logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Fatih Mandacı [1. B.], B. No: 2022/6606, 14/1/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

FATİH MANDACI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/6606)

 

Karar Tarihi: 14/1/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Mutlu ALAF

Başvurucu

:

Fatih MANDACI

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Kara Kuvvetleri Komutanlığındaki görevden çıkarıldıktan sonra yapılan uçuş tazminatı talebinin reddine ilişkin işleme karşı açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/11/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği, bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvurucu, Kara Kuvvetleri Komutanlığı 23. Komando Tugay Komutanlığı emrinde pilot olarak görev yapmakta iken 31/10/2016 tarihli ve677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (677 sayılı KHK) ile kamu görevinden çıkarılmıştır.

5. Başvurucu, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/1/2019 tarihli kararı ile cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan mahkûm olmuştur. Bu karara karşı başvurucu tarafından yapılan istinaf başvurusu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 11/2/2020 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Anılan karar, Yargıtay 3. Ceza Dairesi 6/4/2022 tarihli kararıyla başvurucu yönünden onanmıştır.

6. Başvurucu 1/9/2015-31/8/2016 tarihlerini kapsayan 2016 uçuş yılında zorunlu uçuş saatinden fazla yapılan uçuşlar karşılığı uçuş tazminatı ödenmesi talebiyle 2/2/2021 tarihinde idareye başvuru yapmıştır. İdare, talebi reddetmiştir. Başvurucunun bu işlemin iptali için 25/5/2021 tarihinde açtığı davada İstanbul 4. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 8/7/2021 tarihli kararıyla davayı süre aşımından reddetmiştir. Mahkeme gerekçesinde, 1 Eylül'de başlayıp 31 Ağustos'ta biten, 12 aylık dönemi kapsayan her bir uçuş yılında ifa edilen göreve ilişkin uçuş tazminatının ödenmesi için belirlenmiş bir tarih bulunmadığı ancak en geç görevin ifa edilmesini takip eden yıl içinde ödenmesinin öngörüldüğü tespitini yapmıştır. Buna göre Eylül 2015 ile Ağustos 2016 tarihleri arasındaki uçuş yılına ilişkin uçuş tazminatını isteyen başvurucunun anılan tazminatın ödenmemesi işleminden en geç bir yıl sonra, bir sonraki uçuş yılının sona erdiği tarih olan 31/8/2017 itibarıyla haberdar olduğu değerlendirmesini yapmıştır. Bu tespit ve değerlendirmelerden hareketle Mahkeme başvurucu tarafından 31/8/2017 tarihini izleyen altmış gün içinde dava açılması veya aynı süre içinde uçuş tazminatının ödenmesi istemiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca idareye başvuru yapılması ve altmış gün içinde bir cevap verilmezse yeniden işlemeye başlayan dava açma süresi içinde dava açılması gerektiğine vurgu yapmıştır. Bu süreler geçtikten sonra 2/2/2021 tarihinde yapılan ve geçmiş olan dava açma süresini canlandırmayacak olan başvuru esas alınarak açılan davanın esasının süre aşımı nedeniyle incelenme olanağı bulunmadığı sonucuna varmıştır. Başvurucunun yaptığı istinaf başvurusu İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 3. İdare Dava Dairesinin 6/10/2021 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

7. Başvurucu, nihai kararı 19/10/2021 tarihinde öğrenmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

8. 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 34. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"İlgili olduğu malî yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde alacaklıları tarafından geçerli bir mazerete dayanmaksızın, yazılı talep edilmediğinden veya belgeleri verilmediğinden dolayı ödenemeyen borçlar zamanaşımına uğrayarak kamu idareleri lehine düşer."

9. 2577 sayılı Kanun’un "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.

2. Bu süreler;

a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,

...

Tarihi izleyen günden başlar.

..."

10. 2577 sayılı Kanun’un "İdari makamların sükutu" başlıklı 10. maddesi şöyledir:

"1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler.

2. (Değişik: 10/6/1994-4001/5 md.) Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.

3. (Mülga: 10/6/1994-4001/5 md.)"

11. 2577 sayılı Kanun’un "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesi şöyledir:

"1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.

2. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.

3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır.

4. (Mülga: 10/6/1994-4001/6 md.)"

V. İNCELEME VE GEREKÇE

12. Anayasa Mahkemesinin 14/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

13. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

14. Başvurucu 5018 sayılı Kanun'un 34. maddesi gereğince dava konusu tazminat talebinin 5 yıl sonra süre aşımına uğrayacağını, tutuklu olduğu için banka hesaplarının kapatıldığını ve kendisine ödeme yapılıp yapılmadığını bilmediğini, bilgiye ulaşma imkânının sınırlı olduğunu, işlem hakkında bilgilendirilmediğini belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

15. Bakanlık görüşünde; şikâyetlerin yargılamanın sonucuna ilişkin olduğuna işaret edilmiş ve ihlal iddiaları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi kararlarına değinilmiştir.

2. Değerlendirme

16. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

 “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

17. Başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı

19. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

20. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

21. Mahkeme tarafından süre aşımı gerekçesiyle davanın reddedilmesi suretiyle davanın esasının incelenmemesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

22. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

23. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.

24. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

 (1) Kanunilik

25. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir (kanunilik şartına başka bağlamlarda dikkat çeken kararlar için bkz. Sevim Akat Eşki [1. B.], B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36; Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 82; Hayriye Özdemir [2. B.], B. No: 2013/3434, 25/6/2015, §§ 56-61; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019, § 35; Hamit Yakut [GK], B. No: 2014/6548, 10/6/2021, § 76; Atilla Yazar ve diğerleri [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022, § 100).

26. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan [2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

27. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56; Tuğba Arslan, § 96; Fikriye Aytin ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 34).

28. Somut olayda başvurucu, uçuş tazminatının ödenmesi talebinde bulunmuştur. Mahkeme davayı 2577 sayılı Kanun'un 7. ve 11. maddeleri gereğince süre aşımından reddetmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu görülmüştür.

 (2) Meşru Amaç

29. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından müteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genel ifadesiyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım [1. B.], B. No: 2014/5, 25/10/2017, §§ 54, 55; Fatma Altuner [2. B.], B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve Ticaret Limited Şirketi [1. B.], B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).

(3) Ölçülülük

 (a) Genel İlkeler

30. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

31. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

32. Mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması için seçilen aracın öngörülen amaca ulaşılabilmesi bakımından elverişli olması gerekir. Ayrıca seçilen araç bu hakkı en az zedeleyici nitelikte olmalıdır. Bununla birlikte hakkı daha az zedeleyen aracın tercih edilmesi gerektiğinin söylenebilmesi için söz konusu araç aynı amacı gerçekleştirmeye uygun olmalıdır. Daha hafif sınırlama teşkil eden aracın tercih edilmesi hâlinde öngörülen amaç gerçekleşmeyecek ise daha ağır müdahale oluşturan aracın seçimi hususundaki tercih, Anayasa’ya aykırı olmaz. Bunun dışında hangi müdahale aracının tercih edileceği hususunda kamu otoritelerinin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır (Mustafa Berberoğlu [2. B.], B. No: 2015/3324, 26/2/2020, § 48).

33. Öte yandan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahaleler orantılı olmalıdır. Orantılılık, amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında sınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir (Mustafa Berberoğlu, § 49).

 (b) İlkelerin Olaya Uygulanması

34. Somut olayda başvurucunun uçuş tazminatı talebi idare tarafından 677 sayılı KHK gereğince kamu görevinden çıkarıldığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Mahkeme ise 1 Eylül'de başlayıp 31 Ağustos'ta biten, 12 aylık dönemi kapsayan, her bir uçuş yılında ifa edilen göreve ilişkin uçuş tazminatının ödenmesi için belirlenmiş bir tarih bulunmadığı tespitini yapmıştır. Bununla birlikte tazminatın en geç görevin ifa edilmesini takip eden yıl içinde ödenmesinin öngörüldüğü değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu değerlendirmeye göre de Eylül 2015 ile Ağustos 2016 tarihleri arasındaki uçuş yılına ilişkin uçuş tazminatını isteyen başvurucunun anılan tazminatın ödenmemesi işleminden en geç bir yıl sonra, bir sonraki uçuş yılının sona erdiği tarih olan 31/8/2017 itibarıyla haberdar olduğu sonucuna varmıştır. Buna göre de başvurucunun 31/8/2017 tarihini izleyen altmış gün içinde dava açması veya aynı süre içinde uçuş tazminatının ödenmesi istemiyle 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca idareye başvuru yapması ve altmış gün içinde bir cevap verilmezse yeniden işlemeye başlayan dava açma süresi içinde dava açması gerektiğine işaret etmiştir. Mahkeme tüm bu değerlendirmeler kapsamında, bu süreler geçtikten çok sonra 2/2/2021 tarihinde yapılan başvurunun dava açma süresini canlandırmayacağı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

35. 5018 sayılı Kanun'un 34. maddesinin üçüncü fıkrasında beş yıl içinde alacaklıları tarafından geçerli bir mazerete dayanılmaksızın ödenemeyen borçların zamanaşımına uğrayarak kamu idareleri lehine düşeceği hüküm altına alınmıştır. Maddenin gerekçesinde ise nakit yetersizliği, hak sahibinin başvurmaması veya başka nedenlerle ödenemeyen giderler hakkında yapılacak işlemlerin bu maddede hüküm altına alındığına değinilmiştir. Nitekim maddenin tamamı incelendiğinde idare tarafından ödenmeyen giderler olması durumunda bunun nasıl bütçeleştirilip kayıt altına alınacağı hususlarının düzenlendiği görülmektedir. Bir başka ifadeyle 5018 sayılı Kanun'un 34. maddesinde idarenin borçlarına ilişkin olarak zamanaşımı müessesesine yer verildiği görülmektedir. Dava konusu edilen uçuş tazminatının hangi şartlarda ve nasıl ödeneceği 28/2/1982 tarihli ve 2629 sayılı Uçuş, Paraşüt, Denizaltı, Dalgıç ve Kurbağa Adam Hizmetleri Tazminat Kanunu'nda izah edilmiştir. Bu kapsamda uçuş tazminatının idare tarafından hak eden kişiye şartlarının oluşması hâlinde ödenmesi gereken bir borç niteliğindedir.

36. Bu bağlamda 5018 sayılı Kanun'un 34. Maddesinde kamu borçları için öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresinin uçuş tazminatı talebiyle idare aleyhine açılan davalarda uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmesi gerekirken Mahkemelerce bu hususa ilişkin ilgili ve yeterli gerekçe ortaya konulmadığı anlaşılmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi Kanunda öngörülen 5 yıllık dava süresinin değerlendirilmemesini ölçüsüz kabul etmiştir (benzer Hayrettin Kayahan Tangör ve Neslişah Tangör [GK], B. No: 2020/11324, 6/2/2025, § 61). Başvurucunun başvuru formunda belirttiği, banka ile olan iletişiminin kesildiğine ve ödeme yapılmadığına ilişkin bilgisinin olmadığına yönelik iddiası da dikkate alındığında 5018 sayılı Kanun'un 34. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresi hususunda bir değerlendirme yapılmamasının başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği için ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

37. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

38. Başvurucunun açtığı davanın esası hakkında Mahkemece karar verilmediğinden bu aşamada mülkiyet hakkı yönünden inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

VI. GİDERİM

39. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

40. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

41. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

42. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 4. İdare Mahkemesine (E.2021/1066, K.2021/924) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 14/1/2026tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Fatih Mandacı [1. B.], B. No: 2022/6606, 14/1/2026, § …)
   
Başvuru Adı FATİH MANDACI
Başvuru No 2022/6606
Başvuru Tarihi 11/11/2021
Karar Tarihi 14/1/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, Kara Kuvvetleri Komutanlığındaki görevden çıkarıldıktan sonra yapılan uçuş tazminatı talebinin reddine ilişkin işleme karşı açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Mahkemeye erişim hakkı (idare) İhlal Yeniden yargılama
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi