logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Hüseyin Boyraz [2. B.], B. No: 2020/19644, 19/11/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HÜSEYİN BOYRAZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/19644)

 

Karar Tarihi: 19/11/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Kamber Ozan TUTAL

Başvurucu

:

Hüseyin BOYRAZ

Vekili

:

Av. Mahir KIRMIZI

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; iptal edilen idari işlemden doğan zararın tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

A. İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatına İlişkin Süreç

2. Başvurucu, Ankara ili Yenimahalle ilçesi Alacaatlı Köyünde bulunan iki katlı bir yapıyı kiralamış ve içkili lokanta açmak amacıyla ruhsat başvurusunda bulunmuştur. İlgili kamu kurumlarının işyeri açılmasında sakınca olmadığına ilişkin yazıları üzerine Yenimahalle Belediyesi (Belediye) 9/11/2004 tarihinde başvurucunun kiraladığı yer için işyeri açma ve çalışma ruhsatı vermiştir. Yenimahalle Kaymakamlığı da aynı gün başvurucuya ait işyeri için içkili istirahat ve eğlence işletme izin belgesi düzenlemiştir.

3. Belediye 13/1/2005 tarihinde kiralanan binanın işyeri olduğuna ilişkin yapı kullanma ruhsatını başvurucunun sunmaması üzerine işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptaline ve işyerinin faaliyetten men edilmesine karar vermiştir.

4. Başvurucu, köy sınırları içinde yer alan yapıların fen ve sağlık kurallarına uygun olmasının ve yapı için muhtarlıktan izin alınmasının yeterli olduğu iddiasıyla işlemin iptali için Belediyeye karşı dava açmıştır. Ankara 12. İdare Mahkemesi 7/6/2006 tarihinde işyeri ruhsatı verilmesinden önce nazım imar planının iptal edildiği ve işyerinin bulunduğu yapının ruhsatının olmadığını belirterek davayı reddetmiştir.

5. Danıştay Sekizinci Dairesi 18/9/2007 tarihinde köy muhtarlığından alınan izne dayanılarak, mesken vasfıyla yapılan yer için davalı Belediyenin yaptığı inceleme sonucunda ruhsatın verildiğini, içkili lokantanın özel yapı gerektiren yapılardan olmadığını ve içkili yer bölgesinde yer aldığından dava konusu işlemin hukuka uygun olmadığını belirterek kararı bozmuştur. Bozma kararına uyan Ankara 12. İdare Mahkemesi 31/12/2009 tarihinde dava konusu işlemi iptal etmiştir. Danıştay Sekizinci Dairesi 25/5/2011 tarihinde kararı onamıştır.

B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç

6. Başvurucu 14/10/2011 tarihinde Belediyeye karşı tazminat davası açmıştır. Başvurucu, yargı kararıyla hukuka aykırı bulunarak iptal edilen işlem nedeniyle işyerinin 27/2/2005 tarihinden ruhsatın iade edildiği 25/3/2008 tarihine kadar kapalı kalmasından dolayı uğradığı 600.000 TL maddi zararın idarenin sorumluluğu kapsamında tazmin edilmesini talep etmiştir. Başvurucu dava dilekçesinde, diğer delillerin yanında bilirkişi deliline de dayanmıştır.

7. Davaya bakan Ankara 5. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 16/10/2012 tarihli ara kararında başvurucudan işyerinin kapalı kalması nedeniyle uğradığını iddia ettiği 600.000 TL zararın ne şekilde hesaplandığını açıklamasını, zararı kanıtlayacak belge ve bilgileri sunmasını istemiştir. Başvurucu, birtakım bilgi ve belge sunmuştur.

8. İdare Mahkemesi 20/11/2012 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun ara kararına verdiği cevapta tazmini talep edilen zararın hesaplama yöntemini açıklamadığını, 2004 ve 2005 yıllarına ait muhtasar beyanname örnekleri, merkez ve şube olarak gösterilen dava konusu işyerine ait ortak tutulmuş işletme defterleri ve bazı faturaları ibraz ettiğini kaydetmiştir. İdare Mahkemesi başvurucuya ait işyerinin ruhsatın verildiği tarihten faaliyetten men edildiği tarihe kadar yaklaşık üç ay faaliyet gösterdiğini ve 2005 yılına ait işletme defterlerine göre işyerlerinin zarar ettiğinin görüldüğünü, dolayısıyla meydana geldiği ileri sürülen zararın kesin olarak kanıtlama imkânı bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin hukuka uygun olmadığını belirtmiştir.

9. Başvurucu; sunduğu bilgi ve belgelerin uzman bilirkişilerce incelenmediğini, yargı kararıyla iptal edilen işlem sonucunda işyerini yaklaşık üç yıl çalıştıramadığını ve idarenin hizmet kusurundan doğan zararın tazmin edilmediğini belirterek kararı temyiz etmiş; Danıştay (Kapatılan) Onyedinci Dairesi 17/2/2016 tarihinde kararı bozmuştur. Bozma kararında İdare Mahkemesinin ortada ticari bir işletmenin bulunduğunu gözardı ederek sonuca vardığını ve gerçek zararı tam olarak araştırmadan karar verdiğini belirtmiştir. Buna göre başvurucunun uğradığını iddia ettiği gerçek zarar -gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle- tam olarak araştırılarak bir sonuca varılması gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesinde hukuki isabet görülmediğini ifade etmiştir.

10. Davalı Belediye tazminat yükümlülüğünün ortaya çıkması için kesin ve gerçekleşmiş bir zararın var olması gerektiği iddiasıyla kararın düzeltilmesini talep etmiştir. Danıştay Onuncu Dairesi 17/2/2020 tarihinde karar düzeltme talebini kabul ederek bozma kararını kaldırmış, hukuka uygun bulduğu İdare Mahkemesi kararını onamıştır.

11. Başvurucu, nihai hükmü 15/6/2020 tarihinde öğrendikten sonra 13/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

13. Başvurucu; kiraladığı yapıyı işyerine çevirirken çeşitli harcamalar yaptığını, üç ay gibi kısa bir süre açık kalan bir işyerinin kâr etmesinin beklenemeyeceğini, işyerinin civarında bulunan başka bir restoranın müşteri yoğunluğu yaşadığını belirtmiştir. İdare Mahkemesinin keşif veya bilirkişi incelemesiyle yaptığı harcamaları, işyerinin kapalı kaldığı dönemde ödediği kira bedelini ve gelir kaybını belirleyebilecekken eksik inceleme sonucunda karar verdiğini iddia etmiştir. Başvurucu bu gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü [2. B.], B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu [1. B.], B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31). Somut olayda başvurucuya ait işyerini işletebilmesi için verilen ruhsatın gelir getirici bir faaliyete imkân sağladığı gözetildiğinde ekonomik bir değer oluşturduğu, dolayısıyla Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülk teşkil ettiği açıktır.

16. Malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Anayasa'nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği hatırlatılmalıdır (Anayasa'nın 35. maddesinin yapısı ve içerdiği üç kural ile ilgili olarak bkz. Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58). Başvuruya konu olayda işyeri açma ve çalışma ruhsatının yargı kararına istinaden geri verilmesi sürecinde işyerinin işletilememesi başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmiştir. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucunun bir süre mülkünden yararlanamaması nedeniyle birinci kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

17. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de vardır. Bu pozitif yükümlülükler kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirir (Eyyüp Boynukara [1. B.], B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi [2. B.], B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 44). Ancak hemen belirtmek gerekir ki bazı durumlarda devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerinin birbirinden ayrılması da mümkün olamamaktadır. Üstelik devletin ister pozitif isterse negatif yükümlülükleri söz konusu olsun uygulanacak ilkeler çoğunlukla önemli ölçüde benzeşmektedir (Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 70).

18. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulması durumunda bu müdahalenin malik üzerinde doğurduğu olumsuz sonuçların mümkünse eski hâle döndürülmesini, mümkün değilse malikin zarar ve kayıplarının telafi edilmesini sağlayan idari veya yargısal birtakım hukuki mekanizmaların oluşturulması devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir. Bu bağlamda hak ihlalinin sonuçlarının giderilmesi bakımından ne tür hukuki mekanizmaların öngörüleceği hususu devletin takdirindedir. Bu husus kural olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin tercih edilen idari veya yargısal mekanizmanın malik üzerinde doğurduğu olumsuz etkilerin düzeltilmesi bakımından yeterli ve elverişli olup olmadığı hususundaki denetim yetkisi saklıdır. Bu bağlamda düzeltici bir mekanizmanın hiç oluşturulmaması veya oluşturulan mekanizmanın müdahaleden önceki durumu tesis edici veya oluşan kayıpları giderici bir nitelik arz etmemesi durumunda mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler ihlal edilmiş olur ( Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi, § 48).

19. Somut olayda başvurucuya ait restoranın işletilebilmesi için Belediye tarafından verilen işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptal edilmesinden ardından restoranın kapandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte açılan dava sonucunda ruhsatın iptal edilmesinin hukuka aykırı bulunarak tesis edilen idari işlemin iptal edildiği ve Belediyenin de ruhsatı başvurucuya geri verdiği görülmektedir. Bu aşamadan sonra Anayasa Mahkemesince yapılacak inceleme adil dengenin sağlanıp sağlanmadığına yönelik olacaktır.

20. Başvurucu, ruhsatın iptal edilmesi sonucunda işyerini işletememesi nedeniyle uğradığı maddi zararın tazmin edilmesi talebiyle Belediyeye karşı tazminat davası açmıştır. Başvurucunun dava dilekçesinde diğer delillerin yanında bilirkişi incelemesi deliline dayandığı, yine yargılama sürecinin ilerleyen aşamalarında keşif yapılmasını talep ettiği kaydedilmelidir. Bunun yanında İdare Mahkemesinin ara kararı üzerine başvurucu elindeki bilgi ve belgeleri dava dosyasına sunmuştur. Söz konusu belgeler çerçevesinde inceleme yapan İdare Mahkemesi, başvurucuya ait işyerinin açık kaldığı üç aylık sürede kâr etmediği görüldüğünden davaya konu edilen zararın kanıtlanamadığı sonucuna ulaşmıştır. İdare Mahkemesinin ret kararı, temyiz incelemesinde bozulmakla birlikte davalı Belediyenin karar düzeltme talebi üzerine onanmıştır.

21. Bir kimsenin mülküne/evine erişiminin engellenmesinin -ister barınma amaçlı kullanılsın isterse ticari veya kültürel amaçlara tahsis edilsin- zarar doğuracağı muhakkaktır. Zararın miktarının tam olarak bilinmemesi muhtemel olduğu anlamına gelmez. Zararın hesaplanabilir olması, tazmin yükümlülüğünün doğması için yeterlidir. Kullanılabilir durumda olan bir eve erişimin engellenmesi evin kullanımından kaynaklanan ekonomik yarar tutarınca zararın ortaya çıkmasına yol açar. Böyle bir durumda zararın miktarının hesaplanmasında belli ölçüde güçlüklerle karşılaşılabilirse de muhtemel olduğunun ifade edilmesi makul bir yorum olarak görülemez (Emrullah Yılmaz [2. B.], B. No: 2019/37252, 15/6/2022, § 51).

22. Başvuruya konu olayda yargı makamlarınca hukuka aykırı bulunarak iptal edilen idari işlem nedeniyle başvurucuya ait işyerinin yaklaşık üç yıl faaliyet gösteremediği hususunda bir tartışma yoktur. Bununla birlikte söz konusu süreçte uğranan zararın tazmin edilmesi talebiyle açılan davaya bakan İdare Mahkemesinin işyerini yerinde incelemek ve elde edilen gözlem, bilgi ve belgeler kapsamında bir değerlendirme yapmak yerine işletme defterlerine göre merkez ve başvuruya konu şubenin zarar ettiğini belirterek karara vardığı kaydedilmelidir. Üstelik İdare Mahkemesinin işyerinin açılması için harcamalar yapılması, üç yıl boyunca ticari faaliyet gösterememesinin müşteri çevresi oluşturma ve işletmenin tanınırlığına olumsuz etkisi gibi hususları değerlendirmediği belirtilmelidir. Kaldı ki yaklaşık üç yıl sonra ruhsatı geri verilen başvurucuya ait işyerinin faaliyet göstermeye devam ettiği ifade edilmelidir.

23. Anayasa Mahkemesi Yaşar Çetinbaş ([1. B.], B. No: 2018/34564, 10/3/2021) başvurusunda evin yakınına inşa edilen viyadükten dolayı taşınmazda meydana gelen zararın karşılanmadığı şikâyetini incelemiştir. Anılan kararda tazminat davasına ilişkin yargılama sürecinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmadığını, taşınmazın bir zarara uğrayıp uğramadığının tespit edilmediğini kaydetmiştir. Anayasa Mahkemesi, zararın varlığını mahkemeler önünde ortaya koyma imkânı bulamamasının başvurucuyu mülkiyet hakkının sağladığı usule ilişkin güvencelerinden yoksun bıraktığına ve başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğine karar vermiştir (Yaşar Çetinbaş, § 37).

24. Hukuk devletinde idare, hukuka aykırı olarak tesis ettiği işlemlerin sebep olduğu ihlalleri giderme yükümlülüğü altındadır. İdare; eski hâle getirme (restitutio in integrum) ilkesi gereğinde kişiyi, hukuka aykırı işlem tesis edilmemiş olsaydı kişi hangi durumda olacaksa ona mümkün olduğunca en yakın konuma getirmekle yükümlüdür (Demet Demirel ve diğerleri [GK], B. No: 2019/12998, 1/12/2022, § 45). Mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükler bağlamında somut olayda, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucu üzerinde doğurduğu olumsuz etkilerin düzeltilmesi için oluşturulan mekanizmanın giderici bir nitelik arz etmediği görülmüştür.

25. Sonuç olarak zararının varlığını mahkemeler önünde ortaya koyma imkânı bulamayan başvurucu mülkiyet hakkının sağladığı usule ilişkin güvencelerinden yoksun bırakılmıştır. Bu durumun başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemesinden dolayı kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve bu nedenle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesinden yakınmıştır.

28. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

30. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması ve tür belirtmeksizin 1.000.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

31. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

32. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 5. İdare Mahkemesine (E.2011/2145, K.2012/2603) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Hüseyin Boyraz [2. B.], B. No: 2020/19644, 19/11/2025, § …)
   
Başvuru Adı HÜSEYİN BOYRAZ
Başvuru No 2020/19644
Başvuru Tarihi 13/7/2020
Karar Tarihi 19/11/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, iptal edilen idari işlemden doğan zararın tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Makul sürede yargılanma hakkı (idare) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Mülkiyet hakkı Tazminat (kamu kurumlarının tarafı olduğu uyuşmazlıklar) İhlal Yeniden yargılama
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi