2014/11036, 16/6/2016, § 55; Hasan Güngör, § 48; öğretmenler yönünden benzer değerlendirmeler için Elif Güneysu [2. B.], B. No: 2017/31733, 7/10/2021,§ 54; Cem Özaydın [1. B.], B. No: 2017/26800, 13/1/2022, § § 42, 43).
vi. Hükmedilen disiplin cezasıyla kamusal önemi bulunan objektif amaca ulaşılabileceği, başka bir deyişle kamu görevlisinin cezalandırılmasının zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık geldiği gösterilmeli; düşünce açıklamasının kamu görevini etkileme derecesiyle orantılı bir disiplin cezasına hükmedilmelidir (bkz. Mehmet Alanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/15462, 29/9/2021, § 45; Şah İsmail Harmancı[1. B.], B. No: 2018/15359, 17/11/2021, § 37; Ayfer Altuntaş ve İkbal Ünzile Gürsoy[1. B.], B. No: 2018/24874, 31/3/2022, § 45).
vii. Değerlendirmelerin olabildiğince açık, spesifik ve tekil olarak yapılması gerekmektedir (bireyselleştirilmiş değerlendirme zorunluluğuna ilişkin olarak bkz. Şah İsmail Harmancı, § 41).
15. Başvurucu hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda başvurucunun paylaşımlarının kurum yetkili ve çalışanlarını küçük düşürücü mahiyette olduğu ve çalışma ortamındaki huzur ve sükûnu bozduğu başvurucunun hizmet dışında devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunduğu belirlemesiyle disiplin cezasının tesis edildiği belirtilmiştir. Yargı denetiminde ise cezalandırmaya konu beş paylaşım içinden bazı kısımlar alıntılanmış, alıntılanan ifadelerin atama işlemini, teşekkülü ve teşekkül yetkilileri ile çalışanlarını hedef aldığı tespit edilerek paylaşımların ifade özgürlüğü kapsamında kalmadığı değerlendirmesiyle disiplin cezasının hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
16. Öncelikle mahkeme kararında; başvurucunun yaptığı paylaşımların bütünü üzerinden anlam ve bağlamının ne olduğu, kamusal görevin yerine getirilmesini hangi yönden ve nasıl olumsuz etkilediği gibi hususlara ilişkin olarak bir değerlendirme yapılmadığı belirtilmelidir. Bunun yerine sadece paylaşımlar içinden belli ifadeler seçilerek bu ifadelerin atama işlemini gerçekleştiren kamu görevlilerine yöneldiği tespitiyle yetinilmiş ve başvurucu hakkında tesis edilen disiplin cezası hukuka uygun bulunmuştur. Ayrıca atama işlemini başvurucunun kendi veçhesinden sürgün olarak nitelendirmesinin de neden söz konusu disiplin suçuna vücut vereceği izah edilmemiştir. İstinaf kanun yolunda da bu eksiklerin giderilmediği, ek bir gerekçenin sunulmadığı görülmektedir. Dolayısıyla anılan mercilerin kamu görevlisinin ifade özgürlüğüne yapılan böyle bir müdahalede asgari olarak değerlendirilmesi beklenen -yukarıda sıralanan- ölçütlere göre bir gerekçe oluşturmadığı anlaşılmıştır.
17. Anayasa Mahkemesi, çok sayıdaki kararında ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edeceğini ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerekir (diğerleri arasından bkz. Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120).
18. Yukarıdaki bilgiler dikkate alındığında değerlendirmelerinde Anayasa Mahkemesinin kabul ettiği standartları uygulamayan idare ve Mahkemenin başvurucunun bir disiplin cezası ile cezalandırılmasının zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğini ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koyduğunun kabul edilmesi mümkün olmamıştır.
19. Açıklanan gerekçelerle başvuruya konu demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmayan müdahalenin Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
20. Başvurucu yeniden yargılama ile birlikte 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
21. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
22. İhlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya net 34.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3. İdare Mahkemesine (E.2020/2330, K.2021/1933) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 34.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 2.220,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 42.220,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/12/2025tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.