logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Cüneyt Yılmaz [1. B.], B. No: 2020/36381, 11/3/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

CÜNEYT YILMAZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/36381)

 

Karar Tarihi: 11/3/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan y.

:

Recai AKYEL

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Soner GÖÇER

Başvurucu

:

Cüneyt YILMAZ

Vekili

:

Av. Abdulhekim GİDER

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamuoyunda 6-7 Ekim olayları olarak adlandırılan şiddet eylemlerinin devam ettiği süreçte Kurtalan ilçesinde yaşanan olaylar sırasında sivil bir kimse tarafından açılan ateş sonucu yaralanma ve olayın önlenmesinde hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/11/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvuru konusu olay, PKK/KCK terör örgütünün Suriye uzantısı olan YPG ile DAEŞ terör örgütü mensupları arasında Suriye'nin Kobani bölgesinde yaşanan çatışmaların yoğunlaştığı bir dönemde PKK/KCK terör örgütüne müzahir olduğu değerlendirilen internet haber sitelerinde dile getirilen ayaklanma ve sokağa çıkma çağrıları üzerine 6/10/2014 tarihinde başlayan ve kamuoyunda Kobani olayları veya 6-7 Ekim olayları olarak bilinen şiddet eylemleri sırasında Siirt'in Kurtalan ilçesinde yaşanmıştır. Kamu makamlarının ve soruşturma mercilerinin tespitlerine göre 36 ayrı ilde gerçekleştirilen şiddet eylemleri sonucunda ikisi güvenlik görevlisi 45 kişi hayatını kaybederken 331'i güvenlik görevlisi olan 769 kişi yaralanmıştır (Kobani olayları veya 6-7 Ekim olayları hakkında genel bilgiler için bkz. Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 21-27).

6. Başvurucu 7/10/2014 günü Kurtalan'da yaşanan olaylar sırasında Sanat Sokağı'nda ateşli silahla yaralanmıştır. Adli rapora göre göğüs kafesi altından isabet alan başvurucunun yaralanması hayati tehlike geçirmesine ve organlarından birinin işlevini yitirmesine sebep olacak mahiyettedir.

A. Olaya İlişkin Yürütülen Soruşturma ve Kovuşturma Süreci

7. Olaya ilişkin yürütülen soruşturma neticesinde birçok kişi ile birlikte sivil olduğu anlaşılan sanık Mi.Ka. hakkında da kamu davası açılmıştır. Sanığa atfedilen başkaca eylemler bulunmakla birlikte sanığın başvurucuyu kasten öldürmeye teşebbüsten cezalandırılması talep edilmiştir.

8. Yargılama sırasında alınan beyanların başvuru konusu olaya ilişkin kısmı şöyledir:

i. Başvurucu "...sanat sokağı içerisinde BDP İl ve İlçe başkanlarını basın açıklaması yaptığını gördüm. Ben Sanat sokağına geldiğimde basın açıklaması zaten bitmişti...Bu sırada Sanat Sokağı üzerinden yaklaşık 20-30 kişilk bir grubun geldiğini gördüm. Kiminin elinde silah, kiminin elinde sopa vardı. Ama çoğunlukla şahıslar silahlıydı...[Mi.Ka.] bana yeni Kurtalan Eczanesi önünden elindeki tabanca ile ateş etti. Beni hedef gözeterekateş etti..." demiştir.

ii. Sanık "...kardeşim...'in Sanat Sokağı'nda bulunan iş yerinin yağmalandığı yönünde haberler gelince...buraya ulaşmaya çalıştık. Sokağın başına vardığımızda oldukça kalabalık bir grup 'Işıd'ler, siz devlet yanlısısınız' şeklinde bağırarak üzerimize saldırıya geçtiler. Dolayısıyla sokağın içine dahi giremedik...eczanenin bulunduğu binanın üst katında yüzleri maskeli şahısların tabanca ve pompalı tüfeklerle rastgele ateş ettiklerini gördüm. Yakınlarımdan herhangi bir kişinin ateş ettiğini görmedim. Ben silahla ateş etmedim. Ölen ve yaralananların ne şekilde isabet aldıklarını bilmiyorum..." şeklinde ifade etmiştir.

iii. Tanık H.S. "...olaylar bitti, millet sakinleşti derken birden bire Sanat Sokağı içerisinden aşırı derecede silah sesleri geldi. Bir grup insanın Sanat Sokağı'ndan kaçtığını gördüm. Sanat Sokağı'nda 10 kişi kalmıştı. Bu 10 kişinin elinde taş vardı. Karşılarında da silahlı şahıslar vardı. Bu 10 kişi silahlı şahıslara taş atıyordu. Silahlı şahıslar taş atan şahısların üzerine gelince taş atan şahıslarda Sanat Sokağı'ndan kaçtı. Cüneyt Yılmaz da Sanat Sokağı'ndaydı. Cüneyt'in elinde taş görmedim. Bu kişi kaçarken yine silah sesi duydum. Bu esnada Cüneyt vuruldum diye bağırdı. Yanımıza doğru geldi...Tişörtünü kaldırıp bakınca göğsünde kurşun deliği gördüm..." demiştir.

iv. Aynı zamanda başka bir suçun mağduru olan tanık L.S. ise alınan beyanında Sanat Sokağı'nda banklarda otururken 50-60 kişilik, silahlı sopalı bir grubun gelmesi üzerine sokağın köşesine doğru kaçtığını, önüne çıkan eli tabancalı bir şahsın kendisine silah doğrulttuğunu ve "Sizi öldüreceğiz." dediğini, tam bu sırada bir kişinin kafasına tabureyle, ardından tanımadığı iki üç kişinin de kafasına taşla vurduğunu, bu esnada kendi çabasıyla kaçarak kurtulduğunu, emniyetteki teşhis sırasında kendisine silah doğrultan şahsın Mi.Ka. olduğunu öğrendiğini ifade etmiştir.

9. Yapılan yargılama neticesinde Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 26/12/2017 tarihli kararıyla sanık hakkında başvurucuyu haksız tahrik altında olası kasıt ile yaraladığı gerekçesiyle neticeten 11 ay 7 gün hapis cezasına hükmetmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, sanığın gösterici grubu dağıtmak maksadıyla tabancayla önce havaya, daha sonra rastgele ateş etmesi üzerine gösterici grup içinde bulunan başvurucunun yaralandığını kabul etmiştir. Mahkeme ayrıca grupta yer alıp bir kısmı yüzü maskeli olan şahısların sanığın ailesine ait işyerlerine saldırıp buraları yağmalamaları ve sanığın ailesinden bahsederek ölümle tehdit etmeleri, başvurucunun ise yaşanan olayların tüm aşamalarında gösterici grupla birlikte hareket etmesi karşısında bu hususun sanık lehine haksız tahrik nedeni oluşturduğunu ifade etmiştir.

10. Karara yapılan itiraz üzerine itiraz mercii HAGB kararını kaldırmıştır. İtiraz mercii 21/2/2018 tarihli kararında sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağını, ayrıca eylem nedeniyle organlarından birinin işlevini yitiren başvurucunun zararının giderilmediğini belirtmiştir.

11. Kaldırma kararı üzerine yapılan yargılama neticesinde Ağır Ceza Mahkemesi 16/10/2018 tarihli kararı ile yine sanığın başvurucuyu haksız tahrik altında olası kasıt ile yaraladığı gerekçesiyle neticeten 11 ay 7 gün hapis cezasına hükmetmiş ancak bu kez başvurucunun zararının giderilmemiş olması nedeniyle HAGB'ye yer olmadığına, ayrıca kısa süreli hapis cezasının neticeten 6.740 TL adli para cezasına çevrilmesine karar vermiştir.

12. Karara karşı yapılan istinaf başvurusu sonucunda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince karar kaldırılmıştır. Ceza Dairesi 13/12/2019 tarihli kararıyla, sanığın başvurucuyu haksız tahrik altında kasten öldürmeye teşebbüs ettiği gerekçesiyle neticeten 6 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetmiştir. Başvurucunun sanığın aile mensuplarının işyerlerine taş atan ve onları öldürmekle tehdit eden gösterici grupla hareket ettiği, bu nedenle sanığın yüklenen suçu haksız tahrik altında işlediği kabul edilmiştir. Sanığın suçtan pişmanlık duyduğu hususunda kanaat oluşmadığından takdirî indirim uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Ceza Dairesi kararında oluş şu şekilde kabul edilmiştir:

i. 6/10/2014 günü saat 17.00 sıralarında, açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen şahıslarca ertesi günü Kurtalan ilçesinde Kobani'ye destek vermek için kepenk kapatma eylemi yapılacağı yönünde bildiriler dağıtılmıştır. Akşam 20.30 sıralarında Tekel Mahallesi civarında 30-40 kişilik bir grubun çevreye zarar verdiği, çevre yolunu kısmen trafiğe kapatarak ateş yaktığı yönünde ihbar alınması üzerine güvenlik güçlerince olaya müdahale edilerek yol trafiğe açılmıştır.

ii. 7/10/2014 günü Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde devam eden eylemlerle eş zamanlı olarak ilçede yaklaşık 200 kişilik bir grup toplanmış, grup içindeki yüzleri maskeli bazı şahıslar güvenlik güçlerine taş ve el yapımı patlayıcılar atmak suretiyle saldırmıştır. İlçe merkezindeki kamu binalarına, Adalet ve Kalkınma Partisinin ilçe teşkilatı binasına, Kaymakamlık konutuna, Hükûmet Konağına ve İlçe Belediyesine yönelik taşlı ve el yapımı patlayıcılarla saldırılar gerçekleştirilmiştir. Kurtalan Belediyesine ait makine ikmal garajındaki belediye hizmet araçlarından bir kısmı dışarıya çıkarılarak Ofis Kavşağı'nda yakılmış, garajdan çıkarılamayan diğer araçlar ise garaj içinde ateşe verilmiştir. Kurtalan Belediye Başkanlığının önüne gelen yaklaşık 500 kişilik grup içinde yer alan, yüzlerinde maske olan kişiler Belediye binasını taşlamış, molotofkokteyli atmak suretiyle Belediye binasının bahçesinde park hâlinde olan hizmet araçlarını, belediye binası nizamiye girişini ve temizlik işleri odasını yakmıştır. Güvenlik güçlerince yapılan müdahale üzerine gösterici grup kısmen dağıtılmıştır.

iii. Kurtalan Belediyesi başkanının saat 13.30 sıralarında yanında koruması vebir kısım yakını olduğu hâlde araçlarla belediye binasına doğru seyrettiği esnada gösterici gruptaki şahıslar araçları taşlamaya başlamış, belediye başkanının yanındaki kişilerin havaya ateş açması üzerine bir kısım gösterici ara sokaklara kaçmış, belediye başkanı ve yanındakiler göstericilerin kurduğu barikatları aşarak belediye binasına girmiştir. Olayları yerinde görmek isteyen dönemin Siirt valisi ve Siirt milletvekili ile beraberindeki ilçe kaymakamı ve ilçe emniyet müdürü de saat 14.00-14.30 arasında belediye binasına girmiştir.

iv. Sanık, diğer aile fertleri ile birlikte akrabaları olan Kurtalan belediye başkanının yanında belediye binasına gitmiştir. Belediye binası önünde toplanan kalabalığın kolluk kuvvetlerince dağıtılmasının akabinde binada bulunan vali ve beraberindekiler saat 15.00-15.30 arasında binadan ayrılmıştır. Bu sırada sanık ve diğer aile fertleri, yasa dışı gösteri yapan grupların ilçe merkezinde bulunan ailelerine ait işyerlerini yakıp yağmalamaya başladığı yönünde haberler almıştır. Bu haber üzerine belediye binasından çıkarak aile fertlerinden birisine ait olan mobilya döşeme dükkânına gitmiş, işyerinin civarındaki gösterici grup içinde yer alan yüzü maskeli bazı kişilerin tehditler savurarak taşlı saldırıya geçmesi üzerine sanık ve diğer aile fertlerinden bazıları havaya ateş açarak toplu saldırıdan korunmaya çalışmıştır. Bu aşamada Sanat Sokağı'nda bulunan ve C.K.ya ait elektronik dükkânının gösterici grup tarafından yakılıp yağmalandığı duyumları üzerine bu kez Sanat Sokağı'na geçmişlerdir. Burada gösterici grup içindeki bazı şahısların C.K.ya ait işyerine taş attıklarını görmeleri ve aile üyelerine yönelik tehdit söylemlerini duymaları üzerine sokağın diğer ucunda toplanan diğer gösterici grubu dağıtmak maksadıyla havaya ateş açmışlardır.

v. Sanık, kendisi ve diğer aile fertlerinin ellerinde silahlar olduğu hâlde gruptakilerin Sanat Sokağı'nda ilerlemeye devam etmeleri ve taş atmaya başlamaları üzerine gruba yönelmiştir. Bu esnada geriye çekilen bu gruptan ayrı olarak yakındaki işyerinin dışındaki kola dolabının arkasına saklanıp sonrasında saat kulesi yönüne yürümeye başlayan, eski Kurtalan belediye başkanının oğlu olup kendisini tanıdığını beyan eden başvurucuyla Sanat Sokağı'nın köşesinde karşılaşmıştır. Tam bu noktada sanık, ele geçirilemeyen ruhsatsız tabancasıyla başvurucunun göğsüne bir kez ateş etmiştir.

vi. Başvurucunun sanığın mensubu olduğu K. ailesi üyelerince saldırıya uğradığının ve vurulduğunun duyulması üzerine başvurucunun yakınları ve komşuları, başvurucunun durumunu öğrenmek üzere hastaneye gitmiştir. Dönüşte sanığın aile efradından olan A.R.K.nın evinin önünde tartışmalar ve kavgalar yaşanmış, günün ilerleyen saatlerinde evin önüne kadar gelen saldırgan grubun sözlü ve fiilî saldırılarını sürdürmesi üzerine K. ailesinin yedi ferdi, kalabalık gösterici grubun kendilerini hedef alarak saldırılarını sürdüreceklerini düşünerek -ele geçirilemeyen- silahlarla önce havaya, akabinde çevreye rastgele ateş açmıştır. Bunun neticesinde gösterici grupta bulunan üç kişi ölmüş, dört kişi ise vücutlarının değişik yerlerinden yaralanmıştır.

13. İstinaf kararı oyçokluğu ile verilmiş, bir üye sanık lehine haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına muhalefet etmiştir. Muhalif kalan üyeye göre olay günü başvurucunun da içinde bulunduğu grubun Sanat Sokağı'nda basın açıklaması yaptıktan sonra dağılmaya başladığı sırada sanığın da aralarında olduğu aile üyeleri ellerinde silahlar bulunduğu hâlde sokağa girmiştir. Sanık ve diğer aile fertleri havaya ateş etmiş, önlerine çıkan ve/veya göstericilerden yakaladıkları kişileri darbetmiş, gösterici grupta yer alıp elinde silahla kendilerine doğru gelen bazı kişiler sanık ve diğer aile fertlerine taş atmaya başlamış ve olay yerinden kaçmıştır. Sonrasında ise sanık, başvurucuyu silahla yaralamıştır. Sanık, savunmasında başvurucudan kaynaklanan herhangi bir haksız eylemden bahsetmemiş; dosya kapsamında da doğrudan sanığa yönelen haksız bir eylem tespit edilememiştir. Hatta dosya içinde sanığın aile fertlerine ait olup Sanat Sokağı'nda veya başka bir yerde bulunan işyerlerine zarar verildiğini gösteren bir soruşturma evrakı da yoktur. Olay günündeki terör eylemleri nedeniyle hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadığı bildirilen, UYAP sorgusunda hakkında terör örgütü üyeliğine ilişkin herhangi bir soruşturma veya kovuşturma bulunmadığı tespit edilen başvurucunun taş atan ve öldürmekle tehdit eden gösterici grupla hareket ettiğine dair kabulü teyit eden bir delil yoktur.

14. Başvurucu ve sanık, istinaf ilamına karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Başvurucu, sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması gerektiğini ileri sürmüştür. Temyiz incelemesi -bireysel başvuru yapıldıktan sonra- 20/1/2025 tarihinde tamamlanmıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi yaptığı inceleme neticesinde eylemin sanık tarafından kasten gerçekleştirildiğinin saptandığı, teşebbüsün ulaştığı aşama ile meydana gelen tehlike ve zararın ağırlığına göre belirlenen cezanın isabetli olduğu, başvurucudan sanığa yönelen ve haksız tahrik oluşturan eylemlerin niteliği ve ulaştığı boyut dikkate alındığında belirlenen indirim oranının yerinde olduğu sonucuna ulaşarak temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar vermiştir.

B. Olaya İlişkin Açılan Tam Yargı Davası

15. Başvurucu; İçişleri Bakanlığı aleyhine 29/2/2016 tarihinde tam yargı davası açmıştır. Başvurucu; sanık Mi.Ka.nın ve mensubu olduğu K. ailesi bireylerinin silahlanarak halka ateş açtığını, güvenlik güçlerinin silahlanan bu bireylere karşı bir önlem almadığını, olayların ortasında kaldığını ve ağır şekilde yaralandığını, idarenin olayın meydana gelmesinde hizmet kusuru olduğunu, kusuru olmadığı kabul edilse dahi sosyal risk ilkesi gereği tazmin yükümlülüğü bulunduğunu ileri sürmüştür.

16. Yapılan yargılama neticesinde Sivas İdare Mahkemesi 18/1/2018 tarihli kararla davanın reddine karar vermiştir. İdare Mahkemesi, Ağır Ceza Mahkemesinin başvurucunun yaralanması olayına ilişkin olarak yaptığı yargılama neticesinde verdiği 26/12/2017 tarihli HAGB kararını (bkz. § 9) kararına referans almıştır. Buna göre başvurucunun terör örgütü talimatı doğrultusunda teröristlerin, terör örgütü destekçilerinin ve sempatizanların Kurtalan ilçesinde gerçekleştirdiği olaylarda terör destekçisi gösterici grupta yer aldığı ve bu sırada yaralandığı kabul edilmiştir. İdare Mahkemesi kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin26/12/2017 gün[lü]...kararında davacı Cüneyt Yılmaz'ın yaralanması olayına ilişkin [olarak]...'Cüneyt Yılmaz'ın yaşanan olayların tüm aşamalarında gösterici grupla birlikte hareket etmesi karşısında, bu hususun sanık lehine haksız tahrik nedeni oluşturduğu, sonuç ve kanaatine varılmış...' gerekçesiyle sanık...hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmüş olup;...davacının...meydana gelen olayların tüm aşamalarında terör destekçisi gösterici grubun içerisinde hareket ettiği ve olaylar esnasında yaralandığı, yaralanma olayının davacının gösterici grup içerisinde hareket ettiği, kamu mallarına ve özel mallara zarar verdiği, kişilerin can güvenliği bakımından tehlike oluşturduğu esnada kendi şahsi kusuru sebebiyle meydana geldiği ve zarar görenin şahsi kusuru sebebiyle idari faaliyet ile zarar arasındaki illiyet bağının ortadan kalktığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır."

17. Karara karşı yapılan istinaf ve temyiz talepleri reddedilmiş ve bu suretle karar, 9/6/2020 tarihinde kesinleşmiştir.

18. Başvurucu, nihai hükmü 18/10/2020 tarihinde öğrendikten sonra 6/11/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Anayasa Mahkemesinin 11/3/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

20. Başvurucu; olaylar sırasında K. ailesinin silahlanarak halka rastgele ve hedef gözeterek ateş açmasına rağmen emniyet güçlerinin bu silahlı grubu önlemeye yönelik girişimde bulunmadığını, gösterici grupla birlikte hareket ettiğine veya bir suç işlediğine yönelik herhangi bir soruşturma ve kovuşturma bulunmamasına rağmen açılan tam yargı davasının reddedildiğini oysa İdare Mahkemesinin kararına dayanak aldığı HAGB kararının kaldırıldığını ve sanığın cezalandırılmasına karar verildiğini belirterek kişi dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığın korunması ve adil yargılanma hakları ile masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

21. Bakanlık görüşünde; yaşam hakkı kapsamında pozitif yükümlülüğün yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmaması gerektiği, devletin yaşam hakkı kapsamındaki usul yükümlülüğünün ise devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi yüklemediği bildirilmiştir.

22. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuş ancak somut olaydan farklı bir konuya ilişkin açıklama yapmıştır.

B. Değerlendirme

1. İddiaların Hukuki Nitelendirilmesi ve Uygulanabilirlik Yönünden

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin özü, devletin pozitif yükümlülüklerini ihmal etmesi nedeniyle yaşamsal tehlike geçirecek şekilde yaralandığına ve bu ihmalden doğan zararların tazmini istemiyle açtığı tam yargı davasının reddedilmesine ilişkindir. Bu nedenle başvuru yaşam hakkından incelenmelidir.

24. Ölümün gerçekleşmediği bazı hâllerde de başvurunun kişiye karşı kullanılan gücün derecesi ile türü, güç kullanımının ardında yatan niyet ve amaç ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları gibi hususlar birlikte değerlendirilmek suretiyle yaşam hakkı kapsamında inceleme yapılabilir (Mehmet Karadağ [2. B.], B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20; Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran [2. B.], B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69; Yasin Ağca [1. B.], B. No: 2014/13163, 11/5/2017, § 110). Başvurucunun ateşli silahla, hayati tehlike geçirecek ve organlarından birinin işlevini yitirmesine sebep olacak mahiyette yaralandığı gözetildiğinde başvuru bakımından yaşam hakkının uygulanabilir olduğu görülmüştür.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

26. Anayasa’nın yaşam hakkını güvence altına alan 17. maddesinin kendisine yüklediği pozitif yükümlülükler uyarınca devlet; yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını kamu görevlileri ile diğer bireylerin eylemlerinden hatta kişilerin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi altındadır (Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § 35).

27. Koruma ödevinin yerine getirilebilmesi için devletin; yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturması (İpek Deniz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149; T.A. [GK], B. No: 2017/32972, 29/9/2021, § 135), bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda organları veya görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler alması (T.A., § 136; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 36) ve hatta önceden belirlenebilir bir veya daha fazla bireyin yaşamına yönelik bir tehdit söz konusu olmasa bile kişilerin yaşamını korumak için genel güvenlik tedbirleri alması gerekir (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya [1. B.], B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 59). Öte yandan yetkili makamlardan yaşamla ilgili her türlü potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somut tedbirler alması beklenemeyeceği (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, § 60) gibi özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında koruma yükümlülüğünün kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanması da mümkün değildir. Ayrıca hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbirle yerine getirilebilir. Unutulmaması gerekir ki yaşam hakkının gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin belirlenmesi, idari ve yargısal makamların takdirindedir (T.A., §§ 136, 137; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 37).

28. Pozitif yükümlülüğü kapsamında devletin yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (T.A., § 134; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 38).

29. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, § 63).

30. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekmektedir (Perihan Uçar ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 39) ancak yargı mercilerinin özenli inceleme yapma yükümlülükleri, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine sonuca varılmasını garanti etmez (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş [1. B.], B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 40).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

31. İdare Mahkemesi, başvurucunun açtığı tam yargı davasını başvurucunun terör destekçisi gösterici grup ile hareket ettiği, "...şahsi kusuru sebebiyle idari faaliyet ile zarar arasındaki illiyet bağının ortadan kalktığı..." gerekçesiyle reddetmiştir (bkz. § 16). İdare Mahkemesi, bu kanaatini başvurucunun yaralanmasına ilişkin yapılan ceza yargılamasında sanık hakkında verilen HAGB kararına dayandırmıştır.

32. İdare Mahkemesinin kararını dayandırdığı Ağır Ceza Mahkemesinin26/12/2017 tarihli HAGB kararı itiraz üzerine kaldırılmıştır (bkz. § 10). Ağır Ceza Mahkemesinin kaldırma kararı sonrası verilen, sanığın adli para cezasıyla tecziyesine dair 16/10/2018 tarihli kararı (bkz. § 11) da istinaf başvurusu üzerine Ceza Dairesince kaldırılmıştır. Ceza Dairesi 13/12/2019 tarihli kararı ile (bkz. § 12) sanığın başvurucuyu haksız tahrik altında kasten öldürmeye teşebbüs ettiği gerekçesiyle neticeten 6 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetmiş; karara karşı yapılan temyiz talepleri ise reddedilmiştir (bkz. § 14).

33. İdare Mahkemesince "...[başvurucunun] terör destekçisi gösterici grubun içerisinde hareket ettiği...yaralanma olayının...[başvurucunun] kamu mallarına ve özel mallara zarar verdiği, kişilerin can güvenliği bakımından tehlike oluşturduğu esnada...meydana geldiği..." kabul edilmiştir. İdare Mahkemesi, açılan tam yargı davasını başvurucunun şahsi kusuru sebebiyle idari faaliyet ile zarar arasındaki illiyet bağının ortadan kalktığı gerekçesiyle reddetmiş ve idarenin yaşamı koruma noktasında bir kusuru bulunup bulunmadığı hususunda herhangi bir değerlendirme yapmaya lüzum görmemiştir. İdare Mahkemesinin kararını dayandırdığı HAGB kararı itiraz üzerine kaldırıldığı gibi İdare Mahkemesinin kararında kabule gerekçe teşkil eden deliller hiç tartışılmamıştır. Başvurucu, kendisi hakkında olay gününe ilişkin olarak mala zarar verme, tehdit veya başkaca bir suçtan açılmış herhangi bir soruşturma ve kovuşturma bulunmadığını iddia etmiştir (Nitekim Ceza Dairesinin kararında yer alan karşıoy yazısından anlaşıldığı kadarıyla ceza dosyasında sanığın aile fertlerine ait işyerlerine zarar verildiğini gösterir herhangi bir soruşturma evrakı bulunmadığı gibi olay günü yaşanan terör eylemleri nedeniyle başvurucu hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadığının bildirildiği görülmüştür.).

34. Her ne kadar -İdare Mahkemesinin kararı ve bireysel başvuru sonrası- devam eden ceza yargılaması neticesinde, sanığın başvurucuyu haksız tahrik altında kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiş ve karar kesinleşmiş ise de bu durum yukarıda İdare Mahkemesi kararında belirtilen eksiklikleri ortadan kaldırmaz.Ceza yargılaması neticesinde başvurucunun sanığa karşı haksız tahrik mahiyetinde eylemleri bulunduğunun kabul edilmesi tek başına İdare Mahkemesini delilleri ve olguları tartışmak ve özellikle idarenin yaşamı koruma bakımından bir kusuru bulunup bulunmadığı hususunda bir değerlendirme yapmak yükümlülüğünden kurtarmaz. Bu noktada ceza mahkemelerinin meşru müdafaa değil haksız tahrik hükümlerine dayandığı da gözden ırak tutulmamalıdır. İdari yargı yerlerince başvurucu yönünden yaşamı tehdit eden bir olayın varlığından idarenin haberdar olup olmadığının, haberdar olması gerekip gerekmediğinin, haberdar olması gerekiyor ise idarenin riskin önlenmesi için yetkileri dâhilinde gerekli önlemleri alıp almadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu açıklamalar çerçevesinde, kararını yalnızca daha sonra kaldırılmış olan HAGB kararına dayandıran İdare Mahkemesinin yaptığı yargılamanın yaşam hakkının gerektirdiği etkinlikte ve özende yürütülmediği sonucuna ulaşılmıştır.

35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

36. Başvurucu, yaşam hakkının usul boyutu yanında yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ne var ki bu iddia hakkında değerlendirme yapılmasına imkân sağlayacak nitelikteki kanıt, Anayasa Mahkemesinin elinde bulunmamaktadır. Bu nedenle bu aşamada yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun ihlal edildiği iddiası incelenememiştir.

V. GİDERİM

37. Başvurucu; ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması ile 500.000 TL maddi, 250.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

38. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

39. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

40. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Siirt İdare Mahkemesine (E.2016/807, K.2018/40) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Cüneyt Yılmaz [1. B.], B. No: 2020/36381, 11/3/2026, § …)
   
Başvuru Adı CÜNEYT YILMAZ
Başvuru No 2020/36381
Başvuru Tarihi 6/11/2020
Karar Tarihi 11/3/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, kamuoyunda 6-7 Ekim olayları olarak adlandırılan şiddet eylemlerinin devam ettiği süreçte Kurtalan ilçesinde yaşanan olaylar sırasında sivil bir kimse tarafından açılan ateş sonucu yaralanma ve olayın önlenmesinde hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin diğer iddialar İhlal Yeniden yargılama
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi