|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Yusuf Enes KAYA
|
|
Başvurucu
|
:
|
Hakan SÜLEYMAN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. İlhan CİHANER
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada hapis cezasının infazına devam edilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/12/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından düzenlenen 31/5/2006 tarihli iddianame ile başvurucu ve diğer şüphelilerin Trabzon'da suç işlemek amacıyla örgüt kurma, örgüte üye olma, kasten adam öldürme, adam öldürmeye teşebbüs etme, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, silahla kasten yaralama, silahla tehdit, nitelikli yağma, nitelikli yağma suçuna teşebbüs, mala zarar verme, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçlarından cezalandırılmaları talep edilmiştir. Başsavcılık, iddianamede diğer suçların yanı sıra başvurucunun 30/1/2006 tarihinde M.Ü.yü öldürdüğünü ileri sürmüştür.
6. Başvurucunun tutuklu yargılandığı davada özel yetkili Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 7/2/2008 tarihli kararı ile başvurucuyu M.Ü. cinayetinden suçlu bularak başvurucunun müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca suç örgütü kurma ve yönetme, F.T. adlı kişinin yağmalanması, G.K.ya yönelik yağmalama teşebbüsü, F.T.nin alıkonulması, üç kez silahla adam yaralama ve iki kez izinsiz silah taşıma eylemlerinden de başvurucuyu suçlu bulmuştur. Mahkeme diğer suçlar kapsamında başvurucu hakkında beraat ya da hüküm verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.
7. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı başvurucu 21/4/2008 tarihli dilekçesiyle gizli tanığın Mahkeme önünde bizzat ifade vermesi gerektiğini, Mahkemenin bunu sağlayamamasından dolayı tanığı doğrudan sorguya çekme hakkının ihlal edildiğini, gizli tanığın ifadesinin doğruluğunun sadece tanığın bizzat dinlenmesiyle hükme bağlanabileceğini ve gizli tanığın usuli kurallara uygun olarak tekrar tespit işlemini gerçekleştirmesinin gerekli olduğunu ileri sürerek temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
8. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 12/2/2010 tarihli ilamıyla 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü hariç olmak üzere diğer suçlar yönünden verilen beraat ve mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına karar vermiştir.
9. Başvurucu, M.Ü.nün öldürülmesine ilişkin tek görgü tanığı olan gizli tanıkla bizzat yüzleşip onu sorgulayamadığından hakkındaki ceza yargılamasının adil olmadığını ileri sürerek 6/8/2010 tarihinde Avrupa İnsan hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru yapmıştır.
10. 6/7/2015 tarihinde Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı başvurucu; M.Ü.yü öldürme suçundan mahkûmiyet kararı verilirken yalnızca gizli tanık beyanlarının esas alındığını, kendisine gizli tanığa soru yöneltme hakkı tanınmadığını belirterek M.Ü.nün cinayetine ilişkin yeniden yargılama yapılması için başvuruda bulunmuştur.
11. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 14/7/2015 tarihinde, Anayasa Mahkemesi ve AİHM'in hak ihlali kararları dışında adil yargılanma hakkı ihlalinin doğrudan hüküm veren mahkeme tarafından yargılamanın yenilenmesine konu edilebilmesinin mümkün olmadığını belirterek yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine karar vermiştir.
12. Başvurucu 25/2/2016 tarihinde hakkındaki ceza yargılamalarının yeniden açılması için tekrar talepte bulunmuştur. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 4/3/2016 tarihinde başvurucunun F.T.ye yönelik yağma suçundan kesinleşen hüküm dışındaki diğer kesinleşen hükümler yönünden yargılamanın yenilenmesi taleplerinin reddine, yağma suçundan kesinleşen hüküm yönünden yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulüne karar vermiştir.
13. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 11/5/2017 tarihinde yeniden yargılama neticesinde başvurucunun nitelikli yağma suçundan beraatine karar vermiştir.
14. AİHM, başvurucunun yaptığı bireysel başvuruyla ilgili kararını 17/11/2020 tarihinde açıklamıştır. AİHM, kararında yargılamayı yapan mahkemenin gizli tanığın gerçek kimliğini gizlemesi için geçerli bir neden gösteremediğini, gizli tanığın yargılamanın yapıldığı mahkemede sorgulanmasını engelleyen geçerli bir nedenin bulunmadığını, mahkûmiyet için tek veya belirleyici nedenin gizli tanık beyanları olduğunu ve bunun dışında başvurucunun eylemi gerçekleştirdiğine ilişkin doğrudan ve somut bir delilin bulunmadığını, olay yerinde bulunan mermi kovanına ilişkin balistik raporunda merminin başvurucunun daha önceki olaylarda kullanılan silahından ateş edilip edilmediğini tespit etmenin mümkün olmadığını, yargılama yapan mahkemenin cep telefonu kayıtlarını esas alarak başvurucunun olay yerinde olabileceği yönündeki kabulünün gizli tanık tarafından verilen ifadenin mahkûmiyet kararında belirleyici olması gerçeğini değiştirmediğini belirtmiştir.
15. AİHM; yargılama aşamasında maktulün vurulmasına ilişkin tek görgü tanığı olmasına rağmen başvurucuya yargılamaların hiçbir aşamasında bu tanıkla yüzleşme ve çapraz sorguya çekme fırsatı sunulmadığını, gizli tanık tarafından sunulan delilin güvenilirliğinin uygun ve adil bir şekilde test edilmesi kabiliyetinin ciddi bir şekilde sınırlandırıldığını, ulusal mahkemelerin söz konusu delile karşı duyarsız yaklaşımı, tanığın yargılamalara katılmaması için iyi bir sebebin bulunmaması ve başvurucunun müebbet hapis ile karşı karşıya olması dikkate alındığında başvurucunun mahkûmiyetinde esas alınan söz konusu delile etkili bir şekilde itiraz etme kabiliyetine ilişkin yapılan kısıtlamaları telafi eden güvencelerin başvurucuya sağlanmadığını belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Süleyman/Türkiye, B. No: 59453/10, 17/11/2020). AİHM Sözleşme'nin 41. maddesi kapsamında ihlal için en uygun tazmin şeklinin başvurucunun, eğer talep ederse, Sözleşme'nin 6. maddesinin gerekliliklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağını belirtmiştir.
16. Başvurucu 1/12/2020 tarihinde Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesine, AİHM kararına istinaden yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçe ile başvuruda bulunmuştur.
17. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 2/7/2021 tarihli tensip ara kararı ile AİHM kararına istinaden yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulüne, hükmün infazının devamına, infazın durdurulması ve tahliye talebinin reddine karar vermiştir.
18. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2021/139 sayılı dosyası üzerinden görülen davanın 12/10/2022 tarihli duruşmasında başvurucu, AİHM kararı uyarınca hakkındaki hükmün infazının durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemenin aynı tarihli duruşmasında talebin reddine karar verilmiştir.
19. Başvurucu 19/10/2022 tarihinde infazın durdurulması talebinin reddi kararının kaldırılarak infazın durdurulması talebiyle itiraz yoluna başvurmuştur.
20. Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesi 24/10/2022 tarihli kararı ile itirazın reddine karar vermiştir. İtirazın reddi kararı 7/11/2022 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucu 7/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
22. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 7/2/2023 tarihinde M.Ü.ye karşı işlenen adam öldürme suçundan verilen müebbet hapis cezası hükmünün onaylanmasına, başvurucu hakkındaki infazın aynen devamına karar vermiştir. Kararda; yargılamanın yenilenmesi sonrasında dinlenmesine karar verilen gizli tanık hakkında usulüne uygun olarak tanık koruma kararı aldırılıp bizzat dinlendiği, tanığın bu aşamadaki beyanında da önceki beyanlarıyla tutarlı olarak beyanda bulunduğunun anlaşıldığı, olayın üzerinden çok uzun süre geçmesine rağmen önceki beyanına paralel beyanda bulunmasının tanığın beyanına itibar edilmesi gerektiği kanaatini oluşturduğu ifade edilmiştir. Ayrıca şu değerlendirmelerde bulunulmuştur:
"Sanık Hakan’ın kullandığı belirtilen ... nolu telefon hattının 00:03 sıralarında Trabzon Şehir Merkezi’ndeki Karşıyaka Mahallesinden sinyal aldığı, saat 02:30:38 de ise yine Trabzon Şehir Merkezindeki Migros’tan sinyal aldığı, Trabzon şehir merkezi ile Arsin ilçesi arasındaki mesafenin yaklaşık 20 km, duble, iki gidiş ve iki geliş şeklinde olduğu, sanığın telefon hattının dökümünün incelemesinde 00:03 ile 02:30:38 arasında sinyal bilgisi alamadığı, saat 02:00 dan sonra suça konu yerden saat 02:30:38’e kadar geçen sürede Trabzon ilçesi şehir merkezine gelmesinin mesafe de nazara alındığında mümkün olduğu, bu nedenle telefon dökümünün sanığın suça konu yerde olmadığını göstermediği, sanık Hakan’ın savunmasında saat 21:30 sıralarında evine gelip sabaha kadar evinde bulunduğunu belirttiği, ancak yine aynı telefon hattının dökümünün incelenmesinde saat 20:12:42’de sinyal bilgilerinin Trabzon merkez Karşıyaka mahallesinden alındığı, saat 02:30:38’de sinyal bilgilerinin Trabzon merkez Migros baz istasyonundan alındığı, saat 02:38:46’da sinyal bilgilerinin Pelitli Beldesi Baz İstasyonu’ndan alındığı, saat 02:43:53 ve 02:44:39’da sinyal bilgilerinin Yomraburnu Baz İstasyonundan alındığı, 04:23:38’de ise sinyal bilgilerinin yeniden Trabzon Merkez Karşıyaka’daki baz istasyonundan alınması karşısında sanığın doğruyu söylemediği anlaşılmıştır. Açıklanan tüm bu nedenlerden dolayı sanık hakkında... verilen hükmün onaylanmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."
23. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 27/11/2024 tarihinde hükmü onamıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
24. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Yaşar Alat [GK], B. No: 2021/65564, 21/11/2024, §§ 33-43.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Anayasa Mahkemesinin 15/10/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
26. Başvurucu; AİHM'in verdiği ihlal kararının giderimi bağlamında yeniden yargılama ile birlikte önceki hükmün ortadan kaldırılması gerektiğini, AİHM'in verdiği ihlal kararı gözetilerek artık dayanağı kalmayan hükme bağlı tutmanın sonlandırılmasının bir zorunluluk olduğunu, mahkûmiyetine dayanak oluşturan gizli tanık beyanları dolayısıyla ihlal kararı verildiğinden tanık beyanları ile mahkûmiyet arasında kurulan bağın ortadan kalktığını, bu hususlara rağmen infazın durdurulmasına karar verilmemesi sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Bakanlık, başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formundaki ihlal iddialarını yinelemiştir.
B. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi Yaşar Alat kararında AİHM tarafından verilen bir ihlal kararı üzerine yenilenen yargılamada infazın durdurulmamasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edip etmediğini incelemiştir.
29. Anayasa Mahkemesi Yaşar Alat kararında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki "Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylar veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verir." şeklindeki düzenlemeye atıf yaparak önceki mahkûmiyet hükmünün mahkûmiyet kararının onaylanacağı ya da iptal edileceği aşamaya kadar geçerliliğini koruduğunu, bu süreçte infazın durdurulup durdurulmayacağı hususunda yargı mercilerinin takdir yetkisinin söz konusu olduğunu belirtmiştir (Yaşar Alat, §§ 58-61).
30. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, AİHM'in kararı üzerine yenilenen yargılamada infazın ertelenmesi veya durdurulmasına karar verilmesinin gerekli olup olmadığının ihlal kararının niteliğine bağlı olabileceğini, bazı hâllerde ihlal kararının kişinin mahkûmiyete bağlı tutulması ile mahkûmiyet arasındaki bağı koparmayacağını, böyle bir durumda kişinin bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma kapsamında özgürlüğünden yoksun bırakılmasının söz konusu olmadığını belirtmiştir (Yaşar Alat, § 63).
31. Somut olayda AİHM'in kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada infazın durdurulup durdurulmayacağı hususunda yargı mercilerinin bir takdir yetkisi söz konusudur. Somut olayda Mahkeme, takdirini infazın durdurulmaması yönünde kullanmıştır. Ayrıca AİHM tarafından verilen tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin karar, başvurucunun mahkûmiyete bağlı tutulması ile mahkûmiyet arasındaki bağı koparmamaktadır. AİHM tarafından verilen bu ihlal kararını, ihlale konu eksikliğin giderilerek sonucuna göre bir karar verilmesi biçiminde anlamak gerekir (benzer yönde bkz. Yaşar Alat, § 63).
32. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde başvurucunun yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesinden sonra özgürlüğünden yoksun kalma hâli, Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında yetkili mahkemece verilmiş bir mahkûmiyet kararına dayalıdır ve kanuna uygun bir tutma mahiyetindedir. Zira başvurucunun yeniden yargılama incelemesi süresince tahliye edilmemesine yani hakkında verilen mahkûmiyet kararının infazının devamına daha önceki kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü temelinde karar verildiği görülmektedir.
33. Sonuç olarak belirtilen bu hususlar doğrultusunda Mahkemece infazın durdurulmasının uygun görülmediği dönemde başvurucunun hürriyetinden yoksun kalmasının hukuki bir temelinin bulunduğu anlaşıldığından başvurucunun iddialarına ilişkin bir ihlalin olmadığı sonucuna varılmıştır.
34. Açıklanan gerekçelerle AİHM'in kararına rağmen hapis cezasının infazına devam edilmesinin hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. AİHM'in kararına rağmen hapis cezasının infazına devam edilmesinin hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 15/10/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada hapis cezasının infazına devam edilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Mahkememiz çoğunluğu, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Ancak aşağıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda bu sonuca iştirak edilmemiştir.
3. Somut olayda mesele, AİHM ihlal kararı üzerine yenilenen yargılama sürerken hükme bağlı infazın devam ettirilmesi nedeniyle başvurucunun özgürlüğünden yoksun bırakılmasının Anayasa’nın 19. maddesiyle bağdaşmazlığıdır. Dosya kapsamı ve ihlalin niteliği, başvurunun kabul edilebilir ve esastan incelenebilir olduğunu göstermektedir.
4. AİHM, Dicle ve Sadak/Türkiye başvurusunda yargılanmanın yenilenmesi taleplerinin kabulü sonrası yapılan yargılamada davalarının esasıyla ilgili olarak karar verilmeden önce başvuruculardan hükümlü olarak bahsedilmesinin masumiyet karinesine aykırı olacağına karar vermiştir (Dicle ve Sadak/Türkiye, B. No: 48621/07, 16/6/2015, §§ 60 -66). Bu karar gereğince, somut olayda da yeniden yargılamanın eskisinden tamamen bağımsız bir yargılama olduğu gözetildiğinde, başvurucunun hükümlü olarak görülmesi ve dolayısıyla hükme bağlı tutukluluğunun devam ettiğinden bahsedilmesi mümkün değildir.
5. AİHM; yargılama aşamasında maktulün vurulmasına ilişkin tek görgü tanığı olmasına rağmen başvurucuya yargılamaların hiçbir aşamasında bu tanıkla yüzleşme ve çapraz sorguya çekme fırsatı sunulmadığını, gizli tanık tarafından sunulan delilin güvenirliliğinin uygun ve adil bir şekilde test edilmesi kabiliyetinin ciddi bir şekilde sınırlandırıldığını, ulusal mahkemelerin söz konusu delile karşı duyarsız yaklaşımı, tanığın yargılamalara katılmaması için iyi bir sebebin bulunmaması ve başvurucunun müebbet hapis ile karşı karşıya olması dikkate alındığında başvurucunun mahkûmiyetinde esas alınan söz konusu delile etkili bir şekilde itiraz etme kabiliyetine ilişkin yapılan kısıtlamaları telafi eden güvencelerin başvurucuya sağlanmadığını belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Süleyman/Türkiye, B. No: 59453/10, 17/11/2020).
6. AİHM ihlali üzerine yeniden yargılama kabul edilmişse, kişi artık “hükümlü” sayılarak değil, “suç isnadı altında bulunan kimse” olarak muamele görür. Bu, Anayasa’nın 36. maddesi anlamındaki isnat ile 19. maddenin üçüncü fıkrasındaki isnadın aynılığı gereğidir. Bu statü değişimi gözetilmeden “infazın aynen devamı” yönünde sürdürülen her tutma, 19. maddenin ikinci fıkrası kapsamındaki “mahkemece verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezanın yerine getirilmesi” çerçevesini aşar.
7. Çoğunluğun dayandığı, yeniden yargılama sonuçlanıncaya kadar önceki mahkûmiyetin varlığını koruyabileceği yönündeki genel ilke, ihlalin niteliğine göre dar yorumlanmalıdır. Zira burada ihlal, mahkûmiyetin belirleyici delilinde “yüzleşme” eksikliğidir; başka bir ifadeyle, hükmün maddi omurgasında bir sorun vardır. Bu sebeple “infazın devamı” yerine, mahkemelerin –gerek görürlerse– suç isnadına bağlı koruma tedbiri rejimini (tutuklama/ adli kontrol) tartışması gerekir.
8. Özellikle bu dosyada AİHM’in ihlal tespitinin mahkûmiyet-tutma bağını koparıcı yoğunlukta olduğu, yerel mahkemenin sonradan gizli tanığı dinlemiş olmasının da gecikmiş bir telafi olduğu unutulmamalıdır. Telafinin gecikmesi, gecikme süresince hükme bağlı tutmanın meşruiyetini otomatik olarak sağlayamaz. “Sonradan doğrulama”, önceden yaşanan özgürlük kısıtlamasını anayasallaştıramaz.
9. Buradaki ilke, cezasızlık riskini artırmak değildir; tam tersine, usulün meşruiyetini tesis ederek maddi gerçeğe ulaşmanın tek güvenli yolunu işaret eder. Yeniden yargılama sürecinde mahkemeler, kuvvetli belirti, kaçma/ delilleri karartma gibi nedenler varsa tutuklamayı tartışabilir.
10. Sonuç olarak, AİHM ihlali üzerine yenilenen yargılama aşamasında infazın durdurulmaması nedeniyle başvurucunun hükme bağlı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmaya devam edilmesi, Anayasa’nın 19. maddesinin ihlâlidir.
11. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği kanaati ile aksi görüşteki mahkememiz kararına iştirak edilmemiştir
|
Üye
|
Üye
|
|
Engin YILDIRIM
|
Kenan YAŞAR
|