|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
NASRİ AYDIN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/63276)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 9/12/2025
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Saliha AKSOY
|
|
Başvurucu
|
:
|
Nasri AYDIN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. İbrahim ÇELİKER
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvuruya konu olayların meydana geldiği süreçteki olağanüstü hâl (OHAL) koşullarına, OHAL ilanına ve uygulanan tedbirlere ilişkin genel bilgiler için bkz. C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, §§ 10-18; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, §§ 10-18.
A. İşe İade Davasına İlişkin Süreç
3. 1959 doğumlu olan başvurucu, Batman Belediyesine (Belediye) hizmet veren özel şirkette (Şirket) 9/10/2013 tarihinden itibaren işçi olarak çalışmakta iken Batman Valiliği OHAL Bürosunun başvurucunun terör örgütü ile iltisaklı olduğunu Belediyeye bildirmesi üzerine Belediye, iş akitlerinin feshedilmesini Şirketten istemiştir. Şirket, bu talep üzerine başvurucunun iş akdini 9/1/2017 tarihinde feshetmiştir.
4. Başvurucu, iş akdinin usulüne uygun olarak feshedilmediğini ve fesih için somut bir olguya dayanılmadığını belirterek işe iade istemiyle Şirket ve Belediye aleyhine dava açmıştır.
5. Batman 2. İş Mahkemesi (Mahkeme) 1/6/2017 tarihli kararıyla davanın reddine hükmetmiştir. Mahkeme, kararında başvurucunun PKK terör örgütü yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle 667 sayılı KHK'ya dayanılarak iş akdinin feshedildiği, aynı maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca da bu kişinin bir daha kamu hizmetinde çalıştırılmasının mümkün olmadığı gerekçesine yer vermiştir.
6. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi 28/9/2017 tarihli kararıyla istinaf isteminin reddine karar vermiştir. Hüküm temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
7. Başvurucu, kesinleşen mahkeme hükmüne karşı bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin 18/11/2020 tarihli ve 2019/8306 sayılı kararı ile başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında mahkeme hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir: "Derece mahkemeleri, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan mahkeme hakkı gereği asıl işverenin başvurucu hakkındaki değerlendirmesinin objektif ve makul dayanakları olup olmadığını, dolayısıyla geçerli feshin koşullarının oluşup oluşmadığını incelemeden asıl işverenin şüphesine bağlı kalarak sonuca varmıştır. Başka bir ifadeyle derece mahkemeleri yargısal fonksiyonun esasını oluşturan uyuşmazlığın içinde yer alan maddi ve hukuki sorunların bütünüyle ele alınması ve karara bağlanması işlevini yerine getirmemiş, gerçek anlamda bir yargısal faaliyet icra etmemiştir. Dolayısıyla hukuk düzeni tarafından başvuruculara tanınan feshe karşı yargı yolunun açık olması teorik olmaktan öteye geçememiştir. Bu durumda başvurucuların mahkeme haklarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmaktadır." ifadelerine yer verilmiştir.
8. Anayasa Mahkemesinin ihlal hükmü uyarınca yeniden yapılan yargılamada Mahkeme 12/3/2021 tarihinde davanın reddine karar vermiş; kararın gerekçesinde, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla Batman Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/6232 sayılı dosyası ile yürütülen soruşturmada kamu davası açıldığını, (kapatılan) Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2008/582 sayılı dosyasında yapılan kovuşturma neticesinde terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek örgüt adına suç işleme suçundan mahkûmiyet hükmü tesis edildiğini ve kararın Yargıtay onamasından geçerek 30/3/2010 tarihinde kesinleştiğini belirtmiştir. Mahkeme, söz konusu soruşturma ve kovuşturma dosyaları, feshe dayanak tevdi raporu ve İl Emniyet Müdürlüğü ile İl Jandarma Komutanlığı cevabi yazıları nazara alındığında işveren ile davacı arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği ve taraflar arasında sözleşmenin devamına engel teşkil edecek nitelikte şüphe oluştuğu, bu nedenle asıl işverenin fesih yönündeki talebinin ileride açılması muhtemel alacak davasında haklılığı tartışılmak üzere alt işveren yönünden fesih tarihi itibarıyla en azından geçerli sebep oluşturduğu, alt işveren şirket açısından feshin zorunlu hâle geldiği gerekçesiyle davanın reddine hükmetmiştir.
9. Başvurucu, karara karşı istinaf talebinde bulunmuş; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi 5/11/2021 tarihli kararla istinaf başvurusunun esastan reddine hükmetmiştir.
10. Başvurucu, nihai kararı 17/12/2021 tarihinde öğrendikten sonra 23/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
B. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç
12. Başvurucu hakkında; silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla Batman Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/6232 sayılı dosyası ile yürütülen soruşturmada kamu davası açılmış,(kapatılan) Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/5/2009 tarihli ve E.2008/582 sayılı dosyasında yapılan kovuşturma neticesinde atılı suç nedeniyle mahkûmiyet hükmü tesis edilmiş, anılan hüküm temyiz incelemesinden geçerek 10/3/2010 tarihinde kesinleşmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
13. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
14. Başvurucu; hakkında adli ya da idari soruşturma bulunmadığını, iş akdinin usul ve kanuna aykırı şekilde feshedildiğini, bu kapsamda açılan işe iade davasının hakkaniyete uygun bir şekilde yürütülmediğini belirtmiştir. Başvurucu, herhangi bir yasa dışı yapılanma ile irtibat ve iltisak hâlinde olmadığını, eski hükümlülerin çalıştırılması zorunluluğu karşısında bu hakkın kendisine tanınmadığını, fesih gerekçesi olarak gösterilen emniyet evrakının fesih işleminden sonra düzenlendiğini ve istihbari bilgiler ışığında bu bilgilerin doğruluğu teyit edilmeden işten çıkarıldığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca, fesih bildirimin kendisine tebliğ edilmediğini, sözlü olarak bilgilendirildiğini, somut bir gerekçe ortaya konulmaksızın keyfî şekilde işe iade davasının reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, mevcut başvuruda başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihatları ve somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak bir inceleme yapılması gerektiği ifade edilmiştir.
16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
17. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
18. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1.B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
19. Somut olayda işveren nezdinde 2013 yılından itibaren işçi statüsünde çalışmakta olan başvurucunun iş sözleşmesi, terör örgütü ile irtibatı/iltisakı bulunduğu şüphesiyle 2017 yılında feshedilmiştir. Başvurucu, iş akdinin geçerli bir nedene dayanılmadan feshedildiğini belirterek işveren aleyhine işe iade talebiyle dava açmış; dava dilekçesinde herhangi bir illegal yapılanma ile alakasının olmadığını, feshin usul ve yasaya aykırı olarak yapıldığını beyan etmiştir.
20. Şüphe feshinin mahiyeti gereği ispatı beklenemese de Yargıtay içtihadında kabul edildiği üzere şüphenin işçinin kişiliğinde bulunan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir (çok sayıda karar arasında bkz. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956 sayılı; 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararı). Aksi hâlde hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı bir şekilde keyfî uygulamaların gündeme gelmesi söz konusu olabilecektir (Delil Metin [2. B.], B. No: 2019/1419, 18/1/2023, § 32).
21. Bu itibarla, şüphe feshi gerekçesiyle iş akdinin sonlandırıldığı davalarda, özellikle işvereni fesih sonucuna götüren hususların aydınlatılması önem arz etmektedir. Bu kapsamda şüpheye neden olan durum veya olayın/vakıanın -Yargıtay içtihadında da değinildiği gibi- doğrudan işçinin şahsından kaynaklanması, millî güvenliği tehdit eden yapı veya oluşum ile işçi arasında güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Yine bu noktada mahkemelerce söz konusu bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi, keyfîliğin önüne geçebilmek adına önem arz etmektedir. Söz konusu kriterlerin -özellikle millî güvenlik ile ilgili hususlarda- esnek değerlendirilebileceği düşünülse dahi bu durumda da makul ve hakkaniyetli bir şekilde mevzunun ele alınması, hem işçi hem işveren yönünden adil bir denge kurulması icap etmektedir (Delil Metin, § 35).
22. Aynı somut olaya ilişkin olarak ceza mahkemeleri ile hukuk mahkemeleri tarafından yapılan yargılama sonucu verilen kararların birbirleri yönünden mutlak surette bağlayıcı olduğunu söylemek mümkün değildir. Zira bu durumda mahkemeler önlerine gelen uyuşmazlığı kendi açılarından ele almakta, ilgili mevzuat kapsamında farklı değerlendirme ve nitelendirmelere tabi tutmaktadır (Yonus Kıtır [2. B.], B. No: 2021/6590, 29/7/2025, § 19).
23. Somut olayda başvurucunun iş sözleşmesi, terör örgütü ile irtibatı bulunduğu şüphesiyle feshedilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliği ve işe iadesi talebiyle dava açmıştır. Mahkeme, başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 12/5/2009 tarihinde verilen mahkûmiyet hükmünü fesih için yeterli kabul etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de aynı gerekçeye dayanarak istinaf başvurusunu reddetmiştir.
24. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013). Bu noktada gerekçeli karar hakkı, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin tesisinde önemli bir araç olarak işlev görmektedir. Zira kişiler ancak gerekçeli karar vasıtasıyla somut olayın hukuk kuralları karşısında nasıl konumlandırıldığını öğrenebilmekte ve buna karşı etkili bir savunma geliştirme imkânı bulabilmektedir (Kemal Yavuz [2. B.], B. No: 2019/793, 21/12/2022, § 39).
25. Mahkemelerce yapılan araştırma ve incelemeler neticesinde tespit edilen hususların hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini temin edecek ve keyfî uygulamaların önüne geçecek şekilde somut olayın özelliği dikkate alınarak gerekçeli kararda ortaya konulması gerekir. Bu kapsamda sadece şeklî anlamda bir gerekçenin varlığı yeterli değildir, aynı zamanda gerekçenin makul olması şartı aranmaktadır. Makul gerekçeden anlaşılması gereken, mahkemelerin dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varmada kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini ortaya koymasıdır (Kemal Yavuz, § 40).
26. Yargıtay, şüphe feshi kapsamında açılacak davalarda taraflarca hazırlama ilkesine üstünlük tanınamayacağını belirtmiştir. Bu itibarla şüphe feshi kapsamında açılan işe iade davalarında taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesi uygulanmaktadır. Yani derece mahkemelerinin tarafların ileri sürdüğü yahut ortaya koyduğu tespitlerden bağımsız olarak araştırma yapması, yine tarafların iddia ve itirazlarını bu kapsamda değerlendirerek bir sonuca varması gerekir. Bu kapsamda derece mahkemelerinden beklenen, öncelikle işveren kurumun niteliği ile sözleşmesi feshedilen işçinin hangi pozisyonda çalıştığı, işinin mahiyeti ve öneminin ne olduğu hususlarını belirlemesidir. Zira şüpheyi doğuran olay yahut durum, farklı pozisyonlarda çalışan kişiler yönünden farklı değerlendirme yapmayı gerektirebilir. Bunun yanı sıra şüphe feshini doğuran durum veya olayın/vakıa -Yargıtay içtihadında da değinildiği gibi- doğrudan işçinin şahsından kaynaklanmalı, millî güvenliği tehdit eden yapı veya oluşum ile işçi arasında güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte olmalıdır. Yine bu noktada derece mahkemelerince söz konusu bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi keyfîliğin önüne geçebilmesi adına önemlidir. Söz konusu kriterlerin -özellikle millî güvenlik ile ilgili hususlarda- esnek değerlendirilebileceği düşünülse dahi bu durumda da makul ve hakkaniyetli bir şekilde mevzunun ele alınması, hem işçi yönünden hem işveren yönünden adil bir denge kurulması icap eder (A.F.H. [2. B.], B. No: 2018/37511, 11/1/2023, § 36).
27. Başvurucunun iş akdi, terör örgütü ile irtibatı olduğu şüphesiyle feshedilmiştir. Buna dayanak gösterilen yargılama 2008 yılında yapılmış ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 12/5/2009 tarihinde başvurucunun mahkûmiyetine karar verilmiştir. Başvurucu anılan mahkûmiyet hükmünden yaklaşık dört yıl sonra 9/10/2013 tarihinde iş sözleşmesi ile çalışmaya başlamış ve sözleşmesinin feshedildiği 9/1/2017 tarihine kadar alt işveren bünyesinde hizmet alım sözleşmeleri kapsamında çalışmaya devam etmiştir.Bu durumda başvuruya konu fesih tarihi (9/1/2017) itibarıyla başvurucunun terör örgütü ile bağlantısının ne olduğu ve nasıl tespit edildiğinin açıklanması gerekmekte, şüphe feshinin neden haklı olduğu hususu aydınlatılmalıdır. Ceza yargılamasında elde edilen delillerin başvurucu ile işveren arasındaki güven ilişkisine olan etkisini takdir etmek Anayasa Mahkemesinin değil derece mahkemelerinin görevidir.
28. Sonuç olarak başvurucu hakkında elde edilen bilginin iş akdinin feshini neden ve nasıl haklılaştırdığı hususunun Mahkemelerin gerekçelerinde yer almadığı görülmüştür. Mahkemeler, Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılamayı gözönünde bulundurarak başvurucunun neden terör örgütü ile irtibatlı bulunduğuna yönelik kendi değerlendirmesini ortaya koymalıdır. Öte yandan başvurucunun terör örgütüyle herhangi bir bağı bulunmaması nedeniyle iş akdinin haksız olarak feshedildiğine ilişkin iddiaları da açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
İrfan FİDAN bu görüşe katılmamıştır.
30. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Anayasa Mahkemesi, Veysi Ado ([GK] B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurularda uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
33. Başvurucu, yukarıda belirtilen hakların yanı sıra Anayasa'da güvence altına alınan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi ile çalışma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiaları hakkında ayrıca bir inceleme yapılmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
34. Başvurucu; ihlalin tespitine, yeniden yargılama yapılmasına, 100.000 TL manevi ve100.000 TL maddi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
35. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
36. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
37. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli Yardım Talebinin KABULÜNE
B. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE İrfan FİDAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
E. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batman 2. İş Mahkemesine (E.2021/39, K.2021/81) GÖNDERİLMESİNE,
F. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
G. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/12/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu; güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının edildiğini ileri sürmüştür.
2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).
3. Başvurucu, Batman Belediyesine (Belediye) hizmet veren özel şirkette (Şirket) 9/10/2013 tarihinden itibaren işçi olarak çalışmakta iken Batman Valiliği OHAL Bürosunun, başvurucunun terör örgütü ile iltisaklı olduğunu Belediyeye bildirmesi üzerine Belediye, iş akitlerinin feshedilmesini Şirketten istemiştir. Şirket, bu talep üzerine başvurucunun iş akdini 9/1/2017 tarihinde feshetmiştir.
4. Başvurucu, iş akdinin usulüne uygun olarak feshedilmediğini ve fesih için somut bir olguya dayanılmadığını belirterek işe iade istemiyle Şirket ve Belediye aleyhine dava açmıştır.
5. Batman 2. İş Mahkemesi (Mahkeme) 1/6/2017 tarihli kararıyla davanın reddine hükmetmiştir. Mahkeme, kararında başvurucunun PKK terör örgütü yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle 667 sayılı KHK'ya dayanılarak iş akdinin feshedildiği, aynı maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca da bu kişinin bir daha kamu hizmetinde çalıştırılmasının mümkün olmadığı gerekçesine yer vermiştir.
6. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi 28/9/2017 tarihli kararıyla istinaf isteminin reddine karar vermiştir. Hüküm temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
7. Başvurucu, kesinleşen mahkeme hükmüne karşı bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin 18/11/2020 tarihli ve 2019/8306 sayılı kararı ile başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında “mahkeme hakkının” ihlal edildiğine karar verilmiştir.
8. Anayasa Mahkemesinin ihlal hükmü uyarınca yeniden yapılan yargılamada Mahkeme 12/3/2021 tarihinde davanın reddine karar vermiş; kararın gerekçesinde, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla Batman Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/6232 sayılı dosyası ile yürütülen soruşturmada kamu davası açıldığını, (kapatılan) Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2008/582 sayılı dosyasında yapılan kovuşturma neticesinde terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek örgüt adına suç işleme suçundan mahkûmiyet hükmü tesis edildiğini ve kararın Yargıtay onamasından geçerek 30/3/2010 tarihinde kesinleştiğini belirtmiştir. Mahkeme, söz konusu soruşturma ve kovuşturma dosyaları, feshe dayanak tevdi raporu ve İl Emniyet Müdürlüğü ile İl Jandarma Komutanlığı cevabi yazıları nazara alındığında işveren ile davacı arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği ve taraflar arasında sözleşmenin devamına engel teşkil edecek nitelikte şüphe oluştuğu, bu nedenle asıl işverenin fesih yönündeki talebinin ileride açılması muhtemel alacak davasında haklılığı tartışılmak üzere alt işveren yönünden fesih tarihi itibarıyla en azından geçerli sebep oluşturduğu, alt işveren şirket açısından feshin zorunlu hâle geldiği gerekçesiyle davanın reddine hükmetmiştir.
9. Başvurucu, karara karşı istinaf talebinde bulunmuş; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi 5/11/2021 tarihli kararla istinaf başvurusunun esastan reddine hükmetmiştir.
10. Somut olayda Anayasa Mahkemesinin verdiği ihlal kararının, başvuru tarafından açılan işe iade davasının kabul edilmesi gerektiği yönünde verilmediği dikkatten kaçmamalıdır. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin, bir yargılamada verilen kararının sonucundan ziyade, yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının güvencelerinin sağlanıp sağlanmadığı ile sınırlı olarak inceleme yaptığı not edilmelidir. Somut olayda başvurucu hakkında verilen ilk karara ilişkin olarak Anayasa Mahkemesince, gerçek anlamda yargısal bir faaliyet icra edilmediğine vurgu yapılarak “mahkeme hakkının” ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi kararı üzerine yeniden yargılama yapan İş Mahkemesince; başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla Batman Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/6232 sayılı dosyası ile yürütülen soruşturmada kamu davası açıldığını, (kapatılan) Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2008/582 sayılı dosyasında yapılan kovuşturma neticesinde terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek örgüt adına suç işleme suçundan mahkûmiyet hükmü tesis edildiğini ve kararın Yargıtay onamasından geçerek 30/3/2010 tarihindekesinleştiği, söz konusu soruşturma ve kovuşturma dosyaları, feshe dayanak tevdi raporu ve İl Emniyet Müdürlüğü ile İl Jandarma Komutanlığı cevabi yazıları nazara alındığında işveren ile davacı arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği ve taraflar arasında sözleşmenin devamına engel teşkil edecek nitelikte şüphe oluştuğu, bu nedenle asıl işverenin fesih yönündeki talebinin ileride açılması muhtemel alacak davasında haklılığı tartışılmak üzere alt işveren yönünden fesih tarihi itibarıyla en azından geçerli sebep oluşturduğu, alt işveren şirket açısından feshin zorunlu hâle geldiği gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.
11. Derece mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Ancak ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması halinde, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda olabilir. Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli olabilir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hiro Balani/İspanya, B. No. 18064/91, 9/12/1994).
12. Somut olayda, İş Mahkemesi tarafından tüm deliller değerlendirilerek ve tartışılarak, bu delillerin başvurucu ile işveren arasındaki güven ilişkisini zedelediği sonucuna varılmış ve işe iade davası reddedilmiştir. Mahkemece yapılan değerlendirmenin keyfi olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.
13. Somut olayda başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar mahkemelerce delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup mahkeme kararlarının gerekçesinde bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir hususun da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Mahkemenin yukarıda da belirtildiği üzere iddia ve savunmalar ile tüm delilleri inceleyerek ve değerlendirerek karar verdiği, kararın gerekçesiz olduğundan söz edilemeyeceği açıktır.
14. Açıklanan nedenlerle somut olay yönünden, başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.