logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ahmet Akgül [2. B.], B. No: 2021/30542, 10/12/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AHMET AKGÜL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/30542)

 

Karar Tarihi: 10/12/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Tahir Hami TOPAÇ

Başvurucu

:

Ahmet AKGÜL

Vekili

:

Av. Muhammed Fatih TAŞCI

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; başvurucunun bir konferansta kullandığı ifadeler nedeniyle ertelenen hapis cezasına mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğünü, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

2. Araştırmacı yazar olan başvurucu 2/1/2012 tarihinde "Kur'an'ın günümüze bakan müjde ve mesajları" konulu konferansta iki saat süren bir konuşma yapmıştır. Başvurucunun konuşması görüntülü ve sesli olarak kayıt altına alınmış, bu kayda ilişkin çözümleme tutanağı düzenlenmiştir. Ayrıca hükûmet komiserinin de konuşma içeriğine ilişkin tutanak düzenlediği anlaşılmaktadır.

3. Başvurucunun konuşmasında kullandığı ifadeler nedeniyle hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret suçundan soruşturma başlatılmıştır. Başsavcılık, soruşturma sonucunda 7/1/2013 tarihli iddianame ile başvurucunun hakaret suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir. İddianamede suçun oluşmasına neden olan sözler hakkında bir belirleme yapılmaksızın başvurucunun "dosyada mevcut fezleke ve konuşmaya ilişkin CD çözüm tutanağında belirtildiği şekilde Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini oluşturan Başbakan ve Bakanları hedef alan ve hakaret içeren sözler kullandığı" ileri sürülmüştür.

4. Yargılamayı yapan Konya (kapatılan) 7. Sulh Ceza Mahkemesi 10/9/2013 tarihli gerekçeli kararında başvurucunun CD kayıt çözümleme tutanağına göre "hala Avrupa Birliğinin peşinde koşuyorlar hala siyonistlerin yardakçılığını yapıyorlar, bunların hepsi işbirlikçi bunların hepsi sahtekar, bunlar insanları kandırıyorlar, uşaklık yapıyorlar" şeklindekonuşmabütünlüğü içinde benzer kelime ve cümleler kullandığını belirtmiş, yaptığı değerlendirmede bu sözlerin eleştiri sınırları içinde kaldığını ve hakaret suçunu oluşturmadığını kabul ederek başvurucunun beraatine karar vermiştir.

5. Karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay (kapatılan) 18. Ceza Dairesi 14/9/2017 tarihli kararında ifadelerin değer yargısı niteliğinde olduğunu, ancak olgusal temele dayanmadığını, bu nedenle hakaret suçunun unsurlarının oluştuğunu belirterek bozma kararı vermiştir.

6. Bozma kararı üzerine dosyayı yeniden ele alan Konya 9. Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 10/4/2018 tarihinde başvurucunun 1 yıl 2ay 17 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini oluşturan Başbakan ve bakanları hedef alacak şekilde "...hala Avrupa Birliği'nin peşinde koşuyorlar, hala siyonistlerin yardakçılığını yapıyorlar, bunların hepsi işbirlikçi, bunların hepsi sahtekar, bunlar insanları kandırıyorlar, uşaklık yapıyorlar..." tarzında sözler sarfettiği, başvurucunun kullandığı bu ifadelerin değer yargısı niteliğine sahip sözler olduğu, ancak belli düzeyde olgusal temel içermesi gerekmesine rağmen hiçbir delile ve somut olguya dayanmadığı, başvurucunun sözlerinin bu sebeple ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.

7. Kararın temyiz incelemesinde Yargıtay (kapatılan) 18. Ceza Dairesi 14/3/2019 tarihli kararında aleyhe bozma kararına karşı başvurucunun savunması alınmaksızın karar verilmesinin savunma hakkını ihlal ettiğini belirterek tekrar bozma kararı vermiştir.

8. Bozma kararı üzerine dosyayı yeniden ele alan Mahkeme aynı gerekçeyle başvurucunun mahkûmiyetine karar vermiş (bkz. § 6), temyiz edilen hüküm Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16/3/2021 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

9. Başvurucu, nihai kararı 10/4/2021 tarihinde öğrendikten sonra 13/4/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

10. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

11. Başvurucu; araştırmacı yazar olduğunu, söylendiği yer ve zaman da dikkate alındığında mağdurların gıyabında kullandığı ifadelerin onur, şeref ve saygınlığı rencide edecek boyutta olmadığını, eleştiri mahiyetinde bulunduğunu, mahkûmiyet kararı nedeniyle ifade özgürlüğü ile savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde başvurucu tarafından kullanılan ve değer yargısı niteliği taşıdığı anlaşılan ifadelerin olgusal bir temelden yoksun olduğu ve doğrudan onur, şeref ve itibara saldırı niteliğinde bulunduğu, bu nedenle de eleştiri hakkı kapsamında meşru görülmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Yargılama süresinin makul olup olmadığı incelenirken dosyanın niteliğinin, başvurucunun tutum ve davranışlarının, olağanüstü hal ve pandemi koşulları ile somut olayın kendine özgü koşullarının da gözönünde bulundurulması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

13. Başvurucunun tüm iddiaları ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır. Müdahalenin başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı anlaşılmıştır.

16. Olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir (Rıfat Bakır ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68). Bu kapsamda varlığı şüpheli ifadeler söz konusu olduğunda yargılama merciilerinin gerekli araştırmaları yaparak sübuta ilişkin yeterli bir değerlendirmede bulunmaları gerekir (Gülbiz Alkan [2. B.], B. No: 2018/33476, 7/10/2021, § 48).Anayasa Mahkemesinin soruşturma ve kovuşturma makamları tarafından verilen kararları maddi vakıa yönünden inceleyerek bu merciilerin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendisininkini ikame etme görevi bulunmamaktadır (Eylem Karadağ [2. B.], B. No: 2015/12060, 23/10/2019, § 44).

17. Başvuru konusu olay araştırmacı yazar olan başvurucunun konuşmacı olarak katıldığı bir konferansta Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini oluşturan Başbakan ve Bakanlar hakkında kullandığı kabul edilen ifadeler nedeniyle ertelenmiş hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkindir.

18. Öncelikle Mahkemenin konuşma sırasında kullanıldığını kabul ettiği ifadeleri hükûmet komiseri tarafından tutulan tutanaktan ve bütün konuşmanın tamamından ayrı bir şekilde değerlendirdiği görülmektedir. Üstelik belli bir bölümü kullanılan ifadelerin de konferansın videokaset çözümünde belirtildiği hâliyle yer almadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda;

i. Hükûmet komiseri tarafından tutulan tutanakta "İslam Allah yapısıdır. Siz bunu değiştiremezsiniz, orasına burasına bir şeyler ekleyerek İslam'ı ılımlılaştırdılar ve sahtekarlık yapıyorlar ben bunları söylemeyeyim siz bunların kim olduğunu biliyorsunuz şimdiki iktidar değil mi? Hepsi birden Amerikancı, hepsi birden yumuşak İslamcı oldular. Hani bunlar demokrattı, hani bunlar doğruydular, bunların hepsi işbirlikçi, bunların hepsi sahtekar, bunlar insanları kandırıyorlar" şeklinde yer alan ifadelerin videokaset çözümünde "İslam Allah yapısıdır, önüne yeni bir ek koydun mu? Allah için orda bir sahtekarlık söylüyor. Ilımlı İslam'mış iyi de kardeşim insana sormazlar bu Dinin neresi sana göre katıydı, lüzumsuzdu, gereksizdi, ağırdı, siz onu kafanıza göre yumuşattınız. Veya radikal İslam, katı İslam Haşa bu dinin neresi hafifti, gevşekti de siz onu katılaştırdınız. Dinin önüne hiçbir ek alamaz, gelemez İslam Allahın gönderdiği şekliyle İslamdır. Radikalı da ılımlısı da sahtekarlığın ve istismarın ta kendisidir. Ve zaten dikkat edin Radikalist Türkiye de, bir zaman Radikal İslamcı, katı Şeriatçı geçinenlerde, ılımlılarda her ne hikmetse hepsi birden Amerikancı, hepsi birden Avrupacı, hepsi birden Demokrasi hayranı kesilmişler..." şeklinde olduğu,

ii. Hükûmet komiseri tarafından tutulan tutanakta "Amerika'nın, Avrupa'nın ve İsrail'in burnunun kırılacağı Türkiye merkezli bir birlik kurulacağı İnşallah çok yakındır. Ne güzel uşaklık yapıyorlar, yumuşak yumuşak, ılımlı ılımlı. Bunlar uşak değil mi?" şeklinde yer alan ifadelerin videokaset çözümünde "Amerika'nın en güvendiği pradatörlerini düşürdü İran. Amerika yalvardı bari enkazını ver ne istersen vereyim. Enkazı bile alamadılar. Kimisi de bunların hadi canım sende olur mu öyle şeyler. Ya be insanlar en azından deki hocam aklıma yatmıyor ama inşallah yav, öyle değil mi? İstemeyenin gözü çıksın yahu. Öyle de bari? Öyle demiyor, içini kusuyor, hadi canım sende? Avrupa'yla başa çıkılır mı? Amerika'yla uğraşılır mı? İsrail'in burnu kırılır mı? Yani bu sözün bir manası da gavura uşaklıktan bizi alıkoymayın ne güzel uşaklık yapıyoruz ne güzel yumuşak yumuşak ılımlı ılımlı..." şeklinde olduğu,

iii. Hükûmet komiseri tarafından tutulan tutanakta "Günde kırk defa namaz kılıpta namazda lanetlenenlerden eyleme, Siyonistlerden, Yahudilerden ve onlara benzeyenlerden eyleme, şimdiki yönetimler gibi... Hala AB'liğinin peşinden koşuyorlar, hala Siyonistlerin yardakçılığını yapıyorlar ve hala onların peşinden koşuyorlarsa bizleri onlardan eyleme..." şeklinde yer alan ifadelerin videokaset çözümünde "Her gün Fatiha okuyoruz bir hadiste hatırlıyorum peygamber efendimiz haber veriyor ve bizi uyarıyor görebildiğim melek her Fatiha okuyanın sonunda ya amin diyerek onun duasını tasdik edecek veya ona beddua etmek üzere bekleyecek. Diyorlar ki ya Resulallah Fatiha okuyup da beddua almak tamı var evet var. Nasıl oluyor günde kırk sefer beş vakit namaz kılabiliyorsa Fatiha okuyor bir insan en sonunda ne diyor ğayrilmeğdübi aleyhim veleddallin amin yarabbi bundan önceki ayette senden sırati müstakime hidayet etmemi dosdoğru yola iman İslam insanlık ahlak yoluna senin sevdiğin razı olduğun hayat tarzına iletmeni o yolu bize kolay etmeni diliyorum... Sapıtmışların yolundan farklı bir yola gitmeyi arzuluyorumve gazabına uğramışlar ki bütün tefsirlerin ortak kanaati bütün Yahudiler değil Siyonist olan zalim zihniyetli olan Yahudiler bir kısmı. Yine Hristiyanların hepsi değil emperyalist zihniyettir. Saldırgan zalim düşünceli Hristiyanların yolundan onların zulüm mekanizmalarına iştirak etmekten ortak olmaktan sana sığınıyorum. Ve onların peşinden gitmeyeceğime söz veriyorum... Bu sözde bulunduğum halde nedenini bilmeyerek veya bilse dahi namazdan çıkıp hala Avrupa birliğinin peşinde saadet arıyorsa o insan oradan çıkıp hala AB nin zulümlerine alkış tutuyorsa o insan o namazdan çıkıp Siyonist İsrailin vahşet deccallığına mahzar et uyduruyor alkış tutuyorsa işte o peygamber efendimizin haber verdiği şey oluyor. Görevli melek Allah buyuruyor buyurun yalancılardan yak o kulun beni aldatıyor bana verdiği sözde durmuyor. Bana burda bu sözü verdiği halde namazdan sonra gidip haçlı Hristiyanların Siyonist Yahudilerin ve onların kurduğu tuzakların taşeronluğunu yapmaya çalışıyorlar...",

iv. Hükûmet komiseri tarafından tutulan tutanakta "ADL ödülü kimlere verilir... Bu ödül Yahudilere ve Masonlara ve işbirlikçilere verilir. Bizde de işbirlikçilere ve İktidardakilere verilir..." şeklinde yer alan ifadelerin videokaset çözümünde "ADL ödülü nedir... Bu ödül kimlere verilir bu ödül dünyada farklı ülkelerde siyonist ABD uşaklık taşeronluk yapanlara verilir kimler almıştır bunları sende biliyorsun" şeklinde olduğu görülmektedir.

19. Karara esas alınan ifadeler hükûmet komiseri tarafından tutulan tutanakta yer almaktadır. Ancak yukarıda açıklandığı üzere bu ifadeler videokaset çözümünde yer alan ifadelerle açık bir çelişki içindedir. Önemle belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi yargısal makamların ödevidir. Anayasa Mahkemesinin soruşturma ve kovuşturma makamları tarafından verilen kararları maddi vakıa yönünden inceleyerek bu mercilerin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendisininkini ikame etme görevi bulunmamaktadır.Yargılama merciileri ifade özgürlüğü gibi temel bir hak söz konusu olduğunda ağır bir müdahale teşkil eden ceza hukuku yaptırımlarını uygulamadan önce maddi olayları detaylıca tahlil ederek hangi sözlerin bu tür yaptırım gerektirdiğini ortaya koymalıdır.

20. Bu durumda hükûmet komiserinin tutanağındaki ifadelerin başvurucu tarafından gerçekten kullanılıp kullanılmadığı hususu açıklığa kavuşturulmadan Anayasa Mahkemesinin ifade özgürlüğü konusundaki genel ilkelerine göre bir değerlendirme yapma imkânı da mevcut değildir. Bir başka deyişle hükme esas alınan ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinden önce çözülmesi gereken mesele bu ifadelerin başvurucu tarafından gerçekten söylenip söylenmediğidir. Ancak bu mesele aydınlatıldıktan sonra başvurucunun ifade özgürlüğü ile müştekinin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında bir denge kurulup kurulmadığı, başvurucu hakkında ceza yargılaması yürütülmesinin zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı gibi hususlar değerlendirilebilir.

21. Somut olayda dava dosyasına giren iki ayrı yazılı metinde başvurucunun konuşmasına ilişkin birbiriyle çelişkili ifadelere yer verilmiştir. Videokaset çözümünde yer aldığı şekliyle konuşmasında başvurucu olayların meydana geldiği tarihte Türkiye'nin dış politika alanında daha fazla Avrupa ve Amerika eksenli hareket etmesi gerektiğini savunanları kendi bakış açısından eleştirmektedir. Başvurucu İsrail, Avrupa ve Amerika merkezli bir dünya yerine Türkiye merkezli bir oluşuma inandığını ifade etmekte aksi yönde düşünenleri de yeterince Müslüman ve vatanperver olarak görmemektedir. Başvurucunun herhangi bir hükûmet üyesini hedef aldığı sabit olmadığı gibi hükûmet politikalarını bile eleştirdiği şüphelidir.

22. Dolayısıyla yargılama merciilerinin neden hükûmet komiseri tutanağında yer alan ifadeleri hükme esas aldığını ve videokaset çözümündeki ifadeleri değerlendirmediği yönünde bir açıklama yapması gerekmektedir. Bu açıklama yapılmadan mahkûmiyet kararı verilmesi başvurucunun söylediği kesin olmayan ifadeleri nedeniyle mahkûm edilmesi sonucunu doğuracaktır. Mahkemeler daha sonra başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü ile mağdurların müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir denge sağlamaya çalışmalıdır (Nilgün Halloran [2. B.], B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 27; İlhan Cihaner (2) [1. B.], B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 49). Mahkemelerin bu tür değerlendirmeleri soyut bir değerlendirme olamaz.

23. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için ifadelerin türünün ve olgusal temele dayalı olup olmadığının, kim tarafından dile getirildiğinin, hedef alınan kişinin kim olduğunun, ünlülük derecesinin ve ilgili kişinin önceki davranışlarının, basının sıkı denetiminde olup olmadığının, katlanması gereken, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının sade bir vatandaş ile karşılaştırıldığında daha geniş olup olmadığının, başvuruya konu ifadelerin konusunun, yayımlanma şartlarının, bu ifadelerin yayınında kamu yararı bulunup bulunmadığının, genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığının, toplumsal ilginin varlığının ve konunun güncel olup olmadığının, başvurucu tarafından dile getirilen düşüncelere cevap verilmesi olanağının bulunup bulunmadığının ve ifadelerin hedef aldığı kişilerin hayatı üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 44; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 56; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73). Bunun için başvurucu tarafından söylenen sözlerin yapılan konuşmanın tamamı ve söylendiği bağlamdan kopartılmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 52; Önder Balıkçı [2. B.], B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 45). Belirli kelimelerin veya cümlelerin olayların ve konuşmanın bağlamından kopartılmak suretiyle yapılan değerlendirmelerinin Anayasa Mahkemesince ortaya konan ilkelere aykırı olacağından müdahalelerin Anayasa'yı ihlal ile sonuçlanacağı unutulmamalıdır.

24. Sonuç olarak yukarıdaki değerlendirmeler ışığında önemle belirtilmelidir ki varlığı şüpheli ifadeler nedeniyle kişilerin yaptırıma tabi tutulması düşünce açıklamaları üzerinde caydırıcı etkiye yol açabilir. Dolayısıyla başvurucunun konuşmasında tam olarak hangi sözleri kullandığı aydınlatılmadan verilen mahkûmiyet kararının ifade özgürlüğüne haklı bir müdahale olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir.

25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

26. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

29. Başvurucu; ihlalin tespiti ile 100.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

30. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

31. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

32. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 34.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile ilgili bilgi ve belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Konya 9. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2019/331, K.2019/808) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net34.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Ahmet Akgül [2. B.], B. No: 2021/30542, 10/12/2025, § …)
   
Başvuru Adı AHMET AKGÜL
Başvuru No 2021/30542
Başvuru Tarihi 13/4/2021
Karar Tarihi 10/12/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, başvurucunun bir konferansta kullandığı ifadeler nedeniyle ertelenen hapis cezasına mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğünü, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) Makul sürede yargılanma hakkı (ceza) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
İfade özgürlüğü İfade özgürlüğü - şeref ve itibar dengesi İhlal Yeniden yargılama
İhlal Manevi tazminat
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi