|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
GENEL KURUL
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
FERİHAN BEYOĞLU BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2020/20382)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 9/1/2025
|
|
R.G. Tarih ve Sayı: 7/8/2025 - 32979
|
|
|
|
GENEL KURUL
|
|
|
|
KARAR
|
|
Başkan
|
:
|
Kadir ÖZKAYA
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Şahap KAYMAK
|
|
Başvurucu
|
:
|
Ferihan BEYOĞLU
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Meral ÇOLAK
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hatalı tıbbi müdahale sonucu uğranılan
zararın tam olarak giderilememesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması
ve geliştirilmesi hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal
edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/6/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon,
başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından
incelenmesine karar vermiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle
ilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu; Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesinde
6/9/2005 tarihinde geçirdiği ameliyat sonucunda idarenin hizmet kusuru
nedeniyle belden aşağısının felç kaldığından bahisle uğradığını ileri sürdüğü
150.000 TL kazanç kaybı, 150.000 TL bakım gideri, 40.000 TL bez ve eldiven
gideri olmak üzere toplam 340.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi zararın olay
tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle tazminine karar verilmesi
talebiyle Zonguldak İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır.
Dava dilekçesinde; gelecekte geliştirilebilecek tedavilerin sınırsız, şartsız
ve bedelsiz olarak sağlanmasını, zorunlu fizik tedavinin evde aralıksız ve
bedelsiz olarak yapılmasını, psikolojik tedavinin evde bedelsiz olarak
gerçekleştirilmesini, kendi durumundaki hastalar için özel olarak üretilen
akülü aracın bedelsiz olarak verilmesini ve hayatı boyunca bu durumundan
kaynaklanan komplikasyonların tedavisinin bedelsiz ve şartsız sunulmasına
yönelik olarak da karar verilmesini Mahkemeden talep etmiştir.
7. Mahkeme, bilirkişi incelemesi yaptırması neticesinde
düzenlenen Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunu hükme esas almıştır. ATK raporunda
idarenin hizmet kusuru yönünden yapılan tıbbiameliyeler ile oluşan sonuç
arasında illiyet bağına dair yeterli tespitlerin bulunduğu belirtilmiştir.
Bunun üzerine başvurucunun yapılan ameliyat sonrasında maluliyet oranının ne
kadar olduğunun tespiti amacıyla yeniden ATK raporu istenmiş ve düzenlenen
raporda başvurucunun %100 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği yönünde
görüş bildirilmiştir. Ardından başvurucunun maluliyet durumuna göre çalışma gücü
kaybının ve ortalama bakım giderinin belirlenmesi amacıyla hesap
bilirkişisinden rapor talep edilmiştir. Hesap bilirkişisi raporunda 170.855 TL
kazanç kaybı ve 238.565 TL bakım muhtaçlık gideri tespiti yapılmıştır.
8. Mahkeme 150.000 TL kazanç kaybı, 150.000 TL bakım
gideri, 40.000 TL bez ve eldiven gideri olmak üzere toplam 340.000 TL maddi
tazminat ile 100.000 TL manevi tazminat talebinin 70.000 TL'lik kısmının
kabulüne, bu tazminatların davalı idareye başvuru tarihinden itibaren
hesaplanacak yasal faiziyle başvurucuya ödenmesine, miktar olarak belirtilmeyen
tazminat taleplerinin ise incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Kararın
gerekçesinde; başvurucunun aylık kazancı ile sosyal ve ekonomik durumunun
araştırılması sonucunda, eşinden ayrıldığı için başvurucuya ve kızına nafaka
bağlandığı, kızının başvurucuyla birlikte yaşadığı, felçli olması nedeniyle
başvurucuya sakatlık maaşı bağlandığı, kirada oturdukları ve aylık 400 TL maaş
karşılığında bakıcısının bulunduğu tespitlerinin yapıldığı belirtilmiştir.
Bununla birlikte başvurucunun geçirdiği ameliyat sonrasında felçli kalması
nedeniyle hayatının değiştiği, hem maddi hem de manevi olarak acı ve ızdırap
çektiği gözetilerek -idarenin hizmet kusurunun ağırlığı ile başvurucunun
ekonomik durumu dikkate alındığında- manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği
sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan dava dilekçesindeki diğer taleplere ilişkin
olarak tazmini istenen miktarın belirtilmemiş olması sebebiyle anılan
taleplerin tazmininin mümkün olmadığı ifade edilmiştir.
9. Bu karar, tarafların temyiz etmesi üzerine (kapatılan)
Danıştay Onbeşinci Dairesi (Daire) tarafından onanmıştır. Dairenin onama
kararına karşı taraflarca karar düzeltme başvurusu yapılmıştır. Başvurucu;
karar düzeltme dilekçesinde, davanın açıldığı tarih itibarıyla miktar
artırımının mümkün olmadığını, hesap bilirkişisi raporunda toplam 409.420 TL
tazminat talep edebileceğinin belirtildiğini ancak Mahkemece dava
dilekçesindeki talep miktarı olan 340.000 TL tazminata hükmedildiğini
belirterek 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16.
maddesinin 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'la değişik (4) numaralı
fıkrası uyarınca 69.420 TL için miktar artırım talebinde bulunmuştur. Daire;
tarafların esasa yönelik karar düzeltme taleplerini reddetmiş; anılan kanun
hükmüne göre artırılan maddi tazminat miktarı ile ilgili olarak yeniden karar
verilmek üzere dosyanın Mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.
10. Mahkeme, bozma kararına uyarak 69.420 TL'lik maddi
tazminat miktarı bakımından davayı yeniden incelemiştir. Buna göre miktar
artırım talebini içeren karar düzeltme dilekçesi 5/1/2015 tarihinde davalı
idareye tebliğ edildiğinden bu dilekçenin yeniden tebliğine gerek görülmediği,
artırılan miktar için harcın yatırıldığı, dolayısıyla daha evvel kabul edilen
maddi tazminat miktarının talep yönünde artırılması gerektiğinden hareketle
69.420 TL maddi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren
hesaplanacak yasal faiziyle başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir.
11. Söz konusu karara karşı davalı idarenin temyiz
başvurusu, Dairece reddedilerek anılan karar onanmıştır. Bu onama kararına
yönelik davalı idarenin karar düzeltme başvurusu ise artırılan maddi tazminat
miktarına yürütülecek faizin başlangıç tarihine ilişkin kısım dışındaki bölümler
yönünden Daire tarafından reddedilmiştir. Daire kararında 2577 sayılı Kanun'da
tam yargı davalarına ilişkin olarak dava dilekçesindeki miktarın artırımına
imkân tanıyan düzenleme uyarınca davanın kabul edilmesi hâlinde artırılan
tazminat miktarı yönünden idarenin temerrüde düştüğü tarih olan miktar
artırımına ilişkin dilekçenin idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren faize
hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu doğrultuda 69.420 TL maddi tazminata
artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 5/1/2015 tarihinden
itibaren faiz işletilmesi gerektiği gerekçesiyle bu kısım yönünden onama kararı
kaldırılarak mahkeme kararı bozulmuştur.
12. Mahkeme kısmen bozma kararına uyarak maddi tazminatın
artırılan 69.420 TL'lik kısmına ilişkin faizin başlangıcının miktar artırım
dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarih olan 5/1/2015 olarak
belirlenmesine, bu tarihten itibaren hesaplanacak faiz miktarının başvurucuya
ödenmesine karar vermiştir. Daire mahkeme kararına yönelik olarak başvurucunun
temyiz talebini reddederek anılan kararı onamıştır. Başvurucunun onama kararına
karşı yaptığı karar düzeltme başvurusu da Danıştay Onuncu Dairesi tarafından
reddedilmiştir.
13. Başvurucu, nihai hükmü 6/4/2020 tarihinde öğrendikten
sonra 29/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 25/3/2020 tarihli ve
7226 sayılı Kanun ile COVID-19 pandemisi nedeniyle yargı alanındaki süreler
13/3/2020 tarihinden 15/6/2020 tarihine kadar durdurulduğundan başvurunun
süresinde olduğu anlaşılmıştır.
IV. İLGİLİ
HUKUK
14. 2577 sayılı Kanun'un "İdari dava türleri ve
idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
"İdari dava türleri şunlardır:
...
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
..."
15. 2577 sayılı Kanun'un "Tebligat ve cevap
verme" başlıklı 16. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
"Taraflar, sürenin geçmesinden
sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia
edemezler. Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar,
süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar,
harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın
artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa
tebliğ edilir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
16. Anayasa Mahkemesinin 9/1/2025 tarihinde yapmış olduğu
toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi Yönünden
17. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve giderlerini
ödeyemeyecek durumda olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.
Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin
kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Maddi ve Manevi Varlığın Korunması ve Geliştirilmesi
Hakkıyla Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
18. Başvurucu; artırılan tazminat miktarı yönünden
hesaplanan faiz için idareye başvuru tarihinin esas alınması gerekirken miktar
artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihinin esas alındığını, faiz
başlangıç tarihine yönelik olarak adli ve idari yargı mercilerince farklı yönde
kararlar verildiğini belirterek hakkaniyete uygun yargılanma hakkının,
gerekçeli karar hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
19. Bakanlık görüşünde, başvuruya ilişkin olarak Sağlık
Bakanlığından temin edilen görüş ve ilgili belgelerin yapılacak incelemede
dikkate alınmak üzere gönderildiği belirtilmiş; başvurucunun temel hak ve
hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği iddiası konusunda inceleme yapılırken
Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü şartlarının
dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu; Bakanlığın görüşüne karşı
aleyhe hususları kabul etmediği, tazminat talebiyle açtığı davanın belirsiz
alacak davası olduğu, bilirkişi raporları neticesinde alacağın belirli hâle
gelmesiyle talep artırımında bulunabileceği ve artırılan kısım için idarenin
temerrüde düştüğü tarihten veya dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi
gerektiği beyanında bulunmuştur.
2. Değerlendirme
20. Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve
manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi
varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
21. Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve
görevleri" başlıklı 5. maddesi şöyledir:
"Devletin temel amaç ve görevleri,
... kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel
hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmaktır."
22. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin
korunması" başlıklı 40. maddesi şöyledir:
"Anayasa ile tanınmış hak ve
hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma
imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin
hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek
zorundadır.
Kişinin, resmî görevliler tarafından
vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin
edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır."
23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder. Hukuki tavsif (nitelendirme) ise başvurucu
tarafından ileri sürülen olgusal iddiaların Anayasa'da güvence altına alınan
hangi hak, özgürlük ya da yasak kapsamında inceleneceğinin tespit edilmesinden
ibarettir. Bu bakımdan ileri sürülmeyen bir olay veya olguyu incelemek ya da
bireysel başvuruya konu edilen hususun ötesinde yahut dışında bir karara varabilmek
için "Hâkim hukuku resen (kendiliğinden) uygular (jura novit curia), ilkesine
yani nitelendirme yetkisine başvurulamaz (kısmen benzer kararlar için bkz. İrfan
Durmuş ve diğerleri [1. B.], B. No: 2014/4153, 11/5/2017, § 74; Tochukwu
Gamaliah Ogu [2. B.], B. No: 2018/6183, 13/1/2021, § 120; hukuki
nitelendirme yetkisinin kapsamı ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM) kararları için birçok karar arasından bkz. Radomilja ve
diğerleri/Hırvatistan [BD], B. No: 37685/10..., 20/3/2018, §§ 101-126; Pişkin/Türkiye,
B. No: 33399/18, 15/12/2020, §§ 62, 63; Ant ve diğerleri/Türkiye, B. No:
37873/08, 12/1/2021, § 20).
24. AİHM'e göre de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
(Sözleşme) kapsamındaki bir iddia veya şikâyet başvuru konusu olaylara
ilişkin iddialar ile bu olayların dayandırıldığı hukuki savlar olmak
üzere iki unsurdan ibaret olup şikâyetin nitelendirilmesinde şikâyetin
dayandığı hukuki temeller ile şikâyete sebebiyet veren olay ve olguların
birlikte dikkate alınması gerekir. Ancak bu içtihadın başvurucu tarafından
ileri sürülmeyen olay ve olguların değerlendirilmesine ve bunların Sözleşme'ye
uygunluğunun incelenmesine imkân tanımadığı vurgulanmıştır. Buna göre AİHM
önündeki bir başvuruyu, başvurucu tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle
birlikte bildirilen olay ve olgular kapsamında ancak bunlarla sınırlı olacak
şekilde incelemektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan, §§ 110-125).
25. Başvuru formunda sadece adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğinden şikâyet edilerek ihlal edilen haklar arasında açıkça maddi
bir hak zikredilmemiş olsa dahi başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamında
nitelendirerek ileri sürdüğü iddiaların özü itibarıyla maddi hakla ilgili
olduğu durumlarda maddi hak kapsamında inceleme yapılması mümkündür. Nitekim
Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında kasıt söz konusu olmaksızın hekim
kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki tıbbi ihmale dair
şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen maddi ve
manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında incelemiş ve
başvurucuların tıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin anılan hak kapsamında
incelenmesi gerektiğini belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Melahat
Sönmez [1. B.], B. No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim [1. B.], B.
No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner [1. B.], B. No: 2014/9690,
11/5/2017; Emrah Egeç [2. B.], B. No: 2015/9714, 11/12/2018; Neslihan
Altuğ ve diğerleri [1. B.], B. No: 2016/2796, 10/12/2019; Hatice Çalış
ve diğerleri [1. B.], B. No: 2017/40500, 29/9/2020; Elif Eylül Tunç ve
diğerleri [2. B.], B. No: 2019/11781, 17/11/2022; İlker Arslan [2.
B.], B. No: 2019/36858, 23/11/2022; Şükran Develi [2. B.], B. No:
2019/38848, 31/1/2023; Sabri Oğurlu (2) [2. B.], B. No: 2019/2264,
20/9/2023). Öte yandan Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklere yönelik
müdahale nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararın tazmini talebi kapsamında
giderimin hiç veya yeterince sağlanmaması şikâyetlerine ilişkin başvuruları
-bir hakla bağlantılı olarak- etkili başvuru hakkı kapsamında incelediği
görülmektedir (mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak bkz. Sabri Uhrağ [GK],
B. No: 2017/34596, 29/12/2020; Osman Kızılcan [GK], B. No: 2021/11655,
28/7/2022; Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022; yaşam hakkı
ile bağlantılı olarak bkz. Bedriye Öğke ve Cemal Öğke [2. B.], B.
No: 2019/4799, 27/2/2024; Hasan Kılıç (2) [1. B.], B. No: 2020/23649,
24/1/2024; özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı hakları ile bağlantılı
olarak bkz. Ö.R.Ş. [2. B.], B. No: 2021/13247, 10/1/2024; Mahfuz
Güleryüz[1. B.], B. No: 2020/25276, 9/1/2024).
26. Başvurucu, söz konusu süreçlerin tamamında geçen
süreye ve faizin başlangıç tarihinin yanlış belirlenmesi nedeniyle zararının
tam olarak karşılanmadığına dair iddialarını adil yargılanma hakkı kapsamında
ileri sürmüştür. Başvurucunun şikâyetinin hatalı tıbbi müdahale nedeniyle
uğradığını iddia ettiği zararın uzun ve yıpratıcı bir süreç sonucunda tam
anlamıyla giderilmemesine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla somut
olayda şikâyetin özü, tıbbı ihmalden kaynaklanan zararın idari ve yargısal
süreçlerin sonucunda tam anlamıyla giderilmemesine yöneliktir. Yargılamanın
uzunluğuna dair şikâyetler de özü itibarıyla zararın giderimi için başvurulan
yolun etkililiği kapsamında değerlendirilebilecek niteliktedir. Dolayısıyla
başvurucunun anılan iddiaları bir bütün olarak maddi ve manevi varlığın
korunması ve geliştirilmesi hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı
kapsamında incelenmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkıyla
bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas
Yönünden
i. Genel İlkeler
28. Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine
bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerine
yönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Ayrıca
Anayasa'nın 5. maddesinde, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması,
maddi ve manevi varlıklarının geliştirilmesi için gerekli şartların
hazırlanması devletin temel amaç ve görevlerinden biri olarak sayılmaktadır. (Ali
Çığır [1. B.], B. No: 2015/19298, 8/5/2019, § 32; Erol Kumcu [2.
B.], B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 32).
29. Etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal
edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını
inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini
engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama)
elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması
olarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47).
30. Bunun için sözü edilen başvuru yollarının sadece
hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp uygulamada da etkili olması, bir başka
söyleyişle başarı şansı sunması gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolunun
gerek hukuken gerekse uygulamada genel anlamda etkili olması, somut olay
bakımından etkili başvuru hakkına ilişkin bir ihlalin bulunup bulunmadığının
değerlendirilmesine engel değildir (Yusuf Ahmed Abdelazım Elsayad [2.
B.], B. No: 2016/5604, 24/5/2018, §§ 60,61; Cüneyt Durmaz (2)
[GK], B. No: 2016/35468, 15/12/2021, § 45; Hakan Buzhane [GK], B.
No: 2019/1278, 4/7/2024, § 14).
31. Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru
hakkı, temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla oluşturulan idari ve
yargısal mekanizmalara yapılan başvuruların mutlaka başvurucu lehine
sonuçlanmasını güvence altına almamaktadır. Bu bağlamda ilgili idari ve
yargısal mercilere düşen ödev, başvurucunun şikâyetinin esasını inceleyerek ilgili
ve yeterli bir gerekçeyle karara bağlamaktır. Bununla birlikte mahkemelerin
yorum ve değerlendirmelerinin söz konusu başvuru yoluna müracaat edilmesini
anlamsız kılacak, başarı şansını zayıflatacak derecede keyfîlik içermesi ya da
açıkça makul olmayan bir muhakemeye dayanması hâlinde etkili başvuru hakkı
ihlal edilebilir (Seyfettin Şimşek [2. B.], B. No: 2019/21111,
30/3/2022, § 41; Kenan Yıldırım [GK], B. No: 2017/28711, 14/9/2023, §
51).
32. Kişilerin etkili başvuru hakkı açısından sahip
oldukları güvencenin kapsamı ihlal iddiasına konu edilen hakkın niteliğine göre
değişmektedir. Fakat genel olarak ifade edilmelidir ki Anayasa’nın 40. maddesi
uyarınca sağlanması gereken başvuru yolunun hem teoride hem de uygulamada ileri
sürülen ihlali önleme, ihlal devam etmekte ise sonlandırma veya gerçekleşip
sona ermiş ihlallere yönelik olarak da makul bir tazmin imkânı sunma
açısından etkili olması gerekir (K.A. [GK], B. No: 2014/13044,
11/11/2015, § 71). Bu nitelikte bir başvuru yolu yoksa etkili başvuru hakkının
ihlal edildiği sonucuna ulaşılacaktır (Mahfuz Güleryüz [1.B.], B. No:
2020/25276, 9/1/2024, § 48).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
33. Başvurucu tıbbi ihmal nedeniyle belden aşağısının
felç kaldığını, yargılamanın yaklaşık on dört yıl sürmesine rağmen artırılan
tazminat miktarı için faiz başlangıç tarihinin bölünmesi nedeniyle zararının
tam olarak karşılanmadığından yakınmıştır.
34. Başvuru konusu olayda yargılama süreci sonunda
başvurucu lehine -artırılan 69.420 TL miktar da dâhil olmak üzere- toplam
409.420 TL maddi ve 70.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Ancak miktar
artırımına konu edilen ve Mahkemece kabul edilen 69.420 TL'lik kazanç kaybı ile
bakım ve muhtaçlık giderine ilişkin kısım yönünden faiz başlangıç tarihi, dava
dilekçesinde talep edilen miktara dair faizin başlangıç tarihinden (idareye
başvuru tarihi) farklı olarak miktar artırım dilekçesinin idareye tebliğ
edildiği tarih olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla idarenin ihmali sonucu
oluşan zararın tazmini talebiyle açılan tam yargı davasında bilirkişi raporuna
istinaden artırılan miktar bakımından faizin başlangıcına yönelik farklı bir
uygulamaya gidildiği görülmüştür.
35. 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin (4) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesinde yapılan değişiklik ile tam yargı davalarında
miktar artırımı mümkün hâle gelmiş, ıslah benzeri müessese idari yargılama
hukukunda yerini almıştır. Söz konusu değişikliğe ilişkin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Adalet Komisyonu raporunda idari yargının tabi olduğu hukuk rejiminin
zararların tazminini ve telâfisini mümkün kılacak rasyonellikten uzak olduğu,
benimsenen usulün etkili başvuru ve adil yargılanma hakkı temelinde amaca uygun
bir aşamaya işaret ettiği değerlendirmesine yer verilmiştir. Buna göre idari
yargıda miktar artırımı müessesesinin kabul edilmesinin temel gerekçesinin
etkili başvuru ve adil yargılanma hakkının gerçekleştirilmesini teminen
idarenin sebep olduğu zararların gerçek ve tam anlamıyla tazmini ve gideriminin
sağlanması olduğu anlaşılmaktadır.
36. Eldeki başvuru bu açıdan incelendiğinde -mevzuatta
açık bir yasak olmamasına rağmen- Danıştay tarafından faizin başlangıç tarihine
ilişkin olarak yapılan yorum neticesinde kabul edilen tazminat talebi için dava
dilekçesinde gösterilen değer ile miktar artırımı dilekçesine konu edilen kısım
yönünden ayrıma gidildiği görülmektedir. Miktar artırımı dilekçesiyle artırılan
kısım için faizin başlangıç tarihinin miktar artırım dilekçesinin idareye
tebliğ edildiği tarih olarak belirlenmesi, başvurucunun aynı eylemden
kaynaklanan maddi zararına ilişkin tazminatın -miktar artırımı dilekçesiyle
talep edilen- bir kısmına ilişkin faizin daha ileri bir tarihten (somut olayda
yaklaşık 9 yıl sonrası) başlayarak hesaplanması suretiyle değer kaybına
uğramasına sebebiyet vermiştir.
37. Başvurucunun açtığı davada artırılan miktara ilişkin
faizin başlangıç tarihi yönünden Danıştay tarafından verilen kararın
başvurucunun iddialarının incelenmesine ve uygun bir telafi şansı sunmaya
elverişli olduğu söylenemez. Kanun koyucunun faiz başlangıç tarihine yönelik
talebe ilişkin karar verilmesini kısıtlayan herhangi bir kural öngörmediği de
dikkate alındığında Danıştayca ortaya konulan bu yaklaşım temel hak ve
hürriyetlerin ihlal edildiğine yönelik şikâyetin etkili şekilde incelenmesine imkân
sağlamamıştır. Bu durumun tıbbi ihmalden kaynaklanan zarara ilişkin yeterli
giderimin sağlanmamasına, etkili başvuru hakkının gerçekleştirilmesi için idari
yargılama usulüne kazandırılan miktar artırımı müessesesinin pratikte etkisiz
hâle gelmesine yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.
38. Gelinen noktada, tam yargı davalarında miktar
artırımı talebinde bulunulması ve davanın kabulüne karar verilmesi hâlinde
artırılan miktar yönünden hangi tarihten itibaren faiz verilmesi gerektiği
konusu Danıştay İçtihatları Birleştirme Kuruluna (İBK) taşınmış; İBK tarafından
dava dilekçesinde talep edilen miktar için hangi tarihten itibaren faize
hükmedilecekse artırılan miktar için de aynı tarihten itibaren faize
hükmedilmesi gerektiği yönünde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir
(Danıştay İBK'nın 24/10/2024 tarihli ve E.2021/5, K.2024/2 sayılı kararı).
39. Açıklanan gerekçelerle maddi ve manevi varlığın
korunması ve geliştirilmesi hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının
ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
40. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama
yapılması ile tür belirtmeksizin250.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.
41. Başvuruda tespit edilen artırılan miktar yönünden
faizin başlangıç tarihi ile ilgili olarak başvurucunun maddi ve manevi varlığın
korunması ve geliştirilmesi hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının
ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri
ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının
gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama
işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere
ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin
nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B.
No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1.
B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3)
[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
42. Öte yandan uğranılan zararın tazmini için başvurulan
yargısal sürecin uzun sürmesi nedeniyle zararın tam anlamıyla karşılanmaması
yönünden yeniden yargılama ile giderilemeyecek olan zararları karşılığında net
55.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi
hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi
varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40.
maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin artırılan miktar yönünden faizin
başlangıç tarihi ile ilgili olarak maddi ve manevi varlığın korunması ve
geliştirilmesi hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkına yönelik
ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere
Danıştay Onuncu Dairesine (E.2019/8153, K.2020/592) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuya net 55.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama
giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine
ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
GÖNDERİLMESİNE 9/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.