logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Veli Özdemir (2) [2. B.], B. No: 2020/32781, 7/1/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

VELİ ÖZDEMİR BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2020/32781)

 

Karar Tarihi: 7/1/2026

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Hüseyin Özgür SEVİMLİ

Başvurucu

:

Veli ÖZDEMİR

Vekili

:

Av. Ercan KANAR

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yeniden yapılan yargılamada önceki hükmün onaylanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Anayasa Mahkemesinin Veli Özdemir ([2. B.], B. No: 2014/785, 27/10/2016) kararına göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

3. Yasa dışı TKP/ML-TİKKO terör örgütüne yönelik soruşturma kapsamında 17/1/2003 tarihinde gözaltına alınan başvurucuya 17/1/2003-20/1/2003 tarihleri arasında yer gösterme ve teşhis işlemleri yaptırılmıştır. Başvurucu 20/1/2003 tarihinde terör örgütüne ne şekilde katıldığına, örgütsel yapı içindeki konumuna ve katıldığı öldürme, yaralama, bomba koyma gibi eylemlere dair kollukta müdafii hazır bulunmaksızın şüpheli sıfatıyla ifade vermiştir. Başvurucu 21/1/2003 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığında (Başsavcılık) verdiği ifadesinde ise kolluktaki ifadesini ve yer gösterme işlemlerini kabul etmemiş, psikolojik baskı altında veya tehditle bu beyanların alındığını ileri sürmüştür. İstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 21/1/2003 tarihinde başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.

4. Başsavcılık 10/4/2003 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya teşebbüs etme suçundan iddianame düzenlemiştir. Dava, İstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin E.2001/138 sayılı dosyasıyla birleştirilmiştir. Başvurucu ve diğer kişiler hakkında açılan bazı davalar da sonraki tarihlerde bu yargılamayla birleştirilmiştir. Birleştirmelerin ardından yargılama on bir sanığa isnat edilen çok sayıda eylemi kapsar hâle gelmiştir.

5. Başvurucu 2/7/2003 tarihli duruşmada kolluktaki ifadesini baskı altında verdiğini, nişanlısı ve ailesinin gözaltına alınacağı yönünde tehdit edildiğini, ifadesini kabul etmediğini beyan etmiştir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kapatılmasının ardından yargılamaya nihai olarak İstanbul (kapatılan) 14. Ağır Ceza Mahkemesinde (CMK 250. madde ile görevli) (Mahkeme) devam edilmiştir.

6. Mahkeme 21/11/2011 tarihinde başvurucunun üzerine atılı kasten öldürme, kasten yaralama, bomba koyma ve patlatma, vergilendirme adı altında para alma eylemlerinin sübut bulduğu sonucuna ulaşarak anayasal düzeni bozmaya teşebbüs etme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme, kararını başvurucunun ve diğer sanıkların kollukta verdikleri ifadelerine, ekspertiz raporlarına, olay yeri inceleme ve fiziki takip tutanaklarına dayandırmıştır. Başvurucu ve müdafii tarafından temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi 10/12/2013 tarihinde Mahkeme kararını onamıştır.

7. Başvurucu, mahkûmiyetle sonuçlanan davaya ilişkin olarak 17/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Başvurucu -diğerlerinin yanı sıra- müdafii hazır bulunmaksızın kollukta alınan ifadelerinin belirleyici delil olarak hükme esas alınması ve yargılamanın uzun sürmesi gerekçeleriyle adil bir yargılama yapılmadığını şikâyet konusu yapmıştır.

8. Anayasa Mahkemesi Veli Özdemir kararında başvurucunun;

i. Tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinin ilgili ve yeterli olmaması, bu kararların duruşmasız olarak verilmesi ve tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna (Veli Özdemir, §§ 37-38),

ii. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ise ihlal edildiğine karar vermiştir.

iii. Müdafi yardımından yararlanma hakkına yönelik ihlal nedenleri açısından Anayasa Mahkemesi şu değerlendirmelerde bulunmuştur:

- Yargılama sırasında suçsuz olduğunu ve suçla ilgisini ortaya koyan delil bulunmadığını savunan başvurucunun gözaltı sonrasında Başsavcılık ve Mahkeme huzurunda kolluk ifadelerini kabul etmediği, tehdit ve zorlamayla ifade tutanaklarının imzalatıldığını belirttiği, buna karşın Mahkemenin avukata erişim imkânının sağlanmadığına ilişkin bu iddiaları irdelemeksizin anılan ifadeleri hükme esas aldığı,

- Bu çerçevede suçlamanın niteliği ve cezanın ağırlığı ile gözaltı sonrası savunma ve beyanları dikkate alındığında başvurucunun dört günlük gözaltı sırasında bilinçli bir irade ile avukat yardımı istemeyerek ifade vermeyi kabul ettiğinin her türlü şüpheden uzak görünmediği gibi başvurucunun bu vazgeçmenin sonuçlarını makul olarak öngörebildiğinin somut olarak ortaya konulamadığı,

- Başvurucunun kabul etmediği ifadesinin mahkûmiyetine dayanak oluşturduğu, daha sonra sağlanan avukat yardımı ve yargılama usulünün diğer güvencelerinin soruşturmanın başında savunma haklarına verilen zararı gideremediği, yargılama devam ederken yürürlüğe giren 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 148. maddesinin (4) numaralı fıkrası, kovuşturma aşamasında savunmanın etkinliğini sağlayacak nitelikte ise de davanın, anılan ifadelerin oluşturduğu çerçevede sonuçlandığı ve bu durumun temyiz aşamasında da değerlendirilmediği,

- Başvurucunun gözaltında avukat yardımından yararlanamaması ve bu nedenle savunma haklarına verilen zararın yargılamanın bir bütün olarak adil olmasını engellediği, bu sebeple yargılamanın daha sonraki aşamalarında adil yargılanma hakkının diğer güvencelerinin yerine getirilip getirilmediğinin ayrıca incelenmesine gerek görülmediği belirtilmiştir (Veli Özdemir, §§ 39-62).

iv. Müdafi yardımından faydalanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına, makul sürede yargılanma hakkının ihlalinin giderimi için de başvurucuya 3.000 TL ödenmesine karar verilmiştir (Veli Özdemir, §§ 78-79).

9. Başvurucu, anılan karara dayanarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Mahkeme 14/12/2017 tarihli ek kararıyla talebi kabule değer bulmuş ve yargılamanın yenilenmesi talebinin esası hakkında değerlendirme yapmak amacıyla dosyanın yeni bir esasa kaydedilmesine karar vermiştir.

10. Başvurucu hakkında yeniden yapılan yargılama sekiz celsede tamamlanmıştır. Anılan celselerde başvurucunun vekâletname ile yetkilendirdiği avukatı da hazır bulunmuştur. Yargılamanın 5/9/2018 tarihli ikinci celsesinde başvurucu ve müdafii, atılı suça ilişkin aşamalardaki inkâra yönelik savunmaları tekrar ettikten sonra kollukta verilen ifadelerin hükme esas alınamayacağını belirterek dava konusu olaylara yönelik kolluk tarafından düzenlenen belgelerin Mahkeme huzuruna getirtilmesini, dava konusu olan ve Çorlu, Zonguldak ve Zeytinburnu'nda işlendiği belirtilen olaylara dair isimlerini verdiği üç kişinin tanık sıfatıyla ifadelerinin alınmasını talep etmiştir. Mahkeme ise söz konusu talepleri ara kararla reddetmiştir.

11. Yargılama sonunda Mahkeme 11/10/2019 tarihli kararıyla başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararını aynen onaylamış ve hükmün infazının devamına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde başvurucuya isnat edilen eylemlere dair değerlendirmeler şöyledir:

i. Anayasa Mahkemesinin kararında başvurucunun ifadelerinin doğrudan hükme esas alınmaması gerektiğine değil bu ifadelerin savunma tarafının ileri sürdüğü iddialar irdelenmeksizin hükme esas alınmasına vurgu yapıldığı, önceki kararda başvurucunun ifadelerinin doğrudan gerekçeye aktarıldığı, bunun dışındaki aleyhe delillere dair değerlendirmede bulunulmadığı ancak dosya kapsamında başvurucunun ifadeleri dışında mahkûmiyet sonucuna ulaşmak için yeterli birçok aleyhe delilin bulunduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda;

ii. Başvurucunun ikametinde yapılan aramada sahte kimlikler ele geçirildiği, kollukta alınan ifadesinde kod adı kullandığına ve örgütsel faaliyetlerine dair anlatımlarının davanın diğer sanıklarının aşamalardaki beyanlarıyla da örtüştüğü,

iii. Eskişehir'deki Batıkent Mahallesi'nde içinde mühimmatlar ele geçirilen evde yapılan parmak izi incelemesinde başvurucunun sağ el baş parmak izinin tespit edildiği, başvurucu Eskişehir'e gitmediğini savunsa da anılan tespit karşısında savunmasının dayanağının bulunmadığı,

iv. 1/10/2002 tarihinde Çorum Otogarı'nda H. firmasına ait yolcu servisi bagajında bulunan şüpheli çantada yapılan aramada bir adet 9 mm çapında T. marka tabanca, şarjör, mermi, telsiz bataryası, telsiz anteni, bir adet Y. marka telsiz ve malzemelerin ele geçirildiği, bu malzemelerden alınan koli bandı iç yüzeyinde başvurucunun sağ el işaret parmak izinin tespit edildiği, bu hususun da başvurucunun söz konusu malzemeleri kırsal alandaki örgüt mensuplarına göndermek üzere hazırladığına dair kolluktaki anlatımlarıyla örtüştüğü,

v. İstanbul'un Pendik ilçesindeki Kaynarca Mahallesi'nde tespit edilen hücre evindeki bira şişesi ve sarı çizgili poşet üzerinde başvurucunun parmak izlerinin tespit edildiği, yine aynı evden elde edilen külotta bulunan meni lekelerinin başvurucunun DNA örnekleriyle uyumlu olduğu, ev sahibi Mahkeme huzurunda başvurucuyu teşhis edememiş ise de tanığın beyanında evi D.B.ye kiraladığından bahsettiği, başvurucunun ikametinde yapılan aramada aynı isimde sahte kimliğin bulunduğu, bu nedenlerle ev sahibinin olaydan yaklaşık dört yıl sonra yapılan 26/4/2006 tarihli celsede başvurucuyu teşhis edememesinin diğer deliller karşısında çelişki olarak değerlendirilmediği,

vi. Özgür Gelecek dergisinde yer alan habere göre; S.B.nin TKP/ML tarafından ölümle cezalandırıldığı, örgüt mensuplarının "Yaşasın partimiz TKP/ML, çetelerden hesap sorduk, soracağız" şeklinde sloganlar atarak eylemi gerçekleştirdikleri, eylemin kitle önünde gerçekleştirildiği hususlarından bahsedildiği, olayla ilgili dinlenen tanık beyanlarında da eylemin sloganlar atılarak gerçekleştiğine ve eylemin iki kişi tarafından gerçekleştirildiğine dair anlatımların bulunduğu, bu hususların başvurucunun kolluktaki ifadeleriyle uyumlu olduğu,

vii. Özgür Gelecek dergisinde yer alan habere göre Y.Ö. ve K.Ö.nün TKP/ML tarafından bacaklarından vurularak cezalandırıldığı, haber başlığında da "TKP/ML TİKKO'dan uyarı cezası" ifadelerinin yer aldığı, Y.Ö. ve K.Ö.nün ifadelerinde Y.Ö.nün üvey ağabeyinin oğlu olan başvurucu adına kendilerine telefon geldiğini, arayan kişinin kendilerini başvurucu ile tanıştırmak üzere olay yerine çağırdığını, akabinde buluştukları erkek kişinin "Ben sizi cezalandıracağım" diyerek kendilerini silahla yaraladığını, olayı başvurucunun azmettirdiğini beyan ettikleri, bu hususların da başvurucunun kolluktaki ifadeleriyle örtüştüğü,

viii. Başvurucunun diğer sanık Y.E. ile birlikte gerçekleştirdikleri C.T.nin yaralanması olayına ilişkin olarak C.T.nin duruşmada sanık Y.E.yi teşhis ettiği, bu hususun başvurucu ile sanık Y.E.nin anlatımlarıyla örtüştüğü,

ix. Başvurucunun baskı altında ifade verdiği, bu ifadelerin gerçek olmadığı, kolluk kuvvetleri tarafından kurgu yapıldığı ileri sürülmüşse de dosya kapsamında Elazığ, Çorum, Erzurum gibi birçok ilde hem aralarında başvurucunun da olduğu sanıklar, hem de dava dışı diğer örgüt mensupları hakkında soruşturmalar yürütüldüğü, soruşturmaların birçoğunun ilk başta birbirinden bağımsız ve habersiz olarak devam ettiği, bu hâlde dahi tüm soruşturmalarda neredeyse aynı sonuçlara ulaşıldığı, başvurucunun diğer sanıkların ifadeleriyle uyumlu kolluk beyanları dışında dava dışı birçok kişinin aynı nitelikte ve doğrultuda beyanlarının bulunduğu, dolayısıyla başvurucunun kollukta alınan beyanlarını destekleyici birçok delilin olduğu, 17/10/2007 tarihli celsede Merkez Efendi Karakolu ve okula pankart asılması olayları ile ilgili evrakların bulunmadığı belirtilmesine karşın başvurucunun ve dava dışı kişilerin ifadelerinde bahsettiği diğer olaylara ilişkin kollukta düzenlenen belgelerin dosyada yer aldığı ve söz konusu olaylarla ilgili olarak usulüne uygun yer gösterme işlemleri yapıldığı, belirtilen tüm deliller doğrultusunda başvurucunun atılı suçu işlediği kanaatine varılmıştır.

12. Başvurucu ve müdafii, aşamalarda dile getirdikleri itirazlarını yineleyerek Mahkeme kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesi 25/6/2020 tarihinde Mahkeme kararını onamıştır.

13. Başvurucu, nihai kararı 2/10/2020 tarihinde öğrendikten sonra 9/10/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

15. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

A. Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararının Gereğinin Yerine Getirilmediğine İlişkin İddia

16. Başvurucu; yeniden yapılan yargılamada yalnızca müdafinin hazır bulundurulmasıyla duruşma yapmakla yetinildiğini ve ihlal kararının gerekleri yerine getirilmeden önceki hükmün onaylandığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; konuya ilişkin mevzuat hükümleri ile yargısal içtihatlara değinildikten sonra anılan hakkın ihlal edildiğine dair iddianın incelenmesinde ilgili mevzuatın, yargısal içtihatların ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

18. Başvurucunun, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının uygulanmaması dolayısıyla anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddiası Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında incelenmiştir.

19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

20. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre herkes, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa'nın 148. maddesinin birinci fıkrasında Anayasa Mahkemesine bu başvuruları karara bağlama yetki ve görevi verilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, § 49).

21. Anılan yetki ve görev kapsamında Anayasa Mahkemesi, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında bulunan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruları incelemek ve karara bağlamak durumundadır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurulara ilişkin incelemelerinde 6216 sayılı Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca "bir temel hakkın ihlal edilip edilmediğine" ve "bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağına" karar vermektedir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 50).

22. Anayasa'nın 153. maddesinin altıncı fıkrasında Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı hüküm altına alınmıştır. 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da aynı hükme yer verilmiştir. Anılan hükümlerde Anayasa'nın 138. maddesinden farklı olarak Anayasa Mahkemesi kararlarının yargı organları yönünden de bağlayıcı olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla bireysel başvuruya ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına dair bir tereddüt bulunmamaktadır (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 63; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 110).

23. Anayasa Mahkemesince bir temel hak ve özgürlüğün ihlal edildiğine karar verildikten sonra bu kararın gereğinin yerine getirilmesi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruları karara bağlama yetki ve görevi verilmesinin zorunlu bir sonucudur. İlgili Anayasa değişikliğinin gerekçesi dikkate alındığında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun açılmasının amaçlarından birinin de temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları yönünden iç hukukta etkili bir başvuru yolu oluşturulması ve böylelikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Türkiye aleyhine yapılan başvuruların azaltılması olduğu anlaşılmıştır. Nihai ve bağlayıcı karar verilemeyen bir başvuru yolunun etkili olduğu söylenemez. Nitekim AİHM, Hasan Uzun/Türkiye (B. No: 10755/13, 30/4/2013) kararında Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun kendisine başvuru yapılmadan önce tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olduğu sonucuna varırken Anayasa'nın 153. maddesinin altıncı fıkrasına atıfla Anayasa Mahkemesi kararlarının bütün gerçek ve tüzel kişiler ile devlet organlarını bağlayıcı olmasını da dikkate almıştır (Şahin Alpay (2), § 67; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 51).

24. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmemesi daha önce verilen ihlalin devam ettiği anlamına gelir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediğine ilişkin iddiaları incelemek de bireysel başvuruları incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer. Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yer alan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir şekilde korunmasını öngören Anayasa hükümleri ile bağdaşmaz (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 52).

25. Somut olayda başvurucu, müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin Anayasa Mahkemesi kararına dayanarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuş; Mahkeme talebi kabul etmiştir. Mahkeme, yargılamanın yenilenmesi sürecinde başvurucunun müdafii huzurunda savunmasını alarak önceki hükmün onaylanmasına karar vermiş; karar temyiz denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Bunun üzerine başvurucu, ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur. Bu durumda Anayasa Mahkemesi tarafından incelenecek husus; ihlal kararı sonrasında yargılamanın yenilenmesini talep eden başvurucunun müdafi yardımından yararlanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü iddiaların etkili ve yeterli bir şekilde incelenip incelenmediği, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediğidir.

26. Başvurucunun müdafi yardımından yararlanmaksızın kollukta verdiği ifadenin mahkûmiyet kararına esas alınması, müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlali sonucunu doğurur. Eldeki başvuruda ise başvurucunun kollukta verdiği ifadesinin dışında dava konusu birden fazla olayın her biri açısından bu ifadesini doğrulayan diğer sanıklarla şikâyetçi ve tanık ifadeleri, basına yansıyan haberler ve uzmanlık raporları doğrultusunda mahkûmiyetine karar verildiği, bu ifadelerin mahkûmiyet için tek veya belirleyici biçimde kanıt olarak kullanılmadığı görülmüştür (bkz. § 11). Bu durumda Mahkemenin yeniden yapılan yargılama sonucunda başvurucunun müdafii hazır bulunmaksızın alınan beyanlarına titizlikle yaklaştığı ve beyanlarda dile getirilen hususları dosya kapsamındaki diğer delillerle doğrulamaya gayret gösterdiği açıktır.

27. Öte yandan Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararında belirtilen ihlal gerekçeleri doğrultusunda başvurucunun yeniden yapılan yargılama sırasında müdafi yardımından yararlandığı, temyiz kanun yoluna kendisinin yanı sıra müdafii aracılığıyla başvurabildiği, müdafi yardımından yararlanmadığı dönemde alınan ifadesinin de mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kullanılmadığı ve ihlal kararının gereklerinin yerine getirildiği sonucuna ulaşılmıştır.

28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediğine ilişkin iddia yönünden Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

29. Başvurucunun; yeniden yapılan yargılama sırasında suç isnadına bağlı tutulduğu muhakeme süreci itibarıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Mehmet Emin Kılıç ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve Mehmet Şimşek ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020) kararları doğrultusunda süre aşımı; mahkûmiyete bağlı tutulduğu süreç yönünden kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının da Yaşar Alat ([GK], B. No: 2021/65564, 21/11/2024, §§ 50-66) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedenleriyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

30. Diğer yandan kural olarak Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediğine yönelik incelemesinin olayların baştan itibaren yeniden değerlendirilmesi şeklinde değil ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ile ilgili sınırlı olması gerekmektedir (Sıddıka Dülek ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/2750, 17/2/2016, § 70). Ancak Anayasa Mahkemesinin Veli Özdemir kararında ulaşılan ihlal sonucu dikkate alındığında kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre adil yargılanma hakkının diğer güvencelerinin yerine getirilip getirilmediğinin ayrıca incelenmesine gerek görülmediğinden (bkz. § 8) yeniden yapılan yargılamaya ilişkin muhakeme işlemleri yönünden adil yargılanma hakkının diğer güvencelerinin ihlal edildiğine dair iddialar ayrıca incelenmelidir. Bu bağlamda başvurucunun delillerin toplanmaması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, isimleri bildirilen kişilerin tanık sıfatıyla ifadelerinin alınmaması nedeniyle tanık dinletme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının Cemal Günsel ([GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021) kararı, yetersiz gerekçe ile karar verilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının da Abdullah Topçu ([1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, §§ 74-79) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedenleriyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediğine ilişkin iddia yönünden adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediğine ilişkin iddia yönünden Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Veli Özdemir (2) [2. B.], B. No: 2020/32781, 7/1/2026, § …)
   
Başvuru Adı VELİ ÖZDEMİR (2)
Başvuru No 2020/32781
Başvuru Tarihi 9/10/2020
Karar Tarihi 7/1/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yeniden yapılan yargılamada önceki hükmün onaylanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) AYM kararlarına uyulmaması İhlal Olmadığı
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı Mahkumiyete bağlı tutma Süre Aşımı
Tutukluluk (süre) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) Silahların eşitliği ilkesi / çelişmeli yargılama ilkesi (ceza) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Tanık dinletme ve sorgulama hakkı (ceza) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Gerekçeli karar hakkı (ceza) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi