|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
MEMDUH OĞUZ BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2020/36080)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 16/9/2025
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Ahmet Faruk TANYILDIZI
|
|
Başvurucu
|
:
|
Memduh OĞUZ
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Dorukhan Korkut OĞUZ
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, ceza soruşturması kapsamında taşınmazlar hakkında verilen elkoyma tedbirinin kaldırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
3. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Müteaddit defa uzatılan OHAL 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç, OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-20, 47-66) kararında yer almaktadır.
4. Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) başvurucunun da aralarında bulunduğu şüpheliler hakkında 2014/34837 sayılı dosya kapsamında silahlı terör örgütü yöneticisi olma, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme ve gerçeğe aykırı bilirkişiliğe azmettirme suçlarından soruşturma yürütülmüş, bu kapsamda Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/312 sayılı dosyası ile kovuşturma başlatılmıştır. Yargılama devam ederken Konya 6. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2016/3 sayılı dosyasında aynı sanıklar hakkında terör örgütü kurma veya yönetme ile terör örgütüne üye olma suçlarından kamu davası açılıp bu davanın derdest olduğunun anlaşılması üzerine aralarında fiilî ve hukuki irtibat bulunması nedeniyle dosyaların birleştirilmesine karar verilmiştir. Başvurucu hakkındakiyargılama Konya 6. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2016/3 sayılı dosyası üzerinden yürütülmüştür.
5. Başsavcılık tarafından başvurucu hakkında ayrıca yürütülen 2015/36761 numaralı soruşturma kapsamında Konya 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin (Hâkimlik) 1/8/2016 tarihli ve 2016/3090 D. İş sayılı kararı ile başvurucunun taşınmazlarına, kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına, banka veya öteki mali kurumlardaki her türlü hesabına (en son maaş miktarı kadar bankadaki maaş hesabı miktarı üzerinde tasarruf ve işlem yapabilmesine), gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her türlü hak ve alacaklarına, kıymetli evrakına, ortağı bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına, kiralık kasa mevcutlarına ve diğer mal varlığı değerlerine elkoyma tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. Kararda 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128. maddesi ile 27/7/2016 tarihli ve 29783 (2. mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (668 sayılı KHK) 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi dayanak olarak gösterilmiştir.
6. Hâkimlik kararının gerekçesinde, soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgelere göre başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerin Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) içinde yer aldıklarının değerlendirildiği belirtilmiştir.
7. Başsavcılık elkoyma tedbirine konu şüphelilere ait mal varlıklarının suçtan elde edilip edilmediği, gelirleriyle uyumlu olup olmadığı ile suç gelirlerinin aklanması veya terörün finansmanı suçu ile ilişkili olup olmadığının tespiti için Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK) rapor alınmasına karar vermiştir. 2/5/2017 tarihli MASAK raporunda özetle başvurucunun FETÖ/PDY adına karar mercii olarak hareket eden ve para toplayan, bizzat fon sağlayan Konya'daki mütevelli heyetinde bulunduğu, himmet, zekât, fitre, kurban parası, yardım ve burs adı altında para topladığı, konumunu ve çevresini kullanarak bu yapı adına para toplanmasına aracılık ettiği, Konya'da FETÖ/PDY adına topladığı paralar ile toplanmasına aracılık ettiği paralar için makbuz düzenlemediği belirtilmiştir. MASAK raporunda ayrıca başvurucunun 2008 yılında FETÖ/PDY’ye ait G.S. Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfına 5.000 TL nakit bağışta bulunduğu, başvurucu hakkında yürütülen soruşturma dosyaları kapsamında şüpheli oldukları anlaşılan gerçek kişiler ile arasında şüpheli para transferlerinin mevcut olduğu, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) bulunan FETÖ/PDY’ye ait eğitim kurumuna 2013 yılında 507.068,40 TL karşılığı, 2014 yılında 109.390 TL karşılığı Amerikan doları bağışta bulunduğu, başvurucunun telefon rehberinde kayıtlı olan şahıslardan bazılarının ABD’de senatör ve çeşitli resmî komitelere bağış yapan şahıslar arasında yer aldığı, başvurucunun banka hesap ekstreleri ve hesaba bağlı olmayan işlemlerinin tetkiki sonucunda FETÖ/PDY adına para topladığını açıkça ortaya koyan muhtelif bankacılık işlemlerinin tespit edildiği belirtilmiştir.
8. Raporda, başvurucunun yıllara göre mal varlığındaki kaynağı belirsiz artışlara da dikkat çekilmiştir. Buna göre başvurucunun 2007 yılında 51.596,81 TL’lik kaynağı belirsiz mal varlığı artışının ortaya çıktığı, 2007 yılındaki kaynağı belirsiz mal varlığı artışının ödenmiş sermaye artışından ve/veya otomobil alımından kaynaklandığı, yine 2008 yılında98.432,42 TL’lik kaynağı belirsiz mal varlığı artışının ortaya çıktığı, 2008 yılındaki kaynağı belirsiz mal varlığı artışının gayrimenkul alımından kaynaklandığı, 2011 yılındaortaya çıkan 299.143,76 TL kaynağı belirsiz mal varlığı artışının ise banka mevduatındaki artıştan ve/veya gayrimenkul alımından kaynaklandığı belirtilmiştir. Raporda ayrıca 2013 yılında hem 959.171,12 TL’lik kaynağı belirsiz mal varlığı artışının hem de 64.069,55 TL’lik kaynağı belirsiz gider fazlasının ortaya çıktığı, 2013 yılında tasarruf edilebilecek toplam para miktarının negatif çıkmasının gelirlerinin giderlerini karşılamaya yetmediğini gösterdiği, 2013 yılındaki gider fazlalığı nedeninin ABD’deki FETÖ/PDY’ye ait eğitim kurumuna yapılan bağış ve hibeler olduğu, 2013 yılında toplam tasarruf edilebilecek net gelirin negatif olduğu ve bu gider fazlası mal varlığı azalışıyla karşılanmadığı için gider fazlasının tamamının kaynağının belirsiz olduğu, 2013 yılındaki kaynağı belirsiz mal varlığı artışının ortak olunan şirkete hizmet bedeliymiş gibi ödenen paralardan, gayrimenkul ve otomobil alımından kaynaklandığı belirtilmiştir. Raporda 2014 yılında 88.998,91 TL kaynağı belirsiz mal varlığı artışının ortaya çıktığı, 2014 yılındaki kaynağı belirsiz mal varlığı artışının ortak olunan şirkete hizmet bedeli gibi ödenen paralardan kaynaklandığı tespitine yer verilmiştir.
9. Başvurucu hakkındaki 2015/36761 numaralı soruşturma dosyası kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan iddianame düzenlenerek Konya 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi) E.2017/428 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma başlatılmıştır. Kovuşturma dosyası ile aynı Mahkemenin E.2016/3 sayılı dosyası arasında fiilî ve hukuki irtibat bulunması nedeniyle dosyaların birleştirilmesine ve yargılamaya E.2017/428 numaralı dosya üzerinden devam edilmesine karar verilmiştir. Mahkemece 17/7/2018 tarihinde tutuklamaya yönelik olarak başvurucunun yakalanmasına karar verilmiş ise de anılan kararın infazının gerçekleştirilemediği anlaşılmıştır.
10. Başvurucu vekili 21/9/2020 tarihinde başvurucunun taşınmazlarına yönelik verilen elkoyma tedbirine itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde; elkoyma kararında müvekkilininadının sehven geçtiğini, söz konusu tedbir hakkında açılmış herhangi bir dava ile ilgisinin bulunmadığını, tedbirin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüş ve elkoyma tedbirinin kaldırılmasını talep etmiştir.
11. Ağır Ceza Mahkemesi 7/10/2020 tarihinde başvurucunun talebini reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun üzerine atılı suçların nitelikleri, mevcut delil durumu, dosya kapsamında ayrıntılı mali analiz raporunun bulunması, dosyanın geldiği aşama ve hakkında yakalama emri bulunan sanığın henüz savunmasının alınamamış olmasınedeniyle elkoyma tedbirinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı değerlendirilmiştir. Başvurucu anılan karara 14/10/2020 tarihinde itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde önceki itirazlarını tekrarlamış ve taşınmazlar hakkında uygulanan elkoyma tedbirinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. İtirazı inceleyen Konya 7. Ağır Ceza Mahkemesi 16/10/2020 tarihli ve 2016/3090 D. İş sayılı kararıyla kararın usul ve kanuna uygun bulunduğunu belirterek itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir.
12. Başvurucu vekili 19/10/2020 tarihinde nihai kararı öğrendikten sonra 16/11/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
13. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nden (UYAP) yapılan inceleme neticesinde, başvurucu hakkındaki yargılamanın devam ettiği, Mahkemece 9/1/2024 tarihinde başvurucu hakkında çıkarılan yakalama emri, kırmızı bülten ve iade taleplerinin beklenmesine ve duruşmanın 25/6/2024 tarihinde yapılmasına karar verildiği, başvurucunun mal varlığı üzerine konulan tedbir uygulamasının devam ettiği görülmüştür.
II. DEĞERLENDİRME
14. Başvurucu; taşınmazlarına yönelik uygulanan elkoyma tedbirinin devam etmesinin hukuki bir temelinin olmadığını, ticari kazancı sonucu elde ettiği mal varlığına keyfî olarak el konulduğunu, diğer sanıklardan bir kısmı hakkındaki elkoyma tedbirleri kaldırılmış olmasına rağmen kendisi aleyhine uzun süredir uygulanan tedbirin kaldırılmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca elkoyma kararına karşı itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini, gerekçesiz şekilde verilen tedbir kararının denetlenebilir olmadığını, usuli güvencelerden yoksun bırakıldığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yakalama kararı bulunduğu, başvurucunun firari olduğu ve bu nedenle hakkındaki yakalama ve elkoyma kararlarının devam ettiği açıklanmıştır. Elkoyma kararının şartları oluşmadığı iddiasının 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarınca tazminat davasında ileri sürülebileceğinden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemez bulunması gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu şüphesiyle yürütülen soruşturma kapsamında, alınan raporlar ve mal kaçırma şüphesi nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesine uygun olarak verilen kararda herhangi bir keyfîlik ya da takdir hatası bulunmadığı, dolayısıyla müdahalenin kanuni, meşru ve orantılı olduğu belirtilmiştir.
16. Başvurucunun şikâyetlerinin mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
17. OHAL döneminde elkoyma tedbiri uygulanmışsa da tedbirin devam etmesi nedeniyle söz konusu kararın etkisinin olağan dönemde de sürdüğü dikkate alındığında Anayasa'nın 13. maddesi kapsamında inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.
18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
19. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Somut olayda başvurucuya ait olan ve elkoyma tedbiri uygulanan mal varlığı değerlerinin mülk teşkil ettiği hususunda kuşku bulunmamaktadır.
20. Malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Anayasa Mahkemesi daha önce bir suç isnadına bağlı olarak uygulanan elkoyma tedbirinin mülkten geçici süreyle de olsa yoksun bırakma sonucuna yol açmasından dolayı mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir (Hanife Ensaroğlu [1. B.], B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 52).
21. Başvuruya konu olayda başvurucuya ait mal varlığı değerleri hakkında ceza soruşturması kapsamında elkoyma tedbiri uygulanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir. Suçla mücadele amacı kapsamında muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmamasını güvence altına almak için uygulanan tedbirin mülkiyetin kamu yararına kullanımının düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hanife Ensaroğlu, § 52; Yeter Deri Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş. [2. B.], B. No: 2015/8867, 21/2/2019, § 55).
22. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
23. Başvurucunun mal varlığı değerlerine ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesi ve 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi hükümlerine göre elkoyma tedbiri uygulanmıştır. 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendinde 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesi uyarınca yapılacak elkoyma tedbirine anılan maddenin birinci fıkrasında belirtilen rapor alınmadan karar verilebileceği düzenlenmiştir. Somut olayda Hâkimlik tarafından verilen elkoyma kararında 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendinin dayanak olarak gösterildiği belirtilmişse de Başsavcılık tarafından 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinde alınması gerektiği belirtilen MASAK raporunun da alındığı anlaşılmaktadır. Bu hâliyle başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna dayandığı görülmektedir.
24. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında elkoyma ve müsadere gibi tedbirlerin çeşitli kamu yararı amaçlarını taşıdığı açıklanmıştır. Buna göre söz konusu tedbirler ile suçta kullanılan, kullanılmak üzere hazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın mahkûmiyete rağmen suçlunun elinde bırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya bizatihi suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum ve çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesi amaçlanmıştır. Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesinin önüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkün kullanılmasının ve dolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir (Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 64; Hanife Ensaroğlu, § 60; Betül Özbey Bayındır [GK], B. No: 2019/42188, 31/7/2025, § 52).
25. Terörizmin finansmanının önlenmesi günümüzde hem ulusal hem de uluslararası alanda önemli bir sorun teşkil eden terör örgütleriyle mücadele bakımından büyük önem taşımaktadır. Terörizme mali kaynak sağlayan kişi veya kurumların mal varlıklarının geçici olarak dondurulması veya şirketlerin yönetiminin tedbir amacıyla kamu gözetimi ya da denetimine alınması gibi tedbirler, terör örgütleri veya diğer organize suç örgütleriyle mücadele bakımından gerekli görülebilir. Ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçladığı belirtilen FETÖ/PDY gibi bir yapılanmanın karmaşık mali yapısı ve örgütlenmesi dikkate alındığında söz konusu tedbirlerin uygulanmasının suçla mücadele bakımından önemi ve yararı gözetilmelidir (Betül Özbey Bayındır, § 53).
26. Elkoyma tedbirinin uygulanmasının suçla mücadele çerçevesinde yeni suçların işlenmesinin önlenmesi ve muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmamasının güvence altına alınması gibi kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu açıktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yeter Deri Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş., § 61).
27. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
28. Elkoyma veya müsadere gibi tedbirler yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozmaması için suça veya kabahate konu eşyanın malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağının olması ve iyi niyetli eşya malikine eşyasını -tehlikeli olmaması kaydıyla- geri kazanabilme olanağının tanınması veya iyi niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi gerekmektedir (Bekir Yazıcı, §§ 31-80; Hanife Ensaroğlu, § 66; Betül Özbey Bayındır, § 59).
29. Suçla ve özellikle de örgütlü suçlarla mücadele, demokratik toplum düzeninin korunması bakımından son derece hassas ve zorluk arz eden bir alandır. Bu çerçevede hangi tedbirlerin alınmasının gerekli olduğu hususu, öncelikli olarak kamu düzenini sağlamakla yükümlü olan ilgili kamu makamlarının takdirindedir. Zira terörizmin ve organize suç yapılarının dinamik doğası, alınacak önlemlerin de olayın kendine özgü koşullarına göre belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle kamu makamlarına suçla mücadelede etkili, zamanında ve amaca uygun tedbirler geliştirme noktasında belirli bir takdir yetkisi tanınması kaçınılmazdır. Bununla birlikte hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, kamu makamlarının sahip olduğu bu takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir. Alınan tedbirin ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı ve temel hak ve özgürlükler üzerindeki sınırlamanın ölçülü olması gerekmektedir. Özellikle Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen sınırlama rejimi uyarınca, temel haklara yönelik müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun, meşru bir amaç doğrultusunda ve ölçülülük ilkesine bağlı olarak uygulanması zorunludur (Betül Özbey Bayındır, § 63).
30. Başvuruya konu olayda şikâyet edilen elkoyma tedbirinin suçtan elde edilen mal varlığı değerlerine yönelik muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmaması bakımından kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olduğu açıktır. Müdahalenin gerekliliği yönünden ise kamu makamlarının özellikle suçla mücadele kapsamında geniş bir takdir yetkisinin mevcut olduğu ve başvurucunun bu amacı gerçekleştirmeye daha uygun bir aracın varlığını da gösteremediği dikkate alındığında elkoyma tedbirinin gerekli olmadığı söylenemez. Orantılılık yönünden ise öncelikle başvurucuya elkoyma kararına karşı iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığı değerlendirilmelidir.
31. Ceza soruşturması kapsamında diğer şüpheliler ile birlikte başvurucunun mal varlığı değerleri hakkında elkoyma tedbirine karar verilmiştir. Elkoyma kararında, başvurucunun terör örgütü yapılanması içinde bulunduğu hususunda kuvvetli şüphe olduğu belirtilmiştir.Başvurucunun başvuruya konu taşınmazlar yönünden elkoyma kararına itiraz etmesi üzerine verilen itirazın reddine dair kararda ise dosya kapsamında ayrıntılı mali analiz raporunun bulunduğu ve hakkında yakalama emri olan başvurucunun henüz savunmasının alınmadığı vurgulanmıştır.
32. Mahkemece sözü edilen MASAK raporunda; hakkında inceleme yapılmış olan başvurucu ile aynı soruşturma kapsamında şüpheli oldukları anlaşılan şahıslar arasında şüpheli para transferlerinin bulunduğu belirtilmiştir. MASAK raporunda ayrıca başvurucunun banka hesap ekstrelerinin ve hesaba bağlı olmayan işlemlerinin incelenmesi sonucunda FETÖ/PDY adına para topladığını açıkça ortaya koyanbankacılık işlemlerinin tespit edildiğide bildirilmiştir. Mahkeme, taşınmazlara yönelik elkoyma tedbirinin kaldırılması talebinin reddine dair kararının gerekçesinde MASAK raporunun yanı sıra başvurucunun yakalanamamış olması ve atılı suçun niteliğine de değinmiştir. Başvurucu vekilinin anılan karara itirazı da tedbirin devamına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.
33. Somut olaydafirari olan başvurucu elkoyma tedbirine vekili aracılığı ile itirazedebilmiştir. Dolayısıyla başvurucuya savunma ve itirazlarını mahkemeler önünde ileri sürebilme imkânı tanınmıştır. Başvurucunun bu savunma ve itirazları da Mahkemelerce gerekçeli bir şekilde karşılanmıştır. Dolayısıyla Mahkemelerce isnat edilen eylem ile tedbir arasındaki bağlantının ortaya konulduğu, başvurucuya itirazlarını etkin bir şekilde ortaya koyabilme imkânı tanındığı değerlendirilmiştir.
34. Bununla birlikte tedbirin ölçülü olduğundan bahsedebilmek için tedbir süresinin de gözönüne alınması gerekmektedir. Somut olayda elkoyma şeklindeki tedbir kararı 1/8/2016 tarihinden beri devam etmekte ise de -başvurucunun kovuşturma sürecinde bir kısım sanık yönünden elkoyma kararının kaldırıldığını da belirttiği dikkate alındığında- başvurucunun yurt dışında firari olması ve hakkında yakalama kararı bulunması nedeniyle savunmasının alınamamasının yargılama sürecini olumsuz etkilediği ortadadır. Mahkemece yapılan yargılamanın kapsamı, karmaşıklığı gibi hususlar nedeniyle Mahkemenin incelemesinin henüz tamamlanmamış olmasının da mümkün olduğu söylenebilecektir.
35. Bu bilgiler ışığında başvurucu hakkında yürütülen ceza soruşturmasında taşınmazlar hakkında uygulanan elkoyma tedbirinin kaldırılmaması yönündeki şikâyete ilişkin olarak başvurucuya savunma ve itirazlarını ilgili makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınmadığı ve Mahkemelerin bu itirazları ilgili ve yeterli bir gerekçe ile değerlendirmediği söylenemez. Elkoyma tedbirinin uzunca bir süre devam ettiği söylenebilirse de yargılamanın karmaşıklığı, geniş kapsamlı olması karşısında firari olması nedeniyle henüz savunması alınmamış olan başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanun dışı, keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulanmadığı anlaşılmaktadır. Tedbirin yargılama makamları tarafından keyfî şekilde uzatılmadığı, tedbir kararının her aşamada denetlenebileceği, başvurucunun yargısal korumalardan yararlanma imkânının sürdüğü dikkate alındığında başvurucuya mülkiyet hakkının gerektirdiği usule ilişkin güvencelerin sağlandığı kanaatine varılmakla müdahaleninölçülü olduğu değerlendirilmiştir.
36. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 16/9/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.