logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ali Deniz Esen [2. B.], B. No: 2021/34342, 17/9/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ALİ DENİZ ESEN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/34342)

 

Karar Tarihi: 17/9/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Soner GÖÇER

Başvurucu

:

Ali Deniz ESEN

Vekili

:

Av. Gülhan KAYA AĞAOĞLU

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte olduğu ileri sürülen canlı bomba saldırısı sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyle yaşam hakkının, açılan tazminat davasının uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, dava sonucunda hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olması nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. 20/7/2015 tarihinde Suruç'ta (Şanlıurfa) Suriye'deki çatışmalara ilişkin yapılan basın açıklaması sırasında gerçekleşen bombalı intihar saldırısında 34 kişi hayatını kaybederken 73 kişi de yaralanmıştır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 28).

3. Başvurucu, bu saldırıda yaralandığını, olay yerinde yeterli güvenlik önlemlerinin alınmadığını, dolayısıyla idarenin hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek zararının tazmini talebi ile 12/7/2016 tarihinde idari başvuru yapmış; başvurusunun reddi üzerine de 14/11/2016 tarihinde açtığı tam yargı davası ile 50.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi olmak üzere toplam 100.000 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek kanuni faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

4. Yargılama neticesinde Şanlıurfa 1. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi), idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna ulaşmıştır. İdare Mahkemesi, kararını olay nedeniyle yapılan idari soruşturmada düzenlenen ön inceleme raporundaki tespitlere ve Suruç İlçe Emniyet Müdürü M.Y. hakkında yapılan ceza yargılaması neticesinde verilen mahkûmiyet kararına dayandırmıştır. Sözü edilen ön inceleme raporuna göre olaydan önce -İlçe Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine- sulh ceza hâkimliğince içinde saldırının gerçekleştirildiği caddenin de bulunduğu pek çok cadde ve sokakta 24 saat esasına göre kişilerin üstlerinde ve araçlarında önleme araması yapılmasına karar verildiği hâlde patlamanın gerçekleştiği kültür merkezi önünde önleme araması yapılmamıştır. Yine olay öncesi Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünün takviye kuvvet konulu yazısı ile il merkezinden görevlendirilen takviye kuvvet personeli de dikkate alınarak yapılacak planlama dâhilinde ve amirler nezaretinde görevlendirecek kırkı Çevik Kuvvet personeli ile iki toplumsal müdahale aracı (TOMA) ve Shortland (askerî araç) ile gerekli emniyet tedbirlerinin alınması, meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı dikkatli, duyarlı ve müteyakkız bulunulması yönünde talimat olmasına rağmen talimatın gereği yapılmamıştır. Suruç İlçe Emniyet Müdürü M.Y hakkında yapılan ceza yargılaması neticesinde Suruç Asliye Ceza Mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına göre M.Y. saldırının gerçekleştiği kültür merkezi önünde gerekli tedbirleri almamış, kişilerin kimlik kontrolü ve üst aramasını yaptırmayarak görevinin gereklerini yapmakta ihmal göstermiştir. Ceza Mahkemesi, meydana gelen zararın ağırlığını da nazara alarak hükmolunan cezada alt sınırdan uzaklaşarak hüküm tesis etmiş ve sanığın görevi kötüye kullanma suçundan teşdiden 10 ay hapis cezası ile tecziyesine karar vermiştir (Verilen hapis cezası adli para cezasına çevrilmiş olup neticeten 7.500 TL adli para cezasına hükmedilmiştir.). Bahsi geçen idari soruşturma ve ceza yargılaması süreçlerini dikkate alan İdare Mahkemesi, patlayıcı madde ve benzeri eşyanın tespiti amacıyla kişilerin üstlerinde ve eşyalarında önleme araması yaptırılsa idi canlı bomba olan kişinin tespiti suretiyle olayın önüne geçilebileceğini kabul etmiştir (İdare Mahkemesinin kararına esas aldığı Suruç Asliye Ceza Mahkemesinin 9/1/2017 tarihli mahkûmiyet kararı istinaf talebin reddi suretiyle 4/1/2018 tarihinde kesinleşmiştir.).

5. İdare Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile 1.138,88 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 12/7/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir. Yargılama sırasında Adli Tıp Kurumundan alınan raporda başvurucunun yaralanmasının maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmaması nedeniyle sürekli maluliyet tayinine mahal olmadığı, geçici iş göremezlik süresinin olay tarihinden itibaren dokuz aya kadar uzayabileceği, kesin iş göremezlik süresinin kişinin tedavi ve takibini yapan hekimler tarafından düzenlenmiş istirahat veya çalışabilir raporu ile belirlenebileceği, iyileşme süresi içinde bir ay süreyle başka birisinin yardımına gereksinim duyabileceği mütalaa edilmiştir. İdare Mahkemesi, başvurucunun altı gün hastanede yatmış olması ve otuz gün süreyle istirahat raporu tanzim edilmesi nedeniyle geçici iş göremezlik süresini toplam otuz altı gün olarak belirlemiştir. Manevi tazminat miktarı belirlenirken ise yaşanan saldırı nedeniyle başvurucunun sol femur kemiğinde (uyluk kemiği) yabancı cisim bulunduğu yönündeki adli raporlar dikkate alınmıştır.

6. Başvurucu ve idare karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi (Dava Dairesi) 31/3/2021 tarihli kesin kararla idarenin hizmet kusuru olduğuna dair İdare Mahkemesi kararında hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte başvurucunun müterafik kusurunun bulunup bulunmadığının da araştırılması gerektiğine hükmetmiştir. Dava Dairesine göre saldırının gerçekleştiği organizasyonun çağrısını yapan -başvurucunun da üyesi olduğu- Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonunun (SGDF) yardım kampanyası düzenlemek ve bu kampanya kapsamında belli bir yerde toplanmak için ilgili valilik veya bakanlıktan izin almadığı gibi herhangi bir bildirimde de bulunmadığı gözetildiğinde meydana gelen olayda başvurucunun takdiren %50 oranında müterafik kusuru vardır. Dava Dairesi, hükmedilecek tazminat tutarının müterafik kusur oranında azaltılması gerektiği kanaatine ulaşarak davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile 569,44 TL maddi ve 5.000 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 12/7/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

7. Başvurucu, nihai hükmü 14/7/2021 tarihinde öğrendikten sonra 5/8/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

8. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

9. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

10. Başvurucu; yaşanan terör saldırısının önlenmesi noktasında ihmal gösterildiğini, saldırıya ilişkin istihbarata ve tedbir alınması yönünde iletilen talimatlara rağmen gerektiği gibi önlem alınmadığını, nitekim ilgili kolluk personelinin mahkûmiyetine karar verildiğini, yaşam hakkının koruma yükümlülüğü boyutunun ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuya göre idari yargı yerlerince kusurun varlığı kabul edilmiş ise de hükmedilen tazminat miktarı dikkate alındığında mağduriyeti giderilmemiştir.

11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; yargı yerlerince idarenin hizmet kusuru olduğu sonucuna varılarak başvurucu lehine tazminata hükmedilmesi nedeniyle başvurunun öncelikle mağdur sıfatı bakımından incelenmesi gerektiği, toplantı yapılacağına dair bilgisi olan güvenlik güçlerinin Suruç ilçesinde geniş güvenlik tedbirleri aldığı bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formunda dile getirdiği beyanlarına benzer beyanlarda bulunmuştur.

12. Ölümün gerçekleşmediği bazı hâllerde de başvuru; kişiye karşı kullanılan gücün derecesi ile türü, güç kullanımının ardında yatan niyet ve amaç ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları gibi hususlar birlikte değerlendirilerek yaşam hakkı kapsamında incelenebilir (Mehmet Karadağ [2. B.], B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20; Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran [2. B.], B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69; Yasin Ağca [1. B.], B. No: 2014/13163, 11/5/2017, § 109). Başvurucu; 34 kişinin hayatını kaybettiği, 73 kişinin de yaralandığı bombalı saldırıda yaralananlardan biridir. Bu sebeple başvurunun yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

13. Başvuruya konu yargısal süreçte idarenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varılarak başvurucu lehine maddi ve manevi tazminata hükmedildiği dikkate alındığında öncelikle başvurucunun mağdur sıfatının devam edip etmediği değerlendirilmelidir.

14. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği hâllerde -bazı istisnaları bulunmakla birlikte- idari makamlar veya yargı mercileri tarafından ödenmesine karar verilen tazminatın başvurucuların mağdur sıfatını ortadan kaldırabilmesi için yaşam hakkının ihlal edildiğinin idari makamlar veya yargı mercilerince açıkça veya en azından öz itibarıyla tespit edilmesi ve ödenmesine karar verilen tazminatın Anayasa Mahkemesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinde hükmettiği tazminat miktarıyla uyumlu olması gerekir (Hasan Kılıç [2. B.], B. No: 2018/22085, 27/1/2021, § 42). Manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı konusunda yapılacak karşılaştırmada dikkate alınacak tazminat miktarı, tazminata karar veren yargı merciinin karar verdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine verdiği veya verebileceği tazminat miktarıdır (kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden yapılan benzer değerlendirme için bkz. Siyami Hıdıroğlu [GK], B. No: 2018/11489, 11/1/2024, § 35). Dava Dairesince ödenmesine karar verilen manevi tazminatın anılan kararın verildiği tarihte Anayasa Mahkemesinin işbu başvuruya benzer nitelikteki başvurularda hükmedebildiği manevi tazminattan önemli ölçüde az olduğu görülmüştür. Bu sebeple başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkmadığı kanaatine ulaşılmıştır.

15. Anayasa'nın yaşam hakkını güvence altına alan 17. maddesinin kendisine yüklediği pozitif yükümlülükler uyarınca devlet, yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını kamu görevlileri ile diğer bireylerin eylemlerinden hatta kişilerin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi altındadır (Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § 35).

16. Koruma ödevinin yerine getirilebilmesi için devletin, yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturması (İpek Deniz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149; T.A. [GK], B. No: 2017/32972, 29/9/2021, § 135), bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda organları veya görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler alması (T.A., § 136; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 36) ve hatta önceden belirlenebilir bir veya daha fazla bireyin yaşamına yönelik bir tehdit söz konusu olmasa bile kişilerin yaşamını korumak için genel güvenlik tedbirleri alması gerekir (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya [1. B.], B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 59). Öte yandan yetkili makamlardan yaşamla ilgili her türlü potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somut tedbirler alması beklenemeyeceği (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, § 60) gibi özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında koruma yükümlülüğünün kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanması da mümkün değildir. Ayrıca hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbirle yerine getirilebilir. Unutulmaması gerekir ki yaşam hakkının gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin belirlenmesi idari ve yargısal makamların takdirindedir (T.A., §§ 136, 137; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 37).

17. Başvuruya konu bombalı intihar saldırısının yapılmasında devlet görevlilerinin ihmali olduğu ve bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce Anayasa Mahkemesince Ali Sadet ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2018/6838, 8/6/2021) başvurusunda incelenmiş ve bu inceleme sonunda ihlal iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi bu sonuca varırken şu hususları nazara almıştır:

i. Başvurucuların iddialarına dayanak olarak gösterilen haberlerde kamu makamlarının olay günü basın açıklamasına katılan kişilere saldırı yapılacağını önceden bildiklerine veya bilmeleri gerektiğine, buna rağmen Kültür Merkezi içinde ve çevresinde önleme aramasını da kapsayacak şekilde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığına ilişkin bir bilgi bulunmadığı gibi güvenlik güçlerince aranan ve başkalarının yaşamı için gerçek ve yakın bir tehdit oluşturduğu bilinen veya bilinmesi gereken Ş.A.A.nın saldırı öncesinde nerede saklandığının kamu makamlarınca bilindiğine, buna karşın Ş.A.A. hakkında hiçbir işlem yapılmadığına dair bir malumat da bulunmamaktadır.

ii. M.Y. hakkında açılan kamu davası sonucunda adli para cezasına hükmedilmesinin gerekçesi M.Y. hakkında soruşturma izni verilmesinin gerekçesi ile aynıdır: Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünün “Takviye Kuvvet” konulu yazısına ve Suruç Sulh Ceza Hâkimliğince verilen önleme kararına rağmen Kültür Merkezi önünde ve çevresinde toplanan gruba yönelik olarak dışarıdan gelmesi muhtemel saldırılara karşı her türlü patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla kişilerin üstlerinde ve eşyalarında önleme araması yaptırılmaması. Öte yandan olay tarihinde gerçekleşen saldırıya yönelik herhangi bir istihbarat bilgisine dayanmayan söz konusu yazıdaki tedbirlerin esbabımucibesi, bir terör örgütünün yapısı içerisinde faaliyet gösteren grupların 19/7/2015 tarihinde Suruç'a giderek buradan sınır ihlali yapmak suretiyle Suriye'ye geçmeye çalışacak olmalarıdır. Ayrıca Suruç Sulh Ceza Hâkimliğinin verdiği 7/7/2015 tarihli önleme araması kararı somut hiçbir yaşamsal tehdide dayanmamaktadır. Şüphesiz başvurucuların da iddia ettiği gibi Ş.A.A. terör nitelikli kayıp şahıs olarak güvenlik güçlerince aranmaktadır ancak bu aranmanın sebebi anılan kişinin herhangi bir zaman dilimi içinde olayın gerçekleştiği bölgede ve/veya olay günü toplanan kişilere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden veya bu yönde bir talimat vereceğinden şüphelenilmesi değil radikal gruplarla terör örgütü kamplarına katılmak için yasa dışı yollardan yurt dışına çıkabilecek olmasıdır. Bu durumda Ş.A.A.nın başvurucuların yakınlarının yaşamı için açık ve yakın bir tehdit teşkil ettiği ve bu hususun kamu makamlarınca bilindiği veya en azından bilinmesi gerektiği söylenemez.

18. Ali Sadet ve diğerleri kararındaki tespit ve değerlendirmeler mevcut başvuru yönünden de geçerlidir ve anılan kararda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir bilgi başvuru dosyasında bulunmamaktadır.

19. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

20. Başvurucu; başvuruya konu idari yargılamanın dört yıldan uzun sürdüğünü, bu nedenle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

21. Anayasa Mahkemesi Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişiklik çerçevesinde 9/3/2023 tarihi itibarıyla derdest bulunan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular yönünden getirilen Tazminat Komisyonuna başvuru yolunu tüketilmesi gereken etkili bir başvuru yolu olarak görmüştür. Bu defa 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler üzerine Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararında bu konuyu yeniden değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, anılan kararda 7499 sayılı Kanun'la 6384 sayılı Kanun'a eklenen 5/A maddesi ve ayrıca anılan Kanun'un geçici 3. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca gerek 12/3/2024 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan gerekse de bu tarihten sonra makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağını belirtmiş, doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılan başvurunun başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Somut başvuruda da Ahmet Kartalkuş kararında açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

22. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvurucu; idarenin kusurunun kabul edilmesine rağmen saldırının gerçekleştiği faaliyetin izin alınmaksızın icra edildiği gerekçesiyle kendisinin müterafik kusurlu sayılarak hükmedilecek tazminat miktarından indirim yapılmasının haksız olduğunu, ayrıca iş göremezlik süresinin varsayımsal bir biçimde aleyhine olacak şekilde hatalı tespit edildiğini, yaşadığı travmanın boyutu dikkate alınmadan sembolik denilebilecek bir manevi tazminat miktarına hükmedildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuya göre hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.

24. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).

25. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.] B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42). Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).

26. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule dair bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin, mahkemelerin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi mahkemelerin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B., § 83).

27. Somut başvuruda Dava Dairesi, yaşanan saldırıda hizmet kusuru bulunduğunu tespit etmekle birlikte saldırının gerçekleştiği yardım organizasyonun düzenlenmesi ve bu kampanya kapsamında belli bir yerde toplanması için izin alınmadığı gibi herhangi bir bildirimde de bulunulmaması nedeniyle başvurucuyu müterafik kusurlu kabul etmiştir. Dava Dairesi, Adli Tıp Kurumundan alınan raporu dikkate alarak sürekli maluliyet tayinine mahal olmadığını, geçici iş göremezlik süresinin ise otuz altı gün olduğunu tespit etmiştir. Manevi tazminat miktarını belirlerken yine yaşanan saldırı nedeniyle başvurucunun sol femurunda yabancı cisim bulunduğu yönündeki adli raporları dikkate almıştır. Bu durumda başvurucunun müterafik kusurlu sayılmaya, belirlenen iş göremezlik süresine ve hükmedilen manevi tazminat miktarına yönelik yakınmaları maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlardır.

28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 17/9/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Ali Deniz Esen [2. B.], B. No: 2021/34342, 17/9/2025, § …)
   
Başvuru Adı ALİ DENİZ ESEN
Başvuru No 2021/34342
Başvuru Tarihi 5/8/2021
Karar Tarihi 17/9/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte olduğu ileri sürülen canlı bomba saldırısı sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyle yaşam hakkının, açılan tazminat davasının uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, dava sonucunda hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olması nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin diğer iddialar Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Makul sürede yargılanma hakkı (idare) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (bariz takdir hatası, içtihat farklılığı vs.-idare) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi