|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Mehmet Yavuz YAŞAR
|
|
Başvurucu
|
:
|
H.U.Y.
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Yusuf İnan ALTUN
|
I. BAŞVURUNUN
ÖZETİ
1. Başvuru, dava konusu edilen atanmama işlemi iptal
edilmesine rağmen aynı davada söz konusu işlem nedeniyle mahrum kalınan parasal
hakların tazminine dair talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar
verilmesi nedeniyle karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
A. Bireysel
Başvuruya Konu Yargılama Süreci
2. Başvurucu, devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamında
Mardin Derik Devlet Hastanesine pratisyen hekim olarak yerleştirilmiştir.
3. Başvurucu hakkında 3/10/2016 tarihli ve 676 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname'nin (676 sayılı KHK) 74. maddesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendine
eklenen (8) numaralı alt bent uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması yaptırılmıştır. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz
sonuçlanması nedeniyle başvurucunun ataması gerçekleştirilmemiştir.
4. Başvurucu, söz konusu işlemin iptali ve dava konusu
işlem nedeniyle mahrum kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle
birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle 24/5/2019 tarihinde dava
açmıştır. Dava dilekçesinde, hakkında açılan herhangi bir soruşturma ya da
kovuşturma bulunmadığını belirtmiştir. Ayrıca adli sicil kaydının bulunmadığını
da eklemiştir. Güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına yol açacak
herhangi bir durum olmamasına rağmen haksız ve hukuka aykırı bir şekilde
atamasının gerçekleştirilmemesinden yakınmıştır.
5. Ankara 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 12/3/2020 tarihli
kararıyla dava konusu işlemin iptaline, işlem nedeniyle mahrum kalınan parasal
hakların ödenmesine yönelik talep hakkında ise karar verilmesine yer olmadığına
hükmetmiştir. Kararda, dava konusu işlemin 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin
birinci fıkrasının (A) bendine eklenen (8) numaralı alt bendi hükmüne
dayanılarak tesis edildiği, Anayasa Mahkemesinin 24/7/2019 tarihli ve
E.2018/73, K.2019/65 sayılı kararı ile anılan düzenlemenin iptal edilmiş olması
karşısında bu düzenlemeye dayanılarak tesis edilen işlemde hukuka uygunluk
bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca, dava konusu işlemin iptal edilmiş
olmasının başvurucunun doğrudan atanması sonucunu doğurmayacağını, başvurucunun
durumunun davalı idarece makul bir süre içinde yeniden değerlendirmeye tabi
tutulabileceğini ve bu değerlendirmenin sonucunda başvurucunun uyuşmazlığa konu
kamu görevine atanıp atanamayacağına ilişkin yeniden bir işlem tesis
edilebileceğini belirtmiş, bu itibarla dava konusu işlem nedeniyle mahrum
kalınan parasal hakların tazminine yönelik talep hakkında bu aşamada karar
verilmesine imkân bulunmadığını ifade etmiştir.
6. Başvurucu, Mahkeme kararı üzerine 22/6/2020 tarihinde
Mardin Derik Devlet Hastanesindeki görevine başlatılmıştır.
7. Başvurucu uyuşmazlığın parasal haklara ilişkin kısmı
yönünden, Sağlık Bakanlığı (İdare) ise iptal edilen kısım yönünden istinaf
yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi (Bölge
İdare Mahkemesi) 8/10/2020 tarihinde istinaf talebini kesin olarak
reddetmiştir.
8. Nihai karar başvurucuya 12/11/2020 tarihinde tebliğ
edilmiştir. Başvurucu 2/12/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. Bireysel
Başvurudan Sonraki Süreç
9. Başvurucu, göreve geç başlamasının idarenin hizmet
kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla tarafına maddi ve manevi tazminat ödenmesi
talebiyle 18/11/2020 tarihinde İdareye başvuru yapmış ancak başvurusu zımnen
reddedilmiştir.
10. Başvurucu zımnen ret işlemi üzerine 6.000 TL maddi ve
25.000 TL manevi tazminatın 1/10/2018 tarihinden itibaren yasal faiziyle
birlikte tarafına ödenmesi talebiyle 9/2/2021 tarihinde Ankara 7. İdare
Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargı davası açmıştır. İdare Mahkemesi
31/12/2021 tarihinde davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine hükmetmiştir.
Kararın gerekçesinde, İdarenin yargı kararı ile hukuka aykırı bulunan işlemi
nedeniyle başvurucunun statü dışında kaldığı Ekim 2018-Mayıs 2020 tarihleri
arasında oluşan 208.271,81 TL maddi tazminatın yasal faiziyle tarafına
ödenmesinin, manevi tazminat talebinin ise koşullarının oluşmadığından reddinin
gerektiği belirtilmiştir.
11. İdare, karara karşı 19/7/2022 tarihinde istinaf
yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı,
fiilen çalışılmayan dönem için geriye yönelik parasal hak talebinde
bulunulamayacağı ileri sürülmüştür.
12. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi
7/3/20123 tarihinde istinaf talebini kabul etmiş ve davanın reddine kesin
olarak hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde, Mahkemenin verdiği iptal kararının
başvurucunun atanması sonucunu doğurmadığı, bu karar akabinde başvurucunun
atanmasının idarenin takdir yetkisi kapsamında tesis ettiği bir işlem olduğu,
yine başvurucunun durumunda olanların göreve başlatılması hâlinde geçen sürede
ödenmeyen özlük ve parasal haklarının ödenmesine imkân tanıyan yasama organı
tarafından geçmişi kapsayacak şekilde bir düzenlemenin de yapılmadığı
hususlarına vurgu yapılmıştır. Buna göre, başvurucunun geç atanmasında idarenin
kusurundan, davalı idarenin işlemi nedeniyle başvurucu açısından oluşmuş bir
zararın varlığından söz edilemeyeceği belirtilerek söz konusu iptal kararına
dayanılarak geçmişe yönelik parasal hak talebinde bulunulamayacağı ifade
edilmiştir.
13. Söz konusu kararın tebliği üzerine başvurucu,
mülkiyet ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla 6/6/2023
tarihinde yeni bir bireysel başvuruda daha bulunmuştur. Anılan başvuru Anayasa
Mahkemesinin 2023/52972 başvuru numarasına kaydedilmiş olup hâlen Komisyonlar
önünde inceleme aşamasındadır.
14. Diğer yandan Sağlık Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel
Müdürlüğünün 18/10/2022 tarihli yazısına göre Ankara 7. İdare Mahkemesinin
kararında hükmedilen mali ve özlük haklarına ilişkin tazminatın başvurucuya
ödendiği anlaşılmış olup başvurucu bu hususta herhangi bir itiraz ileri
sürmemiştir.
II. DEĞERLENDİRME
15. Başvurucu, Mahkemenin özlük ve parasal haklarına
yönelik herhangi bir değerlendirme ve inceleme yapmadan karar verdiğini
belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
16. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetinin özünün, davaya konu
ettiği talep hakkında verilen kararın uyuşmazlığın çözümüne dair bir
değerlendirme içermemesine yönelik olduğu anlaşıldığından başvuru adil
yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkı yönünden incelenmiştir.
17. Anayasa’nın 36. maddesinin ikinci fıkrasında, hiçbir
mahkemenin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı
belirtilmiştir. Bu bağlamda Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil
yargılanma hakkı, kişilere davanın görüldüğü mahkemeden uyuşmazlığa ilişkin bir
karar verilmesini isteme güvencesini de sağlar. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de
Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkeme hakkı şeklinde genel
bir hakkı düzenlediğini kabul etmekte ve bu hakkın karar hakkını da içerdiğini
ifade etmektedir (İbrahim Demiroğlu [GK], B. No: 2017/15698, 26/7/2019 §
54).
18. Demokratik bir toplumda vazgeçilmez bir hak
niteliğindeki adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkeme hakkı
uyuşmazlığın bir mahkeme önüne getirilebilmesini, dava konusu edilen
uyuşmazlığa ilişkin esaslı iddia ve savunmaların yargı merciince incelenerek
değerlendirilmesini ve bir karara bağlanmasını, ayrıca verilen kararın icra
edilmesini gerektirir. Buna göre mahkeme hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar
hakkı ve kararın icrası haklarını içerir. Karar hakkı genel itibarıyla mahkeme
önüne getirilen uyuşmazlığın karara bağlanmasını isteme hakkını ifade eder.
Zira dava hakkını kullanan bireyin asıl amacı uyuşmazlık konusu ettiği
talebinin esasıyla ilgili olarak davanın sonunda bir karar elde edebilmektir.
Bir başka ifadeyle dava sonucunda şayet bir karar elde edilemiyorsa dava
açmanın da bir anlamı kalmayacaktır. Öte yandan karar hakkı bireylerin sadece
yargılama sonucunda şeklî anlamda bir karar elde etmelerini güvence altına
almaz. Bu hak aynı zamanda dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı
taleplerin yargı merciince bir sonuca bağlanmasını da gerektirir (bazı
farklarla bkz. İbrahim Demiroğlu, § 55).
19. Mahkemenin önündeki uyuşmazlığı karara bağlarken
taraflardan birinin iddia ve savunmasına bağlı kalarak buna karşı diğer tarafın
öne sürdüğü esaslı itirazları tartışmadan yargılamayı sonuçlandırması hâlinde
-ortada şeklî anlamda bir karar bulunsa bile- gerçek anlamda bir yargılama
yapıldığından bahsedilemeyecektir. Bu durumda uyuşmazlığa karşı yargı yolunun
teorik olarak açık olması pratikte bir anlam ifade etmeyecek, böylece karar
hakkı ve dolayısıyla adil yargılanma hakkı bir yanılsamadan ibaret kalacaktır
(benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No:
2018/23568, 2/7/2020, § 56).
20. Mahkemenin önündeki uyuşmazlığın esasını incelememesi
sadece adil yargılanma hakkını zedelemekle kalmaz, aynı zamanda davanın
konusunu oluşturan medeni hakkın bağlantılı bulunduğu diğer (maddi) hak ve
özgürlükler yönünden etkili başvuru hakkının ihlal edilmesine de yol açabilir.
Yargısal başvuru yolları, çoğunlukla bir hak veya özgürlükle bağlantılı
uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması amacıyla ihdas edilmiştir. Kişiler dava
açmak suretiyle mahkemelerden hak ve özgürlükleriyle ilgili olarak yargısal
koruma talep etmektedir. Bireylerin yargısal koruma taleplerine cevap vermek,
bu bağlamda dava konusu uyuşmazlığın esasını inceleyerek iddia ve savunmaları
değerlendirdikten sonra davayı karara bağlamak yargı mercilerinin anayasal
yükümlülüğüdür.
21. Bununla birlikte öngörülen yükümlülüğün mutlak
olmadığı da belirtilmelidir. Bu bağlamda karar hakkının görülmekte olan bir
davanın yargılama usulü kuralları gereğince esasının incelenemeyeceği durumlara
özgü olarak neticelenmiş olmasını da (düşme, açılmamış sayılma, karar
verilmesine yer olmadığı, süre aşımı vb.) yasaklamadığı belirtilmelidir.
Davanın usule ilişkin haklı bazı nedenlerle reddedilmesi, karar hakkı yönünden
bir sorun oluşturmaz. Zira söz konusu hakkın sağladığı güvence bakımından
önemli olan husus açıldığı sırada davanın -usule ilişkin sorunlar hariç-
uyuşmazlığın esasını çözüme kavuşturma potansiyeline sahip olmasıdır (bazı
farklarla bkz. İbrahim Demiroğlu, § 56).
22. Diğer yandan adil yargılanma hakkı davanın sonucuna
yönelik bir güvence içermemektedir. Anılan hak yargılama sürecinin adil olarak
yürütülmesini temin edecek birtakım usul güvenceleri sunmaktadır. Dolayısıyla
bireysel başvuru incelemelerinde adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirme
yapılırken davanın sonucuna ilişkin bir çıkarım yapılması mümkün değildir.
Bununla birlikte adil yargılanma hakkı kapsamında karar hakkının gereği olarak
mahkemelerin başvurucunun talepleri ile ilgili olarak etkili bir karar
vermeleri zorunlu olup bireysel başvuru kapsamında bu husus irdelenecektir.
23. Başvuruya konu olayda Mahkeme, özlük ve parasal hak
talebine yönelik olarak dava konusu işlemin iptali ile başvurucunun doğrudan
atanması sonucunun doğmayacağı, İdarece başvurucu hakkında yeniden bir işlem
tesis edilebileceğini belirterek dava konusu işlem nedeniyle mahrum kalınan
parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine yönelik talep hakkında bu
aşamada karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.
24. Mahkemenin, gerekçeli kararında atıfta bulunduğu
Anayasa Mahkemesinin yukarıda sözü edilen iptal kararında güvenlik
soruşturmasının hiçbir şekilde yapılmayacağının değil, güvenlik soruşturması
detaylarının kanunda gösterilmesi, kişisel verilerin güvenliğine ve özel
hayatın gizliliğine ilişkin güvenceleri sağlayan kuralların kanunda yer alması
koşuluyla güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının yapılabileceğinin
ortaya konulduğu görülmektedir.
25. Bu durumda, tazminat ödenmesi için gerekli şartların
oluşup oluşmadığını somut olayın hukuksal koşulları çerçevesinde
değerlendirerek söz konusu talep hakkında bir hükme ulaştığı görülen
Mahkemenin, yargısal fonksiyonun esasını oluşturan uyuşmazlığın içinde yer alan
maddi ve hukuki sorunların bütünüyle ele alınması ve karara bağlanması işlevini
yerine getirmediğinden söz edilemez. Bu itibarla adil yargılanma hakkı
kapsamındaki karar hakkı yönünden bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna
varılmıştır.
26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının
ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
BIRAKILMASINA 15/5/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.