|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
EMİNE TURAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/22775)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 11/2/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Yüksel GÜNARSLAN
|
|
Başvurucular
|
:
|
1. Emine TURAN
|
|
|
|
2. Mehmet TURAN
|
|
|
|
3. Seyfullah TURAN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Fahri TİMUR
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, kolluk görevlisinin güç kullanımı sonucu meydana gelen ağır nitelikteki yaralanmadan kaynaklanan zararların tazmini talebiyle açılan tam yargı davasında hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olması, bilirkişi raporu ve mahkeme kararlarına karşı yapılan itirazların tartışılmaması, yaralanan kişiye keyfî ve gerekçesiz şekilde kusur isnat edilerek tazminat miktarından kusur oranında indirim yapılması, yasal koşulları oluşmadığı hâlde aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle yaşam hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu Seyfullah Turan 23/4/2009 tarihinde Hakkâri'de gerçekleşen toplumsal olaylara müdahale eden bir kolluk görevlisinin güç kullanımı sonucu hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmıştır. Yaralandığı tarihte on yedi yaşında olan başvurucu Seyfullah Turan, diğer başvurucuların oğludur.
3. Olay tarihinde ulusal bir haber ajansı, güvenlik güçlerinin başvurucu Seyfullah Turan'a yönelik müdahalesini görüntülemiş ve bunu tüm yurtta paylaşmıştır. Görüntülerde boş bir arazide birkaç çocuğun sağa sola kaçıştığı sırada kar maskesi takması nedeniyle yüzü görülemeyen özel kıyafetli bir polis memurunun aynı arazide bulunan ancak çevreye bakındığı ve kaçmayıp olduğu yerde beklediği görülen bir çocuğa arkasından yaklaştığı, kolundan tutarak kendisine doğru çektiği ve elindeki gaz tüfeğinin dipçiği ile başına çok şiddetli şekilde art arda iki kez vurduğu, çocuğun darbelerin etkisiyle olduğu yerde yığılıp kaldığı, memurun çocuğa tüfeğin dipçiğiyle yerde hareketsiz durumdayken de aynı şiddetle vurmaya devam ettiği ve daha sonra tekme attığı yer almaktadır.
4. Tam da bu sırada yüzünde gaz maskesi bulunan başka bir polis memurunun diğer memurun yanına gittiği, ikisinin arasında içeriği anlaşılamayan kısa bir konuşma geçtiği, sonrasında gaz maskeli polisin yerde yatan çocuğa eğilerek baktığı, bir kolunu havaya kaldırıp bıraktığında kolun olduğu gibi yere düştüğünü görünce hemen olay yerinden uzaklaştığı ve bu şekilde görüntüden çıktığı görülmektedir.
5. Görüntülere göre diğer polis memuru da kısa bir süre bekleyip yerde yatmakta olan çocuğa eğilerek baktıktan ve hareketsiz durumda olduğunu gördükten hemen sonra olay yerinden ayrılmıştır. Yüzü herhangi bir örtü ile kapalı olmayan, elinde taş, sopa ve benzeri bir saldırı aleti de bulunmayan çocuk tüm bu olup bitenler sırasında aldığı darbelerin etkisiyle bilincini tamamen kaybetmiş şekilde yerde yatmakta ve yaşananlara herhangi bir tepki vermemektedir (Olayın gerçekleşme koşullarına ilişkin detaylı açıklamalar için bkz. Seyfullah Turan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2014/1982, 9/11/2017, §§ 9-22).
A. Anayasa Mahkemesinin Seyfullah Turan ve Diğerleri Kararına Konu Ceza Soruşturması Süreci
6. Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) olaya ilişkin olarak başlatılan soruşturma neticesinde polis memuru B.T. hakkında zor kullanma yetkisinin sınırını aşarak başvurucu Seyfullah Turan'ı kasten yaraladığı iddiasıyla 28/5/2009 tarihli iddianame düzenlemiştir.
7. B.T. hakkında düzenlenen iddianamenin kabulüyle açılan kamu davası Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 1/2/2010 tarihli kararıyla Isparta Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine nakledilmiştir.
8. Başsavcılık ayrıca başvurucuların olaya müdahale etmeyip başvurucu Seyfullah Turan'ı olay yerinde yaralı şekilde terk ettiğini ileri sürdükleri polis memuru F.Y. hakkında yaptıkları şikâyet üzerine başlatılan soruşturma kapsamında 12/8/2011 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
9. Davanın nakli sonrası yargılamayı yürüten Isparta 3. Asliye Ceza Mahkemesi (Isparta Asliye Ceza Mahkemesi) B.T.nin gaz tüfeğinin dipçiğiyle vurmak suretiyle baş bölgesinde kemik kırıkları oluşmasına ve hayati tehlike geçirmesine neden olacak şekilde başvurucu Seyfullah Turan'ı yaraladığı hususunun tartışmasız olduğunu belirttikten sonra olayda zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın kast olmaksızın aşıldığı değerlendirmesiyle sanığın 6 ay 7 gün hapis cezası ile mahkûmiyetine karar vermiştir. Mahkeme 22/12/2011 tarihli kararında ayrıca söz konusu cezayı içeren hükmün açıklanmasını geri bırakmıştır. Bu karar itiraz kanun yolu incelemesinden geçerek 3/1/2014 tarihinde kesinleşmiştir.
B. Anayasa Mahkemesinin Seyfullah Turan ve Diğerleri Kararı
10. Başvurucular 14/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak olaya ilişkin yürütülen ceza yargılaması sürecinde yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru hakkı ile insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucular bu kapsamda polis memuru B.T.nin toplumsal olaylarla herhangi bir ilgisi bulunmayan başvurucu Seyfullah Turan'ı hedef alarak doğrudan öldürme kastı ile hareket etmesine rağmen olaya ilişkin davada güç kullanmaya dair koşulların oluştuğunun ve bu koşulların içinde bulunulan psikolojik durum nedeni ile aşıldığının kabul edilerek eylem ile açıkça orantısız, dolayısıyla da caydırıcı olmayan bir cezaya karar verildiğini, dahası hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile bu yetersiz cezanın tüm sonuçları itibarıyla da etkisiz bırakıldığını iddia etmiştir. Başvurucular ayrıca başvurucu Seyfullah Turan'ı B.T. ile diğer polis memuru F.Y.nin olay yerinde yaralı şekilde bıraktığını iddia etmiştir. Başvurucular Mehmet Turan ve Emine Turan, tüm bunların yanında oğullarına yönelik şiddet eylemi nedeni ile üzüntü duydukları gibi bu üzüntülerinin olayın görüntülerinin medyada yer almasıyla daha da artarak ızdıraba dönüştüğünü ileri sürmüş; bu nedenle şiddet eyleminin kendileri bakımından da insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olduğunu iddia etmiştir (Seyfullah Turan ve diğerleri, §§ 101-105).
11. Anayasa Mahkemesi söz konusu başvuru kapsamında verdiği 9/11/2017 tarihli kararda başvurucu Seyfullah Turan'a yönelik güç kullanımına ilişkin iddiayı yaşam hakkı, bu kişinin olay yerinde yaralı şekilde terk edildiğine ilişkin iddiayı ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında incelemiştir (Seyfullah Turan ve diğerleri, §§ 111-113). Anayasa Mahkemesi başvurucular Mehmet Turan ve Emine Turan'ın yaşama hakkı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle, başvurucu Seyfullah Turan'ın insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının ise başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi son olarak başvurucu Seyfullah Turan bakımından yaşam hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiayı kabul edilebilir bularak esastan incelemiştir (Seyfullah Turan ve diğerleri, §§ 114-142).
12. Anayasa Mahkemesi yaşam hakkının maddi boyutu kapsamında yaptığı değerlendirmede (Seyfullah Turan ve diğerleri, §§ 149-162) somut olayda öldürücü güç kullanmanın zorunlu olduğu ve bu nitelikteki bir güç kullanımına başka türlü müdahale olanağı kalmaması nedeniyle son çare olarak başvurulduğunun söylenemeyeceği, söz konusu gücün orantılı biçimde kullanılmadığının açıkça ortada olduğu gerekçesiyle yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
13. Yaşam hakkının usul boyutu kapsamında yaptığı değerlendirmede (Seyfullah Turan ve diğerleri, §§ 170-197) ise Anayasa Mahkemesi öncelikle davanın Hakkâri'ye 1.500 km uzaklıktaki Isparta'ya herhangi bir gerekçe gösterilmeden nakledilmesiyle başvurucunun davaya meşru menfaatlerini korumak için katılabilmesinin önüne geçilerek soruşturmanın bu yönüyle etkililiğinin derinden zedelendiği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi ayrıca olayda ağır suç meydana getiren eyleme karşılık olarak yetersiz cezaya hükmolunmasını ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını yaşam hakkına yönelik benzer ihlallerin önüne geçilebilmesi amacıyla caydırıcılığın sağlanması için devletin sorumluların uygun ve yeterli cezalar ile cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir ceza soruşturması yürütme konusundaki yükümlülüklerine açıkça aykırılık oluşturduğunu belirterek yaşam hakkının etkili soruşturma yürütülmesine ilişkin usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir.
14. Anayasa Mahkemesi başvurucu Seyfullah Turan'a yaşam hakkının maddi boyutunun ihlali nedeniyle 35.000 TL manevi tazminat ödenmesine ve kararın bir örneğinin yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar vermiştir.
C. Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararı Sonrasındaki Ceza Soruşturması Süreci
15. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrasında Yargıtay 5. Ceza Dairesi davanın Elazığ Asliye Ceza Mahkemesine nakline karar vermiştir.
16. Yeniden yargılama kapsamında davaya bakan Elâzığ 5. Asliye Ceza Mahkemesi sanığın eyleminin kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturma ihtimaline binaen görevsizlik kararı vermiştir. Bu aşamadan sonra yargılama Elâzığ 3. Ağır Ceza Mahkemesince (Ağır Ceza Mahkemesi) yürütülmüştür.
17. Ağır Ceza Mahkemesi 17/6/2022 tarihinde sanık polis memurunun kasten yaralama suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile mahkûmiyetine karar vermiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 9/9/2024 tarihinde hapis cezasını 5 yıl 15 ay olarak değiştirmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.
D. Tam Yargı Davası Süreci
18. Başvurucular, 24/6/2010 tarihinde Van 1. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde İçişleri Bakanlığı aleyhine tam yargı davası açmış; dava dilekçelerinde başvurucu Seyfullah Turan için 80.000 TL maddi ve 70.000 TL manevi, diğer başvurucular için toplam90.000 TL maddi ve 80.000 TL manevi tazminat talep ettiklerini belirtmiştir.
19. Başvurucular Mehmet Turan ve Emine Turan İdare Mahkemesine sundukları 6/6/2014 tarihli dilekçeyle maddi tazminat taleplerinin 85.000 TL'lik kısmından feragat ettiklerini bildirmiştir.
20. Adli tıp konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetince düzenlenen 3/7/2015 tarihli raporda başvurucu Seyfullah Turan'ın dört aylık iş göremezlik süresi haricinde genel çalışma gücünde bir kaybı olmadığı belirtilmiştir. Başvurucular 7/10/2015 tarihli dilekçeyle anılan rapora yönelik itirazlarını İdare Mahkemesine bildirmiştir.
21. İdare Mahkemesi 18/9/2015 tarihinde, başvurucu Seyfullah Turan'ın maddi tazminat talebinin kısmen kabulüyle çalışamadığı günlere karşılık gelen 2.142,71 TL maddi tazminat ödenmesine, diğer başvurucuların olaydan kaynaklanan maddi zararlarını ispat edememeleri nedeniyle bu yöndeki taleplerinin reddine karar vermiştir. İdare Mahkemesi ayrıca manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar vererek başvurucu Seyfullah Turan için 20.000 TL, diğer başvurucular için de ayrı ayrı 10.000 TL ödenmesine karar vermiştir.
22. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 29/4/2016 tarihinde, meydana gelen zararda başvurucu Seyfullah Turan'ın müterafik kusuru bulunduğu gözetilerek bir karar verilmesi ve tazminat hesabının da bu durum nazara alınarak yapılması gerekirken olayda tümüyle idarenin kusuru olduğu kabul edilerek tazminat miktarının belirlenmesinde hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle söz konusu kararı bozmuştur.
23. İdare Mahkemesi bozma kararına uymak suretiyle önceki kararında belirlediği tazminat miktarları üzerinden %50 oranında müterafik kusur indirimi yaparak başvuruculara toplam 21.071,35 TL maddi ve manevi tazminat ödenmesine 4/2/2021 tarihinde karar vermiştir. İdare Mahkemesi ayrıca davacılar ve davalı idare lehine ve aleyhine 4.071,35 TL nispi vekâlet ücretine hükmetmiştir. Başvurucular bu karara karşı 8/3/2021 tarihinde temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
24. Başvurucular, temyiz başvurusunda bulunduktan hemen sonra 9/3/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
25. Daire 14/3/2024 tarihinde temyiz taleplerinin reddine ve İdare Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir. Başvurucular ve davalı idare bu karara karşı karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
26. Başvurucuların karar düzeltme talebini kabul eden Daire, somut olayda polis memuruna yönelen haksız bir hareketi bulunmayan başvurucu Seyfullah Turan'ın olayın meydana gelmesinde müterafik kusuru olmadığı gerekçesiyle davacıların temyiz talebinin kabulüne ve İdare Mahkemesi hükmünün bozulmasına 3/12/2024 tarihinde karar vermiştir.
27. Bozma sonrası yargılama neticesinde İdare Mahkemesi 23/5/2025 tarihinde maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne, başvuruculara 2.142,71 TL maddi ve başvurucu Seyfullah Turan için 35.000, diğer başvurucuların her biri için 20.000 TL olmak üzere toplam 75.000 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine karar vermiştir. Davalı idare ve başvurucular bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
28. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla tam yargı davasının temyiz kanun yolu aşamasında derdest olduğu tespit edilmiştir.
29. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
30. Başvurucular adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
31. Başvurucular, Anayasa Mahkemesinin ceza soruşturmasına ilişkin olarak verdiği ihlal kararındaki tespitlerin tam yargı davasında da geçerli olduğunu ve hakkaniyete uygun bir yargılama yapılamayacağını gösterdiğini beyan ederek Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca tam yargı davası sürecinde verilen mahkeme kararlarına ve alınan bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının tartışılmadığını, tazminat miktarlarının çok düşük olacak şekilde belirlendiğini, bu miktarlar üzerinde de gerekçesiz ve keyfî olarak müterafik kusur indirimi yapıldığını, yasal koşulları oluşmadığı hâlde aleyhe vekâlet ücretine hükmedildiğini ve yargılamanın çok uzun sürdüğünü belirterek adil yargılanma hakkı ve bu hakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır.
32. Bakanlık görüşünde, somut başvuruda öncelikle kabul edilebilirlik koşullarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerektiği, esasa ilişkin yapılacak değerlendirmede ise Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.
33. Başvurucular, tazminat davasının nedeninin kolluk görevlilerinin haksız güç kullanımı olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu gücün muhatabı da başvurucu Seyfullah Turan'dır. Anayasa Mahkemesine göre kolluk görevlilerinin güç kullanması sonucu meydana gelen ölüm olayları ile yaşamsal tehlike durumları hakkında yürütülmesi gereken soruşturma, şüphesiz ceza soruşturmasıdır (Okan Göçer [2. B.], B. No: 2017/29596, 13/1/2021, § 58). Bununla birlikte güç kullanımından kaynaklanan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davasına yönelik şikâyetlerin ihlalin daha önce yargısal merciler ya da Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi hâlinde yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmesi gerekir (kötü muamele yasağı yönünden yapılan benzer değerlendirmeler için bkz. Abdullah Yaşa [GK], B. No: 2015/12486, 5/11/2020, § 46; Aslı Leman Atlı [2. B.], B. No: 2018/4065, 5/10/2022, §§ 66, 67).
34. Anayasa Mahkemesi önceki kararında başvurucu Seyfullah Turan'ın yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun ihlal edildiğini tespit etmiştir. Bu durumda adı geçen başvurucu yönünden aleyhe hükmedilen vekâlet ücreti ile makul sürede yargılama yapılmadığına ilişkin şikâyet dışında kalan şikâyetler, yaşam hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı yönünden değerlendirilmelidir.
35. Öte yandan başvurucular Mehmet Turan ve Emine Turan'ın yaşam hakkı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaları önceki başvuruda kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. Sözü edilen başvurucuların açtığı tazminat davasının dava ehliyeti nedeniyle reddedilmediği ve tazminata hükmedildiği gözetildiğinde somut başvuruya konu ihlal iddialarının adil yargılanma hakkı güvenceleri yönünden ele alınması gerekir.
A. Başvurucu Seyfullah Turan Yönünden Yaşam Hakkıyla Bağlantılı Etkili Başvuru Hakkı
36. Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlamaya) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlar. Bunun için sözü edilen başvuru yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp uygulamada da etkili olması, eş ifadeyle başarı şansı sunması gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolunun gerek hukuken gerekse uygulamada genel anlamda etkili olması, somut olay bakımından etkili başvuru hakkına ilişkin bir müdahale bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine engel değildir (Yusuf Ahmed Abdelazım Elsayad [2. B.], B. No: 2016/5604, 24/5/2018, §§ 60, 61). Ayrıca etkili başvuru hakkı bakımından inceleme yapılabilmesi kural olarak Anayasa’da teminat altına alınan ve ihlal edildiği iddia edilen hakkın, özgürlüğün ya da yasağın ihlal edildiğine önceden karar verilmesi şartına bağlı değildir (Abdullah Yaşa, § 64).
37. Başvurucunun yaşam hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkına ilişkin iddiasının temel olarak yasal koşulları oluşmadığı hâlde müterafik kusur indirimi uygulanarak belirlenen maddi ve manevi tazminat miktarlarının yetersizliğine yönelik olduğu anlaşılmıştır. Somut olayda tam yargı davası devam ederken yapılan bireysel başvurudan sonraki süreçte Daire olayda başvurucunun müterafik kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararının bozulmasına 3/12/2024 tarihinde karar vermiştir. Bozma kararı sonrasında tazminat miktarları müterafik kusur indirimi uygulanmaksızın yeniden belirlenmiş olup yargılama temyiz kanun yolu aşamasında devam etmektedir. Bütün bu süreç ve İdare Mahkemesinin temyiz incelemesinde olan kararı dikkate alındığında yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetin etkili şekilde incelenmesine imkân sağlanmadığı söylenemeyecektir. Bu nedenle yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Tüm Başvurucular Yönünden Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
1. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
39. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında anılan şikâyetle ilgili olarak uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun’un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil Yargılanma Hakkı Kapsamındaki Diğer İhlal İddiaları
41. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir.
42. Bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun bu niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
43. Somut olayda incelemeye konu tam yargı davasının temyiz kanun yolu aşamasında derdest olduğu görüldüğünden başvurucuların hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Başvurucu Seyfullah Turan yönünden yaşam hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tüm başvurucular yönünden makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tüm başvurucular yönünden adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer ihlal iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucuların yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 11/2/2026tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.