logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ömür Kınay Alkan [2. B.], B. No: 2020/27480, 1/10/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ÖMÜR KINAY ALKAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/27480)

 

Karar Tarihi: 1/10/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Ömer ÇINAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Yüksel GÜNARSLAN

Başvurucu

:

Ömür KINAY ALKAN

Vekili

:

Av. Halil Volkan ARIKAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gerçekleşen bir depremde idarenin yapı kontrol ve denetim sorumluluğunu yerine getirmemesi sonucu bir binanın yıkılıp enkazı altında kalan başvurucunun yaralanması ve bir yakınının yaşamını yitirmesi ile olaya ilişkin yeterli giderim sağlanmaması nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/8/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

5. 17/8/1999 tarihinde Marmara Bölgesi'nde meydana gelen Rihter ölçeğine göre 7,4 şiddetindeki depremde başvurucunun annesi ile birlikte ikamet ettiği bağımsız dairenin bulunduğu İstanbul Küçükçekmece'deki sekiz katlı bina yıkılmıştır. Başvurucunun annesi, binanın enkazı altında kalarak yaşamını yitirmiş; olay tarihinde yirmi yaşında olan başvurucu ise enkazdan yaralı olarak kurtarılmışsa da vücut fonksiyonlarını önemli ölçüde kaybederek engelli kalmıştır. Olayda başvurucunun annesi dışında yirmi sekiz kişi aynı binanın enkazı altında kalarak can vermiştir.

6. Küçükçekmece Sulh Hukuk Mahkemesi (Sulh Hukuk Mahkemesi) tarafından 31/8/1999 tarihinde olay yerinde gerçekleştirilen delil tespiti sonucunda binanın taşıyıcı sisteminde hatalı ve eksik malzeme kullanıldığı, işçiliğinin yetersiz olduğu bilirkişi tespit raporuyla anlaşılmıştır.

A. Olayla İlgili Ceza Yargılaması Süreci

7. 24/11/1999 tarihinde binanın müteahhitlerinden ikisi için gıyabi tutuklama (yakalama) kararı verilmiş, bu kişiler ile birlikte bir müteahhit hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu (taksirle) birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verme suçundan Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

8. Sanıklar tüm aramalara rağmen yakalanamamış ve 9/4/2007 tarihinde söz konusu suça ilişkin kanunda öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.

B. Olayla İlgili Tazminat Davası Süreçleri

9. Başvurucu 20/7/2000 tarihinde; annesi ile birlikte ikamet ettikleri binanın müteahhitlerinin ruhsatsız ve kusurlu olarak inşa etmeleri ve Küçükçekmece Belediyesinin (Belediye) bu konudaki denetim görevini yerine getirmemesi sonucunda yıkıldığını, annesinin ölmesiyle maddi desteğinden yoksun kaldığını, bütün ev eşyaları ve çeyizi ile birlikte evini yitirdiğini, olay nedeniyle manevi zarara uğradığını ileri sürerek söz konusu zararlarının bina müteahhitleri ile Belediyeden tahsiline karar verilmesi talebiyle Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Hukuk Mahkemesi) nezdinde dava açmıştır. Başvurucu bu davada toplamda 53.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

10. Duruşmanın 19/9/2002 tarihinde yapılan oturumunda bilirkişi marifetiyle mahallinde keşif yapılmasına karar verilmiştir. Keşif işleminden önce Sulh Hukuk Mahkemesinin delil tespiti sonucunda hazırlanan bilirkişi tespit raporunun dosya içeriğine alındığı anlaşılmıştır.

11. 22/5/2003 günü gerçekleştirilen keşif sonrasında hazırlanan 3/6/2003 tarihli bilirkişi raporu dava dosyasına sunulmuştur. Dava tarihi itibarıyla yıkılan yapı değerini 8.000 TL olarak belirleyen raporun kusur tespitine ilişkin kısımları şöyledir:

"...

3) Proje ve Ruhsat Durumu

Dosyaya sunulan belgelerden anlaşıldığına göre, dava konusu binaya ait proje olmadığı, bir başka projeye göre bina inşa edildiği ve bina[da] ruhsatsız bir şekilde işe başlandığı ve inşaatın tamamlandığı anlaşılmıştır. Bu zaman içinde ilgili belediyenin herhangi bir işlem yapmadığı, kaçak inşaat tutanağı tutmadığı anlaşılmıştır.

...

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

...

B) Dava konusu bina, projesiz ve ruhsatsız olarak KAÇAK inşa edilmiştir.

C) Kaçak olarak inşa edilen binanın tespit raporu ile tespit edilen taşıyıcı sistemde hatalı ve eksik malzeme kullanıldığı ve işçiliğin yetersiz olduğu anlaşılmıştır.

D) Yukarıda (5) maddenin (d) fıkrasında belirtildiği gibi tamamen yıkılmış bir binanın yeniden fen ve tekniğine uygun olarak eski ebatlarında yapılması bedelinden yüklenici kusuru oranında sorumludur.

E) Mahallinde ve dosya üzerinde yapılan incelemeler neticesinde [binanın]17.08.1999 günü meydana gelen deprem nedeniyle tamamen yıkıldığı, somut olayda davacı ve davalılar kusurları oranında sorumludur.

Daire Sahibi Davacı : Dava konusu binanın projesiz ve ruhsatsız inşa edildiğini, bildikleri veya bilebilecek durumda oldukları kabul edilerek %10 oranında kusurludur.

Yükleniciler : Ruhsatsız, projesiz inşa edildikleri binanın ayıplı ifa nedeniyle %80 oranında kusurludur.

Davalı Belediye : Ruhsatsız-projesiz binanın inşasında, belediye kontrol elemanlarının dikkatinden kaçan durum itibarıyla %10 kusurludur.

..."

12. Adli Tıp Kurumunca düzenlenen 29/6/2012 tarihli raporda başvurucunun olay nedeniyle beden çalışma gücünün 2/3'ünü kaybettiği belirtilmiştir.

13. Asliye Hukuk Mahkemesi duruşmanın 13/12/2013 tarihli oturumunda başvurucunun talebi üzerine Belediyenin dava konusu binanın yıkılmasındaki kusuru ve tazminat talepleri konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir.

14. 13/12/2013 tarihli ara kararına istinaden iki inşaat mühendisi ve bir aktüerya uzmanından oluşan heyet tarafından hazırlanan 25/2/2014 tarihli raporda Belediyenin kusur oranı ile ilgili olarak 3/6/2003 tarihli bilirkişi raporunda ayrıntılarıyla belirtilen kusur oranlarının aynen geçerli olduğu ve hesaplamalarda bu kusur oranlarının dikkate alınmasının uygun olduğu belirtilmiştir.

15. Başvurucu vekili 2/4/2014 tarihli dilekçeyle 25/2/2014 tarihli bilirkişi raporuna yönelik itirazlarını sunmuştur. Buna göre denetim görevini yerine getirmeyen Belediye, yıkımın meydana gelmesinde en başta gelen sorumludur ve Belediye yönünden belirlenen %10'luk oran hakkaniyet duygusunu zedelemektedir.

16. Asliye Hukuk Mahkemesi, tarafların 25/2/2014 tarihli bilirkişi raporuna yönelik itirazları çerçevesinde ek rapor hazırlanmasına karar vermiştir. Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 20/10/2014 tarihli ek raporda 3/6/2003 ve 25/2/2014 tarihli raporlardaki kusur oranlarının zarar hesabında aynen kullanılmasının uygun olacağı belirtilmiştir.

17. Asliye Hukuk Mahkemesi, duruşmanın 10/12/2014 tarihli oturumunda davalı Belediye yönünden açılan davanın ayrılarak ayrı bir esas numarasına kaydedilmesine karar vermiştir.

18. Başvurucunun engelli kalması nedeniyle uğradığı iş göremezlik tazminatı alacağına ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bu kapsamda hazırlanan 20/10/2014 tarihli raporda başvurucunun sürekli nitelikteki kısmi iş göremezlik zararının 530.772,66 TL olduğu belirtilmiştir.

19. Asliye Hukuk Mahkemesi, Belediyeye karşı açılan davanın binanın müteahhitlerine karşı açılan davadan ayrılmasına karar verdikten sonra 11/12/2014 tarihinde bu davaya bakma görevinin idari yargı mercilerine ait olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiştir. Mahkeme, binanın müteahhitleri hakkında açılan davaya bakmaya ise devam etmiştir.

1. Binanın Müteahhitlerinden Talep Edilen Tazminata İlişkin Olarak Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde Devam Eden Dava

20. Başvurucu vekili 20/10/2014 tarihli ek bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. 24/11/2014 tarihli itiraz dilekçesinde başvurucu vekili, kaçak yapılan binanın inşaatını durdurmak ve yıkmakla yükümlü Belediyenin meydana gelen zararın tamamından sorumlu olduğunu belirtmiştir. Başvurucu vekili ayrıca 27/3/2015 tarihli oturumda, binanın kaçak olduğunu bilmeyen başvurucuya yüklenen %10 oranındaki kusuru kabul etmediklerini beyan etmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi aynı oturumda tarafların itirazları değerlendirilmek suretiyle yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir.

21. Mimar, inşaat mühendisi ve jeoloji mühendisinden oluşan üç kişilik heyet tarafından hazırlanan 5/5/2015 tarihli bilirkişi raporunda kusur oranlarına ilişkin farklı bir değerlendirme yapılmıştır. Buna göre olayın meydana gelmesinde müteahhitlerin %70, tapu tahsis belgesi sahiplerinin (arsa sahipleri) ise %30 oranında kusuru bulunmaktadır. Binanın üzerine yapıldığı arsanın Hazine ve Maliye Bakanlığına ait olması ve burada henüz bir imar uygulaması yapılmamış olması nedeniyle Belediyenin ve aldığı taşınmazın niteliği konusunda bilgi sahibi olmayan daire sahibinin ise herhangi bir kusuru bulunmamaktadır.

22. Asliye Hukuk Mahkemesi 21/10/2015 tarihli kararıyla, başvurucunun yaralanması sonucu meydana gelen iş göremezliği nedeniyle oluşan maddi zararlarının giderilmesi talebini kabul etmiştir. Mahkeme, başvurucunun talebiyle bağlı kalarak olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte 30.000 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, başvurucunun olay nedeniyle duyduğu elem, ızdırap ve sıkıntılarına karşılık talep ettiği 25.000 TL'nin de olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin talebin annesinin vefat ettiği tarihte başvurucunun yirmi yaşında olduğu gerekçesiyle, ev eşyası ve çeyizine ilişkin talebin ispatlanamadığı gerekçesiyle, bağımsız bölüm bedeline ilişkin talebin ise binanın kaçak yapı olup ekonomik değerinin tespit edilemediği gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Söz konusu kararın kusur oranlarının belirlenmesine ilişkin kısmı şöyledir:

"Davacı vekili son alınan kusur raporuna da müvekkiline %10 kusurun doğru olmadığını bildirerek itiraz etmiş ve yeniden bilirkişi raporu aldırılmış ise de;03.06.2003 tarihli %80+%10, 25.02.2014 tarihli ve 20.10.2014 tarihli kusur ve hesap rapor ve ek raporunda aynı kusur oranının bu heyetçe de teyit edildiği ve kusur durumunun uygun olduğunun bildirildiği, tüm bu raporların kusur yönünden birbiri ile uyumlu olduğu anlaşılmakla son aldırılan ve önceki 3 raporla da uyumlu ve birbiri ile örtüşen kusur durumlarına rağmen bu kez tamamen belediyenin kusursuz olduğu bir rapor düzenlendiği ve bu kez müteahhitlere %70 oranında kusur verildiği anlaşılmakla 05.05.2015 tarihli rapora dosya kapsamı itibariyle itibar edilmemiş önceki her iki raporun da birbiri ile örtüştüğünden 25.02.2014 tarihli ve 03.06.2003 tarihli ve 20.10.2014 tarihli rapor ve ek raporlara itibar edilmiştir."

23. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, kararın destekten yoksun kalma tazminatına ve yıkılan evin bedelinin ödenmesine ilişkin taleplerin reddine ilişkin kısımları yönünden bozulmasına, diğer kısımlarının ise onanmasına 23/12/2020 tarihinde karar vermiştir.

24. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla yargılamanın Asliye Hukuk Mahkemesi önünde devam ettiği tespit edilmiştir.

2. Belediyeden Talep Edilen Tazminata İlişkin Olarak İstanbul 2. İdare Mahkemesinde Görülen Tam Yargı Davası

25. Asliye Hukuk Mahkemesinin tazminat talebinin Belediyeye yönelik kısmının görev yönünden redd olunmasına dair kararının 5/2/2015 tarihinde tebliği üzerine başvurucu 16/3/2015 tarihli dilekçesiyle ruhsatsız yapının depremde yıkılması ve enkazı altında kalarak engelli hâle gelmesi nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü -yapı değeri, daire içinde bulunan eşya değeri, tedavi giderleri, iş gücü kaybı, destekten yoksun kalma dolayısıyla oluşan- toplamda 727.884,60 TL maddi, 100.000 TL manevi zararının olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini için İstanbul 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde dava açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde, engelli kalması nedeniyle erişmek zorunda kaldığı sağlık hizmetlerine ilişkin giderler ile tekerlekli sandalye gibi mutat masrafların gerekli görülürse bilirkişi incelemesi yaptırılarak tespit edilmesini talep etmiştir.

26. İdare Mahkemesi 27/5/2016 tarihli kararıyla, Asliye Hukuk Mahkemesinin dosyasına sunulan 3/6/2003 tarihli bilirkişi raporundaki tespitleri esas alarak olayın meydana gelmesinde davalı idarenin %10 oranında kusurlu olduğu sonucuna ulaşmıştır. Söz konusu kararda 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca gerekli denetimleri yapmayarak mevzuata uygun şekilde imal edilmeyen yapının kullanımına ihmali hareketle göz yuman davalı Belediyenin hizmet kusurunun binanın yıkılmasında etkili olduğu tespitine yer verilmiştir.

27. İdare Mahkemesi başvurucunun maddi zararlarının davalı idarenin kusur oranına isabet eden kısmının 64.132,97 TL, olay dolayısıyla uğradığı manevi zararların ise 25.000 TL olduğuna 27/5/2016 tarihinde hükmetmiştir. Sonuç olarak Mahkeme, toplam 89.132,97 TL tazminatın Asliye Hukuk Mahkemesi önünde dava açma tarihi olan 20/7/2000 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Anılan kararın maddi tazminat kısmının belirlenmesine ilişkin gerekçesi şöyledir:

"-Hastane masrafları ve tekerlekli sandalye ile ilgili olarak, davacı tarafından 6.000,00-TL tutarında tazminat istenilmişse de, bu zararı tevsik edici herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı ve bu nedenle bu zarar kaleminin tazmin edilmesinin mümkün olmadığı açıktır.

-Yıkılan yapının değeri ile ilgili olarak, Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2000/912 sayılı dosyasına sunulan 03.06.2003 tarihli bilirkişi raporundaki tespitler esas alınmak suretiyle, dava konusu yapının ilgili bağımsız bölümünün 2000 yılı itibariyle değerinin 8.000,00-TL olduğu, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen 14.03.2015 tarihli Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı yazısına göre söz konusu tutarın güncel değerinin 58.612,03-TL olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.

-Ev ve çeyiz eşyaları ile ilgili olarak, Sakarya 1. İdare Mahkemesi'nin 2005/3441 esasına kayıtlı dava dosyasında, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı'ndan, 2000 yılında bir evde bulunması gereken ortalama eşyaların toplam değerinin sorulduğu, gelen cevap yazısında bir evde bulunan ortalama eşya fiyatının 7.090,00-TL olduğu belirtilmiş, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen 14.03.2015 tarihli Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı yazısına göre söz konusu tutarın güncel değerinin 51.944,91-TL olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.

-Davacının iş göremezlik tazminatı ile ilgili olarak, Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2000/912 sayılı dosyasına sunulan Adli Tıp Kurumu raporuna göre davacının beden çalışma gücünün 2/3'ünü kaybettiğinin belirtildiği, anılan Mahkemeye sunulan 20.10.2014 tarihli raporda ise, davacının işgücü kaybı oranına isabet eden tazminat miktarının 530.772,66-TL olduğu belirtilmiştir.

-Destekten yoksun kalma tazminatı ile ilgili olarak ise, olayın meydana geldiği tarihte davacının 20 yaşında olduğu da dikkate alındığında, annesinin vefatı ile destekten yoksun kaldığının kabulü mümkün olmadığından destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesine hukuki olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, davacının maddi zararlarının davalı idarenin kusur oranına isabet eden kısmının ... 64.132,97-TL olduğu ve söz konusu tutarın zararın meydana gelmesinde hizmet kusuru bulunan davalı idarece tazmini gerektiği sonucuna varılmıştır."

28. Tarafların kararın aleyhlerine olan kısımlarına yönelik temyiz taleplerini inceleyen Danıştay (Kapatılan) Ondördüncü Dairesi (Daire) 8/5/2017 tarihli kararıyla İdare Mahkemesi kararının kısmen onanmasına, kısmen bozulmasına karar vermiştir. Anılan kararda özetle;

i. İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat talebinin iş göremezlik, destekten yoksun kalma ve tedavi giderleri kısımları ile manevi tazminat talebinin miktarına ilişkin kısmının onanmasına,

ii. Maddi zararın yapı değeri ile ev eşyası ve çeyiz bedeli yönünden tespitinde bilirkişi raporlarıyla belirlenen rakamlar üzerinden davalı idarenin kusur oranı nispetinde yapılacak hesaplama sonucunda ortaya çıkacak bedellerin hüküm altına alınması gerekirken, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı tarafından 2015 yılı itibarıyla güncel değerlerinin belirlenmesine ilişkin yazılardaki bedellerin esas alınması nedeniyle kararın bu kısmının bozulmasına,

iii. Adli yargıda açılan davada manevi tazminat olarak 10.000 TL talep edildiği, görevsizlik üzerine İdare Mahkemesinde açılan davada ise manevi tazminat isteminin 100.000 TL'ye çıkarılmış olduğu hâlde kabul edilen manevi tazminata ilişkin bedelin tamamına adli yargıda açılan dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi nedeniyle hükmün bu kısmının bozulmasına karar verilmiştir.

29. Tarafların karar düzeltme talepleri Dairenin 15/2/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

30. Bozma sonrası yürütülen yargılama kapsamında hazırlanan 8/1/2019 tarihli bilirkişi raporu dosyaya sunulmuştur. Söz konusu raporda başvurucunun yıkılan evinin Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava tarihindeki (20/7/2000) değeri 8.000 TL, tam yargı davası tarihindeki (16/3/2015) değeri ise 74.640 TL olarak hesaplanmıştır. Aynı raporda zarar gören eşya ve çeyiz bedelinin 20/7/2000 tarihinde 7.090 TL, 16/3/2015 tarihinde ise 66.149,70 TL olduğu belirtilmiştir.

31. İdare Mahkemesi 21/2/2019 tarihinde davanın bozulan kısmı yönünden kısmen kabulüne karar vermiştir. İdare Mahkemesi 3/6/2003 ve 8/1/2019 tarihli bilirkişi raporlarıyla Daire kararının bozma gerekçesi çerçevesinde;

i. Başvurucunun evinin yıkılması, ev eşyası ve çeyizinin yok olmasından kaynaklanan zararlarının davalı idarenin kusur oranına isabet eden kısmı olan 1.509,99 TL tutarındaki maddi tazminatın adli yargıda dava açıldığı 20/7/2000 tarihinden itibaren işletilecek faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine,

ii. Daha önceki kararla hükmedilen ve miktar itibarıyla onanarak kesinleşen 25.000 TL tutarındaki manevi tazminatın 10.000 TL'lik kısmı içen adli yargıda dava açıldığı tarihten, 15.000 TL'lik kısmı için ise ıslah tarihi (tam yargı davasının açıldığı tarih) olan 16/3/2015'den itibaren yasal faiz işletilmesine karar vermiştir.

32. Daire 19/11/2019 tarihli kararıyla İdare Mahkemesi kararını onamıştır. Tarafların kararın düzeltilmesi talepleri 7/7/2020 tarihinde reddedilmiştir.

33. Başvurucu, nihai hükmü 21/7/2020 tarihinde öğrendikten sonra 20/8/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

C. Anayasa Mahkemesinin Ömür Kınay ([2. B.], B. No: 2015/4686, 19/2/2019) Kararı

34. Başvurucu, Asliye Hukuk Mahkemesince Belediyeye karşı açılan dava yönünden görevsizlik kararı verilmesinin (bkz. § 19) ardından 6/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

35. Söz konusu başvuru, imar mevzuatına aykırı inşa edilen binanın depremde yıkılması sonucu gerçekleşen ölüm ve yaralanmayla ilgili yargısal sürecin makul özenle yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiası kapsamında incelenmiştir.

36. Anayasa Mahkemesi 19/2/2019 tarihli kararında, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde on dört yılı aşkın bir süre devam eden ve görevsizlikle sonuçlandırılan yargılamanın makul özen ve süratle yürütülmediği gerekçesiyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ve başvurucuya net 27.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Hükmedilen manevi tazminat 29/7/2019 tarihinde vekili aracılığıyla başvurucuya ödenmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

37. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 41. maddesi şöyledir:

"Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.

Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur."

38. 818 sayılı mülga Kanun'un 42. maddesi şöyledir:

"Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararın hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakim, halin mutat cereyanını ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete tevfikan tayin eder."

39. 3194 sayılı Kanun'un "Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar" başlıklı 32. maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan metni şöyledir:

"Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.

Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshası da muhtara bırakılır.

Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.

Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir.

Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Anayasa Mahkemesinin 1/10/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

41. Başvurucu;

i. Mevzuata aykırı olarak inşa edilip bu konuda gerekli denetimlere tabi tutulmayan binanın depremde yıkılmasının annesinin ölümü ile beden ve çalışma gücünü kaybederek tekerlekli sandalyeye bağlı bir hayat yaşamak durumunda kalmasına yol açtığını,

ii. İdarenin anılan hizmet kusuru nedeniyle meydana gelen zararın tümünden sorumlu tutulması gerekirken hangi gerekçelerle hükme esas alındığı anlaşılamayan 3/6/2003 tarihli bilirkişi raporuna istinaden idareye sadece %10 oranında kusur atfedildiğini,

iii. Danıştayın benzer davalarda denetim görevini ihmal eden kamu kurumlarını zararın tamamından sorumlu tuttuğu kararları bulunmasına rağmen somut olayda idarenin kusur oranının %10 olarak belirlenmesinin yargısal kararlar arasında çelişki yarattığını,

iv. Lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının yetersizliği nedeniyle gerçek zararını tazmin edemediğini,

v. Engelli kalması nedeniyle erişmek zorunda kaldığı sağlık hizmetlerine ilişkin mutat masrafların bilirkişi incelemesi yaptırılarak veya Engelli Dernekleri Federasyonundan sorulmak suretiyle belirlenmesi talebinin kabul edilmediğini,

vi. Afetin gerçekleştiği tarihte hiçbir geliri olmamasına ve annesine ekonomik anlamda bağımlı yaşamasına rağmen destekten yoksun kalma tazminatı ödenmesine ilişkin talebinin olay tarihinde 20 yaşında olduğu gerekçesiyle reddedildiğini beyan ederek yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Bakanlık görüşünde, somut başvuruda kabul edilebilirlik koşullarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca esasa ilişkin yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

B. Değerlendirme

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucu özetle annesinin ölümüne ve kendisinin engelli kalmasına kontrol ve denetim görevini yerine getirmeyen kurumun sebep olduğunu, hizmet kusuruna dayalı olarak açılan tam yargı davasında yeterli giderim sağlanmadığını ileri sürmüştür. Dolayısıyla başvurucu hem mağdur olarak hem de annesinin ölümü nedeniyle dolaylı mağdur olarak bireysel başvuruda bulunmuştur.

44. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre ölümün gerçekleşmediği bazı hâllerde de başvuru; kişiye karşı kullanılan gücün derecesi ile türü, güç kullanımının ardında yatan niyet ve amaç ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları gibi hususlar birlikte değerlendirilerek yaşam hakkı kapsamında incelenebilir (Mehmet Karadağ [2. B.], B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20; Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran [2. B.], B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69; Yasin Ağca [1. B.], B. No: 2014/13163, 11/5/2017, § 110). Olayın meydana geldiği apartmanda ölen kişilerin sayısı, başvurucuda meydana gelen bedeni zararın ağırlığı ve başvurucunun olay sırasında potansiyel olarak ölüm tehlikesiyle karşı karşıya geldiği dikkate alınarak somut başvuru bir bütün olarak yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.

45. Somut olayda İdare Mahkemesinin 27/5/2016 tarihli kararı (bkz. § 27) maddi tazminat talebinin iş göremezlik, destekten yoksun kalma ve tedavi giderleri ile ilgili kısmıyla manevi tazminat talebinin miktarına ilişkin kısmı yönünden 8/5/2017 tarihinde onanmıştır (bkz. § 28/i). Temyiz merci tarafından verilen bu karara yönelik karar düzeltme taleplerinin reddiyle İdare Mahkemesi kararının anılan kısmı 15/2/2018 tarihinde kesinleşmiştir (bkz. § 29). Söz konusu karar düzeltme taleplerinin reddi üzerine yasal süresi içerisinde bireysel başvuruda da bulunulmamıştır. Bu nedenle başvuru, başvurucunun hükmedilen manevi tazminat için işletilecek faizle ilgili bir iddiasının da bulunmadığı gözetilerek, Dairenin bozma kararı sonrası yapılan yargılama kapsamında ve maddi zararın yapı değeri, eş eşyası ve çeyiz bedeli kalemleri bağlamında incelenebilecektir.

46. Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama ... hakkına sahiptir."

47. Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

48. Anayasa'nın yaşam hakkını güvence altına alan 17. maddesinin kendisine yüklediği pozitif yükümlülükler uyarınca devlet; yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını kamu görevlileri ile diğer bireylerin eylemlerinden hatta kişilerin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi altındadır (Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § 35).

49. Koruma ödevinin yerine getirilebilmesi için devletin, yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturması (İpek Deniz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149; T.A. [GK], B. No: 2017/32972, 29/9/2021, § 135), bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda organları veya görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler alması (T.A., § 136; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 36) ve hatta önceden belirlenebilir bir veya daha fazla bireyin yaşamına yönelik bir tehdit söz konusu olmasa bile kişilerin yaşamını korumak için genel güvenlik tedbirleri alması gerekir (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya [1. B.], B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 59). Öte yandan yetkili makamlardan yaşamla ilgili her türlü potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somut tedbirler alması beklenemeyeceği (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, § 60) gibi özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında koruma yükümlülüğünün kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanması da mümkün değildir. Ayrıca hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbirle yerine getirilebilir. Unutulmaması gerekir ki yaşam hakkının gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin belirlenmesi idari ve yargısal makamların takdirindedir (T.A., §§ 136, 137; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 37). Deprem gibi önlenemez doğal afetlerin meydana gelmesi konusunda devletlerin yaşamı korumaya yönelik yükümlülüğü, felaketin zararlarının en aza indirilmesi hususunda bilimsel olarak alınması olanaklı tedbirlerin mali olanaklar çerçevesinde alınmasına ilişkindir. İmar planı uygulamaları ve arazi düzenlemeleri konusunda devletin sahip olduğu yetkilerin bu bağlamda kritik bir öneme sahip olduğu vurgulanmalıdır (Ömür Kınay [2. B.], B. No: 2015/4686, 19/2/2019, § 40).

50. Pozitif yükümlülüğü kapsamında devletin yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (T.A., § 134; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 38).

51. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, § 63).

52. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekmektedir (Perihan Uçar ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 39) ancak yargı mercilerinin özenli inceleme yapma yükümlülükleri, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine sonuca varılmasını garanti etmez (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş [1. B.], B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 40).

53. Mevcut başvuruda depremde yıkılan ve başvurucunun yaralanmasına, annesinin ise ölmesine yol açan binanın kaçak olduğunun açık olduğu, olay sonrasında açılan tazminat davasında alınan bilirkişi raporunda Belediyenin gerekli denetimleri yapmaması nedeniyle kusurlu olduğunun belirtildiği, tam yargı davası sürecinde zararın meydana gelmesinde denetim ve kontrol yükümlülüğünü yerine getirmeyen kamu makamlarının kusurlu olduğunun idari yargı makamları tarafından tespit edildiği, başvurucunun zararlarının idarenin kusuru oranında ve hizmet kusuru ilkesine göre karşılanması gerektiği sonucuna ulaşıldığı görülmektedir. Nitekim başvurucunun da iddiası ölüm ve yaralanma olaylarının kamu makamlarının ihmali nedeniyle gerçekleştiği yönündedir.

54. Başvuruya konu doğal afet neticesinde başvurucunun yaralanmasından ve annesinin ölümünden kamu makamlarının sorumlu olduğunun tespit edilmesi, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğinin ve yaşam hakkının devlete yüklediği yaşamı koruma pozitif yükümlülüğünün kamu makamları tarafından yerine getirilmediğinin yargısal makamlar tarafından açıkça kabul edildiği anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu noktada söz konusu davada ihlal nedeniyle ödenmesine karar verilen tazminat miktarlarının -işbu başvurunun konusunu oluşturan maddi zararın yapı değeri, eş eşyası ve çeyiz bedeli kalemleri yönünden- yetersiz olduğu iddialarının değerlendirilmesi gerekmektedir.

55. İdare Mahkemesi, Belediyeyi bilirkişi raporlarına istinaden belirlediği maddi zararların tamamından değil 3/6/2003 tarihli bilirkişi raporunda %10 olarak belirtilen kusuru oranında sorumlu tutmuştur. Söz konusu raporda (bkz. § 11) bina müteahhitlerinin ruhsatsız ve projesiz olarak inşa ettikleri binanın taşıyıcı sisteminde hatalı ve eksik malzeme kullanılması ve işçiliğin yetersiz olması nedeniyle %80 oranında kusurlu oldukları belirtilmiştir. Yine rapora göre binanın ruhsatsız ve projesiz olarak inşası sırasında kontrol görevini yerine getirmeyen Belediye ile binanın söz konusu niteliğini bilen veya bilebilecek durumda olan daire sahibinin %10 oranında kusurlu oldukları ifade edilmiştir. Bilirkişi raporundaki gerekçeler gözetildiğinde söz konusu kusur dağılımının idarenin hizmet kusurunun olayın gerçekleşmesindeki etkisini önemsizleştirdiğini kabul etmek mümkün görünmemektedir. Kaldı ki yargısal makamların kusur dağılımına ilişkin kabulünün başvurucunun olay nedeniyle uğradığı maddi zararlarını adli ve idari makamlar aracılığıyla %90 oranında telafi etmeye imkân sağladığı söylenebilir.

56. İncelemeye konu tam yargı davası kapsamında İdare Mahkemesi, Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan davanın tarihi itibarıyla davaya konu ev değerini 8.000 TL, ev eşyası ve çeyizin değerini ise 7.090 TL olarak belirlemiştir. Mahkemenin bu yöndeki kabulü yargısal süreç içinde farklı tarihlerde alınan ve birbiriyle örtüşen bilirkişi raporlarına dayanmaktadır (bkz. §§ 11, 30). İdare Mahkemesi başvurucunun evinin yıkılması ve içindeki eşyaların kullanılamaz hâle gelmesi nedeniyle uğradığı zararı 15.090 TL olarak belirledikten sonra idarenin %10 olarak belirlenen kusuru oranını esas alarak 1.509 TL maddi tazminatın dava tarihi olan 20/7/2000 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar vermiştir (bkz. § 31).

57. Öte yandan somut olayda ihlal nedeniyle tam yargı davası kapsamında ödenmesine karar verilen tazminat miktarlarının yetersiz olup olmadığı değerlendirilirken bina müteahhitlerine karşı açılan hukuk davası süreci de gözönüne alınmalıdır. Söz konusu hukuk yargılaması destekten yoksun kalma, evin yıkılması ve ev eşyasının yok olmasından kaynaklanan maddi zararların giderilmesi talepleriyle ilgili olarak hâlihazırda devam etmektedir.

58. Tüm bu bilgiler ışığında kamu hizmetinin yerine getirilmesi sırasında gerçekleştirilen hizmet kusuru nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğinin tartışmaya yer bırakmayacak şekilde yargısal makamlar tarafından belirlendiği, evinin yıkılması ve ev eşyası ile çeyizin zayi olması nedeniyle başvurucunun uğradığı maddi zararın bilirkişi raporlarıyla tespit edilerek idarenin kusuru oranında ödenmesine de hükmedildiği görüldüğünden ve -yargısal makam kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik de tespit edilmediği müddetçe- Anayasa Mahkemesinin tazminat miktarlarının belirlenmesi konusunda yargısal makamların takdir yetkisine müdahalesi söz konusu olamayacağından başvurucunun hükmedilen tazminat miktarlarının yetersiz olduğu iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

59. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 1/10/2025tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Ömür Kınay Alkan [2. B.], B. No: 2020/27480, 1/10/2025, § …)
   
Başvuru Adı ÖMÜR KINAY ALKAN
Başvuru No 2020/27480
Başvuru Tarihi 20/8/2020
Karar Tarihi 1/10/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, gerçekleşen bir depremde idarenin yapı kontrol ve denetim sorumluluğunu yerine getirmemesi sonucu bir binanın yıkılıp enkazı altında kalan başvurucunun yaralanması ve bir yakınının yaşamını yitirmesi ile olaya ilişkin yeterli giderim sağlanmaması nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Afete karşı koruma Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi