|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Murat BAŞPINAR
|
|
Başvurucu
|
:
|
Rafiye ÇAKAR
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Uğur UĞURELLİ
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, ceza davasında esaslı iddia ve savunmaların gerekçede değerlendirilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, mali ve sosyal haklardan mahrum kalınması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.
2. Öğretmen olarak atanmak isteyen lisans mezunlarının müracaat ettiği 2010 yılındaki Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) 10/7/2010 Cumartesi günü gerçekleştirilmiş ve sınav sonuçları 11/8/2010 tarihinde Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) resmî internet sitesinde duyurulmuştur. Sonuçların açıklanmasından sonra geçmiş yıllara oranla çok sayıda adayın eğitim bilimleri testinde 120 sorunun tamamına doğru cevap verdiği anlaşılmıştır. Bu sonucun sınav sorularının bazı kişiler tarafından sınavdan önce temin edilerek kendileri ile bağlantılı diğer kişilere elektronik posta yoluyla gönderilmesinden ve bu şekilde sınavda toplu olarak kopya çekilmesinden kaynaklandığı yönünde yazılı ve görsel basında fazla sayıda habere yer verilmesi üzerine idari ve adli makamlarca söz konusu iddialarla ilgili farklı tarihlerde çeşitli soruşturmalar başlatılmıştır.
3. 1986 doğumlu olan başvurucu, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 2008 yılında mezun olmuştur.
4. Başvurucu, KPSS 2010 Lisans P3 Puan (Genel Yetenek ve Genel Kültür) türü ile ÖSYM tarafından memur olarak yerleştirilmiştir.
5. ÖSYM tarafından iptal edilen sınavdaki tüm sorulara doğru cevap veren veya yapılan inceleme sonucunda düzenlenen rapora göre birkaç soru yönünden yanlış seçenekte birleşen adaylar hakkında soruşturmalar başlatılmıştır. ÖSYM tarafından yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 15/3/2016 tarihli rapora göre genel yetenek testindeki birkaç soru yönünden yanlış seçenekte birleşen adaylardan biri olduğunun görülmesi üzerine başvurucu hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik yapma, silahlı terör örgütü üyesi olma suçlarını işlediği şüphesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından soruşturma başlatılmıştır.
6. Soruşturma kapsamında başvurucunun 10/7/2010 tarihinde düzenlenen ve iptal edilen KPSS eğitim bilimleri testinde 120 sorudan 116 soruyu, genel yetenek testinde 60 sorudan 58 soruyu ve genel kültür testinde 60 sorudan 54 soruyu doğru cevapladığı, 31/10/2010 tarihinde tekrarlanan eğitim bilimleri testine ise girmediği görülmüştür. Başvurucunun daha önce 2009 yılında girdiği KPSS eğitim bilimleri testinde 120 sorudan 76 soruyu, genel yetenek testinde 60 sorudan 40 soruyu ve genel kültür testinde 60 sorudan 28 soruyu doğru cevapladığı, 2009 yılında yapılan sınava göre 2010 yılında yapılan sınavda eğitim bilimleri, genel yetenek ve genel kültür testlerinde daha fazla soruya doğru cevap verdiği tespit edilmiştir.
7. Soruşturma neticesinde Başsavcılık; başvurucunun kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, resmî belgede sahtecilik, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından cezalandırılması talebiyle toplam doksan bir şüpheli hakkında 4/4/2018 tarihli iddianameyi düzenlemiştir. İddianamede 2010 yılındaki KPSS'nin iptal edilmesi ve bu konuda başlatılan adli işlemlerle ilgili detaylı açıklamalara yer verdikten sonra farklı dosyalar üzerinde yürütülen soruşturmalar kapsamında ifadeleri alınan bazı şüphelilerin sınav sorularını sınavdan önce kimlerden aldıklarına dair ikrarda bulunduklarını, yer verilen teknik bilirkişi raporlarındaki bulguların ve tespitlerin yanı sıra başvurucunun iptal edilen sınavdan önce 2009 yılında girdiği sınava nazaran gösterdiği başarının oldukça yüksek olduğunun anlaşıldığını ifade etmiştir. Başvurucunun genel kültür testinin dokuz numaralı sorusunda yanlış seçenekte birleşen adaylardan biri olduğunu, iptal edilen testte 100 ve üzeri net yapan bir şüpheli aday ile telefon irtibatının bulunduğunu ve teknik bilirkişi raporlarındaki bulgulara göre elde edilen başarının şüpheli olarak değerlendirildiğini belirtmiştir.
8. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Beş celsede tamamlanan duruşmanın 19/12/2018 tarihli ilk celsesinde başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu savunmasında; mezun olduktan sonra çalışmadığını, sadece 2010 yılı KPSS sınavına hazırlandığını, bunun sonucunda 2010 yılında iyi bir sonuç elde ettiğini, formasyonunu 2012 yılında aldığını, ayrıca 18/10/2010 günü doğum yaptığını ve hastanede yattığını, tekrarlanan sınav zamanında dikişleri alınmadığından Burdur'dan Ankara'ya gitmesinin zor olduğunu, 2010 yılında formasyonu olmadığından öğretmen olarak atanması mümkün olmadığı için tekrar sınavına girmediğini beyan ederek suçlamaları kabul etmemiştir. Ayrıca 2010 KPSS P3 puanı ile atamasının yapıldığını, iddianamede HTS irtibatı olduğu belirtilen T.E.nin asker olan eşinin Kara Harp Okulundan sınıf arkadaşının eşi olduğunu ifade etmiştir.
9. Yargılamanın tamamlanmasının ardından Mahkeme 26/2/2020 tarihinde hükmü açıklamıştır. Buna göre başvurucunun resmî belgede sahtecilik ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından beraatine, kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçundan 4 yıl 2 ay hapis ve 299.460 TL adli para cezasıyla mahkûmiyetine karar vermiştir. Gerekçeli kararda; mahkûmiyete temel olarak başvurucunun 2009 yılında girdiği KPSS'den aldığı sonuca göre 10/7/2010 tarihinde düzenlenen ve iptal edilen KPSS'de yüksek oranda elde ettiği başarısının Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) tarafından soruların ele geçirilip dağıtılması neticesinde tüm soruları daha önceden ele geçirmesi ve bu şekildeki hileli hareketiyle sınavda başarı sağlamış olmasına dayanılmıştır. Bu sonuca ulaşılırken iptal edilen sınav sonrasında yenilenerek 31/10/2010 tarihinde tekrarlanan eğitim bilimleri testine girmemesine, aynı olayla ilgili başka sanıklar hakkında açılan ve aynı Mahkemede görülen diğer dosyalarda verilen etkin pişmanlık kapsamındaki beyanları esas alınmıştır. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... sanığın iptal ve sonra da tekrar edilen 2010 KPSS’lerdeki doğru cevapları sayısındaki farkın hayatın olağan akışına aykırı olması ve iptal edilen 2010 KPSS sorularının daha önce verildiğine dair birçok etkin pişmanlık beyanının bulunması karşısında, sanığın sınava çok çalışıp doğru sayılarını bu şekilde arttırdığı, tekrar edilen sınava ise formasyonu olmadığı için zaten atanma şansının bulunmaması sebebiyle girmediği şeklindeki savunmasına itibar edilmemiş; şöyle ki atanma ihtimali bulunmayan bir sınava sıkı bir şekilde çalışmanın hayatın olağan akışına aykırı olması, bunun yanı sıra sanığın formasyonu olmasa bile sınavdan aldığı puanın 2 yıl geçerli olduğunun mahkememizce bilinmesi hasebiyle savunmasına itibar edilmemiş ve sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından soruları ele geçirilip dağıtılan ve bu sebeple iptal edilen 2010 KPSS'deki tüm soruları daha önce ele geçirdiği ve bu şekildeki hileli hareketiyle sınavda başarı sağlayıp, kamuda göreve atanıp, iddianame tarihine kadar haksız menfaat (maaş, ek ders vs.) elde ettiği kabul edilerek, zincirleme şekilde kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçunu işlediği sabit görülmüştür.
Sanığın bu suçu üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlediğine dair delil olmadığından veya yukarıda anlatıldığı şekilde suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemediği anlaşıldığından, sanık hakkında TCK'nın 158/3. maddesi uygulanmamıştır."
10. Başvurucu, hakkındaki kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi 24/3/2021 tarihinde verdiği kararla istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık yapma suçu yönünden verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmiştir.
11. Başvurucu, nihai kararı 5/4/2021 tarihinde öğrendikten sonra 4/5/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Öte yandan silahlı terör örgütü üyeliği suçundan verilen beraat hükmüne karşı Başsavcılık tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesince yukarıda belirtilen 24/3/2021 tarihli kararla bu suç yönünden de istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Anılan karar, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından temyiz edilmiş; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 9/10/2024 tarihli onama kararıyla kesinleşmiştir.
13. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
14. Başvurucu; eksik inceleme yapılması ve delillerin yanlış değerlendirilmesi neticesinde savunmasında belirttiği hususların araştırılmadan karar verildiğini, örgüt üyesi olmadığı yönünde karar verilmesine karşın kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçundan mahkûm edilirken soruları nasıl ele geçirdiğinin kararda açıklanmadığını, iddia ve itirazlarına karşı yargı mercilerince yeterli açıklamalara yer verilmediğini belirterek adil yargılanma hakkı kapsamında bir kısım hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde özetle Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formunda ileri sürdüğü iddialarını yinelemiştir.
16. Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
18. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda gerekçeli karar hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesi de dikkate alındığında kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Tarafların uyuşmazlığın sonucuna etkili nitelikteki iddia ve itirazlarının mahkemesince ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekir. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan iddia ve itirazların bu defa kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açar (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Vesim Parlak [2. B.], B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §§ 33, 34; Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Münür Ata [2. B.], B. No: 2014/4958, 22/1/2015, §§ 37-43; Hikmet Çelik ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 54-59; Şah Tarım İnşaat Turizm Seyahat Yatçılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/7847, 9/3/2016, §§ 36-48; Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
19. Kuşkusuz adil yargılanma hakkı suç isnadıyla ilgili yargılamalarda bile mahkemelerin fiilî ve hukuki karinelere dayanmasını bütünüyle yasaklamamaktadır. Ancak suç isnadına ilişkin bir yargılamada karinenin adil yargılama hakkını ihlal etmemesi için karineyle kişinin otomatik olarak suçlu ilan edilmemesi, bu bağlamda karinenin aksinin ispat edilebilir nitelikte olması ve başvurucunun karinenin aksini ispatlama gayesiyle yaptığı açıklama ve sunduğu delillerin mahkeme tarafından titizlikle ele alındığının gösterilmiş olması gerekir (Gurbet Çoban [1. B.], B. No: 2019/38857, 17/11/2021, § 47).
20. Bununla birlikte genel anlamda suçun kanıtlanması yükümlülüğü iddia edende kaldığı sürece savunmasını oluşturmak için ispat yükünü sanığa devreden kurallar ile hukuki veya fiilî varsayımların olduğu durumlarda ispat yükünün yer değiştirmesi masumiyet karinesine aykırılık taşımaz (AYM, E.2013/38, K.2014/58, 27/3/2014). Ancak suç isnadını içeren karinenin aksinin başvurucu tarafından yargılama sırasında ispat edilebilmesinin mümkün olması, hâkimin de bu yönde ileri sürülen iddiaları inceleyip kararını buna göre verebilmesi, bir başka ifadeyle karinelerin kişiyi otomatik olarak suçlu hâline getirmemesi gerekir. Karineler, masumiyet karinesini ihlal eder boyuta ulaşmamalı ve suç isnadı altındaki kişi savunma imkânlarından yararlandırılmalıdır (Adem Hüseyinoğlu [2. B.], B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 36; Umut Çongar [GK], B. No: 2017/36905, 21/10/2021, § 44).
21. Mahkemece; başvurucunun 2009 yılında girdiği KPSS'den aldığı sonuca göre 10/7/2010 tarihinde düzenlenen ve iptal edilen KPSS'de yüksek oranda elde ettiği başarısına, iptal edilen sınav sonrasında 31/10/2010 tarihinde tekrarlanan eğitim bilimleri testine girmemesine ve aynı olayla ilgili aynı Mahkemede görülen diğer dosyalarda verilen etkin pişmanlık kapsamındaki beyanlara dayanılmıştır. Bu sonuca ulaşılırken başvurucunun, FETÖ/PDY tarafından soruların ele geçirilip dağıtılması neticesinde tüm soruları daha önceden ele geçirmesi ve bu şekildeki hileli hareketiyle sınavda başarı sağladığı kabul edilmiştir (bkz. § 9).
22. Başvurucu savunmalarında 2010 yılında gerçekleştirilen sınav öncesinde başka bir kurumda çalışmaması nedeniyle sınava iyi çalıştığını ve bu nedenle başarılı olduğunu, iptal edilerek tekrarlanan sınava ise 18/10/2010 günü doğum yapması ve rahatsızlıkları nedeniyle ayrıca sınav için Burdur'dan Ankara'ya gitmesi zor olduğundan girmediğini beyan etmesine karşın savunmasının doğruluğu hususunda Mahkemece herhangi bir araştırma yapılmamıştır.
23. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin doğrudan ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçerek delil değerlendirmesi yapması söz konusu olamaz. Bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili adli ve idari mercilerdir (Cemil Danışman [1. B.], B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 58). Ancak başvurucunun savunmasında belirttiği iddialarının kararın sonucunu değiştirebilme ihtimali olan iddialar olduğu ve bildirilen bu durum hakkında herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığı görülmektedir.
24. Mahkeme 2010 yılı KPSS sorularının örgütlü bir yapı tarafından sınavdan önce ele geçirilerek bu yapıya yakın kişilere sızdırıldığı iddiası hakkında yürütülen ana soruşturma dosyasındaki bilirkişi raporlarına ve diğer delillere atıf yapmak suretiyle söz konusu örgütlü yapının FETÖ/PDY olduğunu kabul etmiştir. Nitekim bahsi geçen ana soruşturma kapsamında sınavdan çok önceki bir tarihte soruların bilgisayarında kayıtlı olduğu tespit edilen ve ifadesi alınan şüpheli B.S.nin FETÖ/PDY ile bağlantılı kişiler aracılığıyla soruların kendisine ulaştırıldığı yönündeki beyanına gerekçeli kararda atıf yapmıştır. Yine aynı olaya ilişkin olarak yürütülen başka kovuşturmalarda etkin pişmanlık kapsamında ifadeleri alınan diğer sanıkların da sınav sorularının kendilerine FETÖ/PDY tarafından dağıtıldığına dair ikrar içeren ifadeler verdiği gerekçeli karardan anlaşılmaktadır.
25. Mahkemenin değerlendirdiği delillerin hiçbirinin başvurucunun soruları sınavdan önce kimden ve ne şekilde aldığını, diğer bir ifadeyle olayın nasıl gerçekleştiğini doğrudan ortaya koyamadığının altı çizilmelidir. Dahası Mahkeme, gerekçeli kararda başvurucunun farklı tarihlerde yapılan sınavlarda sergilediği başarı farkına dayanmakla birlikte başvurucunun sınav sorularını sınavdan önce hileli bir davranışla elde ettiğini ortaya koyan bir delil göstermemiştir. Bununla birlikte Mahkeme; başvurucunun sübuta, ceza hukukunun temel prensiplerine ve Yargıtay uygulamasına (bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 13/9/2023 tarihli ve E.2022/1548, K.2023/5483; 8/12/2021 tarihli ve E.2021/4666, K.2021/10380 sayılı kararları) temas eden ve kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki savunma ve itirazları hakkında somut bir değerlendirmede de bulunmamıştır.
26. Buna göre başvurucu üzerine atılı suçu işlemediğine dair iddiasını destekleyebilecek mahiyette iddia ve talepler sunmasına rağmen Mahkemece bu durum gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak tartışılmamış ve başvurucunun iddialarına cevap verilmemiştir.
27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.
28. Başvurucu ayrıca silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, masumiyet karinesinin ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre ileri sürdüğü anılan bu şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına ihlalin sonuçları itibarıyla bu aşamada gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu; haksız suçlamalar nedeniyle açığa alındığını, kesinleşen mahkûmiyet kararı nedeniyle ihraç edileceğini belirterek maaş, emeklilik ve sosyal haklardan mahrum bırakıldığını ileri sürmüştür. Başvurucunun bu şikâyetinin bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Remziye Duman ([2. B.], B. No: 2016/25923, 20/7/2017) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
30. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 250.000 TL maddi ve 250.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
31. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
32. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
33. Maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunulmadığı için maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından da manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Adil yargılanma hakkının diğer bir kısım güvencelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2018/1652, K.2020/123) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 1/10/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Başvurucu, ceza yargılamasında esaslı iddia ve savunmalarının gerekçede değerlendirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirtilen gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;
2010 yılında yapılan KPSS sınavında tüm sorulara doğru cevap veren ve birkaç soruda yanlış seçenekte birleşen adaylar hakkında soruşturma başlatılmıştır. Başsavcılık tarafından, soruşturma kapsamında başvurucunun eğitim bilimleri testinde yer alan 120 sorudan 116 soruyu doğru cevapladığı, genel yetenek testinde 60 sorudan 58 soruyu, genel kültür testinden ise 60 sorudan 54 soruyu doğru cevapladığı, tekrarlanan eğitim bilimleri testine girmediği,2009 yılında ise 120 sorudan 76 soruyu, genel yetenek testinden 60 sorudan 40 soruyu ve genel kültür testinden 60 sorudan 28 soruyu doğru cevapladığı, başvurucunun genel kültür testinin 9 numaralı sorusunda yanlış seçenekte birleşen adaylardan olduğu, iptal edilen sınavda 100 ve üzeri net yapan bir şüpheli aday ile telefon irtibatının olduğu ve teknik bilirkişi raporlarına göre elde edilen başarının şüpheli olduğu belirtilmiştir. İddianamenin kabulü ile açılan dava görülmeye başlanmış ve yargılama sonucunda mahkemece başvurucu hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan mahkûmiyet kararı, terör örgütü üyeliğinden ise beraat kararı verilmiştir. Mahkûmiyet kararı, istinaf denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
Yerel Mahkeme gerekçesinde özetle, başvurucunun iptal edilen KPSS sınavındaki doğru cevap sayısındaki artışın hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yine formasyonu olmaması nedeniyle tekrar edilen sınava girmediği yönündeki savunmasına, atama şansının olmadığı bir sınava sıkı bir şekilde çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olması, kaldı ki formasyonu olmasa bile alınan puanın 2 yıl süreyle geçerli olduğunun mahkemece bilindiği bu nedenle söz konujsu savunmaya itibar edilmediği, başvurucunun hileli şekilde soruyu ele geçirdiği ve haksız şekilde kamu görevine atanarak maaş aldığı, bu şekilde zincirleme şekilde kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçunu işlediği belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Aydın Yavuz ve Diğerleri başvurusunda (Başvuru Numarası: 2016/22169, Karar Tarihi: 20/6/2017, R.G. Tarih ve Sayı: 30/6/2017-30110) FETÖ/PDY örgütünün özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalara yer vermiştir. Söz konusu kararda yapılan tespitlerin bazıları şöyledir; “…i.FETÖ/PDY’nin başlangıçta özellikle din ve eğitim alanında faaliyet göstererek toplumda meşruiyet kazanmaya çalışmıştır. ii. FETÖ/PDY, bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri, okullar, yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı gençleri amaçları doğrultusunda yetiştirmiş ve bu kişiler yapılanmanın insan kaynağını oluşturmuştur…iv. FETÖ/PDY'nin sosyal, kültürel ve ekonomik alanda yürüttüğü yasal faaliyetleri; dershaneler, okullar, üniversiteler, dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek odaları, iktisadi kuruluşlar, finans kuruluşları, gazeteler, dergiler, TV kanalları, radyolar, İnternet siteleri, hastaneler gibi sivil alanlara ilişkindir…”. Bu kararda belirtildiği üzere, FETÖ/PDY terör örgütünün ortaya çıkması ve toplumda meşruiyet kazanmasındaki en önemli unsur, eğitim faaliyetleri olmuştur. KPSS sınavının ve özellikle eğitim bilimleri testine ilişkin soruların önceden elde edilmesi ve örgütle irtibatlı ya da iltisaklı belirli kişilerle paylaşılması, örgütün resmi kurum ve okullara kendi bünyesi içerisinde yer alan kişilerin öğretmen olarak atanmasını sağlaması ve bu şekilde eğitim sektöründeki yapılanmasının bir görünümünü oluşturmaktadır.
Başvurucu, 2008 yılında Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun olmuştur. 2010 yılı KPSS sınavı sonucunda ÖSYM tarafından genel yetenek ve genel kültür puan türünden (P3 puan türünden) memur olarak yerleştirilmiştir. Yargılamayı yapan yerel mahkeme ve bu kararı denetleyen istinaf mahkemesi başvurucunun sadece ilk sınavda çok sayıda soruyu doğru cevapladığı için örgüt üyeliğini kabul etmemiş, başvurucunun ilk sınavdaki başarısı yanında, tekrar edilen sınava girmemesini, 2009 yılında yapılan sınavdaki başarı ölçütlerini, diğer şüpheli adaylarla yanlış soruda birleşmelerini, diğer dosyalardaki etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadeleri değerlendirmiş ve bu hususları gerekçeli kararına yansıtmıştır. Nitekim, yerel mahkeme söz konusu deliller çerçevesinde, başvurucunun örgüt üyeliğinden beraatına karar vermiştir.
Açıklanan nedenlerle, başvurucunun mahkûm edilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.