logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Duran Bozdere ve Kemal Bozdere, B. No: 2020/5621, 15/6/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

DURAN BOZDERE VE KEMAL BOZDERE BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/5621)

 

Karar Tarihi: 15/6/2022

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Cafiye Ece YALIM

Başvurucu

:

1. Duran BOZDERE

 

:

2. Kemal BOZDERE

Başvurucular Vekili

:

Av. Elvan ÖZKERVANCI

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi hata sonucu gerçekleştiği iddia edilen ölümle ilgili olarak soruşturma izni verilmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/2/2020 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucular, uyuşturucu bağımlısı olması nedeniyle kendisine ve çevresine zarar verdiğini iddia ettikleri oğulları S.B.nin kısıtlanması için 6/5/2019 tarihinde İzmir 2. Sulh Hukuk Mahkemesinde (Sulh Hukuk Mahkemesi) dava açmış, dava dilekçesinde S.B.nin hastaneye yatırılarak tedavi altına alınmasını tedbiren talep etmiştir.

7. Sulh Hukuk Mahkemesi, tensip tutanağı düzenleyerek Karabağlar İlçe Sağlığı Müdürlüğüne (İlçe Sağlık Müdürlüğü) S.B.nin Alkol ve Uyuşturucu Bağımlıları Tedavi ve Araştırma Merkezine (AMATEM) sevk edilerek gerekli tetkiklerin yapılması, toplum için tehlike oluşturması veya kişisel korunmasının sağlanamamasının tespiti durumunda tedavisinin yapılması için müzekkere yazmıştır.

8. Başvurucular ayrıca 8/5/2019 tarihinde İzmir 12. Aile Mahkemesine başvurarak 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde düzenlenen bağımlılığın olması hâlinde hastaneye yatmak dâhil muayene ve tedavinin sağlanması tedbirinin uygulanmasını talep etmiş ancak Mahkeme gerekçe göstermeden talebin reddine karar vermiştir. Başvurucular anılan karara itiraz etmiş; itirazlarında oğullarının alkol ve uyuşturucu bağımlısı olduğunu, devletin vatandaşlara karşı sahip olduğu pozitif yükümlülük gereği tedbir alması gerektiğini belirtmiştir. İzmir 12. Aile Mahkemesi, kanuna aykırı bir durum olmadığını belirtilerek itirazın reddine karar vermiştir.

9. Başvurucu D.B. 14/5/2019 tarihinde, uyuşturucu madde etkisi altında olan S.B. tarafından kasten yaralandığı iddiasıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş; şikâyet dilekçesinde S.B.nin rehabilite edilmesi için gereğinin yapılmasını talep etmiştir.

10. 12/6/2019 tarihinde S.B. intihara teşebbüs etmiş, Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisinde tedavi altına alınmıştır. Acil servis doktoru tarafından 48 saatlik gözlem süreci sonunda S.B.nin taburcu olacağı başvuruculara bildirilmiştir. Başvurucular, vekilleri aracılığıyla Sulh Hukuk Mahkemesine S.B.nin durumunu bildirerek AMATEM'e yatışının sağlanması talebiyle acilen müzekkere yazılmasını talep etmiştir. Başvurucular, oğulları S.B.nin taburcu edilmesi hâlinde yeniden intihara kalkışacağını, taburcu olmak istemediğini söylediğini bildirmiştir.

11. Sulh Hukuk Mahkemesi 14/6/2019 tarihinde başvurucuların talebini kabul etmiş; S.B.nin muayene işlemlerinin yapılarak sağlık kurulu raporu aldırılması, toplum için tehlike oluşturduğunun, kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamayacağının tespiti hâlinde tedavisinin yapılması için yatışının sağlanması hususunda Hastane Başhekimliğine müzekkere yazmıştır.

12. Başvurucular vekili anılan müzekkereyi S.B.nin taburcu edilmesinden önce Mahkemeden alarak elden takip edilecek şekilde hastaneye götürmüştür. Acil serviste görevli doktorun psikiyatri doktorunun S.B.nin taburcu edileceği yönünde görüş bildirdiğini belirterek S.B.nin taburcu edileceğini söylemesi üzerine başvurucular yeniden psikiyatri doktorunun konsültasyon yapmasını istemiştir. Nöbet değişimi sonrası bir diğer psikiyatri doktoru yeniden konsültasyon yapmış; psikiyatri doktoru A.B., S.B.nin idrar tahlili isteminde bulunmuştur. Tahlil sonucunun negatif çıkması sonucunda S.B.nin taburcu olmasına engel bir hâlin bulunmadığı değerlendirilerek S.B. 14/6/2019 tarihinde saat 22.30 sıralarında taburcu edilmiştir. S.B. ayağındaki yaraları göstererek yeniden acil servise giriş yaptırmış, daha sonra hastaneden ayrılmıştır.

13. 15/6/2019 tarihinde sabaha karşı yine intihara teşebbüs eden S.B. saat 05.53 sıralarında aynı hastaneye getirilerek tedavi altına alınmıştır. Hekim muayene formuna S.B.nin homisidal-suicidal (başkasını öldürme-kendisini öldürme) düşüncesinin olmadığı, kendisine bir ampul diazem verildiği belirtilmiştir. Bu aşamada S.B.nin hastaneden ayrılmasına ilişkin olarak sağlık görevlileri ile başvurucuların beyanları farklılık göstermektedir. Sağlık görevlileri, S.B.nin hastaneyi izinsiz terk etmiş olduğunu ancak yoğunluktan bu durumun muayene formuna yazılmadığını, başvurucular ise S.B.nin taburcu edildiğini ifade etmiştir.

14. Hastaneden saat 09.00-10.00 sıralarında tekrar evine dönen S.B. saat 11.00'de koşar adımlarla dördüncü kattaki evinin penceresinden atlayarak hayatını kaybetmiştir.

15. Başvurucular hastanede görevli doktorlar ile İlçe Sağlık Müdürlüğü görevlileri hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyette bulunmuştur. Başvurucular şikâyet dilekçelerinde S.B.nin taburcu olmak istemediğini, taburcu olması hâlinde yeniden intihara kalkışacağını doktorlara söyleyerek taburcu olmamak için yalvardığını hatta taburcu edildikten sonra ayağındaki yaraları bahane ederek yeniden acil servise başvurduğunu, buna rağmen doktorların taburcu etme kararında ısrarlı davrandıklarını iddia etmiştir. Başvurucular İlçe Sağlık Müdürlüğünü arayarak S.B.nin kötü durumda olması, durumun acil olması nedeniyle Sulh Hukuk Mahkemesince hazırlanan müzekkereye öncelik verilmesini talep etmelerine rağmen görevlilerin programın yoğun olduğunu, 25/6/2019 tarihinde sıranın gelebileceğini, sıra gelse dahi AMATEM'e yatışın sağlanmayacağını söylediklerini ve böylece yardım taleplerinin reddedildiğini belirtmiştir.

16. Başsavcılık, soruşturma yapmak üzere Karabağlar Kaymakamlığından şüpheliler hakkında soruşturma izni istemiştir. Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından müfettiş görevlendirilerek soruşturma izni verilip verilmeyeceği hususunda ve disiplin soruşturmasına esas olmak üzere hazırlanan ön inceleme raporunda soruşturma izni verilmemesi yönünde rapor düzenlenmiştir.

17. Müfettiş yardımcısı tarafından düzenlenen 27/9/2019 tarihli ön inceleme raporunda S.B.nin hastaneye yaptığı başvurular ve yapılan işlemler özetle anlatılmış, hakkında ön inceleme yapılan kamu görevlilerinin ifadesine başvurulduğu belirtilmiştir.

18. Doç. Dr. D.G., ön incelemeci tarafından alınan 11/9/2019 tarihli ifadesinde özetle 14/6/2019 tarihinde Ass. Dr. A.B. tarafından arandığını, S.B.nin öyküsünün anlatıldığını, konsültasyon tarihi itibarıyla hastanın durumunun iyi olduğunu, bu nedenle taburcu edildiğini, yatış için istekli olduğu konusunda kendisine bilgilendirme yapılmadığını beyan etmiştir.

19. Doç. Dr. N.Z. 11/9/2019 tarihli ifadesinde 14/6/2019 tarihinde Ass. Dr. G.A.nın arayarak taburculuğu planlanan hasta hakkında danıştığını, hastanın intihar düşüncesinin olduğu bilgisinin kendisine ulaşmadığını, böyle bir durum olsa idi taburcu edilmesine izin vermeyeceğini beyan etmiştir.

20. Ass.Dr. A.B. 12/9/2019 tarihli ifadesinde 14/6/2019 tarihinde acil servisten aranarak hastanın konsülte edilmesi talebinde bulunulduğunu, icapçı hekim Doç. Dr. D.G.yi arayarak durumu bildirdiğini, hastanın madde paneline bakılması gerektiğini, ayrıntılı muayene edilmesini istediğini belirtmesi üzerine Doç. Dr. D.G.nin S.B.yi muayene ettiğini belirtmiştir. Ass. Dr. A.B. beyanında hastanın pişman olduğunu, ayakta tedavi edilmek istediğini belirtiğini, hasta yakınlarının ise S.B.nin hastaneye yatırılmasını talep ettiklerini belirtmiştir. Hasta yakınlarına alkol kullanım bozukluğunun iradi olduğunu, S.B.nin akli melekelerinin ve muhakeme yeteneğinin yerinde olduğunu, tedavi ile ilgili kararı hastanın verebileceğini, hastanın taburcu olmasının uygun görüldüğünü bildirdiğini, intihar düşüncesi olduğunu bilseydi hastanın gözlem altında tutulması için çaba göstereceğini ifade etmiştir.

21. Ass.Dr. A.Y. 12/9/2019 tarihli ifadesinde 14/6/2019 tarihinde hasta yakınlarının avukatlarının yatış ile ilgili belge getireceğini söylediklerini, avukatla görüşmesinden sonra psikiyatri polikliniğinden yeniden rapor istendiğini, psikiyatri polikliniğince ikinci kez taburculuğunda mahsur olmadığının değerlendirildiğini, bunun üzerine S.B.nin taburcu olmasına karar verildiğini, hastayı takibi boyunca hastanın intihar düşüncesinin olduğunun kendisine söylenmediğini, aktif şikâyeti devam eden veya taburcu olmak istemeyen hiçbir hastayı zorla taburcu etmeyeceğini belirtmiştir.

22. Ass. Dr. G.A., ön incelemeci tarafından 12/9/2019 tarihinde alınan ifadesinde14/6/2019 tarihinde saat 15.00 civarında acil serviste olan S.B.nin yanına giderek durumunu değerlendirdiğini, hastanın sıkıldığını, hastaneden çıkmak istediğini belirttiğini, ısrarla ölüm düşüncesi olup olmadığını sorduğunu, hastanın alkolün etkisinde iken intihara kalkıştığını, ölmek istemediğini, yaptığından pişman olduğunu, polikliniğe gelerek tedavi olmak istediğini belirtmiştir. İcapçı hekim Doç. Dr. N.Z.yi arayarak durumu bildirdiğini, birlikte hastanın yatışına gerek olmadığını değerlendirdiklerini, hasta yakınlarının hastaneye yatırılma taleplerinin olduğunu ancak hastanın akli melekelerinin yerinde olduğunu, yatış kararını hastanın verebileceğini, ailesinin gösterdiği belge ile adli polikliniğe başvurmaları gerektiğini ifade etmiştir.

23. Ass.Dr. B.Ç., ön incelemeci tarafından alınan 17/9/2019 tarihli ifadesinde 9/6/2019 tarihinde madde alımı ve intihar şüphesi ileacil servise getirilen hastanın kan ve idrar tahlillerinin yapıldığını, madde panelinde dört maddenin pozitif olduğunu, hastanın takip ve tedavisi sırasında acil servisi izinsiz olarak terk ettiğinin fark edildiğini, tedavisinin tamamlanamadığını, bu durumun muayene kâğıdına not olarak düşüldüğünü, 15/6/2019 tarihinde anksiyete şikâyeti ile saat 05.53'te başvurduğunu, sakinleşmesi için diazem ampul serum uygulandığını, hastanın acil serviste tekrar görülmediğinin kendisine bildirildiğini, kontrol ettiğinde hastanın yerinde olmadığını fark ettiğini, bu durumun nöbet değişim saatine denk gelmesi ve acil servisin yoğun olması nedeniyle tutanak altına alınmadığını, hastanın çıkışının yapılamadığını belirtmiştir.

24. Dr. S.H., ön incelemeci tarafından alınan13/9/2019 tarihli ifadesinde hastanın anksiyete şikâyeti ile 15/6/2019 tarihinde saat 05.53'te başvurduğunu, yapılan muayenesinde intihar düşüncesinin olmadığının, madde ve alkol almadığının not düşüldüğünü, hastaya sakinleştici diazem ampul serum uygulandığını, hastanın acil serviste tekrar görülmediğinin bildirildiğini, devir vizitinde hasta yerinde olmadığı için yeni gelen hekime devir yapılamadığını, bu durumun nöbet değişim saatine denk gelmesi ve acil servisin yoğun olması nedeniyle tutanak altına alınmadığını, hastanın çıkışının yapılamadığını belirtmiştir.

25. İlçe Sağlık Müdürlüğünde görevli O.K. 17/9/2019 tarihli beyanında S.B. hakkındaki yazının 10/6/2019 tarihinde gelmesi üzerine AMATEM Polikliniği ve Yeşilyurt Polis Karakolu ile yazışmalar yaptığını, 25/6/2019 tarihine randevu alındığını, 13/6/2019 tarihinde avukatın arayarak randevu tarihinin öne alınması talebinde bunduğunu, kendisinin daha sonra uğrayarak ricacı olacağını belirttiğini, ardından arayarak müvekkilinin intihar ettiğini, şikâyetçi olacağını belirtiğini beyan etmiştir.

26. Teftiş Kurulu Başkanlığının 27/9/2019 tarihli ön inceleme raporunda İlçe Sağlık Müdürlüğü görevlileri tarafından gecikmeye mahal vermeden gerekli işlemlerin yapıldığı, taburcu işlemlerinde bir etkilerinin bulunmadığı, hastanede görevli hekimler Doç. Dr. D.G., Doç. Dr. N.Z., Dr. A.B., Dr. A.Y. hakkında ise hastanın taburcu edilmesinde kusurlu olmadıkları anlaşıldığından soruşturma izni verilmemesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

27. Kaymakamlık, ön inceleme raporuna değinerek hakkında soruşturma izni talep edilen kamu görevlileri hakkında Türk Ceza Kanunu'na temas eder eylemlerin tespit edilemediği gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir.

28. Başvurucular anılan karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde oğullarının beş gün önce, 9/6/2019 tarihli idrar toksikolojisinde uyuşturuculara ilişkin maddelerin bulunduğu belirtilmesine rağmen 14/6/2019 tarihli idrar tahlilinde negatif çıkan sonucun S.B.nin en son madde kullanımının aylar önce olduğu şeklinde değerlendirildiğini, doktorların gerekli özeni göstermediğini, ihmalkâr davrandıklarını, tüm çabalarına ve Mahkemenin müzekkeresine rağmen alkol ve uyuşturucu bağımlısı, aynı zamanda epilepsi hastası ve kişilik bozukluğu olan çocuklarını doktorların taburcu ettiğini, oğullarının taburcu edildikten sonra 12 saat içinde iki kez intihara teşebbüs ettiğini, ilkinde kendisine diazem verilerek taburcu edildiğini, ikincisinde ise sonuca ulaşarak öldüğünü, oğullarının ölümünden sorumluluklarını yerine getirmeyen her bir kamu görevlisinin sorumlu olduğunu, yeterli ve özenli bir soruşturma yürütülmediğini belirtmişlerdir.

29. İzmir Bölge İdare Mahkemesi 1. Dava Dairesi Başkanlığı tarafından 18/12/2019 tarihinde başvurucuların itiraz incelemesi değerlendirilerek kamu görevlileri hakkında isnat edilen fiilden dolayı Başsavcılıkça soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte yeterli ve makul şüphe bulunmadığı anlaşıldığından itirazın reddine kesin olarak karar verilmiştir.

30. Anılan karar başvuruculara 8/1/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

31. İlgili hukuk için bkz. Ali Abidin Saruhanoğlu ve diğerleri, B. No: 2014/15478, 6/12/2017, §§ 39-42.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Anayasa Mahkemesinin 15/6/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

33. Başvurucular; beden ve ruh sağlığı yerinde olmayan oğulları S.B.nin intihara eğilimli olduğu hâlde İlçe Sağlık Müdürlüğünde görevli kamu personelinin oğullarının AMATEM'e yatırılmasına ilişkin müzekkerenin gereğini yerine getirmediğini, sağlık görevlilerinin hatalı şekilde taburcu işlemi gerçekleştirdiğini, oğullarının ölümünden ihmal suretiyle sorumlu olan kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmediğini, mahkemeye erişim hakkının ve yaşam hakkının ihlal edildiğini, alkol ve uyuşturucu bağımlısı olduğu için oğullarına farklı muamelede bulunulması nedeniyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

34. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

 “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”

35. Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Devletin temel amaç ve görevleri, ... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

37. Başvurucular yakınlarının ölümünde sağlık personelinin sorumluluğu olduğunu, yakınlarının yaşamının korunmadığını, olayda hizmet kusuru olduğu hâlde soruşturma izni verilmediğini iddia etmektedir. Başvurucuların anılan şikâyetlerinin bir bütün olarak Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Başvurucular her ne kadar oğullarının alkol ve uyuşturucu bağımlısı olması nedeniyle olayda farklı muamelede bulunularak ayrımcılık yapıldığını iddia etmişlerse de bu iddialarına ilişkin olarak dosyada somut bir veri bulunmadığından ayrımcılık yasağı yönünden herhangi bir inceleme yapılmayacaktır.

38. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 41). Başvuru konusu olayda başvurucular, müteveffanın annesi ve babasıdır. Bu nedenle başvruruda, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

39. Somut olayda başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamakla birlikte başvurunun başvuru yollarının tüketilmesi kuralı yönünden ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

 “İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

42. Başvurucular, kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine yönelik ihlal iddialarını belirtmiş ancak olayla ilgili olarak idare mahkemeleri önünde tam yargı davası açıp açmadıkları hususunda Anayasa Mahkemesine herhangi bir bilgi vermemiştir.

43. Bu durumda somut olayda öncelikle incelenmesi gereken husus etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün başvuruculara idare mahkemeleri önünde bir tam yargı davası açma yolunun sağlanmasıyla yerine getirilmiş sayılıp sayılamayacağı hususudur. Bu değerlendirmede öncelikle devletin yaşam hakkı kapsamındaki yükümlülüklerinin çerçevesinin belirlenmesi gerekir.

44. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17. maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete, negatif yükümlülükler yanında egemenliği altındaki kişilerin yaşamlarının korunması için bazı pozitif yükümlülükler de yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

45. Anılan pozitif yükümlülükler sağlık alanında yürütülen faaliyetler için de geçerlidir. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde; herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak … amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini” düzenleyeceği ve bu görevini kamu kesimindeki ve özel kesimdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır. Bu sebeple devlet, sağlık hizmetlerini -ister kamu ister özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamlarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, §§ 34, 35). Şüphesiz anılan düzenlemeler, sağlık personellerinin sahip olmaları gereken yüksek mesleki standartları da içermelidir.

46. Pozitif yükümlülüğü kapsamında devlet, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmakla da yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

47. Sözü edilen usul yükümlülüğü uyarınca şüpheli her ölüm olayı hakkında olayın tüm yönleriyle ortaya konulmasına, sorumlu kişilerin belirlenmesine ve gerektiğinde bu kişilerin cezalandırılmasına imkân tanıyan bağımsız bir soruşturma yürütülmelidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54; Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94).

48. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunsa da kasıtlı olmayan eylemler açısından farklı bir yaklaşım benimsenebilir. Bu bakımdan genel olarak ihmal suretiyle ortaya çıkan diğer ölümlerde olduğu gibi tıbbi ihmal sonucu ortaya çıktığı iddia edilen, bir başka ifadeyle bir tedavinin kusurlu, yanlış veya gecikmiş olması ya da sağlık çalışanlarının tedavi sırasındaki koordinasyon eksiklikleri sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olaylarında da etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük; mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması ile yerine getirilmiş sayılabilir (Nail Artuç, § 37; Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016, § 78).

49. Öte yandan ölümün tıbbi ihmalden değil de sağlık durumunun ciddiyeti bilinen ya da bilinmesi gereken hastaya gerekli acil sağlık hizmetinin sunulmaması sonucu meydana geldiği ya da sağlık hizmetlerinde var olan ve yetkililerce bilinen veya bilinmesi gereken ancak ortadan kaldırılması için gerekli önlemlerin alınmadığı sistemsel veya yapısal bir işlevsizliğin hastanın sağlık hizmetlerinden yoksun kalarak ölmesine neden olduğu durumlarda, sorumlular aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması yaşam hakkının (maddi ve/veya usul boyutu yönünden) ihlaline neden olabilir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Kenan Sayın, B. No: 2013/5376, 14/10/2015, § 47).

50. Görüldüğü üzere yaşam hakkı kapsamında devletin etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğü, olayın niteliğine bağlı olarak farklı nitelikteki hukuki yolların etkili yürütülmesiyle yerine getirilmiş sayılabilmektedir. Bu durumda başvuruya konu ölüm olayının niteliğinin belirlenmesi önem arz etmektedir. (Nimet Bacaklılar, B. No: 2014/19349, 15/3/2018, § 71)

51. Başvurucular; oğulları S.B.nin durumunun aciliyetinin gözetilmeyerek İlçe Sağlık Müdürlüğünde görevli kamu personelinin AMATEM'e yatırılması hususunda ihmalkâr olduğunu, hastanede ise doktorların hatalı şekilde taburcu işlemi gerçekleştirdiğini iddia etmiştir. Dolayısıyla başvurucuların şikâyetleri hem idari görevle yükümlü İlçe Sağlık Müdürlüğü görevlisine hem de taburcu işlemlerini yapan sağlık görevlilerine yöneliktir. Tıbbi değerlendirmeler yapan sağlık görevlileri ile idari işlerde görevli sağlık görevlileri hakkında iki ayrı başlık altında değerlendirme yapılacaktır.

1. Tıbbi Değerlendirmeler Yapan Sağlık Görevlileri Yönünden

52. Somut olayda S.B. intihara teşebbüs etmesi nedeniyle sevk edildiği hastanede doktorların uyguladığı tedavinin ardından 48 saatlik gözlem süresinin sonunda taburcu edilmiştir. Başvurucuların S.B.nin taburcu edilmemesine ve gözlem altında kalmasına ilişkin talebi doktorlar tarafından kabul edilmemiş; S.B.nin intihar düşüncesinin olmadığı, yatarak tedavi edilmesine gerek olmadığı değerlendirilmiştir. S.B. taburcu edilmesinden yaklaşık 12 saat sonra intihar ederek hayatını kaybetmiştir.

53. Başvurucular, oğulları S.B.ye doğru tedavinin uygulanmadığından, yatış işlemi yapılması gerektiği hâlde S.B.nin taburcu edilmesinden şikâyet etmektedir. Başvurucular, yaşam hakkının kasten ihlal edildiğini ileri sürmemiş olup ölüm olayının sağlık personelinin hatalı tıbbi uygulamalarından kaynaklandığını ve olayda hizmet kusuru bulunduğunu iddia etmektedir. S.B.nin taburcu edilmesine ilişkin kararın doktorların tıbbi değerlendirmesiyle ilgili olduğu, dolayısıyla şikâyetlerin tıbbi hata kapsamında olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında devletin sahip olduğu etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük, somut olayda mağdurlara idari yargı mercileri önünde tam yargı davası açma yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir.

54. Somut olayda başvurucular, S.B.nin ölümü üzerine ceza soruşturması yürütülebilmesi için Başsavcılık tarafından kamu görevlileri hakkında soruşturma izni istenmesi üzerine soruşturma izninin verilmemesine dair kararın kesinleşmesinden sonra bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucular, Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki yollardan olup hem idarenin sorumluluğunu saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın giderilmesini sağlayabilecek olan tam yargı davası yolunu tükettiğine ilişkin herhangi bir bilgi ve belgeyi Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. Bu durumda yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler yönünden öngörülen yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. İdari İşlerde Görev Yapan Sağlık Görevlileri Yönünden

56. Başvurucular, İlçe Sağlık Müdürlüğünde görevli personel O.K.nın S.B.nin durumunun vahametini gözetmediğini, AMATEM'e sevk edilerek tedavisinin sağlanması için verilen randevu tarihini öne almadığını ifade etmiş; O.K.nın ölüm olayında sorumluluğu olduğunu iddia etmiştir.

57. Somut olayda idari işlerde görev yapan sağlık personelinin 10/6/2019 tarihinde Mahkeme tarafından yazılan yazının gönderilmesinin ardından gerekli yazışmaları yaptığı ve S.B.nin muayenesi için gerekli randevuyu aldığı anlaşılmıştır. Ağır bir ihmal bulunmayan veya kasıtlı olmayan eylemler açısından sağlık çalışanlarının koordinasyon eksiklikleri sonucu meydana geldiği iddia edilen ölüm olaylarında devletin pozitif yükümlülüğün tam yargı davası açılması ile yerine getirilmiş sayılabileceği ortadadır. Bu durumda sağlık personelinin mutlaka cezalandırılmalarını gerektirecek nitelikte ağır ihmalinin veya kastının bulunmadığı açık olan olayda başvurucuların idari yargı mercileri önünde tam yargı davası açma yolunun bulunduğu ancak başvurucular tarafından anılan yargısal yolun tüketilmeden bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 15/6/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Duran Bozdere ve Kemal Bozdere, B. No: 2020/5621, 15/6/2022, § …)
   
Başvuru Adı DURAN BOZDERE VE KEMAL BOZDERE
Başvuru No 2020/5621
Başvuru Tarihi 4/2/2020
Karar Tarihi 15/6/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tıbbi hata sonucu gerçekleştiği iddia edilen ölümle ilgili olarak soruşturma izni verilmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Tıbbi ihmal sonucu ölüm, ağır yaralanma Başvuru Yollarının Tüketilmemesi

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 3359 Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu 3
2577 İdari Yargılama Usulü Kanunu 13
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi