logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Adem Gül [1. B.], B. No: 2021/16755, 11/2/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ADEM GÜL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/16755)

 

Karar Tarihi: 11/2/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

Muhterem İNCE

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Volkan SEVTEKİN

Başvurucu

:

Adem GÜL

Vekili

:

Av. Celal SÖYLEMEZ

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, yargı kararının uygulanmaması nedeniyle kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

A. Uyuşmazlığın Arka Planı

2. 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (652 sayılı KHK) 1/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile "Personele ilişkin geçiş hükümleri" başlıklı geçici 12. madde eklenmiştir. Anılan maddenin ilgili kısmı şu şekildedir:

"...

(2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde; 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Bakanlığa ait bölümünde yer alan Bakanlık Maarif Müfettişi unvanlı toplam serbest kadro adedini geçmemek üzere, Maarif Müfettişi, Eğitim Müfettişi, Millî Eğitim Denetçisi ve İl Eğitim Denetmeni unvanlarını ihraz etmiş olup halen Bakanlık teşkilatında görevli olanlar ile Bakanlık teşkilatında şube müdürü ve üstü kadrolarda fiilen çalışanlar ve millî eğitim uzmanı ile millî eğitim uzman yardımcılarından yönetmelikte belirlenen yabancı dil ve tez şartını karşılayanlar arasından yapılacak mülakâtta başarılı olanlar, 9/3/2016 tarihli ve 6682 sayılı 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile belirlenen atama sayı sınırlarına tabi tutulmaksızın Bakan Onayı ile Bakanlık Maarif Müfettişi olarak atanabilir. Bakanlık teşkilatında halen şube müdürü ve üstü kadrolarda çalışanlar ile millî eğitim uzmanı ve millî eğitim uzman yardımcıları arasından yapılacak atamaların sayısı, ihdas edilen Bakanlık Maarif Müfettişi kadro sayısının yüzde beşini geçemez. Bu fıkra uyarınca yapılacak mülakât, adayın;

a) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücünün,

b) Temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu, liyakati ile genel ve fiziki görünümünün,

c) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığının,

ç) Genel yetenek ve genel kültürünün,

d) Çağdaş, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığının,

puan vermek suretiyle değerlendirilmesi yöntemidir. mülakât komisyonu başkan ve üyeleri tarafından verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. mülakât komisyonunun oluşturulması ile komisyonun çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenir."

3. Kanun'un verdiği yetkiye istinaden şube müdürü ve üstü kadrolarda asaleten ve fiilen çalışanlar için Millî Eğitim Bakanlığı makamı onayı ile 2016 ve 2017 yılları için ayrı ayrı Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı Maarif MüfettişiYazılı Sınav, Mülakât ve Atama Kılavuzu yayımlanmıştır.

B. 2016 ve 2017 Yıllarına Ait Kılavuzların İptaline İlişkin Dava Süreçleri

4. Tüm Eğitimciler ve Eğitim Müfettişleri Sendikası (Sendika) tarafından 2016 yılı Kılavuzu'nun iptali ve yürütmenin durdurulması talepleriyle Danıştay İkinci Dairesinde (İkinci Daire) dava açılmıştır. Bu kapsamda yürütülen yargılamada öncelikle yürütmenin durdurulması isteminin kısmen kabulüne ilişkin olarak İkinci Dairenin 20/6/2017 tarihli kararına itirazda bulunulması üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 9/10/2017 tarihli kararı ile kılavuzun tamamı için yürütmenin durdurulması yönünde karar verilmiştir. Esasa ilişkin olarak ise İkinci Daire, 27/6/2018 tarihli karar ile kılavuzun sadece bir kısım maddesi yönünden iptal kararı vermiş; geri kalan kısmı için davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde; kılavuzun "Mülakâta Başvuruya Engel Durumlar" başlıklı V. maddesinin 1. fıkrası ile 4 No.lu ekinin 1. sırasında (Başmüfettiş Adedi) getirilen düzenlemelerin 652 sayılı KHK ve geçici 12. maddesinde yer almadığını, dolayısıyla bu durumun üst düzeydeki hukuk normunda yer almayan bir konunun alt düzeydeki bir hukuksal norm ile genişletilmesi anlamını taşıdığını ve hukuka uygun olmadığını belirtmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine İDDK tarafından yapılan incelemede, 13/12/2018 tarihli karar ile davanın redde ilişkin kısımları yönünden bozmaya hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; iptaline karar verilen hükümler için ortaya konulan gerekçenin kılavuzun tamamını hukuka aykırı hâle getirir nitelikte olduğu, davalı Millî Eğitim Bakanlığınca kılavuzun Kanun'da verilen yetkinin kapsamına uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bunun üzerine İkinci Daire 10/3/2020 tarihli kararıyla bozmaya uymak suretiyle kılavuzun tamamının iptaline hükmetmiş ve karar İDDK incelemesinden geçerek 5/7/2021 tarihinde kesinleşmiştir.

5. 2017 yılı kılavuzuna karşı ise 25/11/2017 tarihli mülakatta 75 puan aldığı hâlde başarısız sayılan M.T. tarafından iptal davası açılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı savunmasında, kılavuzun 20/8/2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği'ne (Teftiş Kurulu Yönetmeliği) istinaden çıkarıldığını ileri sürmüştür. İkinci Daire tarafından yapılan inceleme neticesinde 25/6/2024 tarihli karar ile yukarıdaki karara benzer bir gerekçe ortaya konularak davanın kabulüne ve kılavuzun tamamının iptaline hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; dava konusu kılavuzun 652 sayılı KHK'nın geçici 12. maddesine istinaden çıkarıldığı, anılan maddede mülakat komisyonunun oluşturulması ile komisyonun çalışma usul ve esaslarının Millî Eğitim Bakanlığınca belirleneceği hususunun hüküm altına alındığı, bunun dışında kalan konuların ise kılavuzla düzenlenmesinin olanaklı olmadığı ancak yönetmelik ile düzenlenebileceği belirtilmiştir. Karar İDDK incelemesinden geçerek 26/3/2025 tarihinde kesinleşmiştir.

C. Başvuruya Konu Dava Süreci

6. Başvurucu, Millî Eğitim Bakanlığı nezdinde şube müdürü olarak görev yapmakta iken 652 sayılı KHK ile getirilen düzenlemeye istinaden Millî Eğitim Bakanlığı maarif müfettişliği için 11/11/2017 tarihinde yapılan yazılı sınava katılmış; yazılı sınavda başarılı olması üzerine 25/11/2017 tarihli mülakata çağrılmıştır. Anılan mülakattan 71,67 puan alarak 52. sırada yer alan başvurucuya atanmaya hak kazanamadığı bildirilmiştir.

7. Başvurucu, başarısız sayılma işlemine karşı Ankara 8. İdare Mahkemesi (8. İdare Mahkemesi) nezdinde iptal davası açmıştır. Mahkeme; başvurucunun talebini, 2016 yılı Kılavuzu'na istinaden düzenlenen mülakatın iptal edilmesi şeklinde özetlemiştir. Mahkeme; değerlendirmesinde, mülakatın dayanağını oluşturan 2017 yılı kılavuzunun (şube müdürü ve üstü kadrolarda asaleten ve fiilen çalışanlar için) 12/10/2017 tarihli makam onayına istinaden geçici 12. maddeye dayanılarak çıkarıldığını, geçici 12. maddeye göre sadece mülakat komisyonunun oluşturulması ile komisyonun çalışma usul ve esaslarının Millî Eğitim Bakanlığınca belirleneceğini, bunun dışında kalan konuların ise yönetmelik ile düzenlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Diğer yandan 2016 yılı kılavuzunun tamamının iptali talebiyle açılan davada İDDK tarafından 9/10/2017 tarihinde yürütmenin durdurulması kararı verildiğini ifade eden Mahkeme; 2017 yılı kılavuzunun da bir bütün olarak incelenmesi neticesinde, dayanağı Kanun hükmüyle yetki verilmeyen ve ancak yönetmelik ile düzenlenmesi mümkün olan bazı kuralları bünyesinde yer vererek kapsamını aştığı, dolayısıyla bu kılavuza dayanılarak yapılan mülakatın hukuka uygun olmadığı sonucuna vararak 22/3/2019 tarihli kararı ile başarısız sayılma işleminin iptaline hükmetmiştir. Karar, istinaf incelemesinden geçerek 24/10/2019 tarihinde kesinleşmiştir.

8. Mahkeme kararının yerine getirilmesi amacıyla 8/6/2018 tarihli Millî Eğitim Bakanlığı oluru ile 12/9/2019 tarihinde tekrar mülakat yapılmış ve 67,67 puan ile başvurucunun başarısız sayılması yönünde işlem tesis edilmiştir. Başvurucu, mülakatın dayanağı kılavuz hükümlerinin yargı kararlarıyla tamamen iptal edilmesine rağmen yok hükmündeki kılavuza göre yapılan mülakat uygulamasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek bu sefer de Ankara 18. İdare Mahkemesi (18. İdare Mahkemesi) nezdinde iptal davası açmıştır. Başvurucu, davalı Millî Eğitim Bakanlığının mahkeme kararı gereği Yönetmelik çıkartarak bu düzenlemeye istinaden mülakatı yapması gerektiği hâlde hukuka aykırı olduğu sabit olan kılavuza istinaden mülakat yaptığını iddia etmiştir. Davalı Millî Eğitim Bakanlığı ise 652 sayılı KHK'ya dayanılarak hazırlanan Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin yürürlüğe girdiğini, bu Yönetmelik'e istinaden söz konusu 2017 yılı kılavuzunun hazırlanarak uygulamaya konulduğunu ve Millî Eğitim Bakanlığı oluru ile mülakatın düzenlendiğini iddia etmiştir.

9. 18. İdare Mahkemesince yapılan değerlendirme neticesinde, 4/6/2020 tarihli karar ile dava konusu işlemin iptaline hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun 2016 yılı kılavuzu uyarınca 25/11/2017 tarihinde yapılan mülakattan 71,67 puan alarak başarısız sayılma işleminin mahkeme kararı ile iptal edildiği, kararın icrası amacıyla yeniden mülakat düzenlendiği ancak bu mülakattan da 67,67 puan alarak başarısız sayıldığı belirtilmiştir. 2016 yılı kılavuzuna dair yargılama sürecine ve İDDK'nın 13/12/2018 tarihli bozma kararına değinen 18. İdare Mahkemesince başvurucunun İDDK kararı gereği Millî Eğitim Bakanlığınca yeniden yapılacak düzenlemeler uyarınca organize edilen mülakata çağrılması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca 8. İdare Mahkemesinin 22/3/2019 tarihli kararının gerekçesi dikkate alınmadan, davaya konu mülakatın hukuken yürürlükte bulunmayan kılavuz ve eki değerlendirme formuna göre yapıldığı belirtilmiş ve mülakatın iptaline hükmedilmiştir.

10. Mülakatın iptali kararı istinaf incelemesinden geçerek 20/11/2020 tarihinde kesinleşmiştir. İstinaf incelemesini yapan Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi), davalı Millî Eğitim Bakanlığının daha önce kılavuz ile yürüttüğü işlemleri, İkinci Daire ve İDDK kararları doğrultusunda yeni bir yönetmelik düzenleyerek yürütmek yerine Millî Eğitim Bakanlığı oluru ile yürütmeye çalıştığını, dolayısıyla yargı kararının, gerekçelerine uygun olarak yerine getirilmediğini belirtmiştir.

11. Nihai karar başvurucuya 1/4/2021 tarihinde; davalı Millî Eğitim Bakanlığına ise 10/3/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.

12. Millî Eğitim Bakanlığınca 2/4/2021 tarihli dilekçe ile tavzih (açıklama) talebinde bulunulmuştur. Dilekçede, 8. İdare Mahkemesi kararının gereği olarak hâlihazırda Teftiş Kurulu Yönetmeliği kapsamında çıkarılan 2017 yılı kılavuzuna istinaden mülakat düzenlendiği belirtilmiş; istinaf kararında geçen "yeni bir yönetmelik düzenleyerek" ifadesi ile mevcut Yönetmelik haricinde ayrıca bir yönetmelik düzenlemesi yapılması gerekliliğinin mi kastedildiği konusunun anlaşılamadığı ifade edilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi, 22/4/2021 tarihli ara kararı ile tavzih talebinin reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde, davalı Millî Eğitim Bakanlığınca sunulan istinaf dilekçesine değinen Bölge İdare Mahkemesi, Millî Eğitim Bakanlığının savunmasında, yargı kararını yerine getirmek amacıyla yine Millî Eğitim Bakanlığı makamının oluru ile dava konusu mülakatın yapıldığının belirtildiğine dikkat çekmiştir. İstinaf incelemesine yönelik kararda ise yeni bir yönetmelik düzenlemek suretiyle işlemleri yürütmek yerine Millî Eğitim Bakanlığı oluru ile işleri yürütmenin yargı kararını gerekçesine uygun olmadığının belirtildiğini, bu gerekçenin, dava konusu mülakat için ayrıca yönetmelik çıkarılması şeklinde bir anlatıma yer vermediği belirtilerek tavzih talebi reddedilmiştir.

13. Başvurucu, Millî Eğitim Bakanlığına ibraz ettiği 20/7/2020 ve 7/9/2021 tarihli dilekçeleri ile mahkeme kararlarının yerine getirilmesini ve müfettiş olarak atanmasını talep etmiş ancak Millî Eğitim Bakanlığınca bu taleplere istinaden herhangi bir cevap verilmemiştir.

14. Başvurucu, 19/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

15. Başvurucu; ilgili mevzuata göre en geç otuz gün içinde mahkeme kararlarının uygulanması gerektiğini, davalı idarenin ise mahkemelerin iptal kararları karşısında hiçbir işlem tesis etmeyerek keyfî şekilde eylemsiz kaldığını, idarenin eylemsiz kalması nedeniyle müfettişlere sağlanan özlük ve mali haklardan yoksun bırakıldığını belirterek hukuk devleti ilkesinin, eşitlik ilkesinin, silahların eşitliği ilkesinin, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

16. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın görüş yazısında; 2017 yılı kılavuzunun Yönetmelik'e istinaden çıkarıldığı, öte yandan 652 sayılı KHK'nın geçici 12. maddesi ile Millî Eğitim Bakanlığına verilen yetkinin bir yıllık süre ile sınırlandırıldığı, bu sürenin de 9/12/2017 tarihi itibarıyla sona erdiği, bu kapsamda meydana gelen fiilî ve hukuki imkânsızlık nedeniyle yeni bir işlem tesis edilemediği belirtilmiştir. Mahkeme kararlarında doğrudan doğruya başvurucunun başarılı sayılması ya da müfettiş kadrosuna atanması yönünde bir gerekçenin bulunmadığı hususuna dikkat çekilen yazıda, Millî Eğitim Bakanlığından temin edilen görüş ve ilgili belgeler de incelenmek suretiyle somut olayın kendine özgü koşulları ve Anayasa Mahkemesi içtihadı gözetilerek karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

17. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından gönderilen yazıda da geçici 12. madde ile tanınan yetkinin bir yıllık süre ile sınırlı olduğu ve sürenin 9/12/2017 tarihi itibarıyla sona erdiği hususu vurgulanmıştır. Öte yandan Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin 20/8/2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini belirten Millî Eğitim Bakanlığı; 652 sayılı KHK, 6764 sayılı Kanun, 14/7/1965 sayılı ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile Teftiş Kurulu Yönetmeliği hükümleri uyarınca 2017 yılı kılavuzunun hazırlandığını, başvurucunun da anılan Yönetmelik'e dayanılarak çıkarılan kılavuz hükümleri çerçevesinde düzenlenen mülakata girdiğini ifade etmiştir. Millî Eğitim Bakanlığı ayrıca Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin iptali ya da yürütmesinin durdurulmasıyla ilgili herhangi bir mahkeme kararı olmadığını belirterek 20/11/2020 tarihli istinaf incelemesi neticesinde verilen kararın uygulanmasında tereddüde düşüldüğünü zira istinaf kararına göre yönetmelik çıkarılarak yeniden işlem tesis edilmesi gerektiğini, öte yandan kılavuzun zaten Teftiş Kurulu Yönetmeliği'ne istinaden çıkarıldığını, bu kapsamda kararın açıklanması talebiyle istinaf mahkemesi nezdinde yapılan tavzih talebinin reddedildiğini belirtmiştir.

18. Başvurucu, Bakanlığın yazısına cevaben gönderdiği dilekçesinde; idarenin bütün eylem ve işlemlerini çıkardığı yönetmelikler kapsamında yerine getirdiği hâlde şube müdürlerine yönelik maarif müfettişliği alımında yönetmelik çıkarmadığını, hukuki ve idari teamüllere aykırı olarak doğrudan KHK'ya dayanarak kılavuz çıkardığını belirtmiştir. Başvurucu, 8. İdare Mahkemesinin ilk iptal karar tarihinin 22/3/2019 olduğuna ve yetki süresi sona erdiği hâlde idarece 12/9/2019 tarihinde mülakat düzenlendiğine dikkat çekerek yetki süresinin sona erdiğine dair savunmanın gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür. İdarenin hiçbir hukuki dayanağı olmadığı hâlde usulsüz şekilde il millî eğitim müdürlerini müfettişlik kadrolarına atadığını, kendisiyle ilgili olarak ise yazılı sınavda ve mülakatta başarılı olduğu hâlde atama gerçekleştirmediğini iddia etmiş; Anayasa'nın 36., 125. ve 138. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu çerçevede başvurucunun yukarıda yer verilen şikâyetlerinin özünün kesinleşmiş yargı kararlarının uygulanmamasına ilişkin olduğu görüldüğünden başvurucunun tüm iddiaları, niteliği gereği kararın icrası hakkı kapsamında incelenmiştir.

20. Anayasa Mahkemesi Erol Aksoy (2) ([GK], B. No: 2016/11026, 12/12/2019) kararında; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen tazminat yolunun idarenin mahkeme kararlarını uygulama yönündeki anayasal yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığını, bu tazminat hükümlerinin kararın uygulanmamasının alternatif bir yolu olarak kabul edilemeyeceğini ve idareyi kararı uygulamaktan alıkoymaması gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca idarenin hukuki veya fiilî imkânsızlıklar olsa dahi her durumda kararı uygulamak için elinden gelen her gayreti gösterdiğini ve ilgiliye eski hâle getirme ilkesine göre en uygun alternatif çözümü önererek yargı kararına uyma iradesini taşıdığını ortaya koyması gerektiği belirtilmiştir. Bu doğrultuda kesinleşmiş yargı kararlarının uygulanmadığı durumlarda kararın icrası hakkından şikâyet edebilmek adına başvurucuların başka bir yolu tüketmeye, tazminat davası açmaya zorlanamayacağı tespit edilmiştir (Erol Aksoy, §§ 47-58).

21. Somut başvuruda, iptale ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının icra edilmediği yönünde ihlal iddiasında bulunulduğundan başvurucunun ayrıca başka bir yolu tüketmesi gerekmemektedir. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kararın icrası hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

22. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa'nın yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade eden 138. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Arman Mazman [2. B.], B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 57).

23. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010). Kararın icrası hakkı; mahkemeye erişim hakkı ve karar hakkı ile birlikte adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkeme hakkının bir unsurunu oluşturmaktadır (Filiz Fırat [1. B.], B. No: 2014/10305, 5/12/2017, § 29). Mahkeme kararlarının uygulanması yargılamanın dışında olmakla birlikte onu tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır. Bu nedenle yargı kararlarının uygulanması mahkeme hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre yargılama sonucunda mahkemenin bir karar vermiş olması yeterli değildir, ayrıca bu kararın etkili bir şekilde uygulanması da gerekir. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını taraflardan birinin aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren düzenlemeler bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi hâllerinde mahkeme hakkı da anlamını yitirecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için Ahmet Yıldırım [1. B.], B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28).

24. Kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına konu edilen hükmün uygulanıp uygulanmadığının anlaşılabilmesi için hükmün içeriğinin saptanması gerekir. Bu bağlamda hükmün gerekçesinde yer alan hukuki değerlendirmenin belirleyici olacağı izahtan varestedir.

25. Somut olayda, başvurucu 652 sayılı KHK'ya getirilen düzenleme uyarınca maarif müfettişliği alımı için yapılan yazılı sınava ve mülakata girmiş; mülakattan başarısız sayılmasına yönelik işlem için iptal davaları açmıştır. Mahkemeler, başvurucunun iptal talebini değerlendirirken mülakata dayanak yapılan kılavuzu dikkate almışlar ve kılavuzun Danıştay tarafından yürütmesinin durdurulduğu ve iptal edildiği hususlarına dikkat çekerek doğrudan kılavuza istinaden düzenlenen mülakatların hukuka uygun olmadığına hükmetmişlerdir. Nitekim bahsi geçen kılavuzların Danıştay tarafından da farklı tarihlerde iptal edildiği görülmektedir. Danıştayın iptal gerekçesi de Mahkemelerin davanın kabulü gerekçesi de aynı hususa dayanmaktadır. Buna göre kararların gerekçesinde; dava konusu kılavuzların 652 sayılı KHK'nın geçici 12. maddesine istinaden çıkarıldığı, anılan maddede mülakat komisyonunun oluşturulması ile komisyonun çalışma usul ve esaslarının Millî Eğitim Bakanlığınca belirleneceği hususunun hüküm altına alındığı, bunun dışında kalan konuların ise kılavuzla düzenlemesinin olanaklı olmadığı ancak Yönetmelik ile düzenlenebileceği belirtilmiştir. Diğer bir ifadeyle kanun hükmüyle yetki verilmeyen ve ancak yönetmelik ile düzenlenmesi mümkün olan bazı kuralları bünyesinde barındıran kılavuza dayanılarak yapılan mülakatın hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 4, 5, 7, 9). Öte yandan müfettiş alımı sürecinin doğrudan kılavuz yahut Millî Eğitim Bakanlığı onayı ile yürütülemeyeceğinin ısrarla vurgulandığı kararlarda, Millî Eğitim Bakanlığının Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği'ne göre Kılavuz çıkarıldığı yönündeki iddiası ise ne idari işlemin iptali davalarında ne de kılavuz iptali davalarında karşılık bulmuştur.

26. Başvuruya konu olayda 652 sayılı KHK ile getirilen düzenlemeye istinaden Millî Eğitim Bakanlığınca yapılan mülakatın sürecinin hukuka uygun olmadığı mahkeme kararlarıyla sabit hâle gelmiştir. Dahası her ne kadar Millî Eğitim Bakanlığı savunmasında 2017 yılı kılavuzuyla ilgili bir yargı sürecinin olmadığını ileri sürmüş ise de hem 2016 yılı hem de 2017 yılı Kılavuzlarının hukuka aykırı bulunarak iptal edildiği izahtan varestedir (bkz. §§ 4, 5). Öte yandan Bakanlığın görüş yazısı ile Millî Eğitim Bakanlığının savunma yazısında müfettiş alımı yetkisinin süreyle sınırlandırıldığı hususunun ileri sürüldüğü görülmektedir. Buna göre geçici 12. maddede, Millî Eğitim Bakanlığının müfettiş alımı yapabilmesi anılan düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl süreyle sınırlandırılmıştır ve bu süre 9/12/2017 tarihi itibarıyla sona ermiştir. Başvurucu ise tam bu noktada 8. İdare Mahkemesinin 22/3/2019 tarihli iptal kararından sonra bu kararın yerine getirilmesi amacıyla 8/6/2018 tarihli Millî Eğitim Bakanlığı oluru ile düzenlenen 12/9/2019 tarihli mülakatı hatırlatmaktadır (bkz. §§ 16-18).

27. Kararın icrası hakkı; uyuşmazlığın mahiyeti, icra edilecek kararın niteliği, yargılama sırasında veya sonrasında meydana gelen maddi ve hukuki koşulların olası etkileri nedeniyle yargı kararının mutlak anlamda aynen uygulanmasının sağlanması yönünde bir güvenceyi içermemektedir. Bunun yanında bir iptal kararını icra etmenin fiilen veya hukuken imkânsız olduğu olağanüstü koşullarda dahi idarenin uygulama yükümlülüğü ortadan kalkmamaktadır. Aynen icranın hukuken veya fiilen imkânsız olduğu hâllerde ifanın şeklinde değişikliğe gidilmesi mümkün görülmelidir. Aynen icranın önünde engellerin mevcut olduğu durumlarda icra biçiminde değişikliğe gidilmesi mümkün olsa da bunun ilgilinin yeniden yargıya başvurmasına gerek kalmayacak şekilde yapılmasına ve alternatif tedbirin kişiye sağlayacağı tatminin aynen icraya nazaran bariz bir nispetsizlik içinde olmamasına özen gösterilmelidir. İdare, hukuki veya fiilî imkânsızlıklar olsa dahi her durumda kararı uygulamak için elinden gelen her gayreti gösterdiğini ve kararı uygulama yönündeki engellerin aşılamaz olduğunu ispatlamak zorundadır. Bu gibi hâllerde idare, ilgiliye eski hâle getirme ilkesine göre en uygun alternatif çözümü önererek söz konusu karara uyma iradesinde olduğunu açıkça ortaya koymalıdır (benzer değerlendirmeler için bkz. Erol Aksoy, § 53).

28. İdari işlemlerin geriye yürümezliği ilkesi, hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkelerinin bir gereği olarak idare hukukunda geniş kabul bulmuştur. Buna göre idare, tesis edildiği andan itibaren hüküm ve sonuç doğuran işlemler yapabilecektir. Bu ilke, sadece bireysel işlemler için değil düzenleyici işlemler için de geçerlidir. Bu kapsamda idarenin tek taraflı irade beyanı ile ortaya koyduğu yönetmelik ve tüzük gibi düzenleyici işlemler için de anılan ilkenin geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu ilkenin en önemli istisnası ise idari işlemlerin bizzat idarece geri alınması yahut mahkeme kararı ile iptal edilmesidir. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği gibi idari bir işlemin iptali yönünde verilen mahkeme kararı, söz konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu tespit etmekte ve işlemi ortadan kaldırmaktadır. Karara konu idari işlem ve bu işlemin doğurduğu hukuksal sonuçlar iptal kararı üzerine geriye etkili olarak ortadan kalkmakta ve idari işlem hiç yapılmamış sayılmaktadır. İdare Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı sadece söz konusu işlemin değil bu işleme bağlı olarak gerçekleştirilen diğer tasarrufların da ortadan kaldırılması sonucunu doğurmaktadır. Ayrıca iptale ilişkin karar ister genel ister bireysel nitelikte olsun her şeyden evvel davanın taraflarını (davalı idareyi ve ilgili kişileri) bağlayıcı niteliktedir. Tüm bu hususlar idare hukukunun genel ilkeleri arasında yer almakta olup Anayasa'nın 36. ve 125. maddelerinin etkin bir şekilde uygulanmasına hizmet etmektedir (İrfan Şen [2. B.], B. No: 2019/39177, 11/1/2023, § 52).

29. Somut olaya dönmek gerekirse mülakat sonunda tesis edilen başarısız sayılma işlemlerinin mülakatın hukuka aykırı olduğu belirtilerek iptal edildiği görülmektedir. Bu kapsamda iptal kararı geriye etkili olarak sonuç doğuracaktır. Dolayısıyla her ne kadar KHK ile tanınan yetki süresi sona ermiş olsa da mahkeme kararlarının geriye etkili sonuç doğurduğu hususu dikkate alındığında idarenin hatasını telafi etmek için yeniden mülakat düzenleyemeyeceğini söylemek çok katı bir yorum olarak görünmektedir. Nitekim 8. İdare Mahkemesinin iptal kararını yerine getirmek üzere yeniden mülakat düzenlendiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki söz konusu mülakat yetki süresi içinde başlatılan bir işin devamı niteliğindedir. Ancak Danıştay ve mahkeme kararları doğrultusunda usulüne uygun çıkarılmış bir yönetmeliğe dayanılmadan düzenlenecek bir mülakat yine iptal sonucuyla karşı karşıya kalacaktır.

30. Tüm bu anlatılanlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Millî Eğitim Bakanlığının usulüne uygun yasal prosedürü gerçekleştirmeden çıkardığı kılavuzların ve düzenlediği mülakatların mahkeme ve Danıştay kararları ile iptal edildiği görülmektedir. Millî Eğitim Bakanlığının söz konusu yargı kararlarının gereği olarak başvurucunun usule uygun şekilde organize edilen bir mülakata girmesini sağlaması gerekir.

31. Bu hâle göre başvurucu lehine verilen kesinleşmiş iptal kararlarının var olduğu ve uygulanmadığı, uygulanmama konusunda başvurucunun herhangi bir kusurunun da bulunmadığı görülmektedir. Öte yandan idarenin de iptal hükümlerinin uygulanmasını sağlamak adına uygun yasal prosedür oluşturmak suretiyle bir girişimde bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun kararın icrası hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

32. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında kararın icrası hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

33. Başvurucu; ihlalin tespiti ile müfettiş olarak atamasının yapılmasını, özlük haklarının geçmişe dönük olarak iadesini, bu kapsamda her ay için 4.000 TL olarak hesaplanacak şekilde maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminatın ödenmesini talep etmiştir.

34. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmenin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55). İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

35. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı durumlarda 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesi her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması gerekenlere hükmeder (Ali Kayan [2. B.], B. No: 2015/9814, 20/3/2019, § 86).

36. İlgili mahkemenin tespit edilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının bulunmadığı durumlarda ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için kararın bir örneğinin ilgili idareye gönderilmesi gerekebilir. Bu bağlamda idarece öncelikle yapılması gereken şey, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı doğrultusunda bir temel hak ve hürriyetin ihlaline yol açan idari eylem veya işlemin ortadan kaldırılarak tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemlerin yapılmasıdır. Bu çerçevede ihlal, yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu işlemin hak ihlaline yol açmayacak şekilde yeniden (veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir (Ali Kayan, § 87).

37. Anayasa Mahkemesi, kesinleşmiş yargı kararlarının, idari makamlarca uygulanamaması nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin idarenin ihmalinden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bu durumda yargı kararlarının uygulanması amacıyla usulüne uygun çıkarılmış bir yönetmeliğe dayanılarak başvurucuya yeniden düzenlenecek bir mülakata girme hakkı sağlanması ve tespit edilen ihlalin giderilmesi için eski hâle getirme kuralına göre kararın idareye gönderilmesi gerekir.

38. Öte yandan başvurucu, müfettiş olarak atamasının gerçekleştirilmesi ve geriye dönük özlük haklarının tesisi ile buna bağlı olarak maddi tazminat talep etmiştir. Ancak söz konusu iptal kararları başvurucuya doğrudan müfettiş olarak atanması yönünden bir hak değil sadece usulüne uygun düzenlenmiş bir mülakata girme hakkı sağlamaktadır. Anılan mülakatta başvurucunun başarılı sayılıp sayılmayacağı hususu idarenin takdir yetkisi dâhilindedir. Dolayısıyla bu kapsamda başvurucunun maddi tazminat talebinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.

39. Başvurucu ayrıca 50.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. İhlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararın karşılığında başvurucuya talebi doğrultusunda 50.000 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kararın icrası hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki kararın icrası hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Yargı kararının en kısa sürede icra edilmesi için kararın bir örneğinin Millî Eğitim Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Adem Gül [1. B.], B. No: 2021/16755, 11/2/2026, § …)
   
Başvuru Adı ADEM GÜL
Başvuru No 2021/16755
Başvuru Tarihi 19/4/2021
Karar Tarihi 11/2/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, yargı kararının uygulanmaması nedeniyle kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Mahkemeye erişim hakkı (idare) İhlal Manevi tazminat
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi