logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Tahir Laçin (2) [2.B.], B. No: 2020/8226, 22/5/2024, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

TAHİR LAÇİN BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2020/8226)

 

Karar Tarihi: 22/5/2024

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Murat İlter DEVECİ

Başvurucu

:

Tahir LAÇİN

Vekili

:

Av. Keleş ÖZTÜRK

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğine aykırı olarak hapis cezasının infazına devam edilmesi, tutukluluk süresinin makul olmaması, infazın durdurulmasına ilişkin taleplerin reddine dair kararlara vaki itirazların dosya üzerinden incelenmesi ve bu incelemede Cumhuriyet savcısı görüşünün mahpus ile müdafiine bildirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/2/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Başvurucu Hakkında Yürütülen Ceza Yargılamasıyla İlgili Süreç

5. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) başlatılan soruşturma kapsamında Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) terör örgütüne üye olma suçundan 5/10/2004 tarihinde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi (16/6/2004 tarihli ve 5190 sayılı mülga Kanun ile görevli) tarafından tutuklanmıştır.

6. Başsavcılığın 15/3/2005 tarihli iddianamesiyle başvurucu hakkında silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışma, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından kamu davası açılmıştır.

7. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince (Ceza Mahkemesi) yapılan yargılama neticesinde 28/8/2012 tarihli kararla başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgaya teşebbüs etme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

8. Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılan temyiz incelemesi sonunda anılan hüküm onanmış ve böylece başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşmiştir.

9. Başvurucu, hakkında verilen mahkûmiyet kararının infazı kapsamında Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulmaktadır.

10. Başvurucu, hakkındaki yargılama devam ederken tutukluk süresinin uzun olduğu iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) bireysel başvuru (B. No: 13681/10) yapmıştır. Başvurucunun şikâyetini suç isnadına bağlı tutma yönünden inceleyen AİHM, Hükûmetin tek taraflı deklarasyonuna istinaden başvuruyu kayıttan düşürmüştür.

B. Anayasa Mahkemesince Verilen İhlal Kararı ve Bu Karar Üzerine Yapılan Yeniden Yargılamayla İlgili Süreç

11. Başvurucu, hakkında yürütülen yargılamaya ilişkin şikâyetlerini bireysel başvuruya(B. No: 2013/7011) konu etmiştir. Bahsi geçen başvuruda başvurucu, başka ihlal iddiaları yanında duruşmada dinlenmeyen tanıkların beyanlarına dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulduğunu öne sürmüştür. Anayasa Mahkemesi 5/11/2015 tarihinde yaptığı incelemede Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir (anılan kararda bkz. §§ 54-74, 91). Kararın ilgili kısmı şöyledir:

 “...

63. Somut başvuruda, başvurucu hakkında 12/4/2003 tarihli kolluk ifadesinde başvurucunun örgüt yöneticisi olup İstanbul’daki yasa dışı silahlı örgüt MLKP’ye ait üç hücreden ikincisinin komutanı olduğu ve kuyumcuya yönelik silahlı gasp olayında da bizzat olay yerinde olduğu yönünde ifade veren A.A. isimli tanığın, daha sonra sanık olarak yargılandığı İstanbul 4 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin E.2003/213 sayılı dosyasının duruşmasında, başvurucu aleyhine kollukta verdiği ifadesinin işkence altında alındığını belirterek kolluk ifadesini reddettiği anlaşılmıştır.

...

66. Başvurucu hakkındaki gerekçeli karar incelendiğinde adı geçen tanığın (A.A.) beyanlarının dışında, mahkûmiyet hükmüne esas olarak başka dosyalarda sanık konumunda bulunan şahısların başvurucu aleyhine verdiği ifadelerin de delil olarak kabul edildiği görülmüştür. Ancak bu tutanak ve belgelerden sanık (başvurucu) aleyhine sonuç çıkarma (atılı suçlar ile başvurucu arasında bağ kurma) anılan sanık beyanlarıyla olmuştur. Söz konusu beyanlar ise soruşturma aşamasında polis nezdinde şüpheli sıfatı ile verilen beyanlardır. İlk Derece Mahkemesi, bu kişileri duruşmaya çağırarak dinlemek yerine, ifadelerinin dosyaya konulmasıyla yetinmiştir. Söz konusu şahısların birçoğu yargılandıkları mahkemelerde yaptıkları savunmalarda hazırlık beyanlarının baskı ve zorlama altında alındığını ileri sürerek bu beyanlarını kabul etmemişlerdir. Başvurucu aleyhinde beyanlarını sürdüren tanık A.H.B. ise pişmanlık yasasından yararlanmış ve cezasından indirim yapılmıştır.

67. Başvurucu, duruşmalar safahatında (kovuşturma evresinde) ve temyiz dilekçesinde, aleyhinde beyanda bulunan bu sanıkların duruşmada dinlenilmesi yönünde talep ve itirazlarını dile getirmiştir. İlk Derece Mahkemesi, bu talepleri gerekçesiz olarak reddetmiş; Yargıtay, başvurucunun temyiz dilekçesinde bildirdiği bu taleplerle ilgili bir değerlendirme yapmaksızın yerel mahkeme kararını onamış ve başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiştir.

...

70. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, hükme esas aldığı beyanların sahipleri olan tanıkların duruşmada dinlenmesi için hiçbir girişimde bulunmamıştır. Dolayısıyla bu tanıkların 5271 sayılı Kanun’un 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan ve duruşmada dinlenmesi yerine önceki beyanlarının okunması ile yetinilebilecek tanıklar olup olmadığı araştırılmamıştır. Bu beyanların önem dereceleri itibarıyla da duruşmada okunmakla yetinilecek beyanlardan olduğu da kabul edilmiş değildir. Dahası başvurucu veya müdafiince hükme esas alınan tanıkların beyanlarının duruşmada okunulmakla yetinilmesine rıza gösterilmemiş, bahsi geçen tanıkların duruşmada dinlenilmesi talep edilmiştir.

71. Öte yandan başvurucu ve müdafii, hükme esas alınan ifade tutanaklarını görme ve bu ifadelerin kanıt olarak kullanılmasına karşı çıkma imkânına sahip olmuş olsalar bile böyle bir imkân, başvurucunun tanıkları sorgulayabileceği ve sorgulatabileceği şekilde huzura gelmelerinin ve doğrudan dinlenmelerinin yerini alamaz (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95, 19/9/2003, § 95). Çünkü yargılama öncesindeki sorgulamalar öncelikli olarak iddia makamının savlarını desteklemek üzere yapılan bir bilgi/delil toplama işlemidir. Somut olayda tanık sorgulama imkânı, duruşmada dinlenmeyen ve yalnızca başka davaların soruşturma evrelerinde verdikleri ifadelerle yetinilen tanıkların beyanlarının, olayın aydınlatılması açısından ağırlıklarının çok ciddi (kilit mahiyetinde) olması nedeniyle hayati önemdedir.

72. Başvurucunun mahkûmiyetinde belirleyici olan bu ifadeler bir avukat huzurunda alınmamış; [Ceza Mahkemesi, İlk Derece Mahkemesi], itiraz konusu olan bu ifadelerin alınma biçimini ve koşullarını tespit etmeye yönelik herhangi bir adım da atmamıştır. Dolayısıyla tek delil olmamakla beraber başvurucunun aleyhine belirleyici delil olan ve başvuranın mahkûm edilmesini mümkün kılan söz konusu tanık ifadelerinin güvenilirliği ve doğruluğu hakkında ciddi kuşkular bulunduğuna dair başvurucu iddialarının yersiz olduğu söylenemez.

73. İlk Derece Mahkemesi belirleyici ölçüde başka davaların soruşturma evrelerinde dinlenen ve başvurucu ile yüzleşmesi olanağı olup olmadığı araştırılmamış olan sanıkların beyanlarına dayanarak başvurucunun cezalandırılmasına karar vermiştir[.] Mahkûmiyet büyük ölçüde başvurucunun soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı kimseler tarafından verilen ifadelere dayandırılmış olduğundan ve savunma haklarının korunması için hiçbir tedbir alınmadığından başvurucunun hakları Anayasa’nın 36. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmıştır.

74. Bu sebeplerle başvurucunun, aleyhinde beyanda bulunan tanığı sorguya çekme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

...

91. Tanık sorgulama hakkı yönünden tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmakta olup ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından hukuki yarar bulunduğundan yeniden yargılama yapılmak üzere kararın [Ceza Mahkemesine] gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

...

12. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrasında başvurucunun müdafii 21/1/2016 tarihinde Ceza Mahkemesine müracaat ederek yargılamanın yenilenmesine ve başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

13. Ceza Mahkemesi 12/2/2016 tarihinde yaptığı duruşmaya hazırlık incelemesi sonunda ceza miktarını ve dosya kapsamını gerekçe göstererek başvurucu hakkındaki hapis cezasının infazının durdurulması talebinin reddine karar vermiştir.

14. Yeniden yargılamada başvurucu ve/veya müdafii müteaddit kez infazın durdurulmasına karar verilmesini talep etmiş ancak bu talepler dosya kapsamı ve/veya yargılamanın geldiği aşama gerekçe gösterilerek reddedilmiştir.

15. Başvurucu ve müdafii 27/9/2019 tarihinde yapılan celsede infazın durdurulmasını talep etse de Ceza Mahkemesi talepleri kabul etmemiştir.

16. Başvurucu, Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararına ve ceza infaz kurumunda tutulduğu süreye işaret ederek Ceza Mahkemesince verilen karara itiraz etmiştir.

17. Başsavcılığın itiraz hakkındaki görüşünü alan ancak bu görüşü başvurucu ve/veya müdafiine bildirmeyen Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi (İtiraz Mahkemesi) 22/10/2019 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.

18. 13/12/2019 tarihli celsede Ceza Mahkemesi; dosya kapsamını, yargılamanın geldiği aşamayı ve kesinleşen cezanın niteliğini gerekçe göstererek başvurucu müdafiinin o celsedeki infazın durdurulmasına ilişkin talebini reddetmiştir.

19. Başvurucu müdafii, Aligül Alkaya ve diğerleri (2) (B. No: 2016/12506, 7/11/2019) kararının bazı paragraflarına atıfta bulunup -suçun sübutu ve dosyadaki deliller ile ilgili bazı hususlar yanında- Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararıyla birlikte mahkûmiyet kararının ortadan kalktığını ve bu nedenle mahkûmiyet kararının infazın sürdürülmesi gerekçesi yapılamayacağını belirterek Ceza Mahkemesince verilen karara itiraz etmiştir. Başvurucu müdafiince atıf yapılan Aligül Alkaya ve diğerleri (2) kararının ilgili paragraflarının ilgili kısmı şöyledir:

 “...

58. ...Anayasa Mahkemesince yargılamanın yenilenmesine hükmedilen hâllerde derece mahkemesinin yeniden yargılamaya karar vermesi için lehine ihlal kararı verilenin ya da ilgili başka kişi veya kişilerin talepte bulunması gerekmemektedir. Derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararı kendisine ulaşır ulaşmaz -ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak- taraflarca başvuru yapılmasını beklemeksizin yeniden yargılama yapmak yükümlülüğündedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereği olarak yeniden yargılama yapılacak hâllerde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak bir kabule değerlik incelemesi aşaması da bulunmamaktadır.

59. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken şey, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı gereğince yeniden yargılamaya başladığına dair karar almaktır... Mahkeme sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür...

...”

20. İtiraz Mahkemesi 7/1/2020 tarihinde başvurucu müdafiinin itirazının reddine karar vermiştir. Karar öncesinde itiraz hakkında Başsavcılıktan görüş alınmış ancak bu görüş başvurucuya ve/veya müdafiine bildirilmemiştir. Kararda Başsavcılığın konuyla ilgili görüşünün ne olduğu açıklanmasa da kararın söz konusu görüşe uygun olarak verildiği belirtilmiştir.

21. İtiraz Mahkemesinin 7/1/2020 tarihli kararı başvurucu müdafiince 24/1/2020 tarihinde öğrenilmiş ve başvuru 19/2/2020 tarihinde yapılmıştır.

22. Yeniden yargılamanın sona erdiği 1/12/2021 tarihinde Ceza Mahkemesi, başvurucu hakkında verdiği 28/8/2012 tarihli kararın onaylanmasına karar vermiştir. Başvurucunun müdafii tarafından temyiz edilen söz konusu karar Yargıtay 3. Ceza Dairesince 16/5/2023 tarihinde onanmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

23. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır...

24. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.

...

25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İtiraz” kenar başlıklı 267. maddesi şöyledir:

 “Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.”

26. 5271 sayılı Kanun’un “İnfazın geri bırakılması veya durdurulması” kenar başlıklı 312. maddesi şöyledir:

 “Yargılamanın yenilenmesi istemi hükmün infazını ertelemez. Ancak mahkeme, infazın geri bırakılmasına veya durdurulmasına karar verebilir.”

B. Uluslararası Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Özgürlük ve güvenlik hakkı” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;

...

4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.

...”

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Yılmaz Aydemir/Türkiye (B. No: 61808/19, 23/5/2023) kararında başvurucuya Cumhuriyet savcısının mütalaası hakkında yorumda bulunma hakkı tanınmadan mahkûmiyete bağlı tutuklama kararının hukukiliğinin gözden geçirilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin iddiayı da incelemiştir. Başvuruya konu olayda başvurucu, kendisine isnat edilen suçtan mahkûm edilmiş ve mahkûmiyet kararıyla birlikte tutuklanmıştır. Başvurucu; tutuklama kararının yasal dayanaktan yoksun ve orantısız olduğu, suç işlediğine dair kuvvetli şüphe oluşturacak somut delilin ve tutuklama nedeninin bulunmadığı iddiasıyla tutuklama kararına itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen mahkeme, Cumhuriyet savcısından itiraz hakkında görüş almış ancak bu görüşü başvurucuya ve/veya müdafiine bildirmeden başvurucunun itirazını reddetmiştir. Söz konusu kararda öncelikle Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan güvencelerin mahkûmiyete bağlı tutulan kişiler hakkında uygulanabilirliğine ilişkin olarak hükûmetin itirazı değerlendirilmiştir.

29. AİHM; tutuklulara sunulan usuli hakların mahkûmiyet kararından sonraki dönemi de kapsadığı hâllerde Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan güvencelere mahkûmiyet sonrası aşamada da riayet edilmesi gerektiğine ve -tutukluluğun gözden geçirilmesine ilişkin hükümler kapsamında 5271 sayılı Kanun’un 2., 101., 104., 267., 268. ve 270. maddelerine atıf yapmak suretiyle- ilgili Türk hukukunun tutukluluğa karşı yapılan itirazlar bağlamında usuli güvencelerin uygulanabilirliği açısından mahkûmiyet öncesi ve mahkûmiyet sonrası dönemler arasında bir ayrım yapmadığına işaret edip mahkûmiyet kararıyla birlikte tutuklanan kişinin itirazının -tutuklama kararının orantısızlığı gibi- özgürlüğünden mahrum bırakılan herkes için 5271 sayılı Kanun’un 101. maddesi kapsamında güvence altına alınan diğer hususları içermesi hâlinde, usule ilişkin güvencelerin uygulanabilirliğinin hariç tutulabileceğini düşünmek için hiçbir sebep bulunmadığını ifade ederek Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan güvencelerin somut olaya uygulanabilir olduğuna karar vermiştir. AİHM daha sonra Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan bir görüşün bir itirazı hak edip etmediğini değerlendirmenin tutuklunun veya müdafiinin meselesi olduğunu, başvurucunun tutukluluğu hakkında verdiği görüşün Cumhuriyet savcısının yargılamaya ilk katılımı olduğunu, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna ilişkin ilk kez bir yargı kararı elde etmeye ve mahkemenin tutukluluğun hukuka aykırı olduğuna karar vermesi durumunda tutukluluğunun sonlandırılmasını sağlamaya çalışan başvurucu için Cumhuriyet savcısı görüşünün büyük önem taşıdığını ve özgürlük hakkının demokratik bir toplumdaki yeri itibarıyla önemli zararın olmamasına ilişkin kabul edilebilirlik kriterinin uygulanmasını Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki şikâyetlerle ilgili olarak şimdiye kadar reddettiğini belirterek başvurucu için savcının mütalaasına karşı beyanda bulunma olanağının bulunmayışı nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir (anılan kararda bkz. §§ 8-10, 39-46).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Anayasa Mahkemesinin 22/5/2024 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

31. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve giderlerini ödeyemeyecek durumda olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

32. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmesinden yakınmıştır. Bu şikâyeti kapsamında başvurucu; öncelikle Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama yapılmasına karar vermesiyle hakkındaki mahkûmiyet kararının ortadan kalktığını, böylece tutukluluğunun suç isnadına bağlı tutmaya dönüştüğünü, buna rağmen ortadan kalkan mahkûmiyet kararı gerekçe gösterilerek tutukluluğunun devam ettirildiğini öne sürmüştür. Başvurucu ayrıca şu iddialarda bulunmuştur:

i. Kanunda yazılı azami tutukluluk süresi fazlasıyla aşılmıştır.

ii. AİHM kararıyla (bkz. § 10) tutukluluk süresinin makul olmadığı kabul edilmesine rağmen tahliye edilmemiş, bir süre sonra da mahkûmiyete bağlı olarak tutulmaya devam edilmiştir.

iii. Yeniden yapılan yargılamadaki tutukluluk süresi de makul değildir. Bu durum aynı zamanda anılan AİHM kararının gereğinin yerine getirilmediği anlamına gelmektedir.

iv. Tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda gerekçe bulunmamaktadır.

v. Ceza Mahkemesi, tutukluluğu devam etmesine rağmen yargılamanın makul bir sürede tamamlanması için gerekli tedbirleri almamıştır.

vi. Tutukluluğun devamına ilişkin kararlara yönelik itirazları duruşmasız incelenmiş ve Cumhuriyet savcısının tutukluluğun devamı yönündeki görüşleri kendisi ile müdafiine bildirilmemiştir.

34. Bakanlık görüşünde; yeniden yargılama kararının başvurucunun tanıkları sorgulayamadığı gerekçesiyle verilen ihlal kararı çerçevesinde alındığı, bu durumun kesinleşmiş mahkûmiyet kararını doğrudan geçersiz kılmadığı ve başvurucunun yeniden yargılama esnasında hakkında suç isnadı olan kişi konumunda olmadığı ifade edilmiştir.

35. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında ihlal iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

36. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Kişi hürriyeti ve güvenliği” kenar başlıklı 19. maddesinin ikinci, üçüncü, yedinci ve sekizinci fıkralarının ilgili kısmı şöyledir:

“...

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi ... halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir...

...

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır...

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.

...”

37. Başvuru, Anayasa Mahkemesince verilen tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin karar çerçevesinde yapılan yeniden yargılamada infazın durdurulmasına karar verilmemesi ve buna dair kararlara yönelik itirazların reddedilmesi üzerine yapılmıştır. Bu sebeple ihlal iddiaları, Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında ve yeniden yargılama süreciyle sınırlı olarak incelenmiştir.

a. İnfazın Durdurulmamasının Hukuki Olmadığına ve Tutuklulukta Makul Sürenin Aşıldığına İlişkin İddia Yönünden

38. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru hakkı kapsamında verilen ihlal kararı üzerine yapılan yeniden yargılamada hapis cezasının infazına devam edilmesinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edip etmediği meselesini Erol Eşrefoğlu ([GK], B. No: 2018/23111, 1/7/2021) ve Behzet Çakar ve diğerleri (2) ([GK], B. No: 2019/2333, 1/7/2021) başvurularında incelemiş ve şu sonuçlara varmıştır:

i. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine yapılan yeniden yargılamada infazın ertelenmesi veya durdurulmasına karar verilmesinin gerekli olup olmadığı ihlal kararının niteliğine bağlıdır. Bazı hâllerde ihlal kararı, başvurucunun mahkûmiyete bağlı tutulması ile mahkûmiyet arasındaki bağı koparmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir durumda başvurucunun bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma kapsamında özgürlüğünden yoksun bırakılması söz konusu değildir (Erol Eşrefoğlu, §§ 73, 75).

ii. Anayasa Mahkemesi ihlal kararı verirken ihlalin giderilmesi için ihlale konu mahkûmiyet hükmünün ortadan kaldırılması ya da infazının durdurulması yönünde bir gerekliliğe işaret etmemişse ihlal kararı üzerine yapılacak yeniden yargılamada infazın durdurulup durdurulmaması derece mahkemelerinin takdirindedir. Bununla birlikte anılan takdir yetkisinin kullanılmasında temel hak ve özgürlükler bağlamında bir soruna sebebiyet verilmemesi için özen gösterilmelidir (Erol Eşrefoğlu, § 73).

iii. Anayasa Mahkemesinin ihlale konu mahkûmiyet hükmünün ortadan kaldırılmasına da karar verdiği hâllerde ise derece mahkemeleri öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararını ortadan kaldırmak zorundadır. Bu durumda artık dayanağı kalmayan hükme bağlı tutmanın sonlandırılması gerektiği izahtan varestedir. Dolayısıyla derece mahkemelerince söz konusu ihlal kararı doğrultusunda hükmün ortadan kaldırılmasıyla birlikte derhâl infazın durdurulmasına karar verilmesi gerekmektedir ancak mahkemelerin suç isnadına bağlı tutmaya ilişkindeğerlendirme yaparak -Anayasa ve kanunlarda öngörülen koşulların bulunması hâlinde- başvurucunun tutuklanması yönünde bir karar vermesinin önünde engel bulunmamaktadır (Behzet Çakar ve diğerleri (2), §§ 63, 64).

39. Somut olayda Anayasa Mahkemesi, tespit ettiği ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin başvurucunun yargılandığı mahkemeye gönderilmesine karar verse de ihlalin giderilmesi noktasında yapılması zorunlu başkaca bir hususa karar vermemiştir (bkz. § 11). O hâlde başvuruya konu olayda yargılamanın yenilenmesine karar verilmesi, başvurucunun tutulma hâlinin niteliğini etkilememektedir ve başvurucunun bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma kapsamında özgürlüğünden yoksun bırakılması söz konusu değildir. Bu bakımdan başvurucunun kesinleşen mahkûmiyet kararına bağlı olarak yeniden yargılama sürecindeki tutulması da Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasındaki mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların yerine getirilmesi kapsamındadır. Başvurucunun mahkûmiyet kararını veren mercinin bir mahkeme olmadığı, kararın hürriyeti kısıtlayıcı bir niteliğinin bulunmadığı veya hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen hürriyeti kısıtlayıcı cezanın kapsamını aştığı yönünde bir iddiası olmadığı nazara alındığında somut olayda Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası yönünden bir ihlal bulunmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca başvurucu bir suç isnadına bağlı olarak tutulmadığı için Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilmesi söz konusu değildir.

40. Açıklanan gerekçelerle infazın durdurulmamasının hukuki olmaması ve tutuklulukta makul sürenin aşılması sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci ve yedinci fıkraları yönünden ihlal edildiğine yönelik iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. İtiraz İncelemesinin Dosya Üzerinden Yapıldığına ve Cumhuriyet Savcısının Görüşünün Başvurucuya ile Müdafiine Bildirilmediğine İlişkin İddia Yönünden

41. Anayasa Mahkemesi, Mehmet İlker Başbuğ (B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 80) kararında Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında kişi hürriyetini kısıtlayan sebepleryönünden bir ayrım yapılmadığından hareketle anılan fıkrada güvence altına alınan başvuru hakkının Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen özgürlükten yoksun bırakılma hâllerini de kapsadığı sonucuna varmıştır. Ç.Ö. ([GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §§ 47, 48) kararında ise sözü edilen başvuru hakkının ancak tutmanın niteliğine uygun başvurular yönünden geçerli olduğu, dolayısıyla mahkûmiyete bağlı olarak hürriyetinden yoksun bırakılan kişilerin suç isnadına bağlı olarak tutulmaya ilişkin koşulların bulunmadığına yönelik başvurularının Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasındaki güvencelerden yararlanamayacağı yönünde değerlendirmede bulunmuştur.

42. AİHM Yılmaz Aydemir/Türkiye kararında, mahkûmiyet kararına bağlı tutuklama kararına vaki itiraz hakkında Cumhuriyet savcısından alınan görüşün başvurucu ve/veya müdafiine bildirilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasının ihlal edildiğine karar verse de sözü edilen karara konu olay somut başvuruya konu olaydan tamamen farklıdır. Zira AİHM ihlal sonucuna ulaşırken 5271 sayılı Kanun’un özellikle 101. ve 104. maddelerini gözeterek Türk hukukunun tutukluluğa karşı yapılan itirazlar bağlamında usuli güvencelerin uygulanabilirliği açısından mahkûmiyet öncesi ve mahkûmiyet sonrası dönemler arasında bir ayrım yapmadığını dikkate almıştır. Somut olayda 5271 sayılı Kanun’un anılan hükümlerinin uygulanma olanağı yoktur. Çünkü başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesi ile başvurucu hakkındaki yargılamanın kovuşturma aşaması son bulmuştur. Ayrıca Yılmaz Aydemir/Türkiye kararına konu olayda başvurucu ilk kez verilen mahkûmiyet kararı üzerine tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu ile müdafiinin Cumhuriyet savcısının konuyla ilgili görüşünden daha önce haberdar olması mümkün değildir. Başvuruya konu olayda ise başvurucu hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı söz konusudur ve Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararı, başvurucunun mahkûmiyete bağlı tutulması ile mahkûmiyet arasındaki bağı koparmamıştır (bkz. § 38). Bu bakımdan başvurucunun itiraz incelemesinin dosya üzerinden yapıldığına ve Cumhuriyet savcısının görüşünün bildirilmediğine ilişkin iddiasının Ç.Ö. kararı çerçevesinde ele alınması gerekir.

43. Başvurucunun mahkûmiyete bağlı tutma yönünden ileri sürülebilecek iddialarda bulunmadığı görülmektedir (mahkûmiyet kararına bağlı tutmanın hukukiliğinde incelenen hususlar konusunda bkz. § 39). Ayrıca Anayasa Mahkemesince bu yönde bir tespitte bulunulmamıştır. Bu durumda başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasındaki güvencelerden yararlanması mümkün değildir.

44. Açıklanan gerekçelerle itiraz incelemesinin dosya üzerinden yapılması ve Cumhuriyet savcısının görüşünün bildirilmemesi sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası yönünden ihlal edildiğine yönelik iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. İnfazın durdurulmamasının hukuki olmaması ve tutuklulukta makul sürenin aşılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci ve yedinci fıkraları yönünden ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. İtiraz incelemesinin dosya üzerinden yapılması ve Cumhuriyet savcısının görüşünün bildirilmemesi sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası yönünden ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 22/5/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Tahir Laçin (2) [2.B.], B. No: 2020/8226, 22/5/2024, § …)
   
Başvuru Adı TAHİR LAÇİN (2)
Başvuru No 2020/8226
Başvuru Tarihi 19/2/2020
Karar Tarihi 22/5/2024

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğine aykırı olarak hapis cezasının infazına devam edilmesi, tutukluluk süresinin makul olmaması, infazın durdurulmasına ilişkin taleplerin reddine dair kararlara vaki itirazların dosya üzerinden incelenmesi ve bu incelemede Cumhuriyet savcısı görüşünün mahpus ile müdafiine bildirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı Tutulan kişinin yargı merciine başvuru hakkı (hakim önüne çıkarılma) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Mahkumiyete bağlı tutma Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
AYM kararlarına uyulmaması Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
İnfaz, koşullu salıverme Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 6216 Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun 49
50
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 267
312
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi