logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Erhan Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2020/24344, 14/1/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ERHAN DEMİR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/24344)

 

Karar Tarihi: 14/1/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Nur Hilal MERMER

Başvurucular

:

1. Erhan DEMİR

 

 

2. Fatma ARDIÇ

 

 

3. Hacer DEMİR

 

 

4. Hasan DEMİR

 

 

5. Hatice ASLAN

 

 

6. Hatice DEMİR

 

 

7. İsa DEMİR

 

 

8. Mehmet DEMİR

 

 

9. Muhammet Mücahit DEMİR

 

 

10. Nuriye DOĞRU

 

 

11. Rabia DEMİR

 

 

12. Resul DEMİR

 

 

13. Yasemin DEMİR TATLI

 

 

14. Yusuf DEMİR

Vekili

:

Av. Ferda ARAS

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi, net gelir metoduna göre yapılan hesaplamanın içtihatlar üzerinden belirlenmesi, aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi ve hükmedilen faizin düşük belirlenmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucuların murisi Nuri Mehmet Demir, Kahramanmaraş'ın Andırın İlçesi Kargaçayırı köyünde bulunan tarla niteliğindeki 1.900 m² yüz ölçümlü taşınmazın malikidir.

3. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından Değirmenüstü Hidroelektrik Santrali (Değirmenüstü HES) üretim tesisinin kurulması amacıyla başvurucuların hissedarı oldukları taşınmazın toplam 1.487,65 m²'lik kısmının da aralarında olduğu taşınmazların acele usulde kamulaştırılmasına karar verilmiştir. EPDK'nın taşınmaza acele usulde el konulması talebi üzerine Andırın Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan davaların kabulüne, taşınmaza acele el konulmasına izin verilmesine ve taşınmazın toplam bedelinin 7.562,00 TL olarak tespitine karar verilmiştir.

4. EPDK ve malikler arasında uzlaşma sağlanamaması üzerine EPDK tarafından 28/1/2011 tarihinde başvurucuların murisi aleyhine Andırın Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil istemiyle dava açılmıştır.

5. Mahkeme tarafından yapılan keşif sonucu dosyaya sunulan bilirkişi raporunda; taşınmazın sulu tarım arazisi olduğu, ilçe merkezine, ana ulaşım yollarına ve tüketim merkezlerine yakın olduğu, yayla turizmine uygun olması dolayısıyla arazinin kıymetli olduğu, bu sebeple kapitalizasyon faiz oranının %5 olarak alınması gerektiği vurgulanmış; ilçe tarım müdürlüğü verileri dikkate alınarak taşınmaza net gelir metodu uygulanmak suretiyle m² değerinin 7,30 TL ve toplam değerinin 12.237,71 TL olduğu belirlenmiştir. Tarafların itirazları üzerine alınan ek bilirkişi raporunda da bilirkişi kurulu tarafından aynı görüşlere yer verilmiştir.

6. Mahkeme bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne, taşınmazın kamulaştırma bedelinin 12.237,71 TL olarak tespitine, bankaya depo edilen acele el konulmaya ilişkin dosyadaki bedel düşüldükten sonraki bakiye kısmın hak sahiplerine ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca 1.200 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak EPDK'ya verilmesine hükmetmiştir.

7. Tarafların temyiz talebinde bulunması üzerine Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 18/10/2012 tarihli kararıyla mahkeme kararının bozulmasına karar vermiş; kararda taşınmazın değerlendirilmesine esas alınan münavebe ürünleri için dava tarihi olan 2011 yılına ait verilerin esas alınarak kamulaştırma bedeli tespit edilmesi gerekirken 2010 yılı verilerine göre düzenlenen bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının doğru görülmediğini belirtmiştir.

8. Mahkemece bozma kararına uyularak bozma gerekçesine uygun olarak ek rapor düzenlenmesi için önceki bilirkişi kuruluna dosyanın tevdi edilmesine karar verilmiştir. Ek bilirkişi raporunda dosyada mevcut 2011 yılına ait Andırın İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün (İlçe Tarım Müdürlüğü) münavebeye esas alınan tarım ürünlerinin, üretim maliyeti ve toptan satış fiyatlarına ilişkin verilerin ortalamaları dikkate alınarak taşınmazın dekara geliri (dört yıllık) toplam 4.589,37 TL, masrafı 1.706,44 TL (birinci yıl birinci ürün olarak buğday için 279,22 TL, ikinci ürün olarak saman için masraf bulunmadığı, ikinci yıl şeker pancarı için 317,65 TL, üçüncü yıl birinci ürün olarak fiğ (saman) için 203,12 TL, ikinci ürün olarak turp için 519,10 TL, dördüncü yıl mısır için 387,35 TL) olarak hesaplanmış; buna göre net gelir 3.071,43 TL olarak tespit edilmiştir. Yine ilk raporda olduğu gibi taşınmazın kapitalizasyon faiz oranının %5 olduğu ifade edilmiştir. Sonuç olarak taşınmazın bir dekarının m² değerinin 14,41 TL ve toplam değerinin 27.379 TL olduğu belirtilmiştir.

9. Mahkeme; ek bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne, taşınmazın kamulaştırma bedelinin 27.379 TL olarak tespitine, tespit edilen bedele faiz işletilmesine yer olmadığına ve bedelin hükmün kesinleşmesi beklenmeksizin davalıya ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca 1.320 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak EPDK'ya verilmesine hükmetmiştir.

10. Başvurucuların murisinin temyiz istemini inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesince (Yargıtay Dairesi) karar düzeltilerek onanmıştır. Kararda gerekçeli kararda belirtilen faiz işletilmesine yer olmadığına ibaresinin çıkarılması, yerine dava dört aylık süre içinde sonuçlandırılamadığından bozmadan önce tespit edilen kamulaştırma bedelinden acele elkoyma bedelinin mahsubundan sonra kalan 4.675,71 TL'ye 29/5/2011 tarihinden ilk karar tarihi olan 20/1/2012 tarihine, bozma sonrası fark olan 15.141,29 TL'ye 29/5/2011 tarihinden son karar tarihi 26/12/2013 tarihine kadar faiz işletilmesine ibaresinin yazılması gerektiği belirtilmiştir.

11. Başvurucuların murisinin karar düzeltme talepleri ise Yargıtay Dairesince incelenmiş ve gerekçeli kararda hükmedilen aleyhe vekâlet ücretinin hükümden çıkarılmasına, hükmün bu suretle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesinin emsal kararları dikkate alınarak idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiği belirtilmiştir.

12. Bu süreçte başvurucuların murisi vefat etmiş ve başvurucular, nihai hükmü 5/7/2020 tarihinde öğrendikten sonra 28/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuru, süresi içinde yapılmıştır.

13. Birinci Bölüm Birinci Komisyon 15/5/2023 tarihinde başvurunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden ise kabul edilebilirlik hususunun karara bağlanmasının Bölüm kararını gerektirmesi nedeniyle Bölüme gönderilmesine karar vermiştir.

14. Başvuruculardan Hasan Demir'in 27/10/2020 tarihinde vefat etmesi üzerine mirasçıları olan Erhan Demir, Muhammet Mücahit Demir, Yasemin Demir Tatlı, Hatice Demir 6/2/2025 tarihinde başvuruya katılma talebinde bulunmuştur.

II. DEĞERLENDİRME

15. Başvurucular, İlçe Tarım Müdürlüğünün 2011 resmî verilerinin doğru olarak dikkate alınmadığını, aynı bölgede yer alan ve aynı kamulaştırma işlemi kapsamında kamulaştırılan başka bir taşınmaza yönelik bilirkişi raporunda, İlçe Tarım Müdürlüğünce münavebeye esas alınan tarım ürünlerinin üretim maliyeti ve toptan satış fiyatlarına ilişkin verilerin ortalamasına göre taşınmazın m² değeri 20,24 TL olarak tespit edilmesine karşın kendilerine ait taşınmazın m² değerinin 14,41 TL olarak hesaplandığını, dolayısıyla aynı kamulaştırma kapsamında aynı değerlendirme tarihi, aynı münavebe deseni uygulanan taşınmazların bir kısmında 20,24 TL, 16,32 TL ve 13,80 TL gibi farklı m² değerleri hesaplanmasının resmî verilerin doğru olarak değerlendirilmediğini gösterdiğini, sulu tarım arazisi niteliği dikkate alınarak kapitalizasyon faiz oranının %4 üzerinden hesaplanması gerekirken %5 üzerinden hesaplanmasının hatalı olduğunu belirterek kamulaştırma bedelinin düşük belirlendiğini, net gelir metoduna göre yapılan hesaplamanın içtihatlar üzerinden belirlenmesinin kanunilik ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesinin haksız olduğunu, peşin olarak ödeme yapılmadığı hâlde peşin ödeme yapıldığı kabul edilerek kamulaştırma bedeline uygulanması gereken kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faize hükmedilmemesi (faizin düşük belirlenmesi) dolayısıyla adil yargılanma haklarının ihlal edildiği ileri sürmüştür.

16. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihatları ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formunda belirtilen iddialarını yinelemiştir.

17. Başvurucuların iddiaları, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.

18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

19. Kamulaştırılan taşınmaz, başvurucuların mülkiyetinde bulunduğundan mülkün varlığı noktasında tartışma yoktur. Başvurucuların taşınmazının kamulaştırılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği de kuşkusuzdur. Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararında da belirttiği üzere taşınmazın kamulaştırılması mülkten yoksun bırakma niteliğindedir.

20. Uyuşmazlık konusu taşınmaz 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu çerçevesinde kamulaştırılmıştır. Dolayısıyla kamulaştırma yoluyla yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağı olduğu kuşkusuzdur. Ayrıca hidroelektrik üretimi kapsamında yapılan kamulaştırma işleminin kamu yararı amacına dayandığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Kamu makamlarınca başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

21. Anayasa Mahkemesi Mehmet Akdoğan ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013), Mukadder Sağlam ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2013/2511, 22/1/2015), Abdülkerim Çakmak ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2014/1964, 23/2/2017), Cevat Aydın ([2. B.], B. No: 2014/13886, 4/10/2017) ve Ali Taşgeldi ([2. B.], B. No: 2018/30814, 16/11/2021) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu kararlarda, taşınmaz bedelinin tespitinin teknik ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle kamulaştırılan taşınmazın bedelinin tespitinin uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin görevinin kamulaştırma bedelinin tespiti yönteminin gerçek bedelin ödenmesini temin edip etmediğini incelemekten ibaret olduğunu vurgulamıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin bir temyiz mercii olmadığına, inceleme yetkisinin sınırlı olduğuna ve bir temyiz mercii gibi hareket ederek mahkeme kararlarını her yönüyle hukuka uygunluk denetimine tabi tutmayacağına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 46. maddesine gerçek değerin kamulaştırma bedeli olarak ödenmesi mülkiyetten yoksun bırakılan malikler için anayasal bir güvencedir. Bu madde ışığında Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre gerçek değerin ödenmesini sağlayabilmek amacıyla gerekli usule ilişkin güvencelerin etkili bir biçimde uygulanması, mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gerçek değeri belirlemeleri gerekir.

22. Başvurucular net gelir metoduna göre yapılan hesaplamanın içtihatlar üzerinden belirlenmesinin kanunilik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Buna karşılık Anayasa Mahkemesince Tahsin Erdoğan ([2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014) kararında 2942 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (f) bendinde araziler için kamulaştırma bedeli tespitinin taşınmazın kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması hâlinde getireceği net getiri esas alınarak belirlenmesinin öngörüldüğü belirtilmiş, Yargıtayın yerleşik içtihatları doğrultusunda özel bir durum olmadıkça kamulaştırma bedelinin tespitinde resmî kurum olan il ve ilçe tarım müdürlüklerinin verilerinin kullanılması Anayasa'ya aykırı bir durum olarak nitelendirilmemiştir. Başka bir deyişle hesaplama yöntemine ilişkin usul, Anayasa Mahkemesince de kabul görmüştür. Bu itibarla başvurucuların hesaplama yöntemine ilişkin iddialarının yerinde olmadığı değerlendirilmiştir.

23. Başvurucular, taşınmazın sulu tarım arazisi niteliği dikkate alınarak kapitalizasyon faiz oranının %4 üzerinden hesaplanması gerekirken %5 üzerinden hesaplanmasının hatalı olduğunu, Yargıtay içtihatlarının dikkate alınmadığını ileri sürmüş ve başvuru formunda emsal nitelikte olduğu belirtilerek birtakım Yargıtay kararlarına yer vermiştir. Bu kapsamda emsal nitelikte olduğu ileri sürülen Yargıtay kararlarına bakıldığında kararlara konu taşınmazların çoğunlukla Mersin'in Tarsus ilçesinde bulunduğu, dolayısıyla başvuruya konu taşınmaz ile aynı yörede olmadığı tespit edilmiştir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 21/9/2017 tarihli ve E.2017/12317, K.2017/19689 sayılı kararı, Yargıtay5. Hukuk Dairesinin 21/9/2017 tarihli ve E.2017/12248, K.2017/19706 sayılı kararı ve yineYargıtay5. Hukuk Dairesinin 21/9/2017 tarihli ve E.2017/12196, K.2017/19672 sayılı kararı). Öte yandan başvurucuların aynı yörede olduğunu belirttiği taşınmaz için ise Yargıtay, taşınmazın kuzey tarafında kapama kiraz bahçesi olduğunu, üzerinde çeşitli cins ve sayıda meyve ağaçları bulunduğunu belirterek sulu tarım arazisi olan taşınmaza uygulanması gereken kapitalizasyon faizi oranının %4 olması gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 22/3/2018 tarihli ve E.2017/12375, K.2018/5304 sayılı kararı). Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında başvuruya konu taşınmazın emsal olduğu ileri sürülen taşınmazla benzer nitelikte olduğuna dair herhangi bir tespite yer verilmediği anlaşılmıştır (bkz. § 5).

24. Kamulaştırmaya konu taşınmazların değeri her bir taşınmazın özellikleri dikkate alınarak belirlenmektedir. Bu sebeple her taşınmazın değerinin farklı olması kaçınılmazdır. Başvurucuların taşınmazın kapitalizasyon faizi oranının emsal taşınmazlara göre düşük belirlendiğini öne sürmesi derece mahkemelerinin ulaştığı kanaatin isabetli olmadığının kabulü için yeterli görülemez. Nitekim başvuru ve ekleri kapsamında başvurucuların anılan iddiadan öte söz konusu taşınmazların kendi taşınmazları ile aynı özellikleri taşıdığını somut biçimde ortaya koydukları da söylenemez. Sonuç olarak başvurucuların kapitalizasyon faiz oranının belirlenmesi noktasında ileri sürdüğü Yargıtay kararlarının incelenmesi neticesinde başvurucuların emsal gösterdiği taşınmazların bir kısmının taşınmazla aynı yörede olmadığı, aynı yöredeki taşınmazın ise başvurucuların taşınmazı ile aynı özellikleri taşımadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla yargı makamlarının kapitalizasyon faizi noktasında ulaştığı kanaatin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

25. Öte yandan başvurucular aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedildiğini ileri sürmüş ise de Yargıtay Dairesince başvurucular aleyhine gerekçeli kararda hükmedilen vekâlet ücretinin hükümden çıkarılmasına ve hükmün bu suretle düzeltilerek onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesinin emsal kararları dikkate alınarak idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedildiğine dair iddialarının temeli bulunmamaktadır.

26. Son olarak başvurucular, aynı bölgede yer alan ve aynı kamulaştırma işlemi kapsamında kamulaştırılan taşınmazların m² birim değerlerinin farklı hesaplandığını, bu kapsamda emsal bir taşınmaza yönelik düzenlenen bilirkişi raporunda ilçe tarım müdürlüğünce münavebeye esas alınan tarım ürünlerinin üretim maliyeti ve toptan satış fiyatlarına ilişkin verilerin ortalamasına göre taşınmazın m² değerinin 20,24 TL olarak tespit edilmesine ve Mahkemece bu değer üzerinden karar verilmesine karşın kendilerine ait taşınmazın m² değerinin 14,41 TL olarak hesaplandığını ileri sürmüştür.

27. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda sağlandığından söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).

28. Başvurucular tarafından emsal olarak belirtilen Mahkemenin E.2017/272 sayılı dosyasında Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 10/11/2015 tarihli ve E.2015/6094, K.2015/16184 sayılı bozma kararı doğrultusunda 2011 yılı İlçe Tarım Müdürlüğü verilerinde üretim giderleri içerisine %21,75 oranında sermaye faizi dahil edilmeksizin üretim masraflarının toplam 1.351,59 TL olduğu (birinci yıl; birinci ürün olarak buğday için 279,33 TL, ikinci ürün olarak saman için masraf bulunmadığı, ikinci yıl; şeker pancarı için 210,90 TL, üçüncü yıl birinci ürün olarak fiğ (saman) için 166,83 TL, ikinci ürün olarak turp için 426,37 TL, dördüncü yıl mısır için 318,15 TL) yönünde hesaplama yapılmış ve bu çerçevede arazinin m² değerinin 20,24 TL olarak belirlendiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkemece bu değer üzerinden kamulaştırma bedeline hükmedildiği ve kararın Yargıtay Dairesi tarafından onandığı da görülmüştür (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 21/5/2019 tarihli ve E.2018/1016, K.2019/10193 sayılı kararı).

29. Buna karşın başvuruya konu taşınmaza ilişkin üretim giderlerinin emsal dosyadaki gider kalemlerinden daha yüksek olduğu (bkz. § 8), dolayısıyla Yargıtay 18. Hukuk Dairesince bozma kararında dâhil edilmemesi gerektiği belirtilen masrafların başvuruya konu taşınmaz yönünden dikkate alınmadığı değerlendirilmiştir. Başvurucular tarafından münavebeye esas alınan ürünlerin üretim masraflarına yönelik ortaya çıkan işbu farklılık ve yargı makamlarınca emsal olarak belirtilen taşınmaza yönelik olarak verilen kararlar, yargılama sırasında (karar düzeltme aşamasında) dile getirilmiş ancak yargı makamlarınca başvurucuların bu iddiasına yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.

30. Somut olay bakımından başvurucuların belirtilen şikâyeti, mülkiyet hakkının ihlali iddiasına ilişkin yargılama sürecinin bütününü etkileyebilecek önemli ve karşılanması gereken bir iddiadır. Bu hâliyle mülkiyet hakkına ilişkin yargılamanın sonucu bakımından esasa etkili iddia yönünden yargı makamlarınca herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesi çerçevesinde ve Anayasa'nın 13. ile 35. maddelerinin gerektirdiği mülkiyet hakkının korunması gerekliliği ile müdahalenin dayandığı kamu yararı arasında olması gereken adil denge başvurucular aleyhine bozulmuş olup mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçüsüzdür.

31. Açıklanan gerekçelerle kamulaştırma bedelinin hesaplanmasında münavebeye esas alınan ürünlerin üretim masraflarının belirlenmesi yönünden Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

32. Öte yandan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden hüküm altına alınan kamulaştırma bedelinin faizinin düşük belirlendiğine yönelik iddia yönünden bu aşamada bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir (benzer yöndeki karar için bkz. Serap Ustaalioğlu [1. B.], B. No: 2020/3011, 30/3/2023, § 24).

III. GİDERİM

33. Başvurucular, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

34. Kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi (münavebeye esas alınan ürünlerin üretim masraflarının belirlenmesi yönünden) nedeniyle tespit edilen mülkiyet hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Diğer taraftan, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucuların tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

35. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Andırın Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/106, K.2013/315) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 14/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Erhan Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2020/24344, 14/1/2026, § …)
   
Başvuru Adı ERHAN DEMİR VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2020/24344
Başvuru Tarihi 28/7/2020
Karar Tarihi 14/1/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi, net gelir metoduna göre yapılan hesaplamanın içtihatlar üzerinden belirlenmesi, aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi ve hükmedilen faizin düşük belirlenmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Mülkiyet hakkı Kamulaştırma bedeli, kamu yararı İhlal Yeniden yargılama
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi