logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Mustafa Cengiz ve Nesrin Cengiz [2. B.], B. No: 2021/19547, 4/11/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MUSTAFA CENGİZ VE NESRİN CENGİZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/19547)

 

Karar Tarihi: 4/11/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Yüksel GÜNARSLAN

Başvurucular

:

1. Mustafa CENGİZ

 

 

2. Nesrin CENGİZ

Vekili

:

Av. Mustafa İlker KARACA

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, zorunlu askerlik hizmetini ifa eden kişinin yaşamının korunması için gerekli tedbirlerin alınmaması sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle yaşam hakkının, esasa etkili iddiaların karşılanmaması nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucular, İzmir'de konuşlu Ege Ordu Komutanlığı Karargâh Destek Grup Karargâh Bölük Komutanlığında (Bölük Komutanlığı) zorunlu askerlik hizmetini ifa etmekteyken 30/9/2017 tarihinde intihar eden A.C.nin ebeveynidir.

A. A.C.nin Askerlik Süreci ve Ölümü

3. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 10/3/2020 tarihli yazısına göre A.C.ye reçete edilen ve depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, kaygı bozukluğu, travma sonrası stres ve sosyal anksiyete bozukluğu tedavisinde kullanılan Lustral isimli ilaç 13/5/2010 tarihinde satın alınmıştır.

4. A.C.nin imzasını taşıyan kayıt-kabul muayenesine göre diğer askerlere yapıldığı gibi A.C. hakkında da değerlendirme ve anket yapılmıştır. 10/6/2017 tarihinde yapılan bu ankette "Daha önce psikiyatrik/ruhsal/psikolojik rahatsızlık geçirdiniz mi?" sorusuna A.C. "Hayır" olarak cevap vermiştir. Ankette yer alan "Hâlen ruhsal/psikolojik durumunuzla ilgili belirtmek istediğiniz önemli bir husus var mı?", "Yakın aile bireylerinde önemli bir sağlık sorunu var mı?" sorularını A.C. aynı şekilde "Hayır" olarak yanıtlamıştır. Yine aynı tarihte düzenlenen ve A.C.nin imzaladığı Sağlık Durum Tutanağı'na göre A.C. herhangi bir sağlık sorunu olduğunu beyan etmemiştir.

5. 6/7/2017 tarihinde Bölük Komutanlığına katılan A.C. hakkında düzenlenendanışmanlık kartındaki 10/7/2017 tarihli açıklamaya göre A.C.nin psikolojik bir sorunu yoktur.

6. Bölük Komutanlığında yazıcı olarak görevlendirilen A.C. 24/7/2017 tarihinde Rehberlik ve Danışma Merkezine (RDM) başvurarak bu görevin kişiliğine uygun olmadığını, görevin niteliği gereği diğer askerlerle çatışma hâlinde olduğunu, buna bağlı olarak stres, uyku problemi ve iştahsızlık yaşadığını beyan etmiştir. RDM'de görevli olan Asteğmen M.Ö. aynı gün düzenlediği personel koordine formu ile "personelin lider danışmanlığı ile moral motivasyonunun sağlanması, can dostu takibi, personele birlik içinde başka bir görev verilme durumunun değerlendirilmesi" önerilerinde bulunmuştur. Görüşme sonrasında M.Ö., A.C.ye 28/8/2017 tarihinde yeni bir görüşme yapmak üzere randevu vermiştir. 24/7/2017 tarihli Danışma Özet Formu'na göre M.Ö., A.C.ye psikolojik destek vermiş ve durumu hakkında komutanını bilgilendirmiştir.

7. 24/7/2017 tarihli görüşme sonrasında A.C.nin görev yeri değiştirilerek isteğine uygun şekilde açık alanda görev yapma imkânı kendisine tanınmıştır.

8. A.C., RDM tarafından 28/8/2017 tarihinde yapılması planlanan ikinci görüşmeye 12/9/2017 tarihinde katılmıştır. Görüşme sonrasında düzenlenen Danışma Özet Formu'na göre A.C. geçmişte anksiyete bozukluğu tedavisi gördüğünü ve ilaç kullandığını, son zamanlarda uyku ve iştah sorunları yaşadığını beyan etmiştir. Sorun alanı bölümü "uyum" olarak doldurulan aynı tutanağa göre A.C.ye psikolojik destek verilmiş ve birinci basamak muayene merkezine sevki önerilmiştir.

9. A.C. ikinci görüşme sonrasında aile ziyareti sebebiyle izin talebinde bulunmuştur. Talebi bölük komutanı tarafından 14/9/2017 tarihinde uygun görülen A.C. 20/9/2017 tarihinde izne ayrılmıştır.

10. A.C. izinli olduğu 25/9/2017 tarihinde özel bir hastaneye müracaat etmiştir. Aynı gün düzenlenen epikriz raporunda "ŞİKÂYETİ sıkıntı kaygı uykusuzluk HİKAYESİ İlk 2010 da kaygı bozukluğu tanısıyla tedavi görmüş. Kısa aralıklarla ilaç kullanmış. Son zamanlarda iştahsızlık kötü düşünceler uykusuzluk gibi şikâyetleri var. TANI F32— (K) Depresif Nöbet, Sonuç: Tedaviyle taburcu (R. V.)" şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. A.C.yi muayene eden psikiyatri uzmanı Serex 25 mg ve Paxera 10 mg ilaçlarını reçete etmiştir.

11. İzin dönüşü 26/9/2017 tarihinde birliğine katılan A.C. 28/9/2017 tarihinde İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir. Uzman doktor tarafından düzenlenen aynı tarihli raporda anksiyete bozukluğu teşhisi konulan A.C.nin tedavisinin düzenlendiği ve bir ay sonra kontrolünün uygun olduğu belirtilmiştir. İlaç takip çizelgesine göre A.C.ye 28/9/2017 ve 29/9/2017 günlerinde Serex 25 mg ve Paxera 10 mg ilaçları verilmiştir.

12. A.C. 30/9/2017 günü saat 06.30 sıralarında birliğin içindeki bir ağaca asılı şekilde ölü olarak bulunmuştur.

13. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) olay ile ilgili olarak derhâl soruşturma başlatmıştır.

B. Ceza Soruşturması Süreci

14. Başsavcılık, olay yeri inceleme ve ölü muayene işlemlerini yaptıktan sonra kesin ölüm nedeninin tespiti için cesedi Adli Tıp Kurumuna göndermiştir. Ölü muayene işlemi sırasında kimlik tanığı olarak ifadesi alınan ve aynı birlikte askerlik vazifesini yerine getiren A.H.G. "Kendi içine kapanık, iştahsız, arkadaş ortamından uzak durmaya çalışan bir yapısı vardı. Haricen öğrendiğime göre psikolojik olarak sorunları vardı ve revirde sevk almıştır. Hatta izne gittiğinde de doktor raporu aldığını duymuştum. Zaten kendisi bana uykusuzluk sorunu çektiğine dair birkaç kez durumunu anlatır şekilde müracaat etmişti. Biz de kendisini RDM'ye danışmanlık kartı düzenleyerek sevk ettik. Ve hastaneye göndermiştik. Herhangi bir düşmanı veya kavgalı olduğu kişi yoktu." şeklinde beyanda bulunmuştur.

15. İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı tarafından düzenlenen 21/11/2017 tarihli rapora göre A.C.nin ölümü asıya bağlı mekanik asfiksi sonucu meydana gelmiştir.

16. Başsavcılık 27/11/2017 tarihinde ölüm olayında suç ve intihara yönlendiren biri bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Başvurucuların bu karara yönelik itirazı İzmir 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 26/3/2018 tarihinde reddedilmiştir.

C. Tam Yargı Davası Süreci

17. Başvurucular 29/6/2018 tarihinde A.C. ölmeden önce yaşadığı psikolojik sıkıntılardan haberdar olmalarına rağmen askerî yetkililerin A.C.yi gerektiği gibi kontrol altında tutmadıklarını, sağlık durumu itibarıyla askerliğe elverişsiz olup olmadığı hususunda değerlendirme yapmadıklarını, bu nedenlerle ölüm olayının meydana gelmesinde hizmet kusuru olduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemli tam yargı davası açmıştır.

18. İzmir 3. İdare Mahkemesi (Mahkeme) ilgili kurum ve kuruluşlardan A.C.ye ait tıbbi teşhis ve tedavi evrakını, ceza soruşturması dosyası ile idari tahkikat raporunu temin etmiştir. Mahkeme daha sonra Adli Tıp Kurumuna müzekkere yazarak başvurucuların yakınlarının intiharına neden olan psikolojik rahatsızlığın askerlik hizmetinden önce var olup olmadığı, A.C.nin askere alınmasının ve askerlik hizmetini sürdürmesinin ruhsal ve fiziksel bütünlük konusunda gerçek bir risk oluşturduğunun askerî makamlarca bilinmesinin gerekip gerekmediği, askerliğe alım sistemindeki aksaklıklar ile bu aksaklıkların sonucunda meydana gelen intihar olayında idarenin sorumluluğu olup olmadığı hususlarında rapor düzenlenmesini talep etmiştir.

19. Adli Tıp Kurumu 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunca (Adli Tıp İhtisas Kurulu) düzenlenen 29/7/2020 tarihli raporda A.C.nin askerlik vazifesine başladığı sırada askerliğini yapmasına mani olacak düzey ve mahiyette psikopatoloji tarif ve tespit edilmediği, bununla birlikte kişinin askerlik vazifesi süresince gerekli tedavi ve takip protokolünün uygun olarak yapıldığı belirtilmiştir. Anılan raporda ayrıca dava konusu olaydaki tıbbi evrakta ve idari soruşturma kapsamında alınan ifadelerde kişinin intihar girişimleri olduğuna dair herhangi bir belgeye rastlanılmadığı ifade edilmiştir.

20. Mahkeme 16/10/2020 tarihli kararla davanın reddine karar vermiştir. Anılan kararda ilk olarak idarenin hukuki sorumluluğundan söz edilebilmesi için ortada bir zararın bulunması ve bu zararın idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir deyişle zararla idari faaliyet arasında illiyet bağı olması gerektiği ifade edilmiştir. Daha sonra Adli Tıp İhtisas Kurulu raporuna yer verilerek A.C.nin erken yaşlarda başlayan rahatsızlığı ile ilgili olarak askerlik öncesinde alınıp da idareye ibraz edilen bir sağlık raporunun mevcut olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca A.C.nin askerlik vazifesini yapmaya başladığı sırada askerliğe engel olacak bir rahatsızlığı ve hastalığı olmadığı, askerlik süresince idare tarafından A.C.nin rahatsızlığı ile ilgili olarak takip ve tedavi kontrollerinin düzenli şekilde yapıldığı vurgulanmıştır. A.C.nin ilk olarak Bölük Karargâhında görevlendirildiği ancak yaptığı işlerin kapasitesini aştığını ve kapalı alanda görev yapıyor olmasının kendisine ruhsal sıkıntı yaşattığını idareye bildirmesi üzerine açık alanda görev yapmasının sağlandığı ifade edilmiştir. Kararda sonuç olarak rahatsızlığa askerliğin sebep olduğu veintihar olayından önce intihar düşüncesinin bulunduğu hususlarında bulgu ve bilgi tespit edilememesi nedeniyle meydana gelen ölüm olayı ile idarenin eylemi arasında illiyet bağı bulunmadığı ve askerlik sırasında hizmet kusuru sayılabilecek nitelikte bir eksikliğin tespit edilemediği belirtilmiştir.

21. İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi (Daire) 13/4/2021 tarihinde Mahkeme kararını hukuka uygun bularak başvurucuların istinaf talebini reddetmiştir.

22. Başvurucular kesin nitelikteki Daire kararını 4/5/2021 tarihinde öğrendikten sonra 17/5/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

23. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

24. Başvurucular; oğullarının askerlik öncesinde bir sağlık sorununun bulunmadığını, askerlik hizmeti sırasında ortaya çıkan psikolojik sorunları nedeniyle ilgili birime başvurmasına rağmen Birlik içi görev değişikliği dışında bir işlem yapılmadığını ileri sürmüştür. Başvuruculara göre askerî makamlar rahatsızlığından haberdar oldukları oğullarını tedavi ettirmedikleri gibi ilgili mevzuat gereğince askerliğe elverişli olup olmadığına dair herhangi bir değerlendirme de yapmamıştır. Başvurucular, Mahkemenin yeterli ve makul olmayan karar gerekçesinin kendi içinde çelişkili olduğunu iddia etmiştir. Buna göre karar gerekçesinde askerlik vazifesini yapmaya başladığı sırada askerliğe engel hastalığının bulunmadığı belirtildikten sonra intihar olayıyla idarenin eylemi arasında illiyet bağının kurulamadığı sonucuna varılması çelişki oluşturmaktadır. Sonuç olarak başvurucular askerî makamların ihmali nedeniyle gerçekleşen ölüm olayına ilişkin açılan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür.

25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucuların adil yargılanma hakkı güvencelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının özü, askerî yetkililerin intihar riski konusunda bilgileri olmasına rağmen yaşamı korumak için gerekli idari tedbirleri almamaları hususunda etkili bir yargısal korumadan yararlanamadıklarına ilişkindir. Bu sebeple anılan iddialar da Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.

26. Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

 " Herkes, yaşama... hakkına sahiptir."

27. Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

28. Bir bireysel başvurunun yaşam hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için kamu makamlarının yaşam hakkının koruma alanına kasıtlı eylemleri veya ihmal suretiyle tezahür eden eylemsizlikleri ile bir müdahalesinin gerçekleştiği iddia edilmelidir. Başka bir anlatımla yaşam hakkı kapsamında yapılacak bir incelemenin ancak yetkili makamların kusura dayalı sorumluluğunun ileri sürüldüğü hâllerde söz konusu olabileceği ifade edilmelidir. Bir ölümden kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu olunduğunun ileri sürülmesi hâlinde ise bireysel başvurunun açıklanan gerekçelerle yaşam hakkından incelenebilmesi mümkün değildir (Aziz Biter ve diğerleri [1. B.], B. No: 2015/4603, 19/2/2019, § 59; Hayat Aksu ve diğerleri [1. B.], B. No: 2016/1453, 19/11/2019, § 28).

29. Anayasa'nın yaşam hakkını güvence altına alan 17. maddesinin kendisine yüklediği pozitif yükümlülükler uyarınca devlet; yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını kamu görevlileri ile diğer bireylerin eylemlerinden hatta kişilerin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi altındadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

30. Pozitif yükümlülüğü kapsamında devletin yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52; T.A. [GK], B. No: 2017/32972, 29/9/2021, § 134).

31. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük -istisnaları bulunmakla birlikte- her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59; Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, § 63).

32. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekmektedir (Perihan Uçar ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52) ancak yargı mercilerinin özenli inceleme yapma yükümlülükleri, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine sonuca varılmasını garanti etmez (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş [1. B.], B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

33. Pozitif yükümlülükler kuşkusuz zorunlu askerlik hizmeti için de geçerlidir. Dolayısıyla zorunlu askerlik hizmetinin ifası sırasında meydana gelen intihardan devletin sorumlu olduğu iddiasıyla yapılan başvurularda askerî yetkililerin kendi kontrolleri altındaki kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk bulunduğunu bilip bilmedikleri ya da bilmelerinin gerekip gerekmediği tespit edilmeli, intihar riski biliniyor veya bilinmesi gerekiyorsa bu riski ortadan kaldırmak için askerî yetkililerin makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıkları incelenmelidir. Bununla birlikte yapılacak incelemede özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında koruma yükümlülüğünün kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmasının mümkün olmadığı gözetilmelidir. Ayrıca devletin ancak askerî yetkililere atfedilen kusurun basit bir ihmali veya değerlendirme hatasını aşması hâlinde intihardan sorumlu tutulabileceği hatırda tutulmalıdır (Sadık Koçak ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 74; Hasan Kara ve diğerleri [2. B.], B. No: 2015/17126, 27/6/2018, § 55).

34. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi neticesinde başvurucuların oğullarının 30/9/2017 tarihinde askerî birlik içinde bir ağaca asılı şekilde ölü olarak bulunması olayı ile ilgili olarak Başsavcılığın resen bir soruşturma başlattığı anlaşılmıştır. Başvurucular da gerek Mahkemeye ibraz ettikleri dava dilekçesinde gerekse bireysel başvuru formunda oğullarının psikolojik sorunları nedeniyle intihar ettiğini beyan etmiştir. Bu durumda olayın intihar olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Nitekim Başsavcılık da olayı intihar olarak niteleyerek başkasına atfedilebilecek suç ve intihara yönlendiren bir kimsenin bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.

35. Başvurucular, askere alınmadan önce herhangi bir rahatsızlığı bulunmayan oğullarının askerlik hizmeti sürecinde psikolojik sorunlar yaşadığını, bu sorunlarını ilgili mercilere bildirmesine rağmen tedavisinin gereği gibi yapılmadığını ve askerliğe elverişli olup olmadığının değerlendirilmediğini beyan ederek oğullarının intihar etmesinde idarenin hizmet kusuru olduğundan yakınmıştır.

36. Bu durumda başvuru konusu olayda devletin A.C.nin yaşamını kendi eylemlerine karşı koruma yükümlülüğünün olup olmadığının tespiti gerekir. Bu bağlamda öncelikli olarak askerî yetkililerin A.C.nin intihar etme riskini bilip bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip gerekmediği, bilmeleri veya bilmeleri gerektiği hâlde de kendilerinden makul olarak beklenebilecek tedbirleri alıp almadıkları açıklığa kavuşturulmalıdır.

37. Somut başvuruda, ölenin zorunlu askerlik hizmeti öncesinde psikolojik sorunlar yaşadığı ve bu kapsamda ilaç tedavisi gördüğü anlaşılmıştır. Bununla birlikte A.C.nin askerlik hizmetine başladığı süreçte ilgili makamlara geçmişte yaşadığı psikolojik sorunları bildirmediği görülmüştür. A.C. askerlik hizmeti sürecinde ilk olarak 24/7/2017 tarihinde kendisine verilen görev ile ilişkilendirmek suretiyle stres, uyku problemi ve iştahsızlık yaşadığını askerî makamlara bildirmiştir. Bunun üzerine yapılan değerlendirme sonucunda A.C.nin görev yeri değiştirilmiş, isteği doğrultusunda açık alanda görev yapma imkânı kendisine tanınmıştır. A.C. 12/9/2017 tarihli ikinci görüşmesi sırasında geçmişte yaşadığı psikolojik sorunlar hakkında RDM görevlisini ilk defa bilgilendirmiştir. Söz konusu görüşme sonrasında ölenin birinci basamak muayene merkezine sevki önerilmiş ve aile ziyareti kapsamında yasal iznini kullanması sağlanmıştır. İzin sürecinde özel bir hastaneye müracaat eden A.C. psikiyatri uzmanı tarafından muayene edilmiş ve kendisine iki farklı ilaç reçete edilmiştir. İzninin bitmesi üzerine 26/9/2017 tarihinde birliğine geri dönen A.C. 28/9/2017 tarihinde Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri polikliniğine sevk edilmiştir. Askerî makamlar intihar ettiği güne kadar ölene, sağlık kuruluşlarınca reçete edilen ilaçları kullanma imkânı sağlamıştır.

38. Yukarıda özetlenen sürece ilişkin bilgi ve belgelerde, gerek askerî makamlar gerekse öleni muayene eden sağlık görevlilerince ölenin intihar etmek veya kendisine zarar vermek şeklinde düşüncelere sahip olduğuna dair bir tespit yapıldığına ilişkin herhangi bir kaydın bulunmadığı görülmektedir. Ölenin askerlik hizmetine başlamadan önce var olduğu anlaşılan bazı psikolojik sorunlarının askerlik hizmeti sürecinde de devam ettiği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte söz konusu sorunların niteliği (anksiyete bozukluğu - depresif nöbet), ölenin geçmişinde intihar teşebbüsü veya kendisine zarar verme hikayesinin mevcut olmaması, askerlik hizmeti süresince bu yönde düşüncelere sahip olduğuna dair bir belirti bulunmaması, asker arkadaşları ve üstleri ile bir sorun yaşadığına dair bir tespit yapılmaması karşısında ölenin intihar edebileceği şüphesini ortaya koyan gerçek ve somut bir verinin gerek askere alım işlemleri sırasında ve gerekse askerlik döneminde bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucuların yakınının birtakım psikolojik sorunlar yaşadığı hususunda kuşku bulunmasa da bu sorunların askerî yetkililer tarafından yakın bir intihar riskinin uyarıcı işaretleri olarak algılanabilecek nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki askerî merciler ölenin psikolojik sorunlarından haberdar oldukları ilk andan intihar olayına kadar geçen kısa süre içerisinde gözlem ve tedavi faaliyeti kapsamında görev yeri değişikliği, izin kullandırma, düzenli RDM görüşmeleri gerçekleştirme, psikiyatri uzmanı bulunan hastaneye sevk, reçete edilen ilaçların temini gibi çok sayıda tedbire başvurmuştur. Ayrıca A.C.nin izinli olduğu 25/9/2017 tarihinde yaptığı müracaat üzerine düzenlenen epikriz raporunda depresif nöbet tanısı konan hastanın tedaviyle taburcu edildiği belirtilmiştir. Adli Tıp İhtisas Kurulunun askerlik vazifesine başladığı sırada askerliğini yapmasına mani olacak düzey ve mahiyette psikopatoloji tarif ve tespit edilmediği ve bu süre boyunca gerekli tedavi ve takip protokolünün uygun olarak yapıldığı yönündeki raporu gözönüne alındığında somut olayda askerî makamlarca alınan tedbirler dışında bir takım ek tedbirlerin alınmasını beklemek yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler bakımından askerî yetkililere gerçekçi olmayan bir yük yüklemek anlamına gelecektir.

39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkı Kapsamındaki Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvurucular, tam ve sağlam olarak askerlik hizmetine başlayan bir yükümlünün askerlik hizmeti sırasında ölümüne neden olan hastalığının askerlik hizmetinden kaynaklandığı yönündeki karinenin Mahkemece dikkate alınmadığını, kusursuz sorumluluk ilkesi tartışılmaksızın davanın reddine karar verildiğini ve Daire kararının gerekçesiz olduğunu beyan ederek adil yargılanma hakkı, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

41. Başvurucuların iddiaları gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmiştir.

42. Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsamaktadır (daha geniş değerlendirme için bkz. Abdullah Topçu [1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75). Nitekim Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt vermesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) mahkemelerin davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

43. Başvurucular gerekçeli kararda idarenin kusursuz sorumluluğu ilkesinin tartışılmadığını ileri sürmüştür. Danıştay içtihadına göre söz konusu ilke, kusurlu yürütülen bir kamu hizmeti bulunmasa dahi ortaya çıkan özel ve olağan dışı zarar ile idarenin faaliyeti arasında neden-sonuç ilişkisi (illiyet bağı) bulunmasını, diğer bir ifadeyle zararın yürütülen kamu hizmetinin neden ve etkisi ile ortaya çıkması hâlinde söz konusu zarardan idarenin sorumlu tutulmasını öngörmektedir (Danıştay Sekizinci Dairesinin 18/10/2024 tarihli ve E.2024/3121, K.2024/5436 sayılı kararı).

44. Somut olayda Mahkeme, gerekçeli kararında idarenin hukuki sorumluluğundan söz edilebilmesi için ortada bir zararın bulunması ve bu zararın idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir deyişle zararla idari faaliyet arasında illiyet bağı bulunması gerektiğini ifade etmiştir. Anılan kararda ayrıca olaya ilişkin somut olgu ve deliller değerlendirilmek suretiyle intihar olayıyla idarenin eylemi arasında illiyet bağı bulunmadığı belirtilmiştir. İdarenin kusursuz sorumluluğuna başvurulabilmesinin koşullarından birinin idari faaliyet ile zarar arasında bir illiyet bağının mevcudiyeti olduğu gözönüne alındığında Mahkemenin gerekçeli kararında başvurucuların bu yöndeki iddialarını yeterli bir şekilde yanıtladığı anlaşılmaktadır.

45. Başvurucular ayrıca tam ve sağlam olarak askerlik hizmetine başlayan bir yükümlünün askerlik hizmeti sırasında ölümüne neden olan hastalığının askerlik hizmetinden kaynakladığı yönündeki karinenin Mahkeme tarafından dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. Mahkemenin gerekçeli kararına bakıldığında dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden hareketle A.C.nin rahatsızlığının erken yaşlarda başlayan bir niteliğinin olduğu ve söz konusu psikolojik rahatsızlık ile askerlik hizmeti arasında bir nedensellik ilişkisi tespit edilemediği sonucuna ulaştığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda yapılan yargılama sonunda başvurucuların davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları tartışılarak verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görülmektedir. İstinaf incelemesini yapan Daire de ilk derece mahkemesi kararını hukuka ve usule uygun bulmuştur. Bu durumda gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığı anlaşılmıştır.

46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 4/11/2025tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Mustafa Cengiz ve Nesrin Cengiz [2. B.], B. No: 2021/19547, 4/11/2025, § …)
   
Başvuru Adı MUSTAFA CENGİZ VE NESRİN CENGİZ
Başvuru No 2021/19547
Başvuru Tarihi 17/5/2021
Karar Tarihi 4/11/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, zorunlu askerlik hizmetini ifa eden kişinin yaşamının korunması için gerekli tedbirlerin alınmaması sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle yaşam hakkının, esasa etkili iddiaların karşılanmaması nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Kişinin intihar riskine karşı korunması Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Gerekçeli karar hakkı (idare) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi