|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
ŞENDOĞAN YAZICI BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2022/52106)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 13/1/2026
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Fatma Gülbin ÖZTÜRK
|
|
Başvurucu
|
:
|
Şendoğan YAZICI
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Cömert Uygar ERDEM
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, sosyal medya hesabında dinî değerlere yönelik yayımlanan sözler sebebiyle cezalandırılmanın ifade özgürlüğünü, ek savunma yapmak için duruşma katılımı beklenilmeksizin karar verilmesinin savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/4/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon adli yardım talebinin kabulüne, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, Facebook isimli kişisel sosyal medya hesabından;
- 7/2/2019 tarihinde "islam islamdır, müslümün da müslüman... En ılımlısının azılı bir ışid militanına dönüşmesi için de maksimum 5 dakika yeterlidir..."ve "Hz. Muhammed Evinize Gelse isimli kitap görseli bulunan fotoğraf üzerine, ilk yapacağım şey, 10 yaşındaki kızım damla'yı evden uzaklaştırmak olurdu"
-8/2/2019 tarihinde görselin altında "Işidli müslümanın inandığı kuran, müslümanın inandığı kuran"
- 17/2/2019 tarihinde ise "ortalama bir müslümanın beş dakikada ışid militanına dönüşmesinin bir benzeri, ortalama bir kemalistin beş dakikada faşist olarak karşımıza çıkması şekline bürünebiliyor"
şeklinde paylaşımlarda bulunmuştur.
6. İhbar üzerine Borçka Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu hakkında soruşturma başlatılmış ve yukarıdaki ifadeleri sebebiyle halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan iddianame düzenlenmiştir.
7. Borçka Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen yargılamada 21/6/2019 tarihinde başvurucunun beraatine karar verilmiştir. Gerekçeli kararda başvurucunun "islam islamdır, müslümün da müslüman... En ılımlısının azılı bir ışid militanına dönüşmesi için de maksimum 5 dakika yeterlidir...", "Işidli müslümanın inandığı kuran, müslümanın inandığı kuran"ve "ortalama bir müslümanın beş dakikada ışid militanına dönüşmesinin bir benzeri, ortalama bir kemalistin beş dakikada faşist olarak karşımıza çıkması şekline bürünebiliyor" şeklindeki paylaşımlarının ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı belirtilmiştir. Başvurucunun "Hz. Muhammed Evinize Gelse isimli kitap görseli bulunan fotoğraf üzerine, ilk yapacağım şey, 10 yaşındaki kızım damla'yı evden uzaklaştırmak olurdu" şeklindeki paylaşımının ise İslam dinî peygamberi Hazreti Muhammed'e yönelik aşağılayıcı ifadeler içerdiğini kabul etmekle birlikte, ifadenin somut olayda toplum kesimleri arasında infial, taşkınlık ya da kamu barışını bozacak somut tehlike yaratmamış olması sebebiyle bu ifade yönünde de atılı suçun kanuni unsurlarının oluşmadığı vurgulanmıştır.
8. Borçka Cumhuriyet Başsavcılığı, Borçka Asliye Ceza Mahkemesinin 21/6/2019 tarihli beraat kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince (İstinaf Merci) duruşma açılarak yapılan inceleme sonucunda 19/2/2020 tarihinde ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış; başvurucunun halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunu işlediği kabul edilerek 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezanın ertelenmesine karar verilmiştir. İstinaf Mercince, başvurucunun "islam islamdır, müslümün da müslüman… En ılımlısının azılı bir ışid militanına dönüşmesi için de maksimum 5 dakika yeterlidir…" ve "Hz. Muhammed Evinize Gelse isimli kitap görseli bulunan fotoğraf üzerine ilk yapacağım şey, 10 yaşındaki kızım Damla’yı evden uzaklaştırmak olurdu" şeklindeki paylaşımlarıyla sınırlı olarak yapılan değerlendirmede söz konusu ifadelerin müslümanları teröristlere benzettiği, İslam dinînin peygamberine yönelik açık hakaret niteliği taşıdığı ve bu yönüyle halkın müslüman olan kesimini İslam dinine mensup olmaları nedeniyle alenen aşağılayıcı nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
9. 19/2/2020 tarihli karar başvurucu vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi (Daire) 21/4/2021 tarihinde İstinaf Mercinin 19/2/2020 tarihli kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararda, Anayasa Mahkemesinin 14/1/2021 tarihli ve E.2020/81, K.2021/4 sayılı somut norm denetimi kararı ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddesinin "1/1/2020 tarihi itibarıyla .... hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda .... basit yargılama usulü uygulanmaz" bölümündeki "hükme bağlanmış" ibaresinin Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği; bu kapsamda somut uyuşmazlık yönünden lehe hükümler içeren 5271 sayılı Kanun'un 251. maddesinin (3) numaralı fıkrasının uygulanma imkânının doğduğu ve bu hususta yeniden değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiştir.
10. Bozma sonrası İstinaf Merci, sanık müdafine elektronik tebligat yoluyla duruşma günü bilgisini de içeren tensip zaptını tebliğ etmiştir. Tebligatta; savunma ve beyanların 15 gün içinde yazılı olarak bildirilmesi yahut 7/7/2021 tarihli duruşmada hazır bulunulması gerektiği ihtar edilmiş, aksi hâlde yoklukta karar verileceği bildirilmiştir. Başvurucunun müdafii 7/7/2021 tarihli ilk celseye katılamayacağına ilişkin mazeret sunmuştur. İstinaf Merci, bu mazereti kabul ederek duruşmanın 6/10/2021 tarihine ertelenmesine karar vermiştir. Sanık müdafii 6/10/2021 tarihli celseye de katılamayacağına ilişkin mazeret talebinde bulunmuştur. Ancak İstinaf Merci; dosyanın geldiği aşamayı, başvurucu müdafiinin önceki celsede de iş yoğunluğunu gerekçe göstererek duruşmaya katılmamış olmasını ve 5271 sayılı Kanun'un 252. maddesi uyarınca taraflar gelmese dahi yokluklarında karar verilebileceğinin önceden bildirildiğini dikkate alarak mazereti reddetmiştir. Yargılamaya devam ederek başvurucunun temyiz kanun yolu açık olmak üzere 5 ay 18 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezanın ertelenmesine hükmetmiştir.
11. İstinaf Merci gerekçesinde başvurucunun "islam islamdır, müslümün da müslüman... En ılımlısının azılı bir ışid militanına dönüşmesi için de maksimum 5 dakika yeterlidir..." ve "Hz. Muhammed Evinize Gelse isimli kitap görseli bulunan fotoğraf üzerine, ilk yapacağım şey, 10 yaşındaki kızım damla'yı evden uzaklaştırmak olurdu" şeklindeki paylaşımlarının müslümanları teröristlere benzetmesi ve İslam dinînin peygamberine açıkça hakaret niteliği taşıdığını belirterek bu ifadelerin halkın müslüman olan kesimini İslam dinîne mensup olmaları nedeniyle alenen aşağılama niteliği arz ettiğini belirtmiştir. İddianamede yer alan başvurucunun 8/2/2019 ve 17/2/2019 tarihli paylaşımlarının ise cezalandırmaya konu edilmediği anlaşılmaktadır. Kararda; başvurucunun suçun işlenmesi yönünden kastının yoğunluğu dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tesis edildiği, kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu ve suçun işlenmesindeki özellikler nedeniyle hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesinin mümkün olmadığı, hakkında daha önce verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar bulunduğundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığı değerlendirilmiştir.
12. Karar başvurucu müdafii tarafından temyiz edilmiştir. Daire 9/2/2022 tarihinde kararın itiraza tabi olduğunu, temyize tabi olmadığını belirterek temyiz isteminin reddine ve dosyanın incelenmeksizin istinaf mercine iadesine karar vermiştir. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi tarafından yapılan itiraz incelemesi neticesinde hükmün hukuka uygun olduğu gerekçesiyle 16/3/2022 tarihinde başvurucunun itirazının kesin olarak reddine hükmedilmiştir.
13. Başvurucu nihai kararı 17/3/2022 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
14. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" başlıklı 216. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
15. Paylaşım tarihi itibarıyla 5237 sayılı Kanun'un "Hapis cezasının ertelenmesi" başlıklı 51. maddesi şöyledir (maddede 14/4/2020 tarihli ve 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 9. maddesi ile değişiklik yapılmıştır):
"(1) İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;
a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,
b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,
Gerekir.
(2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi halinde, hakim kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhal salıverilir.
(3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.
(4) Denetim süresi içinde;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine,
Mahkemece karar verilebilir.
(5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hakime verir.
(6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.
(7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hakimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilir.
(8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır."
B. Uluslararası Hukuk
16. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen E.S./Avusturya (B. No: 38450/12, 25/10/2018) kararında, bir enstitünün İslam dinî hakkında düzenlediği halka açık seminerde başvurucunun İslam dinî peygamberi Hz. Muhammed'e yönelik olarak sarf ettiği "56 yaşındaki bir erkek 6 yaşındaki bir çocukla evlenir ve 9 yaşında onunla cinsel ilişkiye girerse, buna ne denir? Pedofili değil mi?", "Eğer bu peygamber tarafından yapılsa da bu durumu mazur göstermez." şeklindeki sözleri nedeniyle dinî değerleri aşağılama suçundan 480 Euro adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin başvuru ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir.
17. AİHM, öncelikle söz konusu davanın konusunun özellikle hassas bir nitelik arz ettiğini ve söz konusu ifadelerin etkilerinin sarf edildiği ülkenin durumuna ve kullanıldığı bağlam kapsamında ele alınması gerektiğini belirtmiştir. Ulusal makamların ülkelerindeki dinî huzuru bozma ihtimali olan ifadeleri değerlendirme konusunda daha iyi bir konumda bulunduğuna işaret eden AİHM, mevcut uyuşmazlık yönünden ulusal mahkemelerin geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu işaret etmiştir.
18. AİHM somut olayda, başvuruya konu ifadelerin sarf edildiği seminerin internet ilanları ve broşürler aracılığıyla "İslam Hakkında Temel Bilgiler" gibi yanıltıcı bir başlıkla kamuoyuna geniş çapta duyurulduğuna dikkat çekerek başvurucunun seminer verdiği salonda dinleyiciler arasında açıklamalarından rahatsız olabilecek kişilerin de olabileceğini dikkate alması gerektiğini ifade etmiştir.
19. AİHM; ulusal mahkemeler tarafından başvurucunun ifadelerinin kamu yararı taşıyan bir tartışmaya katkıda bulunmayı amaçlayan nesnel bir nitelik arz etmediği, ifadelerin ülkede yaşayan müslümanlarda haklı bir öfkeye sebep olabileceği, zira söz konusu ifadelerin yalnızca Hz. Muhammed'in saygıya layık bir özne olmadığını göstermeyi amaçladığı şeklinde yapılan değerlendirmenin isabetli olduğunu belirtmiştir.
20. AİHM, akit devletlerin yargı yetkileri altında yaşayan dinî gruplar da dâhil olmak üzere tüm bireylerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 9. maddesi ile güvence altına alınan din ve inanç özgürlüklerinin korunmasının pozitif yükümlülük teşkil ettiğine işaret ederek somut olayda ulusal mahkemece yapılan inanca konu olan dinî sembollerin, o dinin mensuplarının duygularını incitebilecek kışkırtıcı bir şekilde sunulmasının demokratik toplumun temellerinden biri olan hoşgörü ruhunun kötü niyetli bir ihlali olarak algılanabileceği yönündeki değerlendirmesini haklı bulmuştur.
21. Ulusal mahkemeler tarafından incelenen ifadelerin olgusal temelden yoksun değer yargısı niteliği taşıdığına yönelik nitelemenin haklı olduğuna işaret eden AİHM, uyuşmazlığa konu ifadelerin hedef kitleyi tarihsel bir arka plan kapsamında tarafsız bir şekilde bilgilendirmeyi amaçlamadığı gibi bu konu özelinde ciddi bir tartışma zemininde de dile getirilmediğine dikkat çekmiştir.
22. AİHM, başvurucunun dinî bir gruba yönelik ifadelerinin gerçek dışı olgulara dayansa bile hoş görülmesi gerektiği yolundaki savunmasının haklı olmadığına vurgu yaparak dinî bir gruba yönelik suçlayıcı ifadelerin aksi de kabul edilebilir bir görüş ambalajına sarılmasının Sözleşme'nin 10. maddesiyle bağdaşmadığını, nitekim bu düşünce açıklamasının ifade özgürlüğünün izin verilen sınırlarını aşan bir nitelik arz ettiğini değerlendirmiştir.
23. Son olarak müdahalenin orantılılığı kapsamında yaptığı değerlendirmede AİHM, başvurucunun kullandığı birden fazla ifade nedeniyle Avusturya Ceza Kanunu'nda 6 aya kadar hapis cezası öngören alternatif ceza yerine ulusal mahkemelerce başvurucunun tekrarlayan ihlalleri dikkate alınmadan alt sınırdan 480 Euro tutarında hafif para cezası verilmesine dikkat çekmiştir. Buna göre AİHM, başvurucuya uygulanan cezai yaptırımın orantısız olmadığını da belirterek ulusal mahkemelerin başvurucunun ifade özgürlüğü ile başkalarının dinî duygularının korunması ve Avusturya toplumunda dinî barışın sağlanması arasında adil bir denge gözettiği sonucuna varmıştır.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Anayasa Mahkemesinin 13/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
25. Başvurucu; mahkûmiyet kararında paylaşımları yapmış olduğu sosyal medya hesabının herkesin erişimine açık olmadığını, paylaşımlarının sadece arkadaş olarak eklediği kişiler tarafından görülebildiğini belirterek 5237 sayılı Kanun'un 216. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen suçun unsuru olarak sayılan aleniyetin somut olayda gerçekleşmediğini ifade etmiştir. Başvurucu, hiçbir paylaşımında "terörist" ifadesine yer vermemesine rağmen İstinaf Mercinin gerekçeli kararında "islam islamdır, müslümün da müslüman... En ılımlısının azılı bir ışid militanına dönüşmesi için de maksimum 5 dakika yeterlidir..." şeklindeki ifadelerini "müslümanları teröristlere benzetme" olarak değerlendirmek suretiyle bağlamından kopardığını, oysa söz konusu ifadelerin amacının IŞİD'in "cihat" adı altında yaptığı katliamlara yönelik bir tepki oluşmamasına dikkat çekmek olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ilgili ifadeleri müslümanlar ile herhangi bir dinî veya dinî olmayan grubu karşı karşıya getirmek amacı ile sarf etmediğini zira bu ifadelerde müslümanlarla başka hiçbir grubu kıyaslamadığını savunmuştur. "Hz. Muhammed Evinize Gelse isimli kitap görseli bulunan fotoğraf üzerine, ilk yapacağım şey, 10 yaşındaki kızım damla'yı evden uzaklaştırmak olurdu" şeklindeki ifadelerin ise hakaret niteliği taşımadığını belirten başvurucu bu ifadeleri sadece Hz. Muhammed'in bir davranışını eleştirmek için sarf ettiğini söyleyerek ifadeleri sebebiyle cezalandırılmasının din ve vicdan özgürlüğü ile ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca İstinaf Merci tarafından verilen mahkûmiyet kararına yönelik olarak yapmış olduğu kanun yolu şikâyetinin yeterli gerekçeye yer verilmeden reddedildiğini ifade ederek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
26. Bakanlık görüşünde, öncelikle başvurunun kabul edilebilirlik kriterleri yönünden ele alınması gerektiğine işaret edilerek kabul edilebilirlik kriterleri sayılmıştır. Esasa yönelik olarak ise Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihadına yer veren Bakanlık, ilgili içtihatlar dikkate alınarak başvurucunun kullanmış olduğu sözler nedeniyle cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bakanlığın görüşünde yer verilen Anayasa Mahkemesi içtihatları şöyledir: Yaman Akdeniz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/3986, 2/4/2014, §§ 25, 26; Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, §§ 66, 67, 104; Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 89; R. V. Y. A.Ş. [1. B.], B. No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Önder Balıkçı [2. B.], B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 43; İhsan Taş [2. B.], B. No: 2014/11255, 21/11/2017, §§ 40, 41, 42. AİHM içtihatları ise şöyledir: Otto-Preminger Enstitüsü/Avusturya, B. No: 13470/87, 20/9/1994, §§ 47, 55; İ.A./Türkiye, B. No: 42571/98, 13/9/2005, §§ 24, 27; Wingrove/Birleşik Krallık, B. No: 17419/90, 25/11/1996, § 58; Aydın Tatlav/Türkiye, B. No: 50692/99, 2/5/2006, §§ 24, 25.
27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu cevap dilekçesinde başvuru formunda yer verdiği iddialarını tekrar etmiştir.
B. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin özü ifade özgürlüğüne ilişkin olduğundan iddialarının bir bütün olarak Anayasa'nın 26. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
29. Anayasa'nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ...
Bu hürriyetlerin kullanılması, ... kamu düzeni, ... başkalarının şöhret veya haklarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir.
..."
30. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Din ve vicdan hürriyeti" başlıklı 24. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
"Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz."
31. Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında sosyal medya platformunda kullandığı ifadeler nedeniyle yapılan yargılamada 5 ay 18 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tesis edilen cezanın ertelenmesine karar verilmiştir. Başvurucu hakkında verilen erteleme kararının başvurucunun ifade özgürlüğüne müdahale oluşturduğu sonucuna varılmıştır.
32. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa'nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.
33. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
34. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgili maddesinde belirtilen nedene dayanma ve demokratik toplum düzeni ile ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
1. Kanunilik ve Meşru Amaç
35. Müdahalenin 5237 sayılı Kanun'un 216. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile öngörüldüğü, dolayısıyla kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu hakkındaki yargılamada verilen ceza mahkûmiyetinin ertelenmesine ilişkin kararın başkalarının haklarının ve kamu düzeninin korunması yönünde meşru amaçlar taşıdığı anlaşılmıştır (benzer yönde bir değerlendirme için bkz. Mehmet Emre Döker [1. B.], B. No: 2015/486, 19/9/2018, §§ 37, 38).
2. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
a. Genel İlkeler
36. Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğü bağlamında demokratik toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. İfade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme, bu konuda başkalarını ikna etme çabaları ve çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak her türlü düşüncenin barışçıl şekilde ve serbestçe ifade edilebilmesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).
37. Demokratik toplumun temellerinden olan ifade özgürlüğünün sadece lehte olduğu kabul edilen zararsız yahut ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil, devletin veya toplumun bir bölümünü eleştiren, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden ifadeler için de geçerli olduğu kuşkusuzdur. Bu durum, demokratik toplum düzeninde geçerli olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereklerindendir (benzer yönde değerlendirme için bkz. Bekir Coşkun, § 52).
38. Anayasa'nın 24. ve Sözleşme'nin 9. maddesi ile anlam ve kapsamı belirlenen din ve vicdan özgürlüğü ise herkesin “din veya inancını açığa vurma özgürlüğünü”, “din ve inancını değiştirme özgürlüğünü” kişilerin diledikleri inanç ve kanıya sahip olmalarını ve herhangi bir inanç ve kanaate sahip olmamalarını güvenceye almaktadır. Başka bir anlatımla, kişiler dinî veya vicdani kanaatlerini açıklamaya ve herhangi bir tarzda ibadet etmeye, dinî uygulamaya ve ayine katılmaya zorlanamayacakları gibi ibadetleri ve dinî uygulamaları ile açıklamış oldukları dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamazlar (Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 55).
39. Söz konusu koruma kapsamında dinlerini açıklama özgürlüğünü kullanmayı seçenler dinî bir çoğunluğa mensup olsalar dahi eleştiriden muaf olmayı bekleyemezler. Bu bağlamda bu kişiler ifade özgürlüğü kapsamında dinî inançlarının başkaları tarafından inkâr edilmesine ve hatta inançları ile çelişen doktrinlerin tartışılması ve yayılmasına tahammül etmek zorundadırlar. Aksi hâlde dinî inançlar veya ibadetler hakkındaki düşünce açıklamalarının kategorik olarak sınırlandırılması gündeme gelebilir ki bu toplumsal yaşamı yakından ilgilendiren böylesine temel bir alanda fikir beyan edilmesinin ve dolayısıyla demokratik toplumun vazgeçilmez unsuru olan ifade özgürlüğünün ölçüsüz şekilde kısıtlaması riskini doğurabilir.
40. Bu durumda din ve vicdan özgürlüğü bağlamında bireylerin dinî inanç ve ibadetleri ile bu çerçevede açıklamış oldukları kanaatlerinden dolayı kınanamaması veya suçlanamaması şeklindeki pozitif yükümlülük ile ifade özgürlüğü arasında her somut olayın özgün şartlarına uygun olarak dikkatli bir dengeleme yapılması elzemdir. Söz konusu dengeleme yapılırken dinî inanç, değer veya ibadet hakkında kullanılan ifadelerin;
i. Kamusal bir tartışmaya katkı sunma kapasitesine sahip olması,
ii. Yöneldiği dine veya inanca mensup kişiler yönünden temelsiz biçimde yaralayıcı, saldırgan ve yakışıksız nitelikte olmaması,
iii. Dinî inançların eleştirel birtakım açıklamalarla inkâr edilmesi sınırını aşarak toplumun bir kesimini salt inançlarından ötürü aşağılar özellik arz etmemesi,
iv. Dinî hoşgörüsüzlüğü körükleyerek toplum kesimleri arasında kamu düzenini bozucu etkilere neden olmaması gerekir.
41. Bu doğrultuda yargılama makamlarının her somut olayın kendine özgü şartlarına göre bireylerin ifade özgürlüğü ile kamu makamlarının din ve vicdan özgürlüğü bağlamındaki pozitif yükümlülüğü arasında adil bir denge sağlama hususunda belli bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Yargılama makamlarının buradaki takdir yetkisi, devletin din ve vicdan özgürlüğü kapsamında toplumda karşılıklı hoşgörüyü tesis ederek tüm dinlerin ve herhangi bir dinî gruba mensup olmayanların barış içinde bir arada yaşamasını sağlama yükümlülüğü ile de doğrudan bağlantılıdır.
42. Bununla birlikte yargı mercilerinin söz konusu dengelemeyi yaparken sahip oldukları takdir yetkisi Anayasa Mahkemesinin denetimindedir (Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 57). Anayasa Mahkemesi bu denetimi yerine getirirken yargı mercilerinin yerini almaksızın, onların takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesine uygunluğunu denetler. Söz konusu denetimi ise esas itibarıyla müdahaleye neden olan kamu otoritelerinin veya mahkemelerin gerekçelerine bakarak yapar(benzer yönde bir değerlendirme için bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120).
43. Bu bağlamda dengeleme, iki temel özgürlüğün kullanılması bakımından yapılacak olup dengelemeye konu bu iki değer başvuranın dinî doktrin hakkındaki görüşlerini kamuoyuna aktarma hakkı ile başkalarının düşünce, vicdan ve din özgürlüklerine saygı gösterilmesi hakkıdır. Çatışan bu iki hak arasında dengeleme yapılırken öncelikle dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması mı yoksa değer yargısı mı olarak nitelendirildiği önem taşımaktadır (benzer yönde bir değerlendirme için bkz. Meral Özata Özgürol [2. B.], B. No: 2015/2326, 26/12/2018, § 46). Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, § 57; İlhan Cihaner (2) [1. B.], B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 64). Ancak bir açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (Cem Mermut [2. B.], B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 48).
44. Anayasa Mahkemesi başvurunun koşullarına göre yukarıda sayılan kriterlerden somut olaya uygun olanların gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğini denetler (benzer yönde bkz. Nilgün Halloran [2. B.], B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 44; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 56; Kadir Sağdıç, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73). Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirken yargı mercilerinin yerini almak olmayıp söz konusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesi açısından doğruluğunu denetlemektir (Eyüp Hanoğlu [1. B.], B. No: 2015/13431, 23/5/2018, § 41).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
45. Başvurucu, yorum yaptığı Facebook isimli sosyal medya platformunda İslam dinî ve İslam dinî peygamberi Hz. Muhammed hakkında birçok paylaşım yapmış ve bu paylaşımlar arasından iki paylaşımı sebebiyle halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçundan neticeten 5 ay 18 gün hapis cezasına mahkûm edilmiş ve cezanın ertelenmesine karar verilmiştir (bkz. §§ 5-12).
46. Başvurucu her ne kadar Facebook hesabının herkese açık olmadığını ve paylaşımlarının yalnızca arkadaş listesinde bulunan kişilerce görülebildiğini ileri sürmüşse de somut olayda başvurucu hakkında yapılan ihbar üzerine resen soruşturma başlatılmıştır. Bu bağlamda başvurucunun sosyal medya hesabında yalnızca kendisiyle benzer görüşleri paylaşan kişilerin bulunacağını varsayamayacağı, paylaşımlara muhatap olanlar arasında söz konusu ifadelerden rahatsızlık duyan kişilerin de olabileceğini dikkate alması gerektiği açıktır.
47. Başvurucunun söz konusu her iki ifadeyi aynı gün sosyal medya hesabında paylaştığı görülmektedir. Bu ifadelerden biri İslam dinînin peygamberine, diğeri ise müslümanlara yönelik olup her ikisi de farklı boyutlarda İslamiyet ve müslümanlara ilişkin eleştiriler içermektedir. Başvurucu bu ifadeleri yürüyen bir kamusal tartışmaya katkı sağlamak amacıyla paylaştığına dair herhangi bir açıklama da yapmamıştır. Dolayısıyla başvurucu söz konusu ifadelerin bir toplumsal tartışma zemininde değerlendirilmesine imkân verecek somut bir gerekçe ortaya koymamış; aynı gün içerisinde hem İslam dinî peygamberini hem de müslümanları hedef alan iki ayrı paylaşım yaparak İslamiyet'e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırmıştır.
48. İlk olarak başvurucunun cezalandırılmasına konu edilen "İslam İslam’dır, Müslüman da Müslüman… En ılımlısının azılı bir IŞİD militanına dönüşmesi için de maksimum 5 dakika yeterlidir" şeklindeki paylaşımı ele alınacaktır. Başvurucu, bu ifadeyi müslümanların IŞİD tarafından gerçekleştirilen terör eylemlerine sessiz kalmalarını eleştirmek amacıyla dile getirdiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucu tarafından belirtilen bu bağlam açıklaması ifadenin kendisinden doğrudan anlaşılamamaktadır. İlgili ifade bu hâliyle müslümanlarla bir terör örgütünün mensupları arasında esaslı bir fark bulunmadığını işaret etmekte olup İslamofobinin yükseldiği bir dönemde terör ideolojisinin tüm müslümanlara atfedilmesi şeklindeki riske ciddi katkı sağlamaktadır. Bu itibarla söz konusu ifade toplumsal barış açısından tehlike doğurabilecek niteliktedir. Nitekim İstinaf Merci de kararında, kullanılan sözlerin müslümanlara yönelik terörist benzetmesi mahiyeti taşıdığını belirtmiştir. Bu kapsamda değer yargısı niteliğinde olan ilgili paylaşımın olgusal bir temel içerdiği söylenemeyeceği gibi ağırlıklı nüfusu müslümanlardan oluşan bir toplumda kamu düzenini bozucu bir nitelik arz ettiği de aşikârdır.
49. Başvurucunun cezalandırılmasına konu diğer ifadesi ise "Hz. Muhammed Evinize Gelse isimli kitap görseli bulunan fotoğraf üzerine, ilk yapacağım şey, 10 yaşındaki kızım damla'yı evden uzaklaştırmak olurdu" şeklindedir. Başvurucu bu ifadeyi Hz. Muhammed'in bir davranışını eleştirmek için sarf ettiğini diğer bir deyişle ifadesinin maddi olgu niteliği arz ettiğini ileri sürmüştür. Ancak başvurucunun bu ifade ile Hz. Muhammed'i küçük yaştaki kız çocukları açısından tehlikeli bir kişi olarak konumlandırdığı, dolayısıyla öznel bir değer yargısı ortaya koyduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucu bu iddiasına dayanak teşkil edebilecek, tarihsel arka plan hakkında tarafsız biçimde bilgi sunabilecek herhangi bir dayanak da paylaşmamıştır. Böylelikle ifade, ciddi ve nesnel bir tartışmaya zemin hazırlamaktan uzak; yeterli olgusal temelden yoksun bir değer yargısı niteliğinde kalmıştır. İstinaf Merci de benzer tespitlerle başvurucunun bu sözlerini İslam dinî peygamberi Hz. Muhammed'e hakaret olarak nitelendirmiştir.
50. Sonuç olarak başvurucunun söz konusu paylaşımları mevcut bir kamuoyu tartışmasına nesnel bir katkı sunma amacıyla gerçekleştirdiğini ortaya koyamadığı, yine başvurucunun ifadelerinin dinî doktrinlerin eleştirilmesine izin verilen sınırları aştığı, anılan ifadelerin İslam dinî peygamberi ve müslümanlara yönelik önyargıları körükleyebilecek ve din üzerinden toplumsal barışı tehlikeye atabilecek sebepsiz bir saldırı niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir. Bu hâliyle ifadelerin müslümanlar arasında haklı bir öfke uyandırmak suretiyle kamu düzeninin bozulmasına yönelik tehlike yaratma ihtimali doğurduğu kanaatine ulaşılmıştır.
51. Bu açıklamalar ışığında, yargı makamlarının din ve vicdan özgürlüğü kapsamındaki bireylerin dinî inanç ve ibadetleri ile bu çerçevede açıklamış oldukları kanaatlerinden dolayı kınanamaması veya suçlanamaması şeklindeki pozitif yükümlülük ile ifade özgürlüğü arasında adil bir dengeleme yaptığı ve başvurucunun cezalandırılmasının demokratik toplumda zorunlu sosyal bir ihtiyacı karşıladığı konusunda ilgili ve yeterli gerekçe oluşturduğu değerlendirilmiştir. Öte yandan ulaşılmak istenen meşru amaçlar gözönüne alındığında başvurucu hakkında hükmedilen ve ertelenen kısa süreli hapis cezası şeklindeki müdahalenin -kamu makamlarının bu konudaki takdir alanı da hesaba katıldığında- orantısız da olmadığı, dolayısıyla müdahalenin demokratik toplumda gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.
52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu [2. B.], B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 32).
53. Açıklanan gerekçelerle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Savunma İçin Gerekli Zaman ve Kolaylıklara Sahip Olma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
54. Başvurucu; bozma kararı sonrası İstinaf Merci tarafından yapılan yargılamada kendisine ek savunma hakkı tanınmadığını, kendisinin de müdafiinin de duruşmaya katılamadığını ileri sürerek savunma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Ancak müdafiiye gönderilen meşruhatlı davetiyede 5271 sayılı Kanun'un 251. maddesi uyarınca 15 günlük yazılı savunma süresi tanındığı ve duruşmada hazır bulunması gerektiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır. Buna karşın dosyaya yazılı savunma sunulmadığı, müdafinin 7/7/2021 tarihli ilk celseye katılamayacağına dair mazeret bildirdiği, bu mazeretin İstinaf Merci tarafından kabul edildiği görülmektedir. Müdafi 6/10/2021 tarihli ikinci celse için de mazeret dilekçesi vermiş ancak bu kez talep reddedilerek duruşmada hüküm kurulmuştur. Müdafinin ikinci celse için mazeret bildirmiş olması, duruşma tarihinden haberdar olduğunu göstermektedir. Ayrıca başvurucu bireysel başvuru dilekçesinde ek savunma sırasında ileri süreceğini belirttiği iddiaları somutlaştırmamıştır.
55. Açıklanan gerekçelerle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A.1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 13/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.