|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
EMİNE BAŞLI BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/36409)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 1/10/2025
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Mehmet Yavuz YAŞAR
|
|
Başvurucu
|
:
|
Emine BAŞLI
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, sosyal güvenlik aylığının kesilmesi ve ödenen aylıkların iadesi talebi üzerine görülen davada iddia ve itirazların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Matematik öğretmeni olarak görev yapan başvurucu, en son 2015 yılında özel bir dershanede çalışmaktayken işten ayrılmış; talebi üzerine 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu kapsamında kendisine Türkiye İş Kurumu Müdürlüğünce (Kurum) 3/10/2016 tarihinden itibaren kendisine işsizlik ödeneği bağlanmıştır.
3. Başvurucu hakkında Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması üyeliği kapsamında ceza soruşturması başlatılmış, 3/8/2016 tarihinde gözaltına alınan başvurucu 1/9/2016 tarihinde Başsavcılık huzurunda ifade vermiştir. Başvurucu, sorgusunda şu ifadelere yer vermiştir:
"Ben 2015 yılında Sabah Dershanesinde matematik öğretmeni iken bu görevimden ayrıldım. Bir sene boyunca özel ders verdim. Aylık ben 2000 TL civarında özel ders parası alıyordum. Buna rağmen eşim ve ben iş kurdan işsizlik parası her ay düzenli olarak aldık. Aylık 640 TL civarında ben ve yine 640 TL civarında eşim işsizlik parası alıyordu. Ben vermiş olduğum özel derslere ilişkin olarak vergi dairesine hiç bir zaman bildirimde bulunmadım ve vergisini de vermedim."
4. Bu ifade nedeniyle Kurum tarafından 4447 sayılı Kanun'a 25/6/2003 tarihli ve 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'un 29. maddesi ile eklenen 52. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince 24/2/2017 tarihi itibarıyla işsizlik ödeneğinin kesilmesine karar verilmiştir. İlgili maddede işsizlik ödeneği aldığı sürede gelir getirici bir işte çalıştığı tespit edilen kişilerin ödeneklerinin kesileceği hüküm altına alınmıştır. Kurum tarafından ayrıca bir hesap çıkarılmış ve geriye dönük olarak 6.470,11 TL fazla ödeme yapıldığı tespit edilerek on beş gün içinde yasal faiziyle (229,73 TL) birlikte ödenmesine yönelik ihtar başvurucuya tebliğ edilmiştir.
5. Başvurucunun borcu ödememesi üzerine Ankara 25. İcra Müdürlüğü nezdinde 404,39 TL gecikme faizi de dâhil olmak üzere toplam 7.104,23 TL üzerinden genel icra takibi başlatılmış ancak başvurucunun itirazı üzerine takip durmuştur. İcra takibinin devamı için Kurum, dava açarak itirazın iptali ile %20'den aşağı olmamak üzere inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Başvurucu, cevap dilekçesinde ilk olarak Başsavcılıkta verdiği ifadeyi kabul etmediğini belirtmiştir. Söz konusu ifadeyi tutuklanma korkusu ile verdiğini beyan eden başvurucu, aynı soruşturma kapsamında eşinin de ifadesine başvurulduğunu ve benzer bir beyanda bulunması nedeniyle işsizlik ödeneğinin kesildiğini ifade etmiştir. Bunun üzerine eşinin hakkında icra takibi başlatıldığını ifade ederek bu kapsamda açılan itirazın iptali davasında Ankara 22. İş Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmenin emsal teşkil etmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Zira bahsi geçen Mahkemenin gerekçeli kararında "gelir getirici iş" kavramının dar yorumlandığına dikkat çekmiştir. Mahkeme kararında özel ders vermenin aylık düzenli bir iş olmayıp arızi olarak ve ders verdikçe para kazandıran bir iş olduğunun hüküm altına alındığını belirten başvurucu, bu doğrultuda verdiği özel dersler nedeniyle gelir sahibi olduğu yönündeki değerlendirmenin hatalı olduğunu iddia etmiştir.
6. Ankara 36. İş Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde görülen yargılamada tarafların iddia ve itirazları incelenmiş, ceza soruşturmasına ilişkin belgeler dosyaya getirtilmiş, bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve 23/11/2018 tarihli karar ile itirazın iptaline ve takibin devamına hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; Başsavcılık sorgusunda verilen ifade esas alınmış ve başvurucunun özel ders vererek aylık 2.000 TL gelir elde ettiğini ikrar ettiği, bu kapsamda başvurucunun kusurlu davranışı nedeniyle yersiz ödendiği tespit edilen işsizlik sigortasının faizi ile birlikte iadesi için gerekli koşulların oluştuğu değerlendirilmiştir. Başvurucunun itirazında haksız olduğuna kanaat getiren Mahkeme, başvurucu aleyhine %20 inkâr tazminatına hükmetmiştir.
7. Başvurucu, yargılama sürecinde ileri sürdüğü iddia ve itirazları istinaf kanun yoluna taşıyarak gerekçeli karara itiraz etmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme neticesinde 11/6/2021 tarihli nihai karar ile istinaf başvurusunun reddine hükmedilmiş; Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık olmadığı belirtilmiştir.
8. Başvurucu, nihai kararı 30/6/2021 tarihinde öğrendikten sonra 28/7/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
9. Komisyonca oybirliği sağlanamaması nedeniyle başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
10. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
11. Başvurucu, Başsavcılık sorgusunda aylık düzenli geliri olduğu yönünde bir beyanda bulunmadığını ancak beyanda bulunmuş olsa dahi özel ders vermenin gelir getirici bir iş kapsamında sayılıp sayılmayacağı hususunun ayrıca incelenmesi gerektiğini zira aynı olaya ilişkin eşi hakkında görülen yargılamada tam tersi bir değerlendirme ile icra takibinin haksız olduğu sonucuna varıldığını belirterek iddia ve itirazları incelenmeksizin hatalı değerlendirme neticesinde davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınarak bir inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
13. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının özü itibarıyla itirazlarına yönelik olarak yargı mercilerince inceleme ve değerlendirme yapılmadığı hususuna ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda başvurunun gerekçeli karar hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
15. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
16. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
17. Başvuruya konu olayda Mahkemece yapılan incelemede Başsavcılık tarafından alınan ifade tutanağı dosyaya getirtilmiş ve başvurucunun burada verdiği beyana itibar edilerek gelir getirici bir işe sahip olduğundan bahisle davanın reddine hükmedilmiştir. Başvurucu ise yargılama aşamalarında Başsavcılıkta baskı ve korku altında ifade verdiğini, burada verdiği ifadeyi kabul etmediğini, öte yandan özel ders kapsamında elde edilen gelirin 4447 sayılı Kanun'un 52. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen şekliyle gelir getirici bir iş niteliği taşımadığını belirterek aynı konuya ilişkin olarak eşi hakkında yürütülen yargılamada yapılan değerlendirmeyi emsal göstermiştir. Dolayısıyla uyuşmazlığa konu meselenin 4447 sayılı Kanun'un 52. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "gelir getirici iş" kavramının nasıl anlaşılması gerektiği hususunda toplandığı görülmektedir.
18. Yargıtay tarafından bahsi geçen konuya ilişkin çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Bu bağlamda sadece bir gün gelir getirici bir işte çalışmanın gelir getirici iş kapsamında değerlendirilerek işsizlik ödeneğinin iptal edilemeyeceğini belirten Yargıtay, öte yandan bu durumun başkasına bağımlı olarak iş sözleşmesi ile çalışma hâli çerçevesinde sınırlandırması gerektiğini ifade etmiştir. Bu noktada doktrine atıf yapan Yargıtay, işsiz kişinin zamanının önemli bir bölümünü, ücret karşılığı kendisine ya da başkasına ait bir işyerinde çalışarak geçirmek suretiyle kazanç elde etmesinin 4447 sayılı Kanun'un 52. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında değerlendirilebileceğini karar altına almış ancak bu çalışmanın da işsiz sigortalının hayatını arızi değil, normal ölçüler içinde kazanmaya elverişli olması gerektiğini ifade etmiştir [bkz. Yargıtay (kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 9/1/2019 tarihli ve E.2016/1321, K.2019/268 sayılı kararı].
19. Somut olayda Mahkemenin sadece Başsavcılık sorgusunda verilen beyana itibar etmek suretiyle karar verdiği, yargılama sürecinde başvurucunun düzenli geliri olmadığı, özel dersten sürekli gelir elde edemediği yönündeki iddia ve itirazlarına yönelik ise ayrıca bir inceleme yapmadığı görülmektedir. Başvurucunun, eşi ile ilgili görülen yargılamayı da emsal göstererek ileri sürdüğü iddialarının -Yargıtayın yukarıda yer verilen kararı da dikkate alındığında- uyuşmazlığın sonucu ile doğrudan ilgili olduğu, dolayısıyla anılan itirazların yargılama mercileri tarafından incelenmesi ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerektiği değerlendirilmiştir. Bu itibarla başvurucunun uyuşmazlığın sonucuna etkili iddialarının ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
20. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
21. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
22. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
23. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
24. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 36. İş Mahkemesine (E.2017/466, K.2018/639) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 1/10/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.