logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ali Yaylacık [1. B.], B. No: 2021/21644, 4/12/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ALİ YAYLACIK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/21644)

 

Karar Tarihi: 4/12/2025

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Fatma Gülbin ÖZTÜRK

Başvurucu

:

Ali YAYLACIK

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, olağanüstü hâl döneminde terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu olan başvurucunun doktora öğrenimine devam ettiği üniversite tarafından tutuklu olması sebebiyle doktora yeterlilik sınavına kabul edilmemesinin eğitim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/3/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

4. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. 1987 doğumlu olan başvurucu, doktora yeterlik sınavına katılma talebinde bulunduğu 6/7/2017 tarihinde Hatay T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması(FETÖ/PDY) ile ilgili terör suçlarından tutuklu olarak bulunmaktadır.

A. Arka Plan Bilgisi

7. Başvuru konusunu daha iyi anlayabilmek bakımından 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen askerî darbe teşebbüsü ve sonrasındaki gelişmeler hakkındaki bazı bilgileri hatırlatmak gerekmektedir.

8. Türkiye'de uzun yıllardır devam eden bir terör sorunu bulunmaktadır. Cumhuriyet tarihinin önemli bir bölümü, devletin örgütlü ve silahlı şiddet hareketlerini bastırma çabalarıyla geçmiştir. Son otuz beş yıl ağırlıklı olarak PKK ile mücadele edilmekle birlikte diğer bir kısım terör örgütlerinin (DHKP/C, TKP/ML, El Kaide, DAEŞ, Hizbullah gibi) de saldırılarına maruz kalınmış ve bu örgütlere yönelik olarak da mücadelede bulunulmuştur. 15 Temmuz 2016 tarihinde ise FETÖ/PDY isimli bir yapılanma tarafından gerçekleştirildiği belirtilen (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25) askerî bir darbe teşebbüsü yaşanmıştır.

9. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde cumhuriyet başsavcılıklarının talimatı ile darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu değerlendirilen çok sayıda kişi hakkında soruşturma başlatılmıştır. Bu soruşturmalar kapsamında başta Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet ve yargı mensupları olmak üzere çok sayıda kamu görevlisi ve sivil kişi hakkında yakalama ve gözaltına alma tedbirleri uygulanmış; bu kişilerin önemli bir bölümü mahkeme kararıyla tutuklanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51). Öte yandan tutukluların ve hükümlülerin güvenliğini ve muhafazasını sağlamakla görevli ceza infaz koruma memurlarının ve jandarma personelinin bir kısmı, ayrıca gerektiğinde tutukluların güvenliğinin sağlanmasında görevlendirilebilecek olan emniyet görevlilerinin önemli bir bölümü terör örgütleri ile olan ilgileri nedeniyle kamu görevinden çıkarılmış veya uzaklaştırılmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 357). Öte yandan 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl süresince Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun çıkardığı kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile bazı genel ve soyut normlar ihdas edilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 55).

B. Başvuru Konusu Olay

10. Başvurucu, Mustafa Kemal Üniversitesi (Üniversite) Sosyal Bilimler Enstitüsünün Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitim Anabilim Dalı'nda doktora öğrencisi iken FETÖ/PDY üyeliği ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen muhtelif suçlar sebebi ile 21/10/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Tutukluluğu devam ederken başvurucu 6/7/2017 tarihinde tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu aracılığı ile doktora yeterlilik sınavına girmek için Üniversiteden talepte bulunmuştur. Başvurucunun bu istemi, Üniversite tarafından daha sonra 6/2/2018 tarihli ve 7083 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşan, 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 4. maddesi (bkz. § 17) gerekçe gösterilerek reddedilmiştir.

11. Başvurucu, hakkında tesis edilen işlemin iptali istemiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde; Üniversite tarafından alınan kararın eğitim hakkını ihlal ettiğini ve Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen temel hakların sınırlama rejimine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Hatay 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 28/12/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme gerekçeli kararında; 667 sayılı KHK'nın 4. maddesi uyarınca terör örgütü üyeliği veya bu örgütlerin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar sebebiyle tutuklu veya hükümlü bulunan kişilerin olağanüstü hâl (OHAL) süresinde, ceza infaz kurumlarında kaldıkları süre boyunca, ülke genelinde uygulanan merkezî sınavlara giremeyeceklerini belirtmiştir. Mahkeme ayrıca aynı kural uyarınca bu kişilerin, örgün veya yaygın tüm eğitim ve öğretim kurumları ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından ceza infaz kurumu içinde veya dışında yapılan sınavlara da katılamayacaklarının açık olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, başvurucunun 21/10/2016 tarihinde tutuklandığını ve tutukluluk hâlinin devam ettiğini tespit etmiştir. Bu bağlamda, başvurucunun 2017 yılında yapılacak doktora yeterlilik sınavına girme talebinin reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.

12. Karar, başvurucu tarafından istinaf edilmiştir. Adana Bölge İdare Mahkemesi 1. Dava Dairesi (İstinaf Mercii)4/2/2021 tarihinde başvurucunun istinaf isteminin kesin olarak reddine karar vermiştir.

13. Nihai karar başvurucuya 5/3/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Mevzuat

14. 7083 sayılı Kanun ile kanunlaşan 667 sayılı KHK'nın "Sınavlara ilişkin tedbirler" başlıklı 4. maddesi şöyledir:

"Terör örgütü üyeliği veya bu örgütlerin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar sebebiyle tutuklu veya hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunanlar, olağanüstü halin devamı ve kurumda barındırıldıkları süre zarfında, ülke genelinde uygulanan merkezî sınavlar ile örgün veya yaygın her türlü eğitim ve öğretim kurumları ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından ceza infaz kurumu içinde veya dışında yapılan ya da yaptırılan sınavlara giremezler."

15. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 67. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

"(3) Kapalı ve açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitim evlerinde ancak, eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde kurum yönetimince belirlenen yerlerde görsel ve işitsel eğitim araç ve gereçlerinin kullanımına izin verilebilir. Eğitim ve iyileştirme programları gerekli kıldığı takdirde denetim altında internetten yararlanılabilir. Hükümlü, odasında bilgisayar bulunduramaz. Ancak, Adalet Bakanlığının uygun görmesi hâlinde eğitim ve kültürel amaçlı olarak bilgisayarın ceza infaz kurumuna alınmasına izin verilebilir.

(4) Bu haklar, tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir."

16. 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün (Tüzük) 90. maddesinin (3), (4) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:

"(3) Kapalı ve açık kurumlar ile çocuk eğitim evlerinde ancak, eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde kurum yönetimince belirlenen yerlerde görsel ve işitsel eğitim araç ve gereçlerinin kullanımına izin verilebilir. Eğitim ve iyileştirme programları gerekli kıldığı takdirde denetim altında internetten yararlanılabilir. Hükümlü, odasında bilgisayar bulunduramaz. Ancak, Bakanlığın uygun görmesi hâlinde eğitim ve kültürel amaçlı olarak bilgisayarın kuruma alınmasına izin verilebilir.

(4) Bu haklar, idare ve gözlem kurulu kararı ile tehlikeli hükümlü oldukları saptananlar veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir.

(5) İşlediği suçun nitelik ve işleniş biçimi göz önüne alındığında, toplum için ciddi bir tehlike oluşturan, kurumdaki tutum ve davranışlarıyla, suç işlemek amacıyla kurulan silâhlı örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle, kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülerin, idare ve gözlem kurulu kararıyla televizyon yayınlarını izlemesine ve bilgisayar ile internetten yararlanmasına izin verilmez."

17. 16/11/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Mustafa Kemal Üniversitesi Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği'nin "Kayıt dondurma, izinli sayılma ve kayıt silme" başlıklı 20. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi şöyledir:

"Mazeret sebebiyle kayıt dondurma: Eğitim ve öğretim için yurt dışına çıkmak durumunda olanlar ile refakat, doğal afet, tutukluluk, mahkûmiyet ve öğrencilerin bir defaya mahsus olmak üzere EYK kararı ile en çok iki yarıyıla kadar kayıtları dondurulur. İş nedeni ile yurt içinde yer değiştirenler veya yurt dışına çıkanlar bu haktan yararlanamazlar. Öngörülemeyen durumlar dışındaki kayıt dondurma başvurularının, akademik takvimde belirtilen süre içerisinde yapılması zorunludur. Mazeret nedeniyle kaydı dondurulan öğrenci, mazeretinin ortadan kalktığını bildirmesi halinde, kayıt dondurma işlemi EYK kararı ile iptal edilir ve kayıt yenileme hakkı verilir. Mazeret nedeniyle EYK kararı ile öğrenimine ara veren öğrenciler, mazeretli oldukları süre içinde derslere veya ders sınavlarına ya da tez sınavlarına giremez. Bu süre içinde girilen dersler, ders sınavları ve tez sınavları geçersiz sayılır."

18. 20/4/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği'nin "Yeterlik sınavı" kenar başlıklı 19. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Yeterlik sınavı, derslerini ve seminerini tamamlayan öğrencinin alanındaki temel konular ve kavramlar ile doktora çalışmasıyla ilgili bilimsel araştırma derinliğine sahip olup olmadığının ölçülmesidir. "

B. Anayasa Mahkemesi Kararı

19. 13/10/2022 tarihli ve E.2018/78, K.2022/114 sayılı soyut norm denetimi kararıyla 7083 sayılı Kanun'un 4. maddesinin Anayasa’nın 15. ve 42. maddelerine aykırılık iddiası incelenmiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:

"186. Dava konusu kuralda, terör örgütü üyeliği veya bu örgütlerin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar sebebiyle tutuklu veya hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunanların olağanüstü hâlin devamı ve kurumda barındırıldıkları süre zarfında, ülke genelinde uygulanan merkezî sınavlar ile örgün veya yaygın her türlü eğitim ve öğretim kurumları ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından ceza infaz kurumu içinde veya dışında yapılan ya da yaptırılan sınavlara giremeyecekleri hükme bağlanmıştır.

187. Kuralın, OHAL’in gerekli kıldığı durumla ilişkili olduğu ve bu uygulamanın yalnızca OHAL süresince geçerli olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Dolayısıyla kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin OHAL’lerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlanmasını ve durdurulmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir.

188. Anayasa’nın 'Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesinin ilk fıkrasında, 'Kimse, eğitim ve öğrenim haklarından yoksun bırakılamaz' denilerek eğitim ve öğretim hakkının genelliği ilkesi benimsenmiş, ikinci fıkrasında da öğrenim hakkının kapsamının kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

189. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında vurgulandığı üzere eğitim hakkı, yüksek öğretim seviyesini de kapsayan (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 28; İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 36) bu çerçevede belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına etkili biçimde erişimin sağlanmasını güvence altına alan (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 68) bir hak olmakla birlikte kamu otoritelerine bireyin eğitim ve öğretim almasını engellememe şeklinde negatif ödev yükleyen bir nitelik de barındırır (Adem Öğüt ve diğerleri, B. No: 2014/20527, 22/11/2017, § 44; Yüksel Baran, B. No: 2012/782, 26/6/2014, § 36).

190. Eğitim hakkı, Anayasa’da düzenleniş biçimiyle sosyal bir hak olarak devlete karşı ileri sürülebilir nitelikte bir temel haktır. Devlet, eğitim olanaklarının ve buna ilişkin altyapının sağlanması yükümlülüğü beraberinde, hiçbir ayrım yapmadan, herkesi eşit biçimde bu haktan yararlandırmak durumundadır. İlaveten eğitim hakkı kapsamında devletin, kendi dışında diğer bireyler tarafından da eğitim hakkının kullanılmasını engelleyen uygulamalara son verecek tedbirleri alma yönünde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.

191. Eğitim hakkını düzenleyen Anayasa’nın 42. maddesinin ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülere eğitim ve öğrenim faaliyeti imkânı sağlanması için bir düzenleme yapılmasını güvence altına aldığı söylenemez (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, § 71). Başka bir ifadeyle Anayasa’nın 42. maddesi devlete ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülere eğitim öğrenim imkânı sağlanması yönünde pozitif bir yükümlülük yüklememiştir.

192. Bununla birlikte 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 67. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, kapalı ve açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitim evlerinde ancak eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde kurum yönetimince belirlenen yerlerde görsel ve işitsel eğitim araç ve gereçlerinin kullanımına izin verilebileceği, eğitim ve iyileştirme programları gerekli kıldığı takdirde denetim altında internetten yararlanılabileceği, hükümlünün odasında bilgisayar bulunduramayacağı ancak Adalet Bakanlığının uygun görmesi hâlinde eğitim ve kültürel amaçlı olarak bilgisayarın ceza infaz kurumuna alınmasına izin verilebileceği, (4) numaralı fıkrasında ise bu hakların, tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabileceği düzenlenmiştir. Anılan Kanun hükmünde yer verilen hususlar 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'te detaylandırılarak açıklanmıştır.

193. Anayasa’nın 42. maddesi; devlete ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülere eğitim öğrenim imkânı sağlanması yönünde pozitif bir yükümlülük yüklememiş olmasına karşın 5275 sayılı Kanun’da ve ikincil mevzuatta yer verilen düzenlemeler çerçevesinde devlet, mahkûmların ceza infaz kurumunun olanakları çerçevesinde uzaktan eğitime devam edebilmesine imkân tanınabilmesini öngörmüştür (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, § 72). Bu kapsamda ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülerin ülke genelinde uygulanan merkezî sınavlar ile örgün veya yaygın her türlü eğitim ve öğretim kurumları ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan ya da yaptırılan sınavlara giremeyeceklerini öngören kural, Anayasa'nın 42. maddesi çerçevesinde belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına erişimin sağlanması ve kamu otoritelerinin bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe şeklindeki negatif ödevi bakımından incelenmelidir (benzer yönde bkz. (Mehmet Ali Eneze, B. No: 2017/35352, 23/5/2018, § 28).

194. Terör örgütü üyeliği veya bu örgütlerin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar sebebiyle tutuklu veya hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunanların, OHAL’in devamı ve kurumda barındırıldıkları süre zarfında ülke genelinde uygulanan merkezî sınavlar ile örgün veya yaygın her türlü eğitim ve öğretim kurumları ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından ceza infaz kurumu içinde veya dışında yapılan ya da yaptırılan sınavlara girememeleri, sınav yoluyla eğitime başlamaları imkânını ortadan kaldırdığından almak istedikleri eğitimden mahrum kalmalarına sebebiyet vermektedir. Bu açıdan bakıldığında iptali istenilen kuralın eğitim ve öğrenim hakkına sınırlama getirdiği açıktır.

195. Kişilerin eğitim hakkı OHAL yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden OHAL’lerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür.

196. Anılan hak, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS’nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS’in 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme’ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir güvence (olağanüstü dönemlerde korunmaya devam eden güvenceler) kapsamında da değildir.

197. Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü dönemlerde kişilerin eğitim hakkının kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkün olmakla birlikte bu husus, yapılacak düzenlemelerde sınırsız bir takdir yetkisi tanındığı anlamına gelmemektedir. Anılan maddede OHAL’lerde durumun gerektirdiği ölçüde söz konusu düzenlemelerin yapılabileceği belirtilmiştir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun kabul edilebilmesi için bunu aşan keyfî müdahalelere izin verilmemesi gerekir.

198. Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere olağanüstü dönemlerde öngörülen tedbirin olağanüstü duruma neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olması gerekir. Bunun yanında getirilen sınırlama, durumun gerektirdiği oranı aşacak şekilde keyfî niteliğe dönüşmemelidir. Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında ölçülülüğün tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm şartları değerlendirilmelidir. Bu çerçevede olağanüstü yönetim usulünün uygulanmasına neden olan tehdit veya tehlikeler, sınırlamaya konu hak ve özgürlüklerin niteliği ve tedbirin alındığı zaman gözönünde bulundurulmalıdır.

199. Bu çerçevede tutuklu ve hükümlülerin sınavlara girme imkânının kısıtlanmasına yönelik değerlendirmelerde tutuklu ve hükümlüler açısından ceza infaz kurumunda bulunmanın doğal ve kaçınılmaz sonuçlarının olduğu unutulmamalıdır. Zira tutuklu ve hükümlülerin temel hak ve hürriyetlere genel olarak sahip olmaları, bu hakların tutuklu ve hükümlüler için ceza infaz kurumu dışındaki bireyler kadar güvence altına alındığı anlamında değerlendirilmemelidir. Ceza infaz kurumlarının işlevi ve amacı kapsamında tutuklu ve hükümlülerin hakları ceza infaz kurumuna girmekle zaten sınırlanmıştır. Eğitim hakkı için de aynı değerlendirme mümkündür (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, § 73).

200. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında bu konuya ilişkin vermiş olduğu Mehmet Ali Eneze (§ 48) kararında da, sınavlara girme bakımından suç temelinde bir kısıtlama yapıldığı, bu kısıtlamada esas alınan hususun ceza infaz kurumu disiplini ve güvenliği olduğu, ceza infaz kurumlarında güvenliğin ve disiplinin sağlanmasının sadece idare için değil mahkûmların güvenliği için de önemli olduğu, bu nedenle belirli suçlardan tutuklu veya hükümlü olanların veya disiplin açısından tehlikeli durumu olan tutuklu veya mahkûmların bazı faaliyetlere katılmasının engellenmesinin kabul edilebilir bir durum olduğu ifade edilmiştir (aynı yönde değerlendirmeler için bkz. Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, § 80).

 201. Ülke genelinde uygulanan merkezî sınavlar ile örgün veya yaygın her türlü eğitim ve öğretim kurumları ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan ya da yaptırılan sınavların organizasyonu karmaşık bir faaliyet olduğu, darbe teşebbüsü sonrasında terör suçları kapsamında çok sayıda kişinin tutuklandığı ve mâhkum olduğu, tutukluların ve hükümlülerin güvenliğini ve muhafazasını sağlamakla görevli kamu görevlilerinin sayısının da önemli ölçüde azalmış olduğu hususları dikkate alındığında iptali istenilen kuralla eğitim hakkına yönelik sınırlamanın elverişlilik ve gereklilik kriterlerini taşımadığı söylenemez.

202. Bunun yanı sıra terör örgütü üyeliği veya bu örgütlerin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar sebebiyle tutuklu veya hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunanlara yönelik sınavlara girme imkânının kısıtlanmasında yapılacak ölçülülük değerlendirmesinde, anılan kısıtlamanın sadece OHAL'in devamı ve ceza infaz kurumunda barınılan süre ile sınırlı olduğu dikkate alınmalıdır. Ayrıca iptali talep edilen kural ile öngörülen sınavlara girme imkânının ortadan kaldırılmasına yönelik tedbir doğrudan kişilerin öğrencilik statüsüne yönelik değildir. Bir başka deyişle kural, kişilerin devam eden öğrencilik statüsünün sonlandırılmasına yol açmamakta, esasen OHAL süresince ve ceza infaz kurumunda barındırıldıkları süre zarfında sınavlara girme imkânı ortadan kaldırılmaktadır. Dolayısıyla ceza infaz kurumunda güvenlik ve disiplinin sağlanması amacıyla yapıldığı anlaşılan kısıtlamanın orantılı olduğu sonucuna varılmıştır (Mehmet Ali Eneze, § 49).

203. Belirtilen hususlar gözönüne alındığında kuralla ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin eğitim hakkı arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği görülmektedir. Bu nedenle kuralın millî güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması amacı bakımından kişilerin eğitim hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.

204. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15. ve 42. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Anayasa Mahkemesinin 4/12/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

21. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

22. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

23. Başvurucu eğitim hakkının Anayasa'nın 42. maddesinde düzenlendiğini, ülkemizin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Ek 1 numaralı Protokolü'nün 2. maddesi ile koruma altına alındığını belirterek eğitim hakkına yönelik müdahalelerin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen sınırlama rejimine uygun olması gerektiğini doktora yeterlilik sınavına katılmasına izin verilmemesi sureti ile eğitim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

24. Bakanlık görüşünde, başvurunun öncelikle kabul edilebilirlik kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Esas bakımından sunulan görüşte ise eğitim hakkının kapsamı ve ceza infaz kurumlarında tutulan mahpusların eğitim hakkına getirilen sınırlamalara ilişkin Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörlüğünden temin edilen görüş ve belgelere yer vermiştir.

25. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında Bakanlığın OHAL döneminde doktora yeterlilik sınavına Üniversite tarafından kabul edilmemesine ilişkin değerlendirmede bulunduğunu, oysa başvurusunun bu konuya ilişkin olmadığını belirtmiştir. OHAL’in sona ermesinin ardından 9/10/2018 tarihinde ceza infaz kurumu aracılığıyla Üniversiteye doktora yeterlilik sınavına katılmak için yeniden başvurduğunu ifade eden başvurucu, talebinin ceza infaz kurumunda bulunması gerekçesiyle reddedildiğini dile getirmiştir. Bu işleme karşı açtığı iptal davasında Hatay İdare Mahkemesinin 5/7/2019 tarihli (E.2019/75, K.2019/541) kararıyla işlemi iptal ettiğini, Üniversitenin de bu karar üzerine 28/2/2020 tarihinde sınav yapılmasına karar verdiğini ancak söz konusu sınava katılamadığını belirtmiştir. Başvurucu, Üniversitenin 30/6/2020 tarihinde ikinci bir sınav tarihi belirlediğini ancak bu tarihin COVID-19 salgını dönemine denk geldiğini buna rağmen Üniversitenin yüz yüze sınav yapılmasında ısrar ettiğini ifade etmiştir. Ceza infaz kurumunda uygulanan karantina tedbirleri nedeniyle sınava götürülemediğini belirten başvurucu, ihlal iddiasının Üniversitenin yüz yüze sınavda ısrar etmesi ve infaz kurumu tedbirleri sebebiyle sınava katılamamasından kaynaklandığını ileri sürmüştür. Son olarak, Bakanlık görüşünde atıf yapılan içtihadın, üniversiteye devam etme, derslere katılım sağlama veya ceza infaz kurumunda bilgisayar ve internet kullanma taleplerine ilişkin olduğunu belirten başvurucu, bu içtihadın somut olayla bağlantısının bulunmadığını iddia etmiştir.

C. Değerlendirme

26. Anayasa'nın 42. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz."

1. İncelemenin Kapsamı Yönünden

27. Bireysel başvuru formu incelendiğinde, başvurunun esas itibarıyla Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünün Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Anabilim Dalında doktora öğrencisi iken FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla tutuklu bulunan başvurucunun, OHAL döneminde doktora yeterlilik sınavına katılma talebinin reddedilmesi üzerine açtığı davanın reddine karar verilmesine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Buna karşılık başvurucu, Bakanlık görüşüne sunduğu beyanında ihlal iddiasının Üniversitenin COVID-19 salgını döneminde yüz yüze sınav yapılmasında ısrar etmesi ve ceza infaz kurumu tarafından uygulanan karantina tedbirleri nedeniyle sınava götürülememesine dayandığını ileri sürerek, eldeki bireysel başvuruya konu olmayan yeni bir şikâyet ileri sürmüştür. Başvurucunun söz konusu yeni iddiası yönünden ayrıca bireysel başvuruda bulunma hakkının saklı olduğu hatırlatılmakla birlikte, Bakanlık görüşüne cevaben ileri sürülen bu iddiaların başvuru kapsamını genişletme ve değiştirme niteliğinde olduğu anlaşıldığından, bireysel başvuru incelemesinin bireysel başvuru formunda belirtilen iddialar ve başvuruya konu edilen nihai yargısal karar üzerinden yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

2. Başvuruyu İnceleme Usulü

28. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik (…) veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler (…) dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

29. Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması rejimi, Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmişken olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa’nın 15. maddesinde yer almaktadır (AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 5)

30. Anayasa’nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik hâllerinde veya olağanüstü durumlarda temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür. Ancak Anayasa’nın 15. maddesiyle bu hususta tanınan yetki de sınırsız değildir. Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemesi ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekmektedir. Ayrıca bu durumlarda dahi kişinin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesinin bu hâllerde de geçerli olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 8; Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 185, 186).

31. OHAL yönetim usullerine başvurulmasındaki temel amaç, bu yönetim rejiminin uygulanmasına neden olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesini sağlamaktır. Devletin veya toplumun varlığının ya da kamu düzeninin ağır tehdit veya tehlikeler altında bulunması nedeniyle olağanüstü yönetim usulünün uygulandığı dönemlerde söz konusu tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesi için temel hak ve özgürlüklerin olağan döneme kıyasla daha fazla sınırlandırılması sonucunu doğuran tedbirler alınması gerekebilir. Bu nedenle Anayasa’nın 15. maddesinin uygulanabilmesi için kuralın OHAL'in gerekli kıldığı durumla ilgisinin bulunması gerekir (AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 9).

32. Somut olayda başvurucunun doktora yeterlik sınavına katılma talebi, 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı OHAL KHK'sının 4. maddesi uyarınca reddedilmiştir. Anılan düzenleme, terör örgütü üyeliği veya bu örgütlerin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar nedeniyle tutuklu veya hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan kişilerin, olağanüstü hâl süresince ve ceza infaz kurumunda kaldıkları süre boyunca, örgün veya yaygın her türlü eğitim kurumları ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından ceza infaz kurumu içinde veya dışında yapılan sınavlara katılamayacaklarını öngörmektedir.

33. Başvurucunun FETÖ/PDY terör örgütüne üyelik suçlamasıyla tutuklu olduğu görülmektedir. Bu nedenle başvurucunun durumunun, 667 sayılı KHK’nın 4. maddesinde belirtilen "terör örgütü üyeliği veya bu örgütlerin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar nedeniyle tutuklu veya hükümlü olma" kategorisine girdiği anlaşılmaktadır.

34. Başvurucu doktora düzeyinde eğitim görmekte olup, eğitim sürecinde doktora yeterlik sınavına katılması gerekirken, bu sınavın OHAL KHK’sı gerekçesiyle engellendiği görülmektedir. Doktora yeterlik sınavı, öğrencinin alanındaki temel konular ile doktora çalışmasına ilişkin bilimsel araştırma ve yöntem bilgisine ne ölçüde hâkim olduğunu değerlendirmeyi amaçlayan; yazılı ve sözlü aşamalardan oluşan yükseköğretime özgü resmî bir sınav niteliğindedir. İlgili mevzuatta da açıkça "sınav" olarak tanımlanan (bkz. § 21) bu süreç, doktora derecesinin alınabilmesi için zorunlu bir akademik eşiktir ve yükseköğretimin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır.

35. Bu kapsamda öncelikle eğitim hakkının OHAL döneminde dahi olsa dokunulması yasaklanmış temel haklar arasında yer almadığının belirtilmesi gerekir (AYM, E.2018/78, K.2022/114, 13/10/2022, §§ 195-196). İkinci olarak sınava kabul etmeme işleminin OHAL döneminde gerçekleştiği, başvurucunun bu süreçte terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu olduğu ve bu sebeple doktora yeterlik sınavına kabul edilmediği ve anılan işlemin 667 sayılı KHK hükmünün doğrudan uygulanması suretiyle gerçekleştirildiği görülmektedir. Diğer bir ifade ile müdahale, olağanüstü hâl rejiminin yürürlükte olduğu bir dönemde, olağanüstü hâl mevzuatına dayanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinin başvuru konusu olayda alternatifsiz bir şekilde doğrudan uygulandığı açık olduğundan incelemenin Anayasa’nın 15. maddesinde öngörülen sınırlama rejimi kapsamında yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır (aynı yönde değerlendirme için bkz. AYM, E.2018/78, K.2022/114, 13/10/2022, § 187).

3. Kabul Edilebilirlik Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

a. Müdahalenin Varlığı

37. Eğitim, Anayasa tarafından doğrudan güvence altına alınmış bir haktır. Ayrıca eğitim, çok özel bir kamu hizmeti olarak sadece doğrudan faydaları olan bir hizmet değil geniş sosyal fonksiyonları da olan bir hizmettir. Demokratik bir toplumda insan haklarının sağlamlaşması ve devamı için eğitim hakkının vazgeçilmez ve temel bir katkısı olduğu da aşikârdır (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 66). Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında eğitim hakkının yükseköğrenim seviyesini de kapsadığına (Hikmet Balabanoğlu [2. B.], B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 28; İhsan Asutay [2. B.], B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 36), belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına etkili bir biçimde erişimin sağlanmasını güvence altına aldığına (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, § 68), kamu otoritelerine bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe şeklinde bir negatif ödev yüklediğine (Adem Öğüt ve diğerleri [1. B.], B. No: 2014/20527, 22/11/2017, § 44; Yüksel Baran [2. B.], B. No: 2012/782, 26/6/2014, § 36) karar vermiştir.

38. Anayasa’nın 42. maddesi; devlete ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülere eğitim öğrenim imkânı sağlanması yönünde pozitif bir yükümlülük yüklememiş olmasına karşın 5275 sayılı Kanun’da ve ikincil mevzuatta yer verilen düzenlemeler çerçevesinde devlet, mahkûmların ceza infaz kurumunun olanakları çerçevesinde uzaktan eğitime devam edebilmesine imkân tanınabilmesini öngörmüştür (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, § 72). Bu kapsamda ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülerin ülke genelinde uygulanan merkezî sınavlar ile örgün veya yaygın her türlü eğitim ve öğretim kurumları ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan ya da yaptırılan sınavlara giremeyeceklerini öngören kural, Anayasa'nın 42. maddesi çerçevesinde belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına erişimin sağlanması ve kamu otoritelerinin bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe şeklindeki negatif ödevi bakımından incelenmiştir ( bkz. Mehmet Ali Eneze [1. B.], B. No: 2017/35352, 23/5/2018; Fatih Dokur [2. B.],B. No: 2017/32217, 24/5/2018)

39. Somut olayda başvurucu, doktora düzeyinde eğitim almakta olup öğreniminin doğal seyri içinde yer alan doktora yeterlik sınavına katılmak istemektedir. Doktora yeterlik sınavının, öğrencinin temel konular ve doktora çalışmasıyla ilgili bilimsel araştırma ve yöntem bilgisine ne ölçüde hâkim olduğunu değerlendiren, yazılı ve sözlü aşamalardan oluşan yükseköğretime özgü bir sınav olduğu ve doktora eğitiminin ilerleyebilmesi için bu sınavın başarıyla tamamlanması gerektiği anlaşılmaktadır.

40. Bu açıklamalar ışığında; başvurucunun terör örgütü üyeliği suçlaması kapsamında tutuklu olarak ceza infaz kurumunda bulunması sebebiyle, 667 sayılı OHAL KHK’sının 4. maddesi uyarınca doktora yeterlik sınavına katılmasına izin verilmemesinin, başvurucunun fiilen doktora öğrenimine devam edememesi sonucunu doğurmuş olduğu ve bu durumun eğitim hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

41. Eğitim hakkı; savaş, seferberlik ve OHAL gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında değildir. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür.

42. Ayrıca anılan hak, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS’nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS’in 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme’ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir güvence (olağanüstü dönemlerde korunmaya devam eden güvenceler) kapsamında da değildir (AYM, E.2018/78, K.2022/114, 13/10/2022, § 196) .

43. Bu doğrultuda başvurucunun eğitim hakkının ihlal edildiği iddiası incelenirken Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca başvuru konusu tedbirin OHAL'in gerektirdiği ölçüde olup olmadığı değerlendirilecektir.

i. Genel İlkeler

44. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın orantılı olmasını ifade etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 204; Onur Can Taştan [GK], B. No: 2018/32475, 27/10/2021, § 74, birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).

45. Temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden bir tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı, ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 208).

46. Diğer taraftan temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri usule ilişkin güvencelerin de sağlanması gerekir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 209).

47. Kuşkusuz bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte bireysel başvuruya konu edildiğinde alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 210).

48. Tutuklu ve hükümlülerin sınavlara girme imkânının kısıtlanmasına yönelik değerlendirmelerde tutuklu ve hükümlüler açısından ceza infaz kurumunda bulunmanın doğal ve kaçınılmaz sonuçlarının olduğu unutulmamalıdır. Zira tutuklu ve hükümlülerin temel hak ve hürriyetlere genel olarak sahip olmaları, bu hakların tutuklu ve hükümlüler için ceza infaz kurumu dışındaki bireyler kadar güvence altına alındığı anlamında değerlendirilmemelidir. Ceza infaz kurumlarının işlevi ve amacı kapsamında tutuklu ve hükümlülerin hakları ceza infaz kurumuna girmekle zaten sınırlanmıştır. Eğitim hakkı için de aynı değerlendirme mümkündür (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, § 73).

ii. Somut Olaya İlişkin Değerlendirmeler

49. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamında bu konuya ilişkin olarak verdiği Mehmet Ali Eneze ve Fatih Dokur kararlarında; terör suçlarından tutuklu ve hükümlü olan başvurucuların sınavlara katılma taleplerine ceza infaz kurumu tarafından izin verilmemesini eğitim hakkı bağlamında değerlendirmiştir. Anılan kararlarda, 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında ceza infaz kurumlarında görevli personel sayısında ciddi azalma yaşandığı ifade edilmiştir. Terör suçları nedeniyle tutuklu veya hükümlü olan kişilerin bir araya getirilmesinin infaz kurumlarının güvenliği açısından sakıncalı olabileceği gibi mahkûmların güvenliği için de önemli olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle, söz konusu kişilerin sınavlara katılımının engellenmesinin kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca kararlarda, Anayasa’nın 42. maddesinin devlete, ceza infaz kurumlarında bulunan kişilere eğitim imkânı sağlama konusunda pozitif bir yükümlülük yüklemediğine dikkat çekilerek, cezaevi personel eksikliği ve güvenlik riski gibi somut koşullar gözönünde bulundurulduğunda sınavlara katılma taleplerinin reddedilmesinin meşru ve makul bir sınırlama olduğu değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi Mehmet Ali Eneze kararında ayrıca sınavlara girme yasağının yalnızca OHAL süresiyle sınırlı olması da dikkate alarak yapılan müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna da ulaşılmıştır.

50. Somut olayda Mehmet Ali Eneze ve Fatih Dokur kararlarından farklı olarak başvurucunun doktora yeterlik sınavına katılma isteminin 667 sayılı KHK'nın4. maddesi kapsamında ceza infaz kurumu tarafından değil doğrudan Üniversite tarafından reddedildiği diğer bir ifade ile müdahalenin farklı bir kamusal mercii tarafından gerçekleştirildiği ve başvurucu tarafından bu işlemin iptali için bireysel başvuruya konu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

51. Başvurucunun doktora yeterlik sınavına başvurduğu ve talebinin reddedildiği tarih itibari ile 15 Temmuz darbe teşebbüsü (§§ 11, 12) nedeniyle devletin milli güvenliğine yönelik ciddi tehdit gerekçesiyle OHAL ilan edildiği ve OHAL'in devam ettiği görülmektedir. Bu kapsamda başvurucunun eğitim hakkına Üniversite tarafından gerçekleştirilen müdahalenin -başvurucunun tutuklu bulunduğu suçun niteliği de dikkate alındığında- millî güvenlik meşru amacını gerçekleştirmek için elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.

52. Ölçülülük incelemesi yönünden ise başvurucu hakkında uygulanan bu tedbirinin OHAL dönemi ile kısıtlı olduğu, söz konusu sınırlamanın sadece OHAL'in devamı ve ceza infaz kurumunda barınılan süre ile sınırlı olduğu dikkate alınmalıdır (AYM, E.2018/78, K.2022/114, 13/10/2022, § 202). Bu kapsamda, OHAL tedbiri niteliğindeki bu düzenleme ile getirilen sınırlama başvurucunun sınava katılma imkânının belli bir süre ile ortadan kaldırmakta ise de başvurucunun öğrencilik statüsünde bir değişikliğe doğrudan sebebiyet vermemektedir. Nitekim, başvurucunun öğrencisi olduğu Üniversitenin Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği'nin "Kayıt dondurma, izinli sayılma ve kayıt silme" başlıklı 20. maddesinde tutuklama hâlinde öğrencilere kayıt dondurma hakkı tanınmış olduğu da görülmektedir (§ 20). Bu kapsamda; anılan kısıtlamanın sadece OHAL'in devamı ve başvurucunun cezaevinde barındırıldığı süre ile sınırlı olduğu, başvurucunun öğrencilik statüsüne ilişkin bir değişiklik yaratmadığı ve başvurucunun olası bir hak kaybına sebebiyet vermemek adına kayıt dondurma gibi telafi edici mekanizmaları çalıştırabileceği gözetildiğinde doktora yeterlik sınavına katılmaya yönelik sınırlamanın ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 42. maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkının ihlal edilmediğinin açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 42. maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Ali Yaylacık [1. B.], B. No: 2021/21644, 4/12/2025, § …)
   
Başvuru Adı ALİ YAYLACIK
Başvuru No 2021/21644
Başvuru Tarihi 24/3/2021
Karar Tarihi 4/12/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, olağanüstü hâl döneminde terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu olan başvurucunun doktora öğrenimine devam ettiği üniversite tarafından tutuklu olması sebebiyle doktora yeterlilik sınavına kabul edilmemesinin eğitim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Eğitim hakkı Ceza infaz kurumunda eğitim İhlal Olmadığı

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 67
KHK 667 Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 4
Tüzük 20/03/2006 Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük 90
Yönetmelik 16/11/2016 Mustafa Kemal Üniversitesi Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği 20
20/4/2016 Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği 19
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi