|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Kübra ÇİFTÇİ
|
|
Başvurucu
|
:
|
S.Ü.
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Öner BULUT
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru, örgün eğitim dışına çıkarma disiplin
cezasıyla cezalandırılması nedeniyle eğitim hakkının ihlal edildiği iddiasına
ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru 6/11/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca
başvurucunun adli yardım talebi kabul edilerek başvurunun kabul edilebilirlik
incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE
OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle
olaylar özetle şöyledir:
5. Olayların gerçekleştiği 2019 yılında başvurucu Çankırı
15 Temmuz Şehitler Anadolu Lisesinde (Lise) 11. sınıf öğrencisidir.
6. Başvurucu hakkında 18/12/2019 tarihinde derste sınıf
arkadaşını bıçakla yaralamaya teşebbüs ettiği gerekçesiyle disiplin
soruşturması başlatılmıştır. Soruşturma neticesinde başvurucunun Öğrenci Ödül
ve Disiplin Kurulunun 27/12/2019 tarihli kararıyla Millî Eğitim Bakanlığı
Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 164. maddesinin dördüncü fıkrasının (ı)
bendi uyarınca örgün eğitim dışına çıkarma disiplin cezasıyla
cezalandırılmasına karar verilmiştir. Anılan karar mevzuat gereği İl Öğrenci
Disiplin Kurulunun onayına sunulmuştur.
7. İl Öğrenci Disiplin Kurulu; suçla ilgili raporlamanın
usule uygun uygun olduğu, suçun bilgi ve belgelerle ispatlandığı, suçun
karşılığı olarak önerilen teklifin yerinde ve gerekçelerinin uygun olduğunu
değerlendirerek verilen cezayı 7/1/2020 tarihinde onaylamıştır. Anılan karara
başvurucunun velisi tarafından itiraz edilmesi üzerine karar Üst Disiplin
Kuruluna gönderilmiştir. Üst Disiplin Kurulu itirazı, Kurul başkanının
karşıoyuyla 15/1/2020 tarihinde reddetmiştir. Kurul Başkanı örgün eğitim dışına
çıkarma cezasının öğrencinin psikolojisi üzerinde oluşturacağı muhtemel
zararlar dikkate alınarak itirazın kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle karara
muhalif kalmıştır. Başvurucunun velisi, anılan karara karşı Kastamonu İdare
Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) iptal davası açmıştır.
8. Ayrıca konuyla ilgili olarak Çankırı Cumhuriyet
Başsavcılığına da suç duyurusunda bulunulmuştur. Başsavcılık eylemin yaralamaya
yönelik gerçekleştirildiğine dair yeterli şüphe oluşturulacak nitelikte delil
bulunmadığını belirterek 4/3/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar
vermiştir.
9. İptal davasını gören İdare Mahkemesi; İl Millî Eğitim
Müdürünün hem İl Disiplin Kurulunda hem de Üst Disiplin Kurulunda yer aldığını,
aynı kişinin hem kararı veren hem de karara yönelik itirazı inceleyen kurulda
olması nedeniyle itiraz incelemesinin objektif ve tarafsız bir şekilde
yapılamayacağını belirtmiştir. Ayrıca başvurucu hakkında mala zarar verme,
basit yaralama, yivli ve yivsiz silahlarla, bıçak ve diğer aletleri sırf
saldırı amacıyla taşıma suçlarından yürütülen ceza soruşturmasında kovuşturmaya
yer olmadığına karar verildiğini, bu sebeple başvurucunun örgün eğitim dışına
çıkarma cezasını gerektiren fiili işlediğinden bahsedilemeyeceğini belirterek
dava konusu işlemi 1/6/2020 tarihinde iptal etmiştir. İdare anılan kararı
istinaf kanun yoluna taşımıştır.
10. İstinaf incelemesini yapan Ankara Bölge İdare
Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 16/9/2020 tarihinde
anılan kararı oyçokluğuyla kaldırmış ve davayı kesin olarak reddetmiştir. Bölge
İdare Mahkemesi, İl Millî Eğitim Müdürünün hem İl Disiplin Kurulunda hem de Üst
Disiplin Kurulunda yer almasının Yönetmelik'le düzenlendiğini belirtmiştir.
Ayrıca Kurulların oluşumu, üye sayısı, başkanlarının birbirinden farklı olması
ve İl Millî Eğitim Müdürünün doğrudan olayın muhatabı, soruşturanı veya
öğrencinin disiplin kuruluna sevkini sağlayan kişi olmamasını dikkate alarak
Kurulların oluşumunda mevzuata aykırı bir durum olmadığını ifade etmiştir.
Ayrıca başvurucu hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanan
soruşturmanın mala zarar verme, basit yaralama, yivli ve yivsiz silahlarla,
bıçak ve diğer aletleri sırf saldırı amacıyla taşıma suçlarına ilişkin
olduğunu, oysa disiplin soruşturmasına konu suçun bıçakla yaralamaya teşebbüs
etme suçu olduğu, dolayısıyla eylem aynı olsa da disiplin ve ceza soruşturmalarının
konusunun tam olarak örtüşmediğini belirtmiştir. Sonuç olarak ceza
soruşturmasında, mağdur çocukta herhangi bir kesi olmaması nedeniyle yaralama
eylemi yönünden yeterli delil bulunmadığı belirtilmişse de bıçakla yaralamaya
teşebbüs etme eylemi yönünden başvurucunun isnat edilen fiili işlediğinin sabit
olduğu belirtilmiş ve idare mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamıştır.
11. Nihai karar, başvurucuya 29/10/2020 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
IV. İLGİLİ
HUKUK
12. 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel
Kanunu'nun "Örgün ve yaygın eğitim" kenar başlıklı 18. maddesi
şöyledir:
"Türk milli eğitim sistemi, örgün
eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere, iki anabölümden kurulur. Örgün eğitim,
okul öncesi eğitimi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarını
kapsar. Yaygın eğitim, örgün eğitim yanında veya dışında düzenlenen eğitim
faaliyetlerinin tümünü kapsar."
13. Aynı Kanun'un "Ortaöğretimden yararlanma
hakkı" kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:
"İlköğretimini tamamlayan ve ortaöğretime
girmeye hak kazanmış olan her öğrenci, ortaöğretime devam etmek ve ortaöğretim
imkanlarından ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlanmak hakkına
sahiptir."
14. 7/9/2013 tarih ve 28758 sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanan ve olay tarihinde yürürlükte olan Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim
Kurumları Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) "disiplin cezaları"
başlıklı 163. maddesi şöyledir:
"(1) Öğrencilere, disiplin cezasını
gerektiren davranış ve fiillerinin niteliklerine göre;
a) Kınama,
b) Okuldan kısa süreli uzaklaştırma,
c) Okul değiştirme,
ç) Örgün eğitim dışına çıkarma
cezalarından biri verilir.
(2) Disipline konu olan olaylar okul
öğrenci ödül ve disiplin kurulunda görüşülüp karara bağlandıktan sonra;
a) Kınama ve okuldan kısa süreli uzaklaştırma
cezaları okul müdürünün,
b) Okul değiştirme cezası, ilçe öğrenci
disiplin kurulunun,
c) Örgün eğitim dışına çıkarma cezası,
il öğrenci disiplin kurulunun,
onayından sonra uygulanır."
15. Aynı Yönetmelik'in "Disiplin cezasını
gerektiren davranış ve fiiller" başlıklı 164. maddesinin
"Örgün eğitim dışına çıkarma cezasını gerektiren davranışlar" alt
başlıklı dördüncü fıkrasının (ı) bendi şöyledir:
"Yaralayıcı, öldürücü her türlü
alet, silah, patlayıcı maddeleri kullanmak veya fiziki güç kullanmak suretiyle
bir kimseyi yaralamaya teşebbüs etmek, yaralamak, öldürmek, maddi veya manevi
zarara yol açmak"
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
16. Anayasa Mahkemesinin 6/3/2024 tarihinde yapmış olduğu
toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Eğitim
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
17. Başvurucu vekili, müvekkilinin bazı arkadaşları
tarafından sürekli psikolojik ve cinsel tacize uğradığını, bu iddialarının okul
idaresince yeterince araştırılmadığını, ayrıca meyve bıçağının o gün yerli malı
haftası kutlaması nedeniyle yanında olduğunu, bıçağın yaralamak kastıyla okula
getirilmediğini, bu amaçla da kullanılmadığını, nitekim konuyla ilgili
soruşturma yürüten savcılık tarafından da yaralama kastının ortaya konulamaması
nedeniyle takipsizlik kararı verildiğini belirtmiştir. Ayrıca disiplin
soruşturması sürecinde çocuğun kişisel ve psikolojik özelliklerinin dikkate
alınmadığını, başvurucunun okul ortalamasının çok yüksek olduğunu, verilen ceza
nedeniyle başvurucunun eğitim hakkının elinden alındığını belirterek eğitim
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
18. Başvurucu, olayların meydana geldiği gün yerli malı
haftası kutlaması yapıldığını, meyve bıçağını kimseyi yaralamak kastıyla değil
yerli malı etkinliği için yanında getirdiğini ifade etmiştir. Başvurucu bıçağı
kimseyi yaralamak amacıyla kullanmadığını, nitekim konuyla ilgili soruşturma
yürüten savcılığın da yaralama kastının ortaya konulamaması nedeniyle
takipsizlik kararı verdiğini belirtmiştir. Başvurucu bazı arkadaşları
tarafından sözlü tacize uğradığını, şikâyetlerinin okul idaresince yeterince
araştırılmadığını, disiplin soruşturması sürecinde kişisel ve psikolojik
özelliklerinin dikkate alınmadığını, okul birincisi olduğu hâlde verilen ceza
nedeniyle eğitim hakkının elinden alındığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre
eğitim hakkı ihlal edilmiştir.
19. Bakanlık görüşünde, disiplin cezalarının dayanağının
Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği olduğunu, temel
amaçlarının okullarda kamu düzeninin sağlanması ve diğer öğrencilerin eğitim
haklarının korunması olduğunu, örgün eğitim dışına çıkarma cezası alan
öğrencilerin açık öğretim yoluyla eğitimlerine devam edebileceklerini,
dolayısıyla başvurucunun eğitim hakkına yönelik ihlal iddiasının hukuki
dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir.
20. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda
bulunmamıştır.
2. Değerlendirme
21. Başvurucunun iddialarının özü, almış olduğu bir
disiplin cezası nedeniyle örgün eğitime devam edememesidir. Bu nedenle başvurucunun
iddialarının bir bütün olarak Anayasa'nın 42. maddesinde güvence altına alınan
eğitim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı
anlaşılan eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas
Yönünden
i. Hakkın
Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı
23. Anayasa'nın 42. maddesinin birinci ve ikinci fıkrası
şöyledir:
"Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından
yoksun bırakılamaz.
Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit
edilir ve düzenlenir."
24. Eğitim, Anayasa tarafından doğrudan güvence altına
alınmış bir haktır. Ayrıca eğitim, çok özel bir kamu hizmeti olarak sadece
doğrudan faydaları olan bir hizmet değil geniş sosyal fonksiyonları da olan bir
hizmettir. Demokratik bir toplumda insan haklarının sağlamlaşması ve devamı
için eğitim hakkının vazgeçilmez ve temel bir katkısı olduğu da aşikârdır (Mehmet
Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 66). Anayasa
Mahkemesi önceki kararlarında belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına
etkili bir biçimde erişimin sağlanmasını güvence altına aldığına (Mehmet
Reşit Arslan ve diğerleri, § 68) ve kamu otoritelerine bireyin eğitim ve
öğrenim almasını engellememe şeklinde bir negatif ödev yüklediğine (Adem
Öğüt ve diğerleri, B. No: 2014/20527, 22/11/2017, § 44; Yüksel Baran,
B. No: 2012/782, 26/6/2014, § 36) karar vermiştir.
25. Bu bağlamda müdahalenin mevcudiyetinden söz edebilmek
için bireysel başvuruya konu kararın başvurucunun belli bir zamanda mevcut olan
eğitim kurumlarına etkili bir biçimde erişimine yahut aldığı eğitimden menfaat
sağlama imkânına (Şehmus Altuğrul, B. No: 2017/38317, 13/1/2021, § 42)
yönelik olması gerekmektedir. Somut olayda lise öğrencisi olan başvurucu bir
disiplin cezası nedeniyle örgün eğitime devam edememektedir. Bu nedenle
Anayasa’nın 42. maddesi çerçevesinde başvurucunun eğitim hakkına müdahalede
bulunulduğunun kabul edilmesi gerekir.
ii. Müdahalenin
İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
26. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, ...
yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve
ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin
... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
27. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde
belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 42. maddesinin
ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple eğitim hakkına yapılan müdahalenin,
Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanun
tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma (meşru amaç) ve demokratik
toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama kriterlerini sağlayıp sağlamadığının
belirlenmesi gerekir (eğitim hakkı bağlamında bkz. Özcan Zengin, B. No:
2020/4244, 23/2/2022, §§ 72-82; Özcan Bayrak, B. No: 2019/14060,
3/11/2022, §§ 39-48; ifade özgürlüğü bağlamında bkz. kararlar için bkz. Bekir
Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK],
B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72). Bu bağlamda öncelikle müdahalenin kanuni
dayanağının bulunup bulunmadığı incelenmelidir.
(1) Genel
İlkeler
28. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini
düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin “ancak kanunla”
sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Bu bağlamda Anayasa’nın
42. maddesi kapsamında korunan bir hakka yapılan bir müdahalenin kanunilik
şartını sağladığının kabul edilebilmesi için söz konusu müdahalenin kanuni bir
dayanağının bulunması zorunludur (eğitim ve öğrenim hakkının ancak kanunla
sınırlanabileceğinin değerlendirildiği çok sayıda karar içinden bkz. Özcan
Bayrak, B. No: 2019/14060, 3/11/2022, §§ 46,47; kanunilik şartına çeşitli
bağlamlarda dikkat çeken kararlar için bkz. Sevim Akat Eşki, B. No:
2013/2187, 19/12/2013, § 36; Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256,
25/6/2014, § 82; Hayriye Özdemir, B. No: 2013/3434, 25/6/2015, §§ 56-61;
Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270,
11/7/2019, § 35).
29. Anayasa Mahkemesi daha önce pek çok kez temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılmasında kanunilik ölçütünün ilk olarak şeklî bir
kanunun varlığını gerekli kıldığını belirtmiştir (Tuğba Arslan, § 96; Fikriye
Aytin ve diğerleri, B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 34). Anayasa'nın temel
hak ve özgürlüklere müdahale eden şeklî anlamda bir kanunun varlığını şart
koşmasının sebebi bunu biçimsel anlamda hukuk devletinin hem aracı hem de öncülü
olarak görmesi nedeniyledir. Gerçekten de bir yasama işlemi olarak kanunlar,
TBMM'nin iradesinin ürünüdür ve TBMM tarafından Anayasa’da öngörülen kanun
yapma usullerine uyularak yapılırlar. Bu anlayış temel hak ve özgürlükler
alanında önemli bir güvence sağlar (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve
diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 54; Halk Radyo ve
Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 36). Bu sayede yürütme ve yargı organlarının
yasamanın çizdiği ilke ve sınırlara bağlı kalması, hukuk düzeninde Anayasa'nın
öngördüğü usule uygun olarak çıkarılan kanunların alt kademelerinde yer alan
düzenlemelerle temel hak ve özgürlüklerin kolaylıkla sınırlandırılabilmesinin
önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Anayasa Mahkemesi temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılmasında şeklî anlamda bir kanunun yokluğunu Anayasa’ya aykırılığın
ağır bir biçimi olarak kabul etmektedir (Tuğba Arslan, § 98).
30. Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de
gerektirir ve bu noktada kanunun niteliği önem kazanır. Bu anlamıyla kanunilik
ölçütü, sınırlamaya ilişkin kuralın erişilebilirliğini ve öngörülebilirliği ile
kesinliğini ifade eden belirliliğini garanti altına alır (Metin
Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi [GK], B. No: 2014/15220,
4/6/2015, § 56; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,
§ 55; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 37).
31. Belirlilik, bir kuralın keyfîliğe yol açmayacak bir
içerikte olmasını ifade eder.Temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin kanuni
düzenlemenin içerik, amaç ve kapsam bakımından belirli ve muhataplarının
hukuksal durumlarını algılayabilecekleri açıklıkta olması gerekir. Bu ilkeye
göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir
duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir
olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu birtakım
güvenceler içermesi gereklidir. Bir kanuni düzenlemede hangi davranış veya
olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlanacağı ve bu bağlamda kamusal makamlar
için nasıl bir müdahale yetkisinin doğacağı belirli bir kesinlik ölçüsünde
ortaya konmalıdır. Bu durumda bireylerin hak ve yükümlülüklerini öngörerek
davranışlarını bu doğrultuda tanzim etmeleri mümkün olabilir (Hayriye
Özdemir, §§ 56, 57; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,
§ 56; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 38; Metin Bayyar ve
Halkın Kurtuluş Partisi, § 57; norm denetimine ilişkin kararlarda
belirliliğe ilişkin açıklamalar için çok sayıda karar arasından bkz. AYM,
E.2009/51, K.2010/73, 20/5/2010; AYM, E.2011/18, K.2012/53, 11/4/2012).
32. Bireylerin kendilerine düşen yükümlülükleri öngörme
ve davranışlarını ayarlama imkânını vermeyen normlar hukuk güvenliği ilkesini
zedeler, bu da bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini
engeller. Hukuksal durumların takdirindeki belirsizlik, temel haklar alanında
getirilen güvencelerin işlevsiz hâle gelmesine neden olur (Sara Akgül [GK],
B. No: 2015/269, 22/11/2018, § 108). Bununla birlikte bir kuralın karmaşık
olması ya da belirli ölçülerde soyutluk içermesi, bu nedenle hukuki yardım ile
tam olarak anlaşılabilir hâle gelmesi veya kullanılan kavramların anlamlarının
hukuksal değerlendirme sonucunda ortaya çıkması tek başına hukuken
öngörülebilirlik ilkesine aykırı görülemez. Ayrıca ilgili kanuni düzenleme
temel haklara ne oranda müdahale ediyorsa söz konusu düzenlemede aranacak
belirlilik oranı da aynı doğrultuda yükselecektir (Sara Akgül, § 109; Hayriye
Özdemir, § 58).
(2) Somut
Olayın Değerlendirilmesi
33. Somut olayda lise öğrencisi olan başvurucu bir
disiplin soruşturması sonucunda örgün eğitim dışına çıkarma cezasıyla
cezalandırılmıştır. İlgili idare söz konusu disiplin cezasının dayanağı olarak
Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'nin "Disiplin
cezasını gerektiren davranış ve fiiller" başlıklı 164. maddesinin
"Örgün eğitim dışına çıkarma cezasını gerektiren davranışlar" alt
başlıklı dördüncü fıkrasının (ı) bendini göstermiştir. Anılan Yönetmeliğin "Dayanak"
başlıklı 3. maddesinde ise 5/1/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim
Kanunu, 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu, 17/3/1981
tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun, 5/6/1986
tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu, 30/5/1997 tarihli ve 573 sayılı
Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı
Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname söz konusu
Yönetmelik'in çıkarılmasına dayanak olarak gösterilmiştir. Ancak dayanak olarak
gösterilen söz konusu Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde ortaöğretim
öğrencilerine uygulanabilecek disiplin suç ve cezalarına ilişkin bir hüküm
bulunmamaktadır.
34. Bu durumda ortaöğretim öğrencilerinin disiplin
suçlarıyla ilgili genel ilkeleri ortaya koyan, çerçevesini çizen ve disiplin
cezalarını gerektiren eylemleri genel hatlarıyla da olsa belirleyen, belirli
amacı gerçekleştirmeye elverişli, amaç ve kapsamı belirlenebilir veya öngörülebilir
herhangi bir kanuni düzenleme bulunmaması nedeniyle disiplin suç ve cezaları
yönünden ortaöğretim öğrencilerinin kanuni bir güvencesi bulunmamaktadır.
35. Bu alanı düzenleyen bir kanun olmaması sebebiyle
başvuruya konu disiplin cezası sadece bir yönetmelik hükmü uyarınca tesis
edilmiştir. Ancak idarenin kanuni bir dayanak olmadan ilk elden temel hak ve
hürriyetleri sınırlandırması mümkün değildir. Aksi durum kanun koyucunun
getirmediği kısıtlamaların idari ve yargısal makamlarca oluşturulmasına ve
uygulanmasına neden olabileceği gibi kısıtlamaların muhatabı olan bireylere
yönelik keyfî uygulamaların yaygınlaşmasına ve bu kişilerin kamu otoritelerine
karşı güvencesiz bir konuma düşmesine yol açabilir. Bu bağlamda temel hak ve
hürriyetlere yönelik bir müdahale, demokratik toplum düzeninin korunması
bakımından ne kadar gerekli olursa olsun salt idari bir işleme dayanıyorsa bu
tür bir müdahalenin kanunilik şartını sağladığından söz edilemez (Yunus
Bulut, B. No: 2020/38826, 20/7/2023, § 59).
36. Nitekim Anayasa Mahkemesi Yüksek Öğrenim Kredi ve
Yurtlar Kurumunda kalan yükseköğretim öğrencileri öğrencileri yönünden
Yönetmelik hükmüne dayanılarak yapılan disiplin cezası şeklindeki müdahaleyi
ifade özgürlüğü yönünden incelediği Kardelen Hasret Kaygusuz (B. No:
2017/38607, 18/5/2021) kararında, yine benzer bir müdahaleyi toplantı ve
gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden incelediği Bedran Ali Ertuğrul
(B. No: 2018/20407, 12/4/2023) kararında disiplin suçlarıyla ilgili genel
ilkeleri ortaya koyan, çerçevesini çizen ve disiplin cezalarını gerektiren
eylemleri genel hatlarıyla da olsa belirleyen, belirli amacı gerçekleştirmeye
elverişli, amaç ve kapsamı belirlenebilir veya öngörülebilir herhangi bir
kanuni düzenleme bulunmaması nedeniyle Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar
Kurumunda kalıp disiplin cezasıyla muhatap olma potansiyeli bulunan kişiler
için getirilen kanuni bir güvencenin bulunduğundan söz etmenin mümkün
olmadığını belirterek söz konusu müdahalelerin kanunilik şartını taşımadığı
sonucuna ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesinin Kardelen Hasret Kaygusuz
kararında yaptığı değerlendirmeleri şu şekildedir:
"49. Başvurucu
hakkında düzenlenen işlemlere esas olan ve olay tarihinde yürürlükte bulunan
3/1/1999 tarihli Yönetmelik'in 3. maddesinde ilk olarak bu Yönetmelik'in 351
sayılı Kanun'a dayanılarak hazırlandığı ifade edilmiştir (bkz. § 16). Dayanak
gösterilen 351 sayılı Kanun incelendiğinde ise öğrenci yurtlarında kalan
öğrencilerin disiplin cezası gerektiren fiilleri ve bunların karşılığında
öngörülen disiplin cezalarıyla ilgili en azından çerçevesi çizilen, belirli bir
açıklık ve kesinlikte olan herhangi bir kural bulunmadığı görülmektedir.
50.
3/1/1999 tarihli
Yönetmelik'in 3. maddesinde dayanak olarak gösterilen bir diğer düzenleme ise
19/12/1989 tarihli Yönetmelik'in 13. maddesidir (bkz. § 17). 19/12/1989 tarihli
Yönetmelik'in TBMM iradesinin ürünü olan şeklî bir kanun niteliği bulunmadığı
açıktır. Kaldı ki 19/12/1989 tarihli Yönetmelik'in 13. maddesinde veya başka
maddelerinde disiplin cezası gerektiren fiillere ve bunların karşılıklarına
ilişkin hiçbir açıklama da bulunmamaktadır. Bu nedenle bahse konu Yönetmelik'in
başvurucunun temel bir hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağını
oluşturduğunu kabul etmek mümkün değildir.
51.
Eldeki başvuruya konu olay
tarihinden sonra yürürlüğe giren ve 3/1/1999 tarihli Yönetmelik'i ilga eden
9/8/2016 tarihli Yönetmelik'in 3. maddesinde ise bu Yönetmelik'in 351 sayılı
Kanun'un -daha sonra 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılan- 7. maddesinin
sekizinci fıkrasının (c) bendine dayanılarak hazırlandığı belirtilmiştir (bkz.
§ 20). Dayanak olarak gösterilen bahse konu düzenleme incelendiğinde ise (bkz.
§ 21) düzenlemede yalnızca yönetim kurulunun yönetmelik çıkarma sürecindeki
birtakım görevlerine değinildiği, buna karşın disiplin suç ve cezalarına
ilişkin yine herhangi bir açıklamaya yer verilmediği görülmektedir.
52.
Son olarak başvuruya
konu olay tarihinden sonra yürürlüğe giren ve 9/8/2016 tarihli Yönetmelik'i
ilga eden 9/4/2021 tarihli Yönetmelik'in 3. maddesinde dayanak olarak
gösterilen düzenlemeler incelendiğinde de başvurucunun temel bir hakkına
yapılan müdahalenin kanuni dayanağını oluşturacak herhangi bir düzenlemenin
bulunmadığı görülmektedir (bkz. §§ 23-26).
53.
Böylelikle somut olayda
disiplin suçlarıyla ilgili genel ilkeleri ortaya koyan, çerçevesini çizen ve
disiplin cezalarını gerektiren eylemleri genel hatlarıyla da olsa belirleyen,
belirli amacı gerçekleştirmeye elverişli, amaç ve kapsamı belirlenebilir veya
öngörülebilir herhangi kanuni düzenleme bulunmamaktadır. Bu hâlde başvurucu
gibi Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunda kalıp disiplin cezasıyla muhatap
olma potansiyeli bulunan kişiler için getirilen kanuni bir güvencenin
varlığından söz etmek mümkün değildir. Sonuç olarak başvurucunun ifade özgürlüğüne
yapılan müdahalenin kanunla öngörülmediği kanaatine ulaşılmıştır."
37. Öte yandan devletin eğitim alanında birçok pozitif
yükümlülüğü bulunmaktadır. Eğitim hizmetlerinin sadece bir yönünün oluşturan
ortaöğretim, genel hatlarıyla bütün öğrencilere ortak bir genel kültür ve
yurdun iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunma bilinci
kazandırmayı hedeflemekte aynı zamanda öğrencileri ilgi ve yetenekleri
ölçüsünde yüksek öğretime, iş alanlarına ve hayata hazırlamaktadır. Devletin
pozitif yükümlülüklerinin arttığı alanlarda -özellikle da hizmetin sağlanması,
sunumu ve düzenlenmesi gibi konularda- takdir yetkisi genişlemekte ve kamu
makamları bu yetkiyi kullanırken bazı düzenleyici işlemlere ihtiyaç
duymaktadır. Elbetteki idare ilk elden temel hak ve hürriyetleri
sınırlandırmadığı müddetçe kendi tesis ettiği düzenleyici işlemlerle kamu
hizmetlerinin yürütümünü sağlayabilir. Nitekim somut olayda idare ortaöğretim
hizmetlerini geniş ölçüde anılan Yönetmelik'e dayanarak yürütmektedir. Ancak konu
ilk defa idarece tesis edilen düzenleyici bir işlemle temel hak ve hürriyetin
sınırlandırması olduğunda idarenin bu düzenlemeyi bir kanuna dayanmadan ilk
elden yapabilmesi mümkün değildir.
38. Nihayetinde eldeki başvuruda başvurucunun örgün
eğitim dışına çıkarılması suretiyle eğitim hakkına yapılan müdahalenin sadece
bir yönetmelik hükmüne dayandığı, dolayısıyla ortaöğretim öğrencilerinin hangi
somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını
yeterli açıklıkta ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân tanıyan bir kanun
hükmünün bulunmadığı görülmüştür.
39. Bu itibarla başvurucunun eğitim hakkına yapılan
müdahalenin kanuni dayanağının olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Varılan sonuca
göre müdahalenin meşru bir amacının bulunup bulunmadığının ve demokratik toplum
gereklerine uygun olup olmadığının değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
40. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 42. maddesinde
güvence altına alınan eğitim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal
İddiaları
41. Başvurucu, Savcılıkça yaralama kastı sabit
görülmediği hâlde Bölge İdare Mahkemesince suçlu kabul edildiğini belirterek
adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
42. Eğitim hakkı yönünden ihlal kararı verildiğinden
başvurucunun diğer ihlal iddiaları yönünden inceleme yapılmasına gerek
olmadığına karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
43. Başvurucu, ihlalin tespiti, yeniden yargılama
yapılması ve miktar belirtmeksizin manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
44. Başvurucunun eğitim hakkının ihlal edildiği sonucuna
varılmıştır.
45. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının
ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar
bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması
gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini
ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere
uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun
özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK],
B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B.
No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK],
B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
46. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin
sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi
zararları karşılığında net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi
gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 42. maddesinde güvence altına alınan
eğitim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Diğer ihlal iddialarının ayrıca İNCELENMESİNE YER
OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin eğitim hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla
Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesine (E.2020/1660, K.2020/2020)
iletilmek üzere Kastamonu İdare Mahkemesine (E.2020/82, K.2020/566)
GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
F. 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama
giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine
ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
GÖNDERİLMESİNE 6/3/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.