logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Hatice Erbek [2. B.], B. No: 2021/27626, 15/10/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HATİCE ERBEK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/27626)

 

Karar Tarihi: 15/10/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportörler

:

Gizem Ceren DEMİR KOŞAR

 

 

Şehadet ÖZTÜRK

Başvurucu

:

Hatice ERBEK

Vekili

:

Av. Berivan ÖZPOLAT

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; üçüncü kişiden gelen tehdide karşı koruma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, tehdit ve ölüm olaylarına ilişkin etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucunun kızı B.P. 2009 yılı Temmuz ayında, henüz 14 yaşındayken evden kaçarak arkadaşlık kurduğu F.K. ile yaşamaya başlamıştır. 16/7/2009 tarihinde dini nikâhı kıyan B.P. ve F.K.nın 1/6/2011 tarihinde müşterek çocukları dünyaya gelmiştir. B.P.nin yaşının küçük olması nedeniyle müşterek çocuklarının doğumu adli mercilere intikal etmiş, B.P.nin annesi başvurucu Hatice Erbek ve F.K. hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) ceza soruşturması başlatılmıştır. Yapılan soruşturma sonucunda şüpheliler hakkında düzenlenen 20/3/2012 tarihli iddianame Gaziantep 4. Ağır Ceza Mahkemesince (4. Ağır Ceza Mahkemesi) kabul edilerek şüphelilerin yargılamasına başlanılmıştır.

3. Başsavcılık ayrıca 21/3/2012 tarihli iddianamesiyle şüpheli F.K.nın mağdur B.P.yi 31/10/2011 tarihinde basit nitelikte yaralaması, şüpheliler F.K., M.A. ve H.G.nin mağdurlar B.P. ve başvurucu Hatice Erbek'i silahla tehdit etmesi nedeniyle cezalandırılmaları talebiyle Gaziantep 7. Asliye Ceza Mahkemesinde (Asliye Ceza Mahkemesi) kamu davası açmıştır.

4. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davanın 26/6/2012 tarihli ilk celsesine taraflardan hiçbirinin katılmaması nedeniyle bu celsede çağrı kâğıtları ve zorla getirme emirleri düzenlenmiştir. 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 28/6/2012 tarihli ilk celsesine ise sadece mağdur B.P. katılmıştır. B.P. bu duruşmada alınan ifadesinde sanık F.K. ile 2009 yılında kendi rızasıyla kaçarak gayrı resmi şekilde evlendiğini, şu an F.K. ile ayrı yaşadıklarını, kendisini dövmüş olması nedeniyle F.K.dan şikâyetçi olduğunu, 1993 yılı doğumlu olmasına rağmen annesinin kimliğine doğum yılını 1995 olarak yazdırdığını beyan etmiştir. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılamanın 18/10/2012 tarihli celsesine müşteki sıfatıyla katılan başvurucu, F.K.dan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istemediğini beyan etmiştir.

5. 5/8/2012 tarihinde akşam saatlerinde B.P. iş arkadaşı D.Y. ve komşusu H.B. ile parkta otururken yanlarına F.K. gelmiş ve B.P. ile özel olarak konuşmak istediğini söylemiştir. B.P. bu teklifi başta kabul etmese de F.K.nın ısrarları üzerine tartışma çıkmaması için kabul etmiştir. B.P.nin yanında bulunan D.Y. ve H.B. yanlarından uzaklaştıktan sonra F.K. ve B.P. bankta oturup konuşmaya başlamıştır. Bir süre sonra B.P. "Elinde bıçak var!" diye bağırmıştır. O esnada F.K. bıçağını B.P.nin karın bölgesine birden çok kez saplamıştır. Olay yerinin yakınındaki kişiler araya girip engel olmaya çalışırken F.K. olay yerinden kaçmıştır. B.P. ise Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesine kaldırılmıştır. 9/8/2012 tarihinde Şahinbey İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından şiddet mağduru B.P. hakkında 15 gün süreyle 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hükümlerine göre koruyucu tedbirlerin uygulanmasına karar verilmiştir. B.P. yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 21/8/2012 tarihinde vefat etmiştir.

6. Olayla ilgili olarak resen soruşturma başlatan Başsavcılık 21/8/2012 tarihinde bilirkişi eşliğinde otopsi işlemini gerçekleştirmiştir. İşlem sonucu düzenlenen aynı tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağının sonuç bölümünde B.P.nin ölümünün bıçakla yaralanma nedeniyle meydana gelen batın içi kanama, büyük damar hasarı, akciğer yaralanması, pankreas ve mide yaralanması sonucu meydana geldiği mütalaa edilmiştir.

7. Başsavcılık, müşteki ve tanıkların beyanlarına başvurup Kriminal Polis Laboratuvarı Daire Başkanlığınca düzenlenen 6/8/2012 tarihli olay yeri inceleme raporunu dosya arasına almıştır. Hakkında yakalama kararı çıkarılan F.K. yakalanamadığından soruşturma aşamasında ifadesi alınmamıştır.

8. Yürüttüğü soruşturma sonunda Başsavcılık, 27/8/2012 tarihinde F.K. hakkında çocuğa karşı nitelikli kasten öldürme suçundan (B.P. olay tarihinde 17 yaşındadır.) Gaziantep 6. Ağır Ceza Mahkemesi (6. Ağır Ceza Mahkemesi) nezdinde kamu davası açmıştır.

9. 6. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılama devam ederken sanık F.K. yakalanmış ve 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/11/2012 tarihli duruşmasında sorgusu yapıldıktan sonra tutuklanmıştır. F.K. yapılan sorgusunda B.P.nin kendisini iki kez aldattığını, bu nedenle B.P.yi korkutmak için yaralama kastıyla bıçakladığını beyan etmiştir. 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/11/2012 tarihli duruşmasında sanık müdafi; maktul B.P.nin babasının 1992 yılından itibaren ceza infaz kurumunda olduğunu, bu nedenle maktulun 1995 doğumlu olmasının mümkün olmadığını belirterek bu hususta araştırma yapılması gerektiğini öne sürmüştür. 6. Ağır Ceza Mahkemesi suç vasfının değişme ihtimalini gözeterek B.P.nin yaşını tespit etmek amacıyla B.P.ye ait doğum tutanağı ve doğumuyla ilgili diğer belgeleri ilgili mercilerden istemiş, B.P.nin annesini ve ceza infaz kurumundaki hükümlü babasını dinlemek üzere çağırmıştır. 18/12/2012 tarihli duruşmada B.P.nin annesi olan başvurucu ve babası Z.P., B.P.nin 1993 yılı Mart ayında doğduğunu beyan etmiştir. Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın ve Doğum Hastanesi de 8/1/2013 tarihli cevabi yazısında 1993-1995 yılları ve öncesine ait arşiv dosyalarının sular altında kalması sebebiyle istenen belgeleri gönderemediklerini bildirmiştir.

10. 6. Ağır Ceza Mahkemesi 14/2/2013 tarihli duruşma ara kararında B.P.nin kemik yaşının tespit edilmesi amacıyla yaş tespitine esas kemiklerinin alınması için fethi kabir işlemi yapılmasına karar vermiştir. 4/3/2013 tarihinde fethi kabir işlemi yapılmış, 26/6/2013 tarihinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulundan (Adli Tıp Kurumu) adli rapor alınmıştır. Alınan raporda B.P.nin olay tarihinde 17 yaşını bitirmiş olup 18 yaşını bitirmediği mütalaa edilmiştir. Sanık müdafi 14/1/2014 tarihli duruşmada alınan rapora itiraz edip ceza infaz kurumundan hiç çıkmayan Z.P.nin B.P.nin babası olup olmadığı yönünde DNA incelemesi yapılmasını talep etmiştir. Sanık müdafiinin DNA incelemesi talebi reddedilmişse de yaş tespitine ilişkin rapora yaptığı itirazları açısından yeni işlemler yapılmıştır. Bu kapsamda 6. Ağır Ceza Mahkemesi B.P.nin babasının hükümlü olduğu süreçte ceza infaz kurumundan izinli olarak ayrılıp ayrılmadığını araştırmış, 4. Ağır Ceza Mahkemesi ve Gazintep 4. Sulh Ceza Mahkemesinden B.P.ye ait kemik grafilerini isteyip Adli Tıp Kurumundan yeniden rapor hazırlamasını talep etmiştir. Adli Tıp Kurumunun 24/1/2014 tarihli raporunda B.P.nin olay tarihinde 17 yaşını bitirmiş olup 18 yaşını bitirmediği mütalaa edilmiştir. İlgili ceza infaz kurumları cevabi yazılarında Z.P.nin 1992-1995 yılları arasında herhangi bir sebeple ceza infaz kurumundan çıkmadığını bildirmiştir. Ayrıca yargılama sırasında sanık müdafiinin talebi üzerine F.K.nın cezai ehliyetinin tam olduğunun tespitine ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Dördüncü Adli Tıp İhtisas Kurulundan 7/4/2014 tarihli rapor alınmıştır. 11/12/2014 tarihli duruşmada, 4. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden yargılamada yaş tespitine yönelik verilen mahkeme ara kararının sonucunun beklenmesine karar verilmiştir.

11. 4. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada kemik yaşı tespiti ile ilgili olarak 6. Ağır Ceza Mahkemesince alınan Adli Tıp Kurumu raporu ve Z.P.nin ceza infaz kurumuna giriş çıkış belgeleri dosya arasına alınmıştır. 4. Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca 17/4/2015 tarihinde yaptığı fethi kabir işlemi sonucu elde edilen B.P.nin biyolojik örnekleri üzerinde Z.P.nin B.P.nin biyolojik babası olup olmadığı yönünde DNA incelemesi yaptırmıştır. 28/7/2015 tarihli Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi raporuna göre B.P.nin biyolojik babası ve biyolojik annesinin kayden anne ve babası görülen Hatice Paksoy ve Z.P. olduğu tespit edilmiştir. Yapılan yargılama sonunda 24/12/2015 tarihinde sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden beraatlerine hükmedilmiş, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu yönünden suçun reşit olmayanla cinsel ilişki suçu kapsamında olduğu kabul edilerek kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde Z.P.nin ceza infaz kurumuna girme tarihi olan 30/12/1992'den önce cinsel ilişkiye girmesi hâlinde B.P.nin 1993 yılında doğmuş olduğu ve olay tarihi itibarıyla 15 yaşını ikmal ettiği kanaatiyle beraat ve düşme kararları sonucuna ulaşıldığı belirtilmiştir. Verilen bu kararlar Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 7/12/2020 tarihli onama kararıyla kesinleşmiştir.

12. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davada müşteki ve tanık beyanları ile sanık savunmaları alındıktan sonra 11/2/2014 tarihinde karar verilmiştir. Anılan kararda silahla tehdit suçunun sanıklar F.K., M.A. ve H.G. tarafından işlendiği sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilirken sabit görülen basit yaralama suçundan sanık F.K.nin mahkûmiyetine karar verilmiş ancak verilen mahkûmiyet hükmünün açıklanması geri bırakılmıştır. Verilen beraat ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararları tarafların kanun yolunabaşvurmaması nedeniyle 17/3/2014 tarihinde kesinleşmiştir.

13. 6. Ağır Ceza Mahkemesi, ölüm olayına ilişkin tanık ve müşteki beyanlarını alıp 4. Ağır Ceza Mahkemesinin yargılama sürecini takip ettikten sonra 18/2/2016 tarihinde F.K.nın B.P.yi kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinde F.K.nın yol açtığı yaranın mahiyeti, meydana getirdiği netice ve elinde bıçak ile olay mahalline gelmesi gözönünde bulundurularak kastının öldürmeye yönelik olduğunun kabul edildiği açıklanmıştır. Gerekçede ayrıca 1992-1995 yılları arasında ceza infaz kurumundan dışarı çıkmayan Z.P.nin B.P.nin biyolojik babası olması nedeniyle B.P.nin kimliğinde yazılı doğum yılının 1995 yılı olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı belirtilmiş ve B.P.nin gerçek yaşı hususunda tereddüt hasıl olması nedeniyle şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanık lehine değerlendirme yapıldığı ifade edilmiştir. Bu şekilde 6. Ağır Ceza Mahkemesi, olay tarihinde B.P.nin 18 yaşını ikmal ettiği kabulüyle F.K. hakkında çocuğa karşı nitelikli kasten öldürme suçundan cezalandırmaya gitmemiştir.

14. 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen karara karşı başvurucu ile diğer katılanlar vekili ve sanık müdafi kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 1. Ceza Dairesi 23/1/2018 tarihinde mahkûmiyet kararını bozmuştur. Bozma kararında 1992 yılı Aralık ayında ceza infaz kurumuna giren Z.P.nin kızı B.P.nin 1993 yılı Mart ayında dünyaya geldiğini belirtmesi karşısında B.P.nin hangi tarihte, hangi eğitim kurumlarında eğitim gördüğü araştırıldıktan sonra B.P.nin olay tarihindeki kesin yaşının tespiti açısından kemik grafilerinin ve tüm dosyanın Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna gönderilip maktulenin yaşı ile ilgili kesin rapor aldırılarak sonucuna göre sanık hakkında çocuğa karşı nitelikli kasten öldürme suçunun uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

15. Bozma kararına uyarak bu doğrultuda yargılama yapan 6. Ağır Ceza Mahkemesi öncelikle B.P.nin öğrenim gördüğü okullardan bilgi ve belgeleri temin etmiş, sonrasında Adli Tıp Birinci Üst Kurulundan (ATK Üst Kurulu) B.P.nin gerçek yaşına ilişkin kesin rapor hazırlamasını istemiştir. ATK Üst Kurulu 12/3/2019 tarihli raporunda olay tarihinde B.P.nin 17 yaşını bitirmiş olup 18 yaşı içinde olduğunu ve 18 yaşını bitirmediğinin kabulünün uygun olacağını mütalaa etmiştir. 6. Ağır Ceza Mahkemesi 6/12/2019 tarihinde yargılamayı sonlandırarak F.K.nın çocuğa karşı nitelikli kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Anılankararın gerekçesinde ATK Üst Kurulu raporu doğrultusunda B.P.nin olay tarihinde 18 yaşından küçük olduğunun kabul edildiği belirtilmiştir. Verilen kararı sanık müdafi temyiz etmişse de Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 25/1/2021 tarihli kararıyla mahkûmiyet kararı onanmıştır.

16. Başvurucu, nihai hükmü 19/3/2021 tarihinde öğrendikten sonra 12/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

17. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

18. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

A. Kötü Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

19. Başvurucu, 31/10/2011 tarihinde F.K.nın kendisini silahla tehdit etmesi eylemi açısından Asliye Ceza Mahkemesinin 11/2/2014 tarihinde beraat kararı vermesi nedeniyle etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

20. Başvurucunun bu iddiası kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.

21. Anayasa'nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bir kimsenin devlet görevlilerinin 17. maddenin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir bir iddiada bulunması hâlinde etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Bu usul yükümlülüğü, iddianın savunulabilir olması şartıyla devlet görevlisi olmayan kişilerin kötü muamele teşkil eden eylemleri yönünden de geçerlidir (bazı değişikliklerle bkz. Özlem Tuncel Kaya [1. B.], B. No: 2013/8868, 10/3/2016, § 35).

22. Somut olayda başvurucu, silahla tehdit eylemi açısından müştekisi olduğu ceza yargılaması duruşmasına gelerek sanık F.K.dan şikâyetçi olduğunu beyan etmişse de aynı duruşmada davaya katılmak istemediğini belirtmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi de yaptığı yargılama sonunda F.K. hakkında beraat kararı vermiş, bu karar da tarafların temyiz etmemesi üzerine kesinleşmiştir.

23. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 237. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilecekleri hüküm altına alınmıştır.

25. Buna göre ceza yargılaması duruşmasında şikâyetçi olduğunu belirten ancak davaya katılmak istemediğini bildiren başvurucunun hüküm verilinceye kadar davaya katılması her zaman mümkün olmasına rağmen kanun yoluna başvurmadan yaptığı bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil olma niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu; F.K.nın 31/10/2011 tarihinde kendisi ile kızı B.P.yi silahla tehdit edip B.P.yi basit şekilde yaraladığını, bu suçlardan yargılanan F.K.nın Asliye Ceza Mahkemesinin 11/2/2014 tarihli kararıyla tehdit suçundan delil yetersizliği nedeniyle beraat ettiğini, sabit görülen basit yaralama suçu yönünden ise HAGB kararı verildiğini, 5/8/2012 tarihinde F.K. tarafından bıçaklanan kızı müteveffanın 21/8/2012 tarihinde hayatını kaybettiğini, 6. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan F.K.nın 9 yıla yakın süren ceza yargılaması sonunda çocuğa karşı nitelikli kasten öldürme suçundan mahkûm edildiğini, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat ve HAGB kararlarının kızı B.P.nin ölümüne yol açtığını, devletin bireyin yaşamını her türlü tehlike ve şiddetten koruma yükümlülüğü bulunmasına rağmen bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini, kasten öldürme suçuna ilişkin yapılan yargılamanın da etkili ve seri bir şekilde gerçekleştirilmeyip müteveffanın yaşının tespiti ile ilgili yapılması gereken işlemlerin zamanında yapılmayarak ceza yargılamasının yaklaşık dokuz yıl sürdüğünü, bu şekilde yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, somut olay sürecini ve insan hakları yargısı içtihadı ile mevzuatı detaylı olarak aktararak yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

28. Başvurucunun iddiaları yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.

29. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerini dikkate alarak maddi ve usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelemektedir. Devletin negatif yükümlülüğü, kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka aykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme ödevini (öldürmeme yükümlülüğü) içerirken pozitif yükümlülük hem her türlü tehlikeye karşı bireylerin yaşam hakkını korumayı (yaşamı koruma yükümlülüğü) hem de olayın niteliğine (yaşam hakkının kasten ihlal edilip edilmediğine) bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalar yürüterek olayı soruşturma ve gerektiğinde ihlale uygun karşılık gelen yeterli yaptırımlara karar verme (usul yükümlülüğü) yükümlülüğünü içermektedir (Aziz Biter ve diğerleri [1. B.], B. No: 2015/4603, 19/2/2019, § 58).

30. Eldeki başvuruda birden fazla süreç esas alınarak bireysel başvuruda bulunulmuştur. Başvurucu, F.K.nın kızına yönelik silahla tehdit ve yaralama eylemleri ve kendisine yönelik silahla tehdit eylemi olmasına rağmen Asliye Ceza Mahkemesince verilen beraat ve HAGB kararları nedeniyle F.K.nın cezasız kaldığını, bu kararların kızının ölümüne yol açtığını ve kızının şiddet eylemlerine karşı korunmadığını belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun bu iddiaları yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu çerçevesinde incelenmiştir. Başvuruya esas olan diğer husus ise F.K.nın B.P.yi öldürmesiyle ilgili olarak 6. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen yargılama sürecidir. Başvurucunun bu sürece ilişkin olarak üzerinde durduğu husus yargılamanın etkili bir şekilde yürütülmeyip yaklaşık dokuz yılda sonlanmasıdır. Başvurucunun, F.K.nın ceza yargılamasına ilişkin süreçle ilgili bu iddiaları ise yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu kapsamında incelenmiştir.

31. Başvurucu, ayrıca müteveffanın yaş tespiti amacıyla mezarının açılmasından manevi acı duyduğunu belirtmişse de bu şikâyeti yönünden bireysel başvuruya konu ettiği temel hak ve özgürlüğünün hangi nedenle ihlal edildiğini açıklama yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca değerlendirmede bulunulmasına gerek görülmemiştir.

1. Yaşamı Koruma Yükümlülüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

32. Anayasa'nın yaşam hakkını güvence altına alan 17. maddesinin kendisine yüklediği pozitif yükümlülükler uyarınca devlet; yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını kamu görevlileri ile diğer bireylerin eylemlerinden hatta kişilerin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi altındadır (Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § 35).

33. Koruma ödevinin yerine getirilebilmesi için devletin yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturması (İpek Deniz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149; T.A. [GK], B. No: 2017/32972, 29/9/2021, § 135), bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda organları veya görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler alması gerekir (T.A., § 136; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 36). Öte yandan yetkili makamlardan yaşamla ilgili her türlü potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somut tedbirler alması beklenemez (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya [1. B.], B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 60). Özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında koruma yükümlülüğünün kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanması da mümkün değildir. Ayrıca hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbirle yerine getirilebilir. Unutulmaması gerekir ki yaşam hakkının gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin belirlenmesi, idari ve yargısal makamların takdirindedir (T.A., §§ 136, 137; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 37).

34. Bireysel başvuru yolunun ön şartlarından biri de başvuru süresidir. Süre, başvurunun her aşamasında dikkate alınması gereken bir usul hükmüdür (Deniz Baykal [2. B.], B. No: 2013/7521, 4/12/2013, § 32). Başvurucunun nihai kararın bir örneğini alma hakkının bulunduğu hâllerde karar örneğinin tebliği tarihinden itibaren otuz günlük başvuru süresi başlar. İç hukukta kararın tebliğ edilmesi öngörülmüyorsa tarafların kararın içeriğini kesin olarak öğrenebilecekleri tarihi, otuz günlük başvuru süresinin başlangıcı olarak almak gerekir (Özgür Çapkın [2. B.], B. No: 2014/2546, 30/12/2014, § 21). Bunun yanında otuz gün süre kuralının amacı hukuk güvenliğini sağlamak olup herhangi bir iç hukuk yolunun bulunmaması hâlinde otuz günlük süre olayın yaşandığı tarihten itibaren başlamaktadır.

35. Başvuru konusu olay örgüsünde B.P.ye yönelen son şiddet eyleminin 5/8/2012 tarihindeki bıçaklama eylemi olduğu, bu şiddet eylemi sonucunda da B.P.nin 21/8/2012 tarihinde vefat ettiği görülmüştür. Başvurucu, Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davada verilen hüküm ve kararın F.K. hakkında cezasızlık sonucu doğurduğuna ve bu sebeple F.K.nın B.P.yi öldürdüğüne yönelik iddiada bulunsa da F.K. hakkında silahla tehdit suçu yönünden verilen beraat hükmü ile basit yaralama suçu yönünden verilen HAGB kararı, B.P.nin ölümünün üzerinden yaklaşık 1 yıl 6 ay geçtikten sonra verilmiştir (bkz. § 12). Ayrıca başvurucu, aynı olayda B.P. gibi F.K.nın iddia edilen silahlı tehdit eyleminin mağdurudur (bkz. § 3). Bu bakımdan başvurucu, F.K.nın B.P.ye yönelik eylemlerinden haberdardır. Buna rağmen başvurucu, kızının yaşamının korunmadığı iddiasıyla bireysel başvuru yapmak için F.K.nın B.P.nin ölümüyle sonuçlanan olaydaki cezai sorumluluğunun belirlenmesi amacıyla 6. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan ve devletin B.P.nin ölümünden doğan sorumluluğunun tespitiyle hiçbir ilgisi olmayan ceza yargılamasının sonuçlanmasını beklemiş; daha önce bireysel başvuru yapmasına engel olan bir hususun varlığından da söz etmemiştir. Dolayısıyla B.P.nin ölümünün üzerinden yaklaşık 8 yıl 8 ay geçtikten sonra yapılan başvurunun süresinde olduğu kabul edilemez.

36. Açıklanan gerekçelerle yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yaşam Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Ölüme kasten neden olunması veya ölümün saldırı sonucu meydana gelmesi hâlinde etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğü ölüm olayı hakkında ceza soruşturması yürütülmesini gerektirir (Asya Göres ve diğerleri [GK], B. No: 2018/15851, 1/12/2022, § 74). Bu tür soruşturmanın Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için başka gereklikler yanında soruşturmanın makul bir sürat ve özenle de yürütülmesi gerekir (Salih Akkuş [1. B.], B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30).

38. Olası cezai sorumluluğun tespiti adına yürütülen soruşturma sonrasında kovuşturma evresine geçilmiş ise bu aşama da Anayasa'nın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olmalıdır (Filiz Aka [1. B.], B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 30; Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 100).

39. Olayların daha sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi adına mahkemeler kovuşturmaları makul bir süratle yürütmelidir (Filiz Aka, § 29). Bu gereklilik yaşanan gecikmelerin yargılamaların etkililiği üzerinde bir etki yaratıp yaratmadığı meselesinden tamamen ayrıdır. Bu sebeple kovuşturmada yaşanan aşırı gecikme tek başına yargılamanın etkisizliğine neden olabilir (Aysel Gezer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2021/9961, 2/11/2023, § 142).

40. Başvurucunun 6. Ağır Ceza mahkemesinde görülen ceza yargılaması açısından temel şikâyeti müteveffanın yaşının tespiti ile ilgili yapılması gereken işlemlerin zamanında yapılmaması nedeniyle yargılamanın dokuz yıl sürmesi, bu şekilde ceza yargılamasının etkili ve seri bir şekilde yürütülmemesidir.

41. Başvuru formu ve ekleri ile yapılan soruşturma ve ceza yargılaması incelendiğinde; F.K.nin, B.P.ye karşı ölümle neticelenen eylemi nedeniyle Başsavcılık tarafından resen soruşturma işlemlerine başlandığı ve bir aydan daha kısa bir sürede iddianame hazırlanarak soruşturmanın sonlandırıldığı görülmüştür. Kovuşturma aşamasında ise 6. Ağır Ceza Mahkemesi, suç vasfının değişme ihtimalini dikkate alarak B.P.nin gerçek yaşının tespiti açısından çeşitli araştırmalar yapmıştır. Bu kapsamda fethi kabir işlemi, B.P.nin başka yargılama dosyalarındaki kemik grafilerinin getirtilmesi, B.P.nin doğumuna ilişkin belgelerin istenmesi ve adli tıp raporları alınması gibi birçok işlem yapılmış; 4. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamanın sonucu beklenmiştir. Nihayetinde B.P.nin olay tarihinde 18 yaşını ikmal ettiği kabulüyle F.K.nın kasten adam öldürme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir (bkz. §§ 8-10, 13). Yargıtay 1. Ceza Dairesi yaklaşık iki yıl sonra ilk derece mahkemesi kararını B.P.nin kesin yaşının tespitine yönelik araştırma yapılmadan sonuca ulaşıldığı gerekçesiyle bozmuştur (bkz. § 14). 6. Ağır Ceza Mahkemesi bozma sonrası yaklaşık iki yıl süren yargılamasında bozma kararında belirtilen hususlarda araştırma yapmış ve B.P.nin olay tarihinde 18 yaşını ikmal etmediğini kabul ederek F.K.nın çocuğa karşı nitelikli kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir (bkz. § 15). Yargıtay 1. Ceza Dairesi ikinci kez temyiz edilen kararı bir yıl süren inceleme sonrası onamış ve karar da böylece kesinleşmiştir.

42. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde ilk derece mahkemesi yargılaması ve temyiz sürecinde üzerinde durulan hususun müteveffa B.P.nin gerçek yaşının tespiti olduğu görülmüştür. Kasten insan öldürme suçunun çocuğa karşı işlenmesi hâlinde nitelikli kasten öldürme suçuna dönüştüğü dikkate alındığında suçun vasıflandırılması açısından B.P.nin suç tarihindeki yaşının önemli olduğu açıktır. B.P. 1995 yılı doğumlu olması nedeniyle suç tarihinde 17 yaşında olup ergin değildir. Buna karşın B.P. çocuğun cinsel istismarına ilişkin 4. Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen yargılamada katıldığı 28/6/2012 tarihli duruşmada gerçekte 1993 doğumlu olduğunu beyan etmiştir. B.P.nin annesi olan başvurucu ile B.P.nin babası da 6. Ağır Ceza Mahkemesi yargılamasındaki müşteki sıfatıyla verdikleri beyanlarında B.P.nin 1993 doğumlu olduğunu beyan etmiştir. Bunların yanında yapılan DNA incelemesiyle B.P.nin biyolojik babası olduğunda şüphe bulunmayan ve kayden de babası olan Z.P.nin 1992-1995 yılları arasında ceza infaz kurumunda bulunduğu tespit edilmiştir. Tüm bu hususlar dikkate alındığında B.P.nin olay tarihinde 18 yaşını ikmal edip etmediği noktasında bir çelişki bulunduğu görülmüştür. Yargılama sürecinde de ölüm olayının aydınlatılmasının yanında özellikle B.P.nin gerçek yaşının tespiti için B.P.nin anne ve babasının beyanlarına başvurulmuş, ceza infaz kurumunda bulunan babasının cezasını infazına ilişkin ve B.P.nin doğumuna dair bilgi ve belgeler toplanmış, fethi kabir işlemi gerçekleştirilmiş, üç adli tıp raporu alınmış, diğer yargılama dosyalarında alınan DNA raporu ve yaş tespiti raporu gibi delillerden faydalanılmıştır. Bahsedilen hususlar gözönüne alındığında B.P.nin yaşının tespiti ekseninde zaman ve teknik gerektiren birtakım araştırmalara devam edilmesi nedeniyle yargılamanın 8 yıl 8 aya yakın bir sürede tamamlanmasında ilgili yargılama mercilerine yüklenebilecek bir özensizliğin bulunmadığı anlaşılmıştır.

43. Soruşturmanın etkililiğine ilişkin asgari ölçütleri karşılayan incelemenin nitelik ve derecesinin olayın koşullarına bağlı olduğu unutulmamalıdır. Yukarıda aktarılan safahatı içeren yargılama süreci incelendiğinde ölüm olayını çevreleyen koşulların tespitine imkân sağlayan gerekli ve yeterli bilgilerin olabildiğince bir bütün olarak elde edildiği ve başvurucunun yargılama sürecine katılımının makul düzeyde sağlandığı dikkate alındığında yapılan yargılamanın etkililiğine ilişkin olarak ortaya çıkan ve yetkililere yüklenebilecek bir eksikliğin oluştuğu yorumunu getirmek mümkün görünmemektedir.

44. İzah edildiği şekilde yargılama sürecinde olayların seyrini aydınlatmaya yönelik yapılan işlemlerin niteliği gözönüne alındığında yaşam hakkının usul boyutu olan etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne yönelik bir ihlal bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 15/10/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Hatice Erbek [2. B.], B. No: 2021/27626, 15/10/2025, § …)
   
Başvuru Adı HATİCE ERBEK
Başvuru No 2021/27626
Başvuru Tarihi 12/4/2021
Karar Tarihi 15/10/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, üçüncü kişiden gelen tehdide karşı koruma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, tehdit ve ölüm olaylarına ilişkin etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Üçüncü kişiler arası eylemler - Usul yükümlülüğü Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Yaşam hakkı Koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin diğer iddialar Süre Aşımı
Üçüncü kişiler arası eylemler sonucu ölüm/Ağır yaralanma - Usul yükümlülüğü Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi