|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
REYHAN SÜRMEN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/19823)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 9/12/2025
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Saliha AKSOY
|
|
Başvurucu
|
:
|
Reyhan SÜRMEN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Bekir Yağız ÇALIŞKAN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; tapu iptali ile tescil, olmadığı takdirde tazminat talebine ilişkin davada, davanın sonucuna etki edebilecek ıslah talebine ilişkin hüküm kurulmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu, S.S. Kent Konut Yapı Kooperatifindeki E Blok 12 No.lu daire üyeliğinin kendisine devredildiğini ancak kooperatif kayıtlarında adının geçmediğini ileri sürerek anılan dairenin adına tahsis edildiğinin tespit ve tesciline; kabul edilmemesi hâlinde rayiç değerden (şimdilik kaydıyla) 10.000 TL'nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle 8/2/2008 tarihinde İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin E. 2008/107 sayılı dosyasıyla dava açmıştır.
3. Başvurucu, daha sonra E Blok 12 No.lu dairenin tapu kaydına göre maliki olan Y.E. tarafından üçüncü bir kişiye devir ve tescil ettirildiğini belirterek aynı kat ve metrekare bakımından muadili olan dairelerden birinin adına tesciline karar verilmesi talebiyle Kadıköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2011/84 sayılı dosyasıyla dava açmıştır. Diğer yandan başvurucu Y.E.nin mirasçılarının hileli ve muvazaalı biçimde Y.E. adına kayıtlı kırk üç daireyi yolsuz olarak tescil ettirdiğini ileri sürerek bu dairelerden A Blok, 3. kat, 12 No.lu ve B Blok, 3. kat, 12 No.lu dairelerin tescilinin iptali ile bu dairelerden birinin adına tesciline karar verilmesi istemiyle Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2011/820 sayılı dosyasıyla dava açmıştır.
4. Anılan davalar İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin (Mahkeme) E.2008/107 sayılı dosyasında birleştirilmiştir.
5. Mahkeme 1/10/2015 tarihli kararıyla davanın birleşen dosyalar yönünden husumet nedeniyle reddine, asıl dosya yönünden davanın kısmen kabulüyle 80.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacının asıl davada fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar vermiştir.
6. Mahkeme; kararının gerekçesinde dava dosyasının kooperatif konusunda uzman avukat bilirkişi ile ekonomist ve inşaat mühendisinden oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilerek rapor aldırıldığını, tarafların itirazları üzerine yine aynı kişilerden ek bilirkişi raporları aldırıldığını vurgulamıştır. Ayrıca bilirkişi raporuna göre dava konusu edilen E Blok 3. kat 12 No.lu dairenin dava tarihi itibarıyla arsa payı dâhil değerinin 80.000 TL olarak, daha sonra davaya konu edilen A Blok 3. kat 12 No.lu dairenin de dava tarihindeki değerinin arsa payı dâhil 80.000 TL olarak hesaplandığını belirtmiştir. Mahkeme, bilirkişi raporunda belirtilen gerekçelerle dairenin davacı adına tescil imkânı bulunmadığından inşaat bilirkişisinin dava tarihi itibarıyla belirlediği arsa payı dâhil 80.000 TL alacağın asıl dosya davalılarından dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermiştir.
7. Mahkeme hükmü temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmiştir.
8. Nihai kararı 21/4/2021 tarihinde öğrenen başvurucu 17/5/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
9. Başvurucu, dava devam ederken mahkemeye sunulan dilekçe ile dava miktarının ıslah edildiğini ancak mahkeme hükmünde ıslah talebine ilişkin herhangi bir hüküm kurulmadığını belirterek mahkemeye erişim hakkının ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru formunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.
10. Başvurucunun şikâyeti adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmiştir.
11. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
12. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması, bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması kararı gerekçelendirmesi bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1.B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
13. Somut olayda başvurucu; yapı kooperatifinden satın aldığını ileri sürdüğü dairenin adına tespit ve tescili, bu hususun kabul edilmemesi hâlinde rayiç değerden (şimdilik kaydıyla) 10.000 TL'nin faiziyle birlikte tahsili istemiyle 8/2/2008 tarihinde dava açmıştır.
14. Mahkemece esas incelemesi yapılan dosyada 7/4/2010 tarihinde alınan bilirkişi raporunda dava konusu edilen gayrimenkulün dava tarihindeki değeri 80.000 TL olarak tespit edilmiştir. Başvurucu 5/5/2014 tarihli dilekçesi ile talep ettiği alacak miktarını 180.000 TL'ye yükseltmiştir.
15. Yargılamanın 6/5/2014 tarihli 21. celsesinde başvurucunun ıslah dilekçesi okunmuş ve tutanağa geçirilmiştir. 18/12/2014 tarihli 22. celsede ıslah talebine konu daireye bu talebi doğrultusunda üçüncü şahıslara her türlü devri ile üzerinde şahsi ve ayni hak tesisinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiştir.
16. Yapılan yargılama sonucunda Mahkeme; dosyaya sunulan bilirkişi raporu doğrultusunda 80.000 TL alacağa ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar vermiştir.
17. Somut olay değerlendirildiğinde başvurucunun dava dilekçesinde 10.000 TL alacak istemiyle açtığı davada daha sonra talep ettiği miktarı ıslah yoluyla 180.000 TL'ye yükselttiği, Mahkemenin davanın kısmen kabulüyle bilirkişi raporu doğrultusunda başvurucu lehine 80.000 TL alacağa hükmettiği görülmüştür. Bu durumda mahkeme hükmünün gerekçesinde ıslah talebine ayrıca ve açıkça yer verilmemekle birlikte zımnen ıslah talebinin kısmen kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda Mahkeme, dosyaya sunulan bilirkişi raporu, başvurucunun dava ve ıslah dilekçesindeki talepleri doğrultusunda bir değerlendirme yaparak davanın kısmen kabulüne karar vermiş olup Mahkemenin başvurucunun ileri sürdüğü temel iddiaları değerlendirmediği söylenemez.
18. Açıklanan gerekçelerle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesinden şikâyet etmiştir.
20. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK] B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
21. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
22. Başvurucu; uzun süren yargılama sürecinde davalıların icra edilebilir mal varlıklarını elden çıkardığını, dava konusu gayrimenkulün adına tesciline karar verilmemesi nedeniyle alacağına kavuşma imkânı kalmadığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
23. Anayasa'nın 35. maddesinde "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." hükmüne yer verilerek mülkiyet hakkı güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın 5. maddesi ise insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa'nın 5. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde 35. maddesi uyarınca devletin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere söz konusu temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (AYM, E.2019/40, K.2020/40, 17/7/2020, § 37; E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, §§ 11-13).
24. Devletin pozitif yükümlülükleri nedeniyle mülkiyet hakkı bakımından koruyucu ve düzeltici bazı önlemler alması gerekir. Koruyucu önlemler mülkiyete müdahale edilmesini önleyici; düzeltici önlemler ise müdahalenin etkilerini giderici, diğer bir ifadeyle telafi edici yasal, idari ve fiilî tedbirleri kapsamaktadır. Mülkiyet hakkına müdahalenin malik üzerinde doğurduğu olumsuz sonuçların mümkünse eski hâle döndürülmesi, mümkün değilse malikin zarar ve kayıplarının telafi edilmesini sağlayan idari veya yargısal birtakım hukuki mekanizmaların oluşturulması devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir (Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi [2. B.], B. No: 2014/8649, 15/2/2017, §§ 46, 48).
25. Bu kapsamda başvurucunun mülkiyet hakkını koruyacak ve yeterli güvenceler sağlayacak hukuksal mekanizmaların oluşturulup oluşturulmadığı incelenmelidir.
26. Dava konusunun yargılama sonuçlanıncaya kadar güvence altına alınabilmesi için çeşitli mekanizmalar hukuk sistemimizde bulunmaktadır. Nitekim 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 257. ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati haciz ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389. ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir bu amaçlarla öngörülmüştür. Başvurucu, niçin bunlardan yararlanmadığına dair bir açıklamada bulunmamıştır. Dolayısıyla devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin etkin ve yeterli güvencelerin olduğu görülmüştür. Sonuç olarak tüm bu hususlar birlikte gözetildiğinde mülkiyet hakkının korunmasına yönelik devletin pozitif yükümlülüklerinin yerine getirildiği ve mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.
27. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 9/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.