|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Yüksel GÜNARSLAN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Halil İbrahim YILMAZ
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Abdurrahman Levent KOÇER
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, askerlik vazifesi sırasında meydana gelen bedensel zararın tazmini talebiyle açılan davada kanun hükümlerinin yanlış uygulanması ile eksik ve hatalı düzenlenen bilirkişi raporunun hükme esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 3/8/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde askerlik vazifesini ifa ederken 21/10/2007 tarihinde silahlı terör örgütü mensuplarıyla girilen çatışma neticesinde yaralanmıştır.
6. Nakdi Tazminat Komisyonunun 6/5/2008 tarihli kararına istinaden başvurucuya 7.051,75 TL tazminat ödenmiştir.
7. Tedavisinin ardından askerlik vazifesi 25/8/2008 tarihinde sona eren başvurucuya travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konulmuştur. Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi (GATA) Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen 27/8/2010 tarihli raporda başvurucunun askerliğe elverişli olmadığı, hastalığın oluşmasına askerlik vazifesinin sebebiyet verdiği ve tesir ettiği belirtilmiştir.
8. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) başvurucuya 1/9/2010 tarihinden itibaren rücuya tabi olmayacak şekilde vazife malullüğü maaşı bağlamıştır.
9. Nakdi Tazminat Komisyonunun 13/4/2011 tarihli kararına istinaden başvurucuya 7.662,33 TL tazminat ödenmiştir.
A. Askerî Yüksek İdare Mahkemesince Yürütülen Yargısal Süreç
10. Başvurucu, askerlik öncesinde sabit bir işi ve geliri olduğunu ve kronik hâle gelen rahatsızlığı nedeniyle iş gücü kaybına uğradığını ileri sürerek maddi ve manevi zararlarının karşılanması talebiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) nezdinde tam yargı davası açmıştır.
11. Yargılama sürecinde GATA tarafından düzenlenen raporda başvurucunun %43,2 oranında meslekte çalışma gücü kaybına uğradığı tespit edilmiştir.
12. Başvurucunun maddi zararının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen 21/11/2013 tarihli raporda Nakdi Tazminat Komisyonu kararlarına istinaden yapılan ödemeler düşüldükten sonra ortaya çıkan zararın 173.358 TL olduğu belirtilmiştir.
13. AYİM İkinci Dairesi (Daire) 11/12/2013 tarihinde davanın kabulü ile başvurucuya 173.358 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Gerekçeli kararda 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi uyarınca rücuya tabi olmayan SGK ödemelerinin ve bu kapsamda vazife malullüğü aylığının yarar kabul edilmediği, başvurucunun zararından indirilmediği vurgulanmıştır.
14. Davalı idare 10/2/2014 tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmuş, dilekçede devlet tarafından bağlanan vazife malullüğü aylıklarının maddi yarar olarak kabul edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, kusur veya kusursuz sorumluluğun şartlarının gerçekleşmediğini, yüksek miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedildiğini ileri sürmüştür.
15. Daire tesis edilen kararda tazminat miktarının belirlenmesinde yarar-zarar hesabının usul ve kanuna uygun olarak yapılmadığı gerekçesiyle karar düzeltme talebinin kabulüne, yargılamaya kaldığı yerden devam edilmesine ve ek bilirkişi incelemesi yaptırılmasına 1/4/2015 tarihinde karar vermiştir.
16. Daire maddi zararın tespitine ilişkin değerlendirmede vazife malullüğü aylığının yarardan sayılmamasına ancak bu kısmı aşan miktar ile rücu edilip edilmediğine bakılmaksızın 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu uyarınca ödenen aylıklarda yapılan artırımlar ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin (tütün ikramiyesi) yarar olarak dikkate alınması gerektiğine karar vermiştir. Daire ayrıca başvurucunun uğradığı maddi zarar miktarının söz konusu kıstaslar gözetilerek belirlenmesi amacıyla ek bilirkişi incelemesi yaptırmıştır.
17. Başvurucuya ödenen tütün ikramiyesi 2330 sayılı Kanun gereğince yapılan tazminat ödemeleri ile vazife malullüğü aylığına eklenen %25 oranındaki fazlalıklarının %5 oranındaki artışları yarar kabul edilerek düzenlenen 12/5/2015 tarihli ek bilirkişi raporunda başvurucunun maddi zararının 71.317 TL fazlasıyla karşılandığı ve bu nedenle maddi tazminat hak edişinin bulunmadığı belirtilmiştir. Bilirkişi raporunda SGK tarafından başvurucuya ödenen vazife malullüğü aylığı yarar olarak değerlendirilmemiş ve bu kapsamda yapılan ödemeler zarardan düşülmemiştir.
18. Daire, başvurucunun maddi zararının idare tarafından fazlasıyla karşılandığı gerekçesiyle davanın maddi tazminat talebi yönünden reddine, manevi tazminat talebi yönünden kabulüne, 20.000 TL tutarındaki tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek faiziyle birlikte ödenmesine 24/6/2015 tarihinde karar vermiştir. Gerekçeli kararda başvurucunun SGK'ya prim ödeyen bir sigortalı olmadığı, bu nedenle devletin başvurucunun ödediği primler karşılığı olan ödemelerden yararlanarak tazminat borcundan kurtulmadığı tespitine yer vermiş; ayrıca yarar kapsamında değerlendirilen ödemelerin tazminatı ikame fonksiyonları bulunan, Hazinenin SGK'yı aracı kılarak maddi ve manevi zarar karşılığı yaptığı ifa amaçlı ödemeler olduğunu belirtmiştir.
19. Tarafların karara karşı yaptıkları karar düzeltme başvuruları Daire tarafından söz konusu olağan kanun yoluna bir defaya mahsus başvurulabileceği gerekçesiyle reddedilmiştir.
20. 22/6/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucu, 2330 sayılı Kanun ile 3713 sayılı Kanun uyarınca ödenen aylıklardaki artışlar ve tütün ikramiyesi miktarının yarar olarak kabul edilip toplam zararından düşülmesinin 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu; ayrıca hukuk kurallarının yanlış yorumlanıp uygulandığını, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki değerlendirmelerin hatalı olduğunu, ileri sürdükleri hukuki iddia ve beyanların AYİM tarafından gerekçeli kararda değerlendirilmediğini, idarenin karar düzeltme talebi kabul edilip maddi tazminat yönünden davanın reddine karar verilerek yeni bir karar verildikten sonra bu yeni karar yönünden karar düzeltme talebinin haksız yere reddedildiğini ifade etmiştir.
21. Anayasa Mahkemesi 22/6/2016 tarihli ve 2016/7056 başvuru numaralı kararıyla başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkı ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarını açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.
22. Başvurucu kabul edilemezlik kararının ardından AYİM kararı sebebiyle hak ihlaline uğradığını, tarafsız ve bağımsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirterek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur.
23. AİHM, 20/9/2018 tarihli kararıyla AYİM kararlarına karşı 21/3/2018 tarihli ve 7103 sayılı Kanun'un 23. maddesi ile Ankara idare mahkemeleri nezdinde yargılamanın yenilenmesini talep etme hakkı tanındığına işaret ederek iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur (Yılmaz/Türkiye, B. No: 65799/16, 20/9/2018).
B. Ankara 1. İdare Mahkemesince Yürütülen Yargısal Süreç
24. Başvurucu, Ankara 1. İdare Mahkemesinden (İdare Mahkemesi) yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuş; 10/5/2019 tarihli dilekçesinde AYİM'in talimatları doğrultusunda hazırlanması nedeniyle bağımsız, tarafsız ve objektif olma niteliğini yitiren, eksik ve hatalı olarak hazırlanan bilirkişi raporu esas alınarak karar verildiğini ileri sürmüştür.
25. İdare Mahkemesi; AYİM tarafından görülen dava dosyası ile bu kapsamda hazırlanan bilirkişi raporlarını temin ettikten sonra 1/4/2020 tarihinde yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulüne, AYİM'in 24/6/2015 tarihli kararının kaldırılmasına, maddi tazminat talebinin reddine ve manevi tazminat talebinin kabulüyle 20.000 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının yaralanması nedeniyle davacıya 01.09.2010 tarihinden itibaren 12. derece 3. kademe intibakı üzerinden 6. derece ordu vazife malullüğü aylığı bağlandığı ve maaşında her yıl artış yapıldığı, ek ödeme yapıldığı ve 2330 sayılı Kanun uyarınca 14.714,08-TL nakdi tazminat ödendiğinin anlaşıldığı, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesi tarafından yapılan yargılama sırasında da maddi zararın belirlenebilmesi için bilirkişi incelemesi yapıldığı ve resen seçilen bilirkişi tarafından tanzim olunan 12.05.2015 tarihli bilirkişi raporunda özetle; '...davacının maddi zararı, sadece maddi yararlarla ve 71.317-TL fazlasıyla karşılanmış, kendisine ayrıca 14.621-TL nakdi tazminat yararı sağlanmıştır. Bu nedenle maddi tazminat hakedişi mevcut değildir.' tespitine ulaşıldığı ve denkleştirme tablosuna göre toplam maddi zararın 253.631-TL, toplam maddi yararın 324.948-TL ve maddi yarar fazlasının 71.317-TL olarak belirlendiği görülmektedir.
Bu durumda, davacının askerlik hizmetini yapmakta iken uğradığı zarar nedeniyle bilirkişi tarafından belirlenen maddi zarar miktarının 2330 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca karşılandığı anlaşıldığından, maddi tazminat talebinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır."
26. Tarafların karara yaptıkları istinaf başvurularını inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 26/4/2021 tarihinde istinaf başvurularının reddi ile hükmün onanmasına kesin olarak karar vermiştir.
27. Başvurucu, nihai kararı 5/7/2021 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
28. 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi şöyledir:
"Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır."
29. 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(Değişik birinci fıkra: 12/7/2013-6495/93 md.) Bu Kanunun 56 ncı maddesi ile mülga 45 inci ve 64 üncü maddeleri, 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesi, 2330 sayılı Kanun veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre harp veya vazife malullüğü aylığı üzerinden aylık bağlananlara, bu madde uyarınca ek ödeme verilir.
Hak sahiplerine, yukarıda yazılı durumlar sebebiyle, sosyal güvenlik kurumlarınca aylık bağlanmasına esas olan tarihten geçerli olmak üzere müracaat tarihini izleyen yılın en geç ilk üç ayı içinde T.C. Emekli Sandığı tarafından ek ödeme yapılır. Ay farkları yıllık miktarın onikiye bölünmesi suretiyle hesaplanır.
Her yıl ödenecek miktar, malûllük derecelerine göre aşağıdaki yazılı göstergelerin ödemenin yapılması gereken yılın ilk dönemindeki Devlet memuru aylıklarına uygulanacak katsayı ile çarpımı sonucunda bulunacak tutardır.
...
(Değişik yedinci fıkra: 21/4/2005 – 5335/3 md.) Bu maddeye göre yapılan ödemeler herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi olmayıp, faturası karşılığında, Hazineden tahsil edilir.
..."
30. 3713 sayılı Kanun'un "Yardım" başlıklı 21. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
" ...kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. ..."
31. 2330 sayılı Kanun'un "Aylık bağlanması" başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
" ...
Bu madde gereğince ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca kendi mevzuatlarına göre bağlanan aylıklar, (…) %25 artırılarak ödenir.
d) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayanların engelli hâle gelmeleri halinde, öğrenim durumlarına göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 36 ncı maddesi hükümlerine göre belirlenecek giriş derece ve kademeleri üzerinden (Öğrenimi bulunmayanların ilkokul mezunu gibi) kendilerine, ölümlerinde dul ve yetimlerine 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre T.C. Emekli Sandığınca görev malullüğü aylığı % 25 artırılarak bağlanır.
..."
32. 2330 sayılı Kanun'un "Nakdi tazminat ve aylığın etkisi" başlıklı 6. maddesi başvuruya konu hükmün kesinleştiği tarihte şu şekildedir:
"Bu Kanun hükümlerine göre ödenecek nakdi tazminat ile bağlanacak emekli aylığı uğranılan maddi ve manevi zararların karşılığıdır.
Yargı mercilerinde maddi ve manevi zararlar karşılığı olarak kurumların ödemekle yükümlü tutulacakları tazminatın hesabında bu kanun hükümlerine göre ödenen nakdi tazminat ile bağlanmış bulunan aylıklar gözönünde tutulur."
33. 2330 sayılı Kanun'un "Hazineden tahsil" başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"Bu Kanunun 4 ve 5 nci maddeleri gereğince % 25 fazlası ile bağlanan aylıklardaki bu fazlalık ile 4 ncü maddenin (d) bendine göre bağlanan aylıkların tamamı ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca ödenir ve faturası karşılığında hazineden tahsil edilir."
34. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller" başlıklı 266. maddesi şöyledir:
"Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez."
35. 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun "Temel ilkeler" başlıklı 3. maddesinin (1), (2), (3) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir.
(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.
(3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.
...
(6) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez.
..."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Anayasa Mahkemesinin 1/10/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
37. Başvurucu; Dairenin talimatı doğrultusunda hazırlanan, bu nedenle bağımsız ve tarafsız olmayan 12/5/2015 tarihli ek bilirkişi raporunun hükme esas alınması ve 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin hatalı uygulanması suretiyle hukuka aykırı karar verildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca söz konusu bilirkişi raporunun SGK'dan alınan aylık ve bu aylığın maddi yarar niteliğindeki kısımlarına ilişkin belgeler temin edilmeden, prim karşılığı bağlanan aylık ile tazminat olarak ödenen kısımlar arasında ayrım yapılmadan ve kullanılan hesaplama yönteminin tercih nedeni açıklanmadan eksik ve hatalı olarak hazırlandığını ifade ederek yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır.
38. Bakanlık görüşünde, eldeki başvuruda kabul edilebilirlik koşullarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi, esasa ilişkin yapılacak değerlendirmede de Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.
2. Değerlendirme
39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Hukuki tavsif (nitelendirme) ise başvurucu tarafından ileri sürülen olgusal iddiaların Anayasa'da güvence altına alınan hangi hak, özgürlük ya da yasak kapsamında inceleneceğinin tespit edilmesinden ibarettir. Bu bakımdan ileri sürülmeyen bir olay veya olguyu incelemek ya da bireysel başvuruya konu edilen hususun ötesinde yahut dışında bir karara varabilmek için "Hâkim hukuku resen (kendiliğinden) uygular (jura novit curia)." ilkesine yani nitelendirme yetkisine başvurulamaz (Enes Talha Demir ve Rabia Demir [1. B.], B. No: 2022/38463, 21/11/2023, § 66).
40. Başvurucu, yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğini iddia etse de başvuru formunda askerlik hizmeti sırasında terör örgütü mensuplarıyla çıkan çatışmada yaralandığını iddia etmekle yetinmiş, kamu makamlarının olayın meydana gelmesinde kusurlu olduğunu, devletin somut olayda negatif veya pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiğini olgusal olarak ileri sürmemiştir. Bu sebeple başvurucunun hatalı, eksik ve yanlı olarak düzenlenen bilirkişi raporu esas alınarak ve ilgili mevzuat hükümleri hatalı şekilde uygulanarak maddi tazminat talebinin reddedilmesine yönelik şikâyetleri yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğinin olgusal olarak ileri sürülmediği dikkate alınarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.
41. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı, temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).
42. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013).
43. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda yargılama mercilerinin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci, Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).
44. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai durumlarda, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin yargılama mercilerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yargılama mercilerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B., § 83).
45. Uyuşmazlığın başvurucuya vazife malullüğü maaşı artışı, nakdi tazminat ve tütün ikramiyesi adı altında yapılan ödemelerin başvurucunun askerlik vazifesini ifa ettiği sırada gerçekleşen bir çatışma sırasında yaralanması nedeniyle uğradığı maddi zarardan indirilip indirilemeyeceği noktasında toplandığı anlaşılmıştır.
46. Yargılamanın yenilenmesinden önce Daire 12/5/2015 tarihli ek bilirkişi raporunu esas alarak başvurucuya yapılan ödemelerin maddi zararı fazlasıyla karşıladığı gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar vermiştir. Daire söz konusu inceleme sırasında dikkate alınacak kıstasları belirlemiş ve bu kapsamda yarar olarak kabul edilerek olaydan kaynaklanan maddi zarardan indirilecek ödeme kalemlerini bilirkişiye bildirmiştir. Dairenin belirlediği kıstaslara göre başvurucuya ödenen ve rücuya tabi olmayan vazife malullüğü aylığı 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi uyarınca yarar kapsamında değildir. Yine bu kıstaslara göre 2330 sayılı Kanun ve 3713 sayılı Kanun uyarınca söz konusu aylıkta yapılan %25 oranındaki artış ile başvurucuya Nakdi Tazminat Komisyonunca yapılan ödemeler ve tütün ikramiyesi yarar olarak kabul edilecektir. Başvurucu; bilirkişinin Daire tarafından bildirilen kıstaslara göre rapor hazırlamasının bağımsız, objektif ve tarafsız olma yükümlülüğüne aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
47. 6100 sayılı Kanun'un 266. maddesi uyarınca çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşü alınabilir ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Yine 6754 sayılı Kanun'un 3. maddesinin (6) numaralı fıkrası gereğince uyuşmazlığa konu sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ve sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez. Anılan uyuşmazlıkta Daire, uyuşmazlığın çözümünde esas alınacak hukuki kıstasları belirlemiş; inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırlarını açıkça göstermek suretiyle bilirkişi görevlendirmiştir.
48. Yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulünden sonraki süreçte İdare Mahkemesi yine 12/5/2015 tarihli ek bilirkişi raporundaki tespitleri gözeterek 2330 sayılı Kanun'un 6. maddesi kapsamında yaptığı değerlendirme neticesinde başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar vermiştir. Anılan hükümde ödenecek nakdi tazminat ile bağlanacak emekli aylığının uğranılan maddi ve manevi zararların karşılığı olduğu, yargı mercilerinde maddi ve manevi zararlar karşılığı olarak kurumların ödemekle yükümlü tutulacakları tazminatın hesabında bu Kanun hükümlerine göre ödenen nakdi tazminat ile bağlanmış bulunan aylıkların dikkate alınacağı öngörülmektedir. Dolayısıyla İdare Mahkemesinin başvurucuya 2330 sayılı Kanun kapsamında yapılan ödemelerin olaydan kaynaklanan zararın karşılığı olduğu değerlendirmesiyle uyuşmazlığı çözümlediği görülmektedir. İdare Mahkemesinin bu değerlendirmesinin hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasına yönelik olup bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir unsur içermediği anlaşılmaktadır.
49. Başvurucunun iddialarının delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu, mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
51. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
52. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 1/10/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.