|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
MERT ÖZAŞKIN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/31236)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 4/12/2025
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Ayça GANİDAĞLI DEMİRCİ
|
|
Başvurucu
|
:
|
Mert ÖZAŞKIN
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanıkların sanık tarafından sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının, ceza davasında sanığın ses ve görüntü aktarımı suretiyle duruşmaya uzaktan katılımının sağlanması nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/6/2021 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
3. Komisyon; başvurunun suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması, diğer hakların ihlal edildiği iddiasının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle kabul edilemez olduğuna, adil yargılanma hakkı kapsamında duruşmada hazır bulunma ile tanık dinletme ve sorgulama haklarının ihlal edildiği iddialarının kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
4. Adli yardım talebinin Komisyon tarafından kabulü ile başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten geçici olarak muaf tutulmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Konya Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle başvurucu hakkında soruşturma başlatmıştır.
7. Soruşturma neticesinde Başsavcılık, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 2/1/2018 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede özetle başvurucunun silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediğine delil olarak S.Z. ve S.D. isimli tanıkların beyanı, bunun yanı sıra örgüt mensuplarının kaldığı evde ikamet etmesi gösterilmiştir.
8. İddianamenin kabulü ile Konya 10. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada dosya hakkında suçun işlendiği yerin Ankara olmasından bahisle yetkisizlik kararı verilmiştir. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi yetkisizlik kararı üzerine dosya hakkında 7/3/2018 tarihinde karşı yetkisizlik kararı vermiş, bunun üzerine yetki uyuşmazlığının çözümü için dosya Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi 9/4/2018 tarihinde yargılamaya yetkili olan mahkemenin Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi(Mahkeme) olduğu yönünde karar vermiş ve dava Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülmeye başlanmıştır.
9. Mahkeme 2/5/2018 tarihinde düzenlenen Tensip Tutanağı'nda, başvurucunun savunmasının alınması için bulunduğu Akşehir T tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna müzekkere yazılmasına ve başvurucunun duruşma gün ve saatinde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ortamında hazır edilmesine karar vermiştir. Ayrıca tanık S.D. ve S.Z.nin beyanlarının alınması için bulundukları yer Ağır Ceza Mahkemelerine talimat yazılmasına, diğer tanık M.A.nın SEGBİS ile hazır edilmesi için müzekkere yazılmasına, başvurucunun ByLock ve benzeri iletişim programlarını kullanıp kullanmadığının, kullanmış ise bilgi, konuşma, mesaj ve eposta dökümlerinin tespiti için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, başvurucudan ele geçirilen dijital materyallerin akıbetlerinin sorulmasına, duruşmanın 25/6/2018 tarihine bırakılmasına karar vermiştir.
10. Tanık S.D.nin 25/5/2018 tarihinde istinabe mahkemesince yapılan talimat duruşmasında beyanı alınırken başvurucu müdafii de hazır bulunmuştur. Tanık S.D. alınan beyanında özetle 2004 yılında ortaokul son sınıfta cemaatle tanıştığını, başvurucu ile cemaat içinde 2012 yılı Harp Okulu son sınıfta tanıştığını, cemaat içinde tanışmalarının kendilerine abilik yapan kişiler vasıtasıyla olduğunu, Piyade Okuluna birlikte girdiklerini ve 2012 yılının Ağustos ayında kendisi, S.Z., ve başvurucunun birlikte ev tutmaya karar verdiklerini, bu konuyu Piyade Okulunda onlarla ilgilenen "Ömer" isimli kişiye danıştıklarını, Ömer isimli kişinin bu konuda "Ev tutun." diye yüreklendirdiği için ev tutmaya karar verdiklerini, bu eve haftada bir ya da iki kere dinî konularda sohbet etmek amacıyla Ömer isimli abinin geldiğini, Ömer isimli kişinin sadece kendisi, S.Z. ve başvurucu ile bu dönem içinde görüştüğünü ve kendilerinden bu kişinin sorumlu olduğunu, ev sahibinin de aynı apartmanda olduğunu, ev ve evdeki eşyalar konusunda titiz birisi olduğunu ama gelen giden konusunda bir sorun yaşamadığını ifade etmiştir.
11. Tanık S.Z.nin 13/6/2018 tarihinde istinabe mahkemesince beyanı alınırken talimat duruşmasında başvurucu müdafii hazır bulunmuştur. Alınan beyanında özetle başvurucu ile Ankara Harp Okulunda 2010-2012 döneminde aynı sınıfta okuduğunu, mezun olduktan sonra kendisi, S.D. ve başvurucunun Pendik'te eşyalı ev tutmaya karar verdiklerini, Eylül 2012-Mart 2013 tarihleri arasında beraber bu evde kaldıklarını, ev sahibinin de aynı binada oturduğunu, beraber kaldıkları süre içinde Ömer isimli şahsın ara ara evlerine geldiğini, Ömer geldiğinde namaz kıldıklarını, Fetullah Gülen'in kitaplarını ve Kur'an-ı Kerim okuduklarını ifade etmiştir.
12. Duruşmanın 25/6/2018 tarihli ilk oturumunda 2/1/2018 tarihli iddianamenin kabulü kararı, tanık S.D.nin ve S.Z.nin istinabe yolu ile alınan beyanı okunmuştur. Başvurucu 25/6/2018 tarihli ilk celseye SEGBİS vasıtasıyla katılmış, müdafii ise duruşma salonunda hazır bulunmuştur. Başvurucu savunmasında kendisine okunan tanık S.D. ve S.Z.nin beyanlarının gerçek dışı ve çelişkili olduğunu, kaldığı evi kendisinin kiraladığını, bahse konu evin örgüt evi olmadığını beyan ederek üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiştir. Aynı tarihli duruşmada SEGBİS ile hazır edilen tanık M.A.nın beyanlarında; 2017 yılı Mart ayında gözaltına alındığını, gözaltına alındığında baskı ve tehdit altında başvurucu ile ilgili ifade verdiğini, başvurucunun mahalle arkadaşı olduğunu, FETÖ/PDY ile ilgili irtibatlı olduğunu bilmediğini ifade etmiştir.
13. Duruşmanın 20/9/2018 tarihli ikinci oturumunda başvurucu SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmiştir. İddia makamı, esas hakkında mütalaasında başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir.
14. Başvurucu, duruşmanın 5/11/2018 tarihli son oturumunda SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmiştir. Başvurucu ve müdafii esas hakkında mütalaaya karşı savunmalarında -diğerlerinin yanı sıra-tanık beyanlarının hem kendi içinde hem de birbiri ile çelişkili olduğuna, suçun maddi ve manevi unsurunun oluşmadığına değinmişlerdir. Mahkeme başvurucunun silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Gerekçeli kararda başvurucunun tanıklar S.D. ve S.Z.yi tanıdığı, aralarında husumet bulunmayan tanıkların ayrıntılı, samimi ve gerekçeli beyanları doğrultusunda başvurucunun inkârının üzerine atılı suçtan kurtulmaya yönelik olduğu, başvurucunun Kara Harp Okulundan mezun olduktan sonra teğmen rütbesinde İstanbul Tuzla Piyade Okulunda eğitim sırasında tanıklar S.D. ve S.Z. ile örgüt abilerinin isteği üzerine cemaat evinde kaldıkları, toplantılarda Fetullah Gülen'e ait kitap okuyup vaaz görüntüleri izledikleri, sohbet yaptıkları, himmet parası verdiği, başvurucunun olağanüstü bir gizlilikle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızdığı, örgüt toplantılarının gizli olarak kullandıkları bir evde yapıldığı, bu toplantıların örgüt abilerinin gözetim ve denetiminde yapıldığı, bu hâliyle örgüt talimatlarına uyarak ve gizlilik unsuruna bağlı kalarak örgüte bağlılığını gösterdiği ve hücre yapılanması içinde bulunduğu tespitlerine yer vermiştir.
15. Başvurucu 6/11/2018 tarihinde mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu, duruşma talep ettiği gerekçeli istinaf dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- hakkında mahkûmiyete esas alınan tek delilin tanık S.D. ve S.Z.nin beyanları olduğunu, tanıkların soruşturma evresindeki ve kovuşturma evresindeki beyanlarının birbiriyle çelişkili olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi 17/10/2019 tarihinde istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir.
16. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/02/2021 tarihinde temyiz isteminin reddi ile hükmün onanmasına karar vermiştir. Kararda, zorunluluk nedeni gösterilmeden SEGBİS vasıtasıyla savunma alındığının görüldüğünü ancak başvurucunun yargılamanın hiçbir aşamasında itiraz etmeyerek bu durumu zımnen kabul etmiş olması karşısında bu yöntemle savunma alınmasının, silahların eşitliği ve yargılama ilkesi çerçevesinde başvurucunun savunmasında zaafiyet yaratmadığı, yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği ifade edilmiştir. Başvurucu, gerekçeli temyiz dilekçelerinde -diğerlerinin yanı sıra- istinabe ile dinlenen tanıklar ile yüzleştirilmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
17. Başvurucu, nihai hükmü 8/6/2021 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Anayasayı ihlal" başlıklı 309. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.
..."
19. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" başlıklı 314. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
..."
20. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Sanığın savunma delillerinin toplanması istemi" başlıklı 177. maddesi şöyledir:
"(1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.
(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâl bildirilir.
(3) Sanığın kabul edilen istemleri, Cumhuriyet savcısına da bildirilir."
21. 5271 sayılı Kanun’un "Tanık ve bilirkişinin naiple veya istinabe yoluyla dinlenilmeleri" başlıklı 180. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Hastalık veya malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle bir tanık veya bilirkişinin uzun ve önceden bilinmeyen bir zaman için duruşmada hazır bulunmasının olanaklı bulunmayacağı anlaşılırsa, mahkeme onun bir naiple veya istinabe yoluyla dinlenmesine karar verebilir.
(2) Bu hüküm, konutlarının yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında bulunmasından dolayı getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişinin dinlenmesinde de uygulanır.
...
(5) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınır. Buna olanak verecek teknik donanımın kurulmasına ve kullanılmasına ilişkin esas ve usuller yönetmelikte gösterilir."
22. 5271 sayılı Kanun’un "Doğrudan soru yöneltme" başlıklı 201. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Cumhuriyet savcısı, müdafii veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir."
23. 5271 sayılı Kanun’un "Delillerin ortaya konulması ve reddi" başlıklı 206. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
"Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir."
24. 5271 sayılı Kanun’un "Duruşmada anlatılması zorunlu belge ve tutanaklar" başlıklı 209. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada anlatılır."
25. 5271 sayılı Kanun’un "Duruşmada okunmayacak belgeler" başlıklı 210. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez."
26. 5271 sayılı Kanun’un "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesi şöyledir:
"(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:
"Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
(...)
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek."
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), duruşmada hazır bulunmayan tanıkların beyanlarının delil olarak kullanılmasının yargılamanın adilliğini zedeleyip zedelemediğini tespit etmek amacıyla uyguladığı üç aşamalı teste ilişkin ilkeleri Faysal Pamuk/Türkiye (B. No:430/13, 18/1/2022) kararında istinabe yoluyla dinlenen tanıklar yönünden de tekrarlamıştır. Karara konu olayda silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkȗm edilen başvurucu hakkındaki suçlayıcı anlatımları mahkȗmiyet gerekçesinde büyük ölçüde delil olarak kullanılan tanıklar yer itibarıyla yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında ikamet etmektedir. Mahkeme, bu tanıkların beyanlarını istinabe yoluyla almıştır. AİHM, tanıkların beyanlarının ikamet etmekte oldukları yer mahkemelerince istinabe yoluyla alınmasına ilişkin uygulamanın 5271 sayılı Kanun'un 180. maddesinden kaynaklandığını tespit ettikten sonra bu yöntemin tanıkların duruşmada hazır bulunmamasına geçerli bir neden teşkil edip etmediğini değerlendirmiştir (Faysal Pamuk/Türkiye, §§ 53-62). Buna göre yargılamayı yürüten mahkemece tanıkların duruşmada hazır edilmemelerine gerekçe olarak tanıkların farklı şehirlerde ikamet etmekte oldukları hususuna dayanılmasının esnek olmayan ve mekanik bir yaklaşım olduğuna dikkat çekmiştir. Nitekim AİHM'e göre bu uygulama tanıkların duruşmada hazır edilmemesi için geçerli nedenler olup olmadığı sorusunun bireysel değerlendirmesine engel olmakta ve tanıkların duruşmaya katılımını sağlamak için her türlü makul çabayı göstermeye yönelik görevlerinden derece mahkemelerini muaf tutuyor gibi görünmektedir (Faysal Pamuk/Türkiye, § 55).
29. AİHM, Faysal Pamuk/Türkiye kararında başvurucu hakkındaki tanık beyanlarının hükme ulaşılması noktasında belirleyici nitelikte delil olarak kabul edildiğini tespit ettikten sonra tanıkların duruşmada hazır edilmemeleri nedeniyle savunma makamının maruz kaldığı sınırlamayı telafi eden dengeleyici güvencelerin mevcut olup olmadığını ele almıştır (Faysal Pamuk/Türkiye, §§ 59-62). Bu bağlamda yaptığı değerlendirmede AİHM; 5271 sayılı Kanun'un 180. maddesinin ikinci fıkrası, ikamet adresinin yargılamayı yürüten mahkemenin yargı çevresi dışında olmasından dolayı duruşmaya getirilmesi zor olan tanıklar hakkında olmasına rağmen yargılamayı yürüten mahkemenin kararında bu önemli gereklilik hususunda sessiz kaldığına dikkat çekmiştir. Benzer şekilde anılan Kanun'un 180. maddesinin beşinci fıkrasında, yargılamayı yürüten mahkemenin yargı çevresi dışında olan tanıkların görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılmak suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntemin uygulanarak ifade alınabileceği öngörüldüğü hâlde yargılamayı yürüten mahkemenin bu yöntemi de dikkate almadığının altını çizmiştir. Öte yandan yargılamayı yürüten mahkemenin bu yöntemi kullanmasına engel teşkil eden herhangi bir gerekçe sunmadığını da vurgulamıştır. Bu nedenle AİHM, yargılamayı yürüten mahkemenin hazır bulunmayan tanıklardan delil elde etmek için alternatif tedbirleri araştırmadığı sonucuna varmıştır (Faysal Pamuk/Türkiye, §§ 63-67).
30. Tanık sorgulama hakkı yönünden ilgili uluslararası hukuk için ayrıca bkz. Abdulkerim Kahraman [2. B.], B. No: 2020/37267, 11/5/2023, §§ 27-28; Nurcan Gülabi [1. B.], B. No: 2015/15355, 23/5/2018, §§ 24-27.
31. Duruşmada hazır bulunma hakkı yönünden ilgili hukuk için bkz. Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, 6/2/2020, §§ 38-60.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Anayasa Mahkemesinin 4/12/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
33. Başvurucu, mahkûmiyet kararına dayanak yapılan tek delil olan tanık S.D. ve S.Z.nin beyanının istinabe yoluyla alınması nedeniyle tanıklara soru sorma imkânı bulamadığını ve bu suretle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
34. Bakanlık görüşünde; başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığının öncelikle değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlıkça ayrıca başvurucu müdafiinin her iki talimat duruşmasında hazır bulunduğu ve tanıklara soru yöneltme imkânına sahip olduğu açıklanmıştır. Başvurucuya 25/6/2018 tarihli celsede hakkında beyanda bulunan tanıkların talimatla alınan ifadeleri okunduğu ve bu beyanlara karşı varsa itiraz ve savunmalarını sunması istenildiği ve başvurucunun bu beyanlara karşı itiraz ve savunmalarını dile getirdiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı bireysel başvuru formundaki beyanlarını tekrar etmiştir.
2. Değerlendirme
35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
37. Başvuru öncelikle kabul edilebilirlik yönünden tanık sorgulama hakkından feragat edilip edilmediği yönünden değerlendirilmelidir. Anayasa Mahkemesi, Selçuk Arslan ([GK], B. No: 2020/19752, 6/2/2025) kararında tanık sorgulama hakkından feragat ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi daha önce adil yargılanma hakkı güvencelerinden açık veya örtülü şekilde feragat edilmesinin mümkün olduğunu belirtmiştir. Buna göre Anayasa'nın herhangi bir maddesi, kişilerin tanık sorgulama hakkını da içeren adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat etmelerini yasaklayan bir hüküm içermemektedir (birçok karar arasından bkz. S.Ö. [GK], B. No: 2020/38783, 4/7/2024, § 15; Selçuk Arslan, § 61).
38. Anayasa Mahkemesi feragatin Anayasa'ya uygun kabul edilebilmesi için feragat iradesinin kesin olarak (tereddütsüz) ortaya konulması ve feragatin sonuçlarının kişi yönünden makul ve öngörülebilir olması gerekliliğini ifade etmiştir. Buna ek olarak asgari usul güvencelerinin sağlanmış olması, ayrıca adil yargılanma hakkından feragat edilmesini meşru olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının da bulunmaması gerekir (bazı farklılıklar ve eklemelerle birlikte bkz. Nurettin Balta [1. B.], B. No: 2016/10023, 28/12/2021, § 45). Örtülü feragatin hangi durumlarda Anayasa'ya uygun kabul edileceğine ilişkin ilkeler genel olarak Ansar Onat ([2. B.], B. No: 2019/14515, 15/6/2022) kararında belirtilmiştir. Buna göre örtülü feragatin geçerli olabilmesi için feragat eden tarafın söz konusu eylemlerinin sonuçlarını makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir. Dolayısıyla yetkili yargı organları bu konuda varsayıma dayalı bir değerlendirme yapmamalıdır. Bununla birlikte adil yargılanma hakkı güvencelerinden feragat iradesi, bunu gösteren olguların bulunmasından veya suç isnadı altındaki kişinin tutum ve davranışlarından anlaşılabilir (Ansar Onat, § 21; Selçuk Arslan, § 62).
39. Feragatle ilgili Anayasa Mahkemesince benimsenen bu genel ilkeler her somut olayın kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilerek bir sonuca ulaşılabilecektir. Bu kapsamda -her durumda- belli bir veriden hareketle ya da tanık sorgulamaya dair talebin sadece yargılamanın belli bir aşamasında ileri sürülmediği gerekçesiyle feragat sonucuna varılması uygun görünmemektedir. Özellikle feragatin kesin/tereddütsüz olması koşulunun somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği titizlikle incelenmelidir. Bu koşul yönünden mahkemelerin tanık sorgulama taleplerini hangi gerekçeyle reddettikleri büyük önem kazanmaktadır (Selçuk Arslan, § 63).
40. Türk hukukunda istinaf mahkemelerinin de tanık dinleme yetkisi bulunmaktadır. İlk derece mahkemesince mahkûm edilen kişilerin tanık sorgulama konusundaki taleplerini ilk kez istinaf mahkemesi önünde ileri sürdüğü durumlarda, feragat değerlendirmesi bağlamında istinaf mahkemesinin bu talebi ele alış şekli üzerinden bir inceleme yapılması gerekmektedir. İlk derece mahkemesinin tanık sorgulama taleplerini sanığa atfedilebilir bir kusura dayalı olarak ve makul sınırlar içinde reddettiği durumlar hariç olmak üzere, istinaf mahkemesinin sanığın tanık sorgulama konusundaki talebini hiç incelemediği ya da bu konudaki talebi gerekçesiz reddettiği durumlarda feragat sonucuna ulaşılmamalıdır. İstinaf mahkemesinin bu talebi karşıladığı durumlarda ise mahkemece sunulan gerekçe üzerinden bir değerlendirme yapılması gerekir (Selçuk Arslan, § 66).
41. Buna karşın, sanığın tanık dinleme yetkisine sahip olan ilk derece ve istinaf mahkemeleri önünde bu şikâyetini dile getirmeyip temyiz aşamasında bu talepte bulunduğu durumlarda -talebin ilk kez temyiz aşamasında ileri sürülmesini haklı kılan koşulların bulunduğu durumlar dışında- Yargıtay bu şikâyeti karşılamamış olsa dahi feragat sonucuna ulaşılması mümkün olabilir. Çünkü sanık, hukukun kendine sağladığı imkânlara rağmen bu talebini ilk kez tanık dinleme yetkisine sahip olan ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi önünde değil bu yetkiye sahip olmayan bir kanun yolu mercii (Yargıtay) önünde dile getirmiştir (Selçuk Arslan, § 67).
42. Somut olay incelendiğinde, mahkûmiyet kararına dayanak yapılan tek ve belirleyici delil olan tanık S.D. ve S.Z.nin beyanı istinabe yoluyla alınmıştır. Yargılama üç celse sürmüştür. Birinci celsede istinabe ile dinlenen tanık S.D. ve tanık S.Z.nin beyanları okunmuştur. Tanık beyanlarına karşı hem başvurucu sanık hem de müdafii detaylı açıklamalarda bulunmuştur (bkz. § 12). İkinci celsede sanık müdafii aynı binada üst katta ikamet eden karı-kocanın dinlenilmesini ve HTS kayıtlarının incelenmesini talep etmiştir. Üçüncü ve son celsede ise başvurucu ve müdafii esas hakkındaki mütalaaya karşı sundukları savunmalarda başvurucunun tanıklarla yüzleştirilmediğinden söz etmemişlerdir (bkz. § 14). Böylelikle başvurucu ve müdafii ilk derece yargılamasında tanıkların mahkeme huzurunda dinlenmesi ve tanık sorgulama hakkının kullanılması yönünde bir talepte bulunmamıştır. Dahası ceza muhakemesi hukukumuzda istinaf mahkemelerinin tanık dinleme yetkisi varken; 19/11/2018 tarihli ve 22 sayfadan oluşan istinaf başvurusunda da hükme esas alınan tek delil niteliğinde olan tanık beyanları hakkında detaylı değerlendirme yapılmış ancak dinlenmeleri hususunda bir talepte bulunulmamıştır (bkz. § 15). Bununla birlikte başvurucu temyiz dilekçesinde istinabe ile dinlenen tanıklar ile yüzleştirilmediğinden şikâyet ettiğini belirtmiştir.
43. Başvurucunun ve müdafiinin tanık dinleme yetkisine sahip olan ilk derece ve istinaf mahkemeleri önünde tanık sorgulayamama şikâyetini dile getirmeyip temyiz aşamasında bu talepte bulunduğu anlaşılmıştır. Eldeki uyuşmazlığın tüm bu özellikleri birlikte değerlendirildiğinde başvurucu ve müdafiinin tanıkların istinabe yoluyla dinlenilmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağını makul bir şekilde öngörebilecek durumda oldukları, imkânları varken zamanında tanık sorgulama hakkını kullanmayı talep etmedikleri, feragatin gönüllü ve bilinçli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca söz konusu feragatin herhangi bir önemli kamu menfaatine de aykırı olduğu söylenemez. Böylelikle başvurucunun hukukun kendine sağladığı imkânlara rağmen bu talebini ilk kez tanık dinleme yetkisine sahip olan ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi önünde değil bu yetkiye sahip olmayan bir kanun yolu mercii (Yargıtay) önünde dile getirmesi tanık sorgulama hakkından zımnen feragat ettiği yönünde değerlendirilmiştir.
44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Tanık Dinletme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
45. Başvurucu, İstanbul'da tanık S.D.ve tanık S.Z. ile kiraladıkları evin üst katında oturan ev sahipleri olan E.O. ve G.O. adlı kişilerin tanık olarak ifadesinin alınması taleplerinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
46. Bakanlık görüşünde; tanık dinletme hakkına yönelik ayrı bir değerlendirme yapılmamış, başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığının öncelikle değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki iddialarını tekrar etmiştir.
2. Değerlendirme
47. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan tanık dinletme hakkı kapsamında incelenmiştir.
48. Anayasa Mahkemesi benzer iddiaların ileri sürüldüğü başvurulara ilişkin birçok kararda tanık dinletme hakkıyla ilgili ilkeleri belirlemiştir.
49. Savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı, silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağrılmasının uygun olup olmadığının değerlendirmesi, kural olarak derece mahkemelerinin takdir yetkisi dâhilindedir. Ancak bu hak, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın aynı koşullar altında ve silahların eşitliği ilkesine uygun olarak tanık dinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla bir sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesi gerekmektedir (Atila Oğuz Boyalı [2. B.],B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 47; Ahmet Zeki Üçok [1. B.], B. No: 2013/1966, 25/3/2015, § 70)
50. Somut olayda başvurucu, tanık S.D. ve S.Z. ile birlikte kaldıkları eve sıklıkla gelen kişiler olsa idi ev sahiplerinin de bu duruma tanık olacağı yönündeki savunması yönünden ev sahipleri G.O. ve E.O.yu tanık olarak dinletmek istemiştir. Başvurucunun bu talebi Mahkemece "dosyanın esasına katkı sağlamayacağı" gerekçesiyle reddetmiştir. Gerekçeli karar içeriğinden Mahkemenin esas olarak başvurucunun Kara Harp Okulundan tanıdığı ve başvurucu ile aynı evde kalan tanıklar S.D. ve S.Z.nin beyanlarını hükme esas aldığı anlaşılmıştır.
51. Sonuç olarak yargılamanın bütünü değerlendirildiğinde başvurucunun asker olması ve kendisi gibi asker olan tanıklarla aynı evde kalmış olması hususunu savunmalarında doğrulamış olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca başvurucunun aynı evde kalmış olduğu tanıkların beyanlarının mahkûmiyete esas alınması karşısında ev sahibi olan G.O. ve E.O. dinlenilmemesinin tanık dinletme hakkına yönelik bir ihlal oluşturmadığı sonucuna varılmıştır.
52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
53. Başvurucu; duruşmada hazır bulunma hakkının hatırlatılmadığını, rızası alınmadan tüm duruşmalara SEGBİS aracılığıyla katılmak zorunda bırakıldığını ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde, başvurucunun SEGBİS vasıtasıyla katıldığı duruşmalarda bizzat duruşmaya katılma yönünde bir talebinin olmadığı ve bu duruma itiraz etmediği ayrıca benzer şekilde celse arası bizzat katılma yönünde bir talebi olmadığı vurgulanmıştır.
2. Değerlendirme
54. Başvurucunun bu kısımdaki iddiaları adil yargılanma hakkı güvencelerinden biri olan duruşmada hazır bulunma hakkı kapsamında incelenmiştir.
55. Anayasa Mahkemesi, Şehrivan Çoban ile Emrah Yayla ([GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020) kararlarında duruşmada hazır bulunma hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi bu kararlarda öncelikle kişilerin istemine aykırı olarak SEGBİS yoluyla duruşmaya katılmasının duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir. Bu müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük yönünden inceleneceğini ifade etmiştir. Anılan kararlarda 5271 sayılı Kanun'un 196. maddesinin kanunilik ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır (Şehrivan Çoban, §§ 72-104; Emrah Yayla, §§ 58-86).
56. Anılan kararlarda ölçülülük yönünden yapılan incelemede ise başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin hangi zorlayıcı nedene dayalı olarak kabul edilmediğinin ortaya konulmaması ve başvurucunun SEGBİS yoluyla katıldığı celselerde esaslı işlemlerin yapılması nedeniyle müdahalenin gerekli olmadığı değerlendirilmiştir.
57. Diğer taraftan Anayasa'nın 36. maddesi veya diğer herhangi bir maddesi, kişilerin adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat etmelerini yasaklayan bir hüküm içermemektedir. Ne var ki adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat edilmesinin Anayasa'ya uygun olabilmesi için feragat iradesinin açık olmasının ve sonuçlarının kişi yönünden makul olarak öngörülebilir olmasının yanında asgari usul güvencelerinin de sağlanmış olması, ayrıca adil yargılanma hakkından feragat edilmesini meşru olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının bulunmaması gerekir (Nurettin Balta,§ 45).
58. Adil yargılanma hakkı güvencelerinden açık bir şekilde feragat edilebileceği gibi örtülü şekilde feragat edilmesi de mümkündür. Her iki durumda da feragatin tereddüde yer vermeyecek şekilde açık olması ve aynı zamanda kamu yararına aykırılık taşımaması gerekir. Ayrıca örtülü feragatin geçerli olabilmesi için feragat eden tarafın söz konusu eylemlerinin sonuçlarını makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekmektedir. Dolayısıyla yetkili yargı organlarının bu konuda varsayıma dayalı bir değerlendirme yapmamaları gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Emrah Yayla, § 75). Bununla birlikte adil yargılanma hakkı güvencelerinden feragat iradesi, bunu gösteren olguların bulunmasından veya suç isnadı altındaki kişinin tutum ve davranışlarından anlaşılabilir.
59. Anayasa Mahkemesi, Ansar Onat kararında değerlendirdiği koşullar dâhilinde duruşmada hazır bulunma hakkından feragat edilmesi durumunda anılan hakka dair bir müdahalenin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu başvuruya konu olayda, celselere SEGBİS aracılığı ile katıldığı sırada başvurucunun bu duruma yönelik herhangi bir itiraz ileri sürmediği belirtilmiştir. Ayrıca duruşmaya uzaktan katılım sürecinde ses ve görüntü kalitesiyle ilgili sorun yaşandığına ilişkin bir iddia ve itiraza duruşma tutanakları ve başvuru formunda yer verilmediği vurgulanmıştır. Bu durumda başvurucunun doğrudan duruşmada hazır bulunma hakkından feragat ettiğine dair bir beyanı bulunmamakta ise de talebine aykırı olarak SEGBİS yoluyla duruşmalara katılmak zorunda bırakılmadığı açıklanmıştır. Anılan kararda, başvurucunun duruşmalara bizzat katılma talebini celse arasında Mahkemeye iletmemiş olması da dikkate alındığında söz konusu hakka ilişkin feragat etme iradesini zımnen ortaya koyduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca başvurucunun SEGBİS aracılığı ile duruşmaya katılımının sonuçlarını makul olarak öngörebilecek durumda olmadığına dair somut bir veri bulunmadığı gibi duruşmada hazır bulunma hakkından feragat ile ilgili asgari usul güvencelerinin kendisine sağlanmadığına yönelik bir iddiasının da başvuru formuna yansımadığı belirtilmiştir. Buna ek olarak başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkından feragat etme iradesini gösterdiğine ilişkin kabulü meşru olmaktan çıkaracak üstün bir kamu yararının mevcut olduğundan söz etmenin de -somut olayın koşullarında- mümkün gözükmediği, dolayısıyla başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkına bir müdahalede bulunulmadığı değerlendirilmiştir (Ansar Onat, § 23). Somut olayda da anılan kararlarda yer alan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.
60. Somut olayda duruşma hazırlığı işlemleri kapsamında Mahkemece düzenlenen Tensip Tutanağı'nda başvurucunun duruşmada SEGBİS aracılığıyla hazır edilmesine karar verilmiştir. Mahkeme, duruşmanın SEGBİS aracılığıyla yapılacağı hususunu da içeren Tensip Tutanağı'nı başvurucuya tebliğ etmiştir. Yargılamanın 25/6/2018 tarihli ilk celsesinde başvurucu SEGBİS aracılığıyla duruşmada hazır edilmiş, müdafiinin de hazır bulunduğu bu celsede savunmasını yapmıştır. Mahkeme, bir sonraki celsede başvurucunun yine SEGBİS aracılığıyla hazır edilmesine karar vermiştir. Başvurucu, duruşmanın 20/9/2018 tarihli ikinci celsesine SEGBİS aracılığıyla katılmış; bu celsede esas mütalaa sunulmuş, başvurucunun mütalaaya karşı beyanları alınmıştır. Başvurucu yargılamanın 5/11/2018 tarihli son celsesinde de SEGBİS aracılığıyla duruşmada hazır edilmiştir. Başvurucu tarafından, SEGBİS bağlantısında ses ve görüntü kalitesiyle ilgili sorun yaşandığına ilişkin bir iddia ve itiraza duruşma tutanakları ve başvuru formunda yer verilmemiştir. Ayrıca başvurucunun celsede veya celse aralarında duruşmalara bizzat katılmayı talep ettiğine dair bilgi ya da belge de bulunmadığı görülmüştür. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde somut olayda yukarıda anılan kararlarda yer alan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı ve başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin feragat etme iradesini zımnen ortaya koyduğu sonucuna ulaşılmıştır.
61. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tanık dinletme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 4/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.