logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Erhan Bölükbaşı ve Rabia Bölükbaşı [2. B.], B. No: 2021/38121, 29/7/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ERHAN BÖLÜKBAŞI VE RABİA BÖLÜKBAŞI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/38121)

 

Karar Tarihi: 29/7/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Yüksel GÜNARSLAN

Başvurucular

:

1. Erhan BÖLÜKBAŞI

 

 

2. Rabia BÖLÜKBAŞI

Vekili

:

Av. Musa İLHAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu gerçekleştiği ileri sürülen ölüm olayı ve bu olaydan doğan zararların tazmini istemiyle açılan davanın uzun süren yargılama sonucunda reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/8/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucuların 2001 doğumlu kızı G.N.B. epilepsi teşhisiyle bir özel hastane tarafından takip edilmekteyken 30/5/2011 tarihli kontrol muayenesinden sonra kendisine Depakin, Rixper ve Lamictal 25 mg (2x1) isimli ilaçlar için reçete yazılmıştır.

6. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun internet sayfasında yer alan kullanma talimatına (prospektüs) göre Lamictal kullanan az sayıda insanda alerjik reaksiyon veya potansiyel olarak yaşamı tehdit edici deri reaksiyonu görülebilir. Deri döküntüleri veya kızarıklık (özellikle ağız, burun, gözler ve cinsel organlarda oluşan içi sıvı dolu kabarcıklı yaygın alanda döküntü ve derinin soyulması) şeklinde belirtiler gösteren Stevens-Johnson Sendromu (SJS) ile derinin aşırı soyulması şeklinde belirti gösteren toksik epidermal nekroliz (TEN) ilacın yaşamı tehdit eden olası yan etkilerindendir. Ciddi deri döküntüsü riski çocuklarda yetişkinlere kıyasla daha yüksektir. Yüksek Lamictal başlangıç dozları, tedavide önerilen doz artırımının aşılması ve valproat ile birlikte kullanımı genel döküntü riskini artırır. 2-12 yaş aralığındaki çocukların epilepsi (sara) tedavisinde birlikte uygulanan ilaca bağlı olarak günde bir kez veya iki doza bölünmüş olarak uygulanan minimum 0,15-0,6 mg/kg/gün arasında bir dozla başlanır ve doz kademe kademe artırılarak günde bir veya iki doza bölünmüş olarak uygulanan 1-15 mg/kg/güne kadar çıkarılabilir.

7. Başvurucular, reçete edilen ilaçların kullanımından sonra kızlarının cildinde meydana gelen döküntü, kaşıntı nedeniyle 16/6/2011 tarihinde Dörtyol Devlet Hastanesine müracaat etmiştir. Burada G.N.B.ye damar yolu açılarak antihistaminik uygulanmış ve dermatoloji polikliniğine başvurması önerilerek taburcu edilmiştir.

8. Söz konusu döküntünün devam etmesi ve vücutta kabarcıklar (büller) oluşması üzerine başvurucular kızlarını 22/6/2011 tarihinde yeniden Dörtyol Devlet Hastanesine götürmüştür. Burada kendisine SJS ve bronkopnömoni tanısı konan G.N.B. yoğun bakım ünitesine yatırılmıştır. Lezyonlardaki artış üzerine G.N.B. 23/6/2011 tarihinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesine sevk edilmiştir. Hastanenin yanık ünitesinde entübe edilerek tedavisine başlanan G.N.B. 14/7/2011 tarihinde vefat etmiştir.

A. Ceza Soruşturması Süreci

9. G.N.B.nin tedavisinin Balcalı Hastanesinde devam ettiği dönemde amcası Y.B. 5/7/2011 tarihinde Dörtyol Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek yeğeninin hayati tehlike yaşamasına neden olan kişilerden şikâyetçi olmuş ve başvurucular tarafından imzalanan şikâyet dilekçesini ibraz etmiştir. Başvurucular, şikâyet dilekçesinde özetle epilepsi hastası kızlarının Özel İ.G. Hastanesinde görev yapan Dr. A.K.ya 4/10/2010 tarihinde muayene olduğunu, A.K.nın reçete ettiği Dispiral ve Depacgin isimli iki ilacı 8 aylık süre zarfında devamlı olarak kullandığını, bu süreçte herhangi bir nöbet geçirmediğini belirtmiştir. Başvurucular ayrıca 30/5/2011 tarihinde kontrol amacıyla İ.G. Hastanesine giderek EEG (beyindeki elektriksel hareketleri ölçen bir test) çektirdiklerini, test sonucunu öğrenmek için ertesi gün yaptıkları telefon görüşmesinde doktorun G.N.B.nin durumunun iyi olduğunu söyleyerek ilaçlara devam edilmesini önerdiğini, sonrasında sekreterinin çağrısı üzerine 3/6/2011 tarihinde hastaneye gittiklerinde A.K.nın öncekilere ek olarak yeni bir ilaç reçete ettiğini ancak bu ilacın yan etkilerine ilişkin olarak herhangi bir açıklama yapmadığını ve bu yeni ilacın kızlarının vücudunda yanıklar oluşturduğunu ileri sürmüştür.

10. G.N.B.nin vefatı sonrasında Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca resen soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda Cumhuriyet savcısı ve beraberindeki heyetin katılımıyla Balcalı Hastanesi morgunda ölü muayene işlemi yapılmıştır. Bu kapsamda hazırlanan 14/7/2011 tarihli tutanağa göre kişinin kesin ölüm sebebinin tespiti için klasik otopsi yapılmak üzere cesedin Adana Adli Tıp Grup Başkanlığı Morguna kaldırılmasına karar verilmiştir. Aynı gün G.N.B.nin cesedi üzerinde klasik otopsi yapılmıştır.

11. Başvurucu Erhan Bölükbaşı 21/9/2011 tarihinde soruşturma kapsamında müşteki sıfatıyla ifade vermiştir. Başvurucu, ifadesinde Dr. A.K.nın reçete ettiği bir ilacın kızının vücudunda yanıklar oluşturduğunu ve yapılan müdahalelere rağmen kızının yanlış ilaç nedeniyle vefat ettiğini beyan ederek şikâyetçi olmuştur.

12. Adana ve Dörtyol Cumhuriyet Başsavcılıklarının yetkisizlik kararları sonrasında soruşturma İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) yürütülmüştür. Başsavcılığın 14/11/2011 tarihli müzekkeresine istinaden Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalınca hazırlanan 5/12/2011 tarihli raporda G.N.B.ye verilen ilaçların çocuk epilepsisinde kullanılan uygun ilaçlar olduğu ve uygun dozlarda verildiği ifade edilmiştir. Anılan raporda ayrıca ilaçlara bağlı meydana geldiği belirtilen deri döküntüsü ve SJS'nin ilaca bağlı yan etki olduğu, öngörülse bile önlenemeyecek nitelikte bir durum oluşturduğu, bu nedenle hekimin uyguladığı tedaviden dolayı herhangi bir kusuru olmadığı belirtilmiştir.

13. Şüpheli A.K. 22/12/2011 tarihinde Başsavcılıkta verdiği ifadesinde herhangi bir kusuru olmadığını ve konuya ilişkin savunmasını yazılı olarak yapacağını beyan etmiştir. A.K. aynı tarihli savunma dilekçesinde hastanın 30/5/2011 tarihli kontrolünde büyük nöbetleri ve ajitasyonları olmadığının ancak fokal kasılma tarzında uykuda nöbetlerinin olduğunun anlaşıldığını, EEG sonucunda fokal başlangıçlı jeneralize olan epileptik anormallik görüldüğünü, bu nedenle ikinci bir antiepileptik ilaç (Lamictal) önerdiğini beyan etmiştir. Şüpheli ayrıca Lamictal'in en yaygın yan etkisinin alerjik reaksiyon olduğunu, tüm ciltte kızarıklık yapabileceğini, seyrek bir durum olmakla birlikte karşılaşıldığında ilacın kesilmesi gerektiğini hasta yakınlarına anlattığını beyan etmiştir.

14. Adana Adli Tıp Grup Başkanlığınca düzenlenen 23/12/2011 tarihli otopsi raporunda TEN saptanan çocuğun ölümünde doktor hatası olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Başkanlığından görüş alınması önerilmiştir.

15. Başsavcılığın talebi üzerine Adli Tıp Kurumu Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulunca G.N.B.nin ölümünde hekim kusuru olup olmadığına ilişkin rapor düzenlenmiştir. 6/6/2012 tarihli raporun sonuç kısmı şöyledir:

"Beş yıldır epilepsisi olan kontrol muayenesinde büyük nöbeti olmayan ağlama, hırçınlık, ara ara kısmi kasılmaları olan tam bilinç kaybı olmayan epilepsi tanısı ile izlenen depakin solüsyon 2x300 mg ve rixper 1 mg kullanan spastisite kasılmaları nöbet olarak değerlendirilen çocuğun tedavisine (lamictal) lamotrijin eklenmesinin uygun olduğu lamotrijin ve depakin kombinasyonu kullanımında deri döküntüsü ve Steven Johnson sendromu gelişebileceği Steven Johnson sendromu gelişiminin önceden öngörülemeyecek nadir bir komplikasyon olduğu, Nörolog Dr. [A.K.ya] atfı kabil kusur bulunmadığı oy birliğiyle mütalaa olunur."

16. Başsavcılık, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı ve Adli Tıp Kurumu Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporlara atfen G.N.B.nin ölümünde şüpheli A.K.nın kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle 20/9/2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Başvurucuların kovuşturmama kararına yaptıkları itiraz Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesince 26/12/2012 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

B. Tazminat Davası Süreci

17. Başvurucular 30/12/2013 tarihinde Dörtyol 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde Özel İ.G. Hastanesi aleyhine tazminat davası açarak toplam 1.000 TL destekten yoksun kalma tazminatının ödenmesine karar verilmesini talep etmiş; dava dilekçesinde hastanede görevli doktorun Lamictal isimli ilacın dozunu hastanın yaşı ve kilosuna uygun şekilde belirlemediğini, komplikasyonları hakkında bilgi vermediğini ileri sürmüştür.

18. Başvurucular bir tıbbi farmakoloji profesörünün konuya ilişkin uzman görüşü olduğunu ileri sürdükleri imzasız ve tarihsiz bir belgeyi dava dilekçesi ekinde Mahkemeye sunmuştur. Anılan belgede Lamictal isimli ilacı valproat veya başka bir antiepileptik ilaçla birlikte alan 2-12 yaş grubu hastalarda Lamictal başlangıç dozunun 0,15 mg/kg/gün olarak belirlenmesi ve devam eden süreçte optimal cevap alınana kadar dozun tedrici olarak artırılması gerektiği belirtilmiştir. Belgeye göre bu durumdaki hastalar için idame doz miktarı 1-5 mg/kg/gün'dür. İlacın günde 50 mg olacak şekilde verilmesi SJS/TEN'e neden olmuş olabilir.

19. Söz konusu davadan ihbar yoluyla haberdar olan doktor A.K.nın ferî müdahale talebi Mahkeme tarafından 8/4/2014 tarihinde kabul edilmiştir.

20. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi, Genel Pediatri ve Tıbbi Farmakoloji Bilim Dallarında görevli üç öğretim üyesi tarafından hazırlanan 26/3/2015 tarihli bilirkişi raporunda ölümün meydana gelmesinde Dr. A.K.nın kusuru olmadığı belirtilmiştir. Anılan raporun ilgili kısmı şöyledir:

" ... Stevens-Johnson Sendromu/Toksik Epidermal Nekrolizis (SJS/TEN) ender görülen bir klinik tablo olup, toplumda görülme sıklığı 1-10/100.000’dir. Sebebi her zaman bulunamamakla birlikte en çok çeşitli ilaçlar ve bazı [e]nfeksiyonlar sorumlu olmaktadır. İstenmeyen ilaç reaksiyonlarının en ağır formlarından olup hayati risk taşımaktadır. Ölüm riski, %8’den %20-30 düzeyine varabilmektedir. Söz konusu ilaç reaksiyonu SJS/TEN, bir aşırı duyarlılık reaksiyonu olup hangi hastada gelişebileceği kesin öngörülememektedir. İlaç dozuna bağlı olmadan tedavi dozlarında ilaç kullanımında oluşabilmektedir. İlaçların çoğunun kullanımı (antibiyotikler, ağrı kesiciler, vb.) ile gelişebilmekte, lamotrijin (Lamictal) gibi bazı antiepileptik ilaçların kullanımı ile de gelişebilmektedir.

...

1. Tüm antiepileptiklerin ciddi istenmeyen etkileri olup bunların arasında hastada tanısı konan S[J]S/TEN (Stevens Johnson ve toksik epidermal nekroliz) de yer almaktadır.Lamotrijin (Lamictal), S[J]S/TEN görülebilen ilaçlardandır.

2. Hastanın dosyasından serebral palsi ve epilepsi gibi iki ciddi hastalığı olduğu ve ilaç tedavisine iyi cevap alınamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda klinik ve EEG bulgularına göre antiepileptik ilaç kombinasyonları hekimin tercihine göre yapılabilir. Hastanın belirtilen klinik tablosunun tedavisi için valproik asid (depakin) ve lamotrijin (Lamictal) ilaç kombinasyonu bilimsel kaynaklara göre uygulanabilir.

3. İlaca bağlı gelişebilen S[J]S/TEN, tedavi öncesinde kesin öngörülemeyen idiyosenkrazik nadir istenmeyen ilaç etkileri arasındadır ve en ağır olanlardandır. Bilimsel kaynaklara göre SJ[S]/TEN, lamotrijinin (Lamictal) tek başına ya da valproik asid (Depakin) ile birlikte kullanımı ile bazı hastalarda gelişebilmektedir. Valproik asid (Depakin) ile birlikte kullanımında hastanın dikkatle izlenmesi ve idame dozuna tedrici olarak ulaşılması önerilmektedir. Ancak, tedavi dozlarında ve başlangıçta tedrici doz artımı yapılması hâlinde de gelişebileceği bildirilmektedir.

4. İncelenen dosyada hekimin reçete ettiği lamotrijin (Lamictal) dozunun SGK kaydında idame dozu olan 1-5 mg/kg/gün doz sınırları içinde kaldığı görülmektedir. Doktor tarafından cilt döküntüsü görüldüğünde ilacın kesilmesi uyarısı yapıldığı ifade edilmektedir.

5. Tümü birlikte değerlendirildiğinde, bilimsel kaynaklara göre valproik asid (Depakin) ile dava konusu lamotrijin (Lamictal)’in birlikte kullanımının hastada mevcut hastalıklar dikkate alındığında kullanımının uygun olduğu, SJS/TEN klinik tablosunun lamotrijinin tedrici doz artışı ile idame dozuna ulaşılması ya da valproik asidle birlikte kullanılmaması hâlinde de gelişebileceği bilindiğinden ve hastanın ailesine deri döküntüsü konusunda doktor tarafından uyarı yapıldığı ifade edildiğinden hastada gelişen SJS/TEN’de uzman doktor [A.K.nın] tıbbi bir kusuru bulunmadığı kanaatindeyiz."

21. Başvurucular 24/6/2015 tarihli dilekçe ile bilirkişi raporuna itirazlarını sunmuş ve ek rapor alınmasını talep etmiştir. Başvurucular bu kapsamda dosyadaki belgelere göre hastaya 2x25 mg Lamictal reçete edilmesine rağmen bilirkişi raporundaki değerlendirmelerin 2 mg üzerinden yapıldığını, ilacın dozunun tedrici olarak belirlenmediğini, dosyaya sundukları uzman görüşü ve ekindeki bilimsel yazılar uyarınca doz aşımının sabit olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucular ayrıca bilirkişi raporunda belirtildiğinin aksine ilacın yan etkileri konusunda kendilerine bilgi verilmediğini beyan etmiştir.

22. Mahkemenin talebi üzerine bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 8/12/2015 tarihli ek bilirkişi raporu dava dosyasına sunulmuştur. Anılan raporda hastanın olay tarihinde 24 kg vücut ağırlığına sahip olduğu, SGK kayıtlarına göre hastaya 2x25 mg, diğer bir ifadeyle günlük 50 mg Lamictal reçete edildiği, kg başına oranlandığında reçete edilen dozun 2 mg/kg/gün olduğu belirtilmiştir.

23. Başvurucular vekili farklı tarihlerde verdiği iki farklı dilekçe ile önceki itiraz dilekçesi içeriğini tekrarlamak suretiyle ek bilirkişi raporuna karşı itirazlarını öne sürmüştür. Başvurucular vekili ayrıca bilirkişi raporunun kendi içinde çelişkili ve korumacı olarak hazırlandığını beyan etmiştir.

24. Mahkeme, bilirkişi heyetinden başvurucuların itirazlarının giderilmesi amacıyla ikinci defa ek rapor düzenlemelerini istemiştir. 4/5/2016 tarihli ikinci ek bilirkişi raporunda daha önceden hazırlanan raporlardaki görüşler yinelenmiştir.

25. Yargılama neticesinde Mahkeme 9/6/2016 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararda başvurucuların doz aşımı ve ilacın komplikasyonlarına ilişkin bilgilendirme yapılmadığı yönündeki iddialarının sübut bulmadığı, hastaya uygulanacak tedavinin ve ilaç kombinasyonlarının hekimin tercihinde olduğu, müteveffanın ender görülen bir sendromu olduğu dikkate alınarak hukuka ve denetime uygun bulunan bilirkişi raporları doğrultusunda karar verildiği belirtilmiştir.

26. Başvurucular davanın reddi kararı aleyhine temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 12/2/2020 tarihinde Mahkeme kararını onamıştır. Bu işleme karşı yapılan karar düzeltme başvurusu ise 22/6/2021 tarihinde Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından kesin olarak reddedilmiştir.

27. Başvurucular, nihai hükmü 12/7/2021 tarihinde öğrendikten sonra 2/8/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Anayasa Mahkemesinin 29/7/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

29. Başvurucular;

i. Depakin ile Lamictal isimli ilaçların bir arada kullanılması hâlinde doz ayarlamasının yapılması ve bu hususta aileye bilgi verilmesi gerektiğini Mahkemeye devamlı olarak bildirmelerine rağmen Mahkemenin bu yöndeki itirazları karşılamayan bilirkişi raporlarını esas alarak karar verdiğini,

ii. Lamictal isimli ilacın dozunun tedrici olarak artırılması gerektiği hâlde yüksek dozda reçete edilerek hastanın ölümüne sebep olunduğunu ortaya koyan uzman görüşüne ilişkin bir açıklamada bulunulmadığını,

iii. Doktor A.K.nın kendilerini ilacın yan etkileri konusunda bilgilendirdiğine ilişkin herhangi bir delil bulunmamasına rağmen doktorun ceza soruşturması sürecindeki gerçeğe aykırı savunmasına itibar edildiğini,

iv. Tazminat davasının uzun sürdüğünü ileri sürmüştür.

30. Bakanlık görüşünde somut olay süreci, insan hakları yargısı içtihadı ile mevzuat detaylı olarak aktarılmış; yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

31. Başvuru, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

33. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17. maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif yükümlülükler yanında egemenliği altındaki kişilerin yaşamlarının korunması için bazı pozitif yükümlülükler de yükler (Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, §§ 57, 58).

34. Anılan pozitif yükümlülükler sağlık alanında yürütülen faaliyetler için de geçerlidir. Nitekim Anayasa'nın 56. maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin "herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak … amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini" düzenleyeceği ve bu görevini kamu kesimindeki ve özel kesimdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır. Bu sebeple devlet; sağlık hizmetlerini, kamu veya özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirildiğine bakmadan hastaların yaşamlarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç [1. B.], B. No: 2013/2839, 3/4/2014, §§ 34, 35; Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri, §§ 59, 60). Şüphesiz bu düzenlemeler, sağlık personellerinin sahip olmaları gereken yüksek mesleki standartları da içermelidir (Ayhan Keçeli ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/24231, 23/2/2022, § 81).

35. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri kapsamında devlet, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmakla da yükümlüdür. Bu usul yükümlülüğü şüpheli her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir (Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri, § 61).

36. Kasıtlı öldürme ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunsa da kasıtlı olmayan eylemler açısından farklı bir yaklaşım benimsenebilir. Bu bakımdan genel olarak ihmal suretiyle ortaya çıkan diğer ölümlerde olduğu gibi tıbbi ihmal sonucu ortaya çıktığı iddia edilen, bir başka ifadeyle tedavinin kusurlu, yanlış veya gecikmiş olması ya da sağlık çalışanlarının tedavi sırasındaki koordinasyon eksiklikleri sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olaylarında da etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük; mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasıyla yerine getirilmiş sayılabilir (Ayhan Keçeli ve diğerleri, § 84; bazı farklılıklarla birlikte bkz. Nail Artuç, § 37; Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri, §§ 62-64).

37. Ölümün tıbbi ihmalden değil de sağlık durumunun ciddiyeti bilinen ya da bilinmesi gereken hastaya gerekli acil sağlık hizmetinin sunulmaması sonucu meydana geldiği ya da sağlık hizmetlerinde var olan ve yetkililerce bilinen veya bilinmesi gereken ancak ortadan kaldırılması için gerekli önlemlerin alınmadığı sistemsel veya yapısal bir işlevsizliğin hastanın sağlık hizmetlerinden yoksun kalarak ölmesine neden olduğu durumlarda sorumlular aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması yaşam hakkının ihlaline neden olabilir (Ayhan Keçeli ve diğerleri, § 85; benzer yöndeki değerlendirme için ayrıca bkz. Kenan Sayın [1. B.], B. No: 2013/5376, 14/10/2015, § 47).

38. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekir (Perihan Uçar ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52; Ayhan Keçeli ve diğerleri, § 86). Tıbbi ihmal iddiasıyla açılan tazminat talepli davalar yönünden etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü, özellikle yargılamanın makul sürede tamamlanmasını gerektirir. Bu gereklilik; gerçeklerin ve tıbbi tedavinin uygulanması sırasında yapılan muhtemel hataların bilinmesine, ilgili kurumların ve sağlık personelinin olası eksikliklerini gidermesine ve benzer hataları önlemesine, dolayısıyla sağlık hizmetlerinden yararlanan herkesin güvenliğinin sağlanmasına hizmet etmektedir. Dolayısıyla gecikme için inandırıcı ve makul gerekçeler bulunmadığı sürece yargılamaların uzunluğu, yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin ihlaline neden olacaktır (Ayşe Terzi ve Mustafa Terzi [1. B.], B. No: 2020/3325, 13/2/2024, § 12). Öte yandan yargı mercilerinin özenli inceleme yapma yükümlülükleri, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine sonuca varılmasını garanti etmez (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş [1. B.], B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

39. Son olarak ifade etmek gerekir ki herhangi bir davada bilirkişi incelemesine başvurulmasının gerekli olup olmadığına karar vermek ya da başvuru dosyasındaki mevcut tıbbi bilgilerden hareketle bir davada görüş bildiren bilirkişilerin vardıkları sonuçların veya sahip oldukları bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığını irdelemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Delillerin ve bilirkişi incelemesi de dâhil olmak üzere delillerin değerlendirilmesinde kullanılan araçların kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi hususları kural olarak yargı mercilerinin takdirinde olan bir husustur ve açık hata veya keyfîlik ihtiva etmemesi hâlinde Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz. Bu bakımdan tıbbi ihmal iddiasıyla yapılan başvurularda yaşam hakkının usul boyutunun incelenmesi sırasında yapılması gereken iş, başvuruya konu edilen tam yargı veya tazminat davasının, ölümle neticelenen olayın seyrini ve sağlık personelinin olası sorumluluğunu aydınlatmaya imkân verip vermediğini belirlemektir (Ayhan Keçeli ve diğerleri, § 87; benzer yöndeki değerlendirme için ayrıca bkz. Bağı Akay ve diğerleri [1. B.], B. No: 2014/5101, 22/6/2017, § 56).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

40. Somut başvuruda başvurucuların kızının acil sağlık hizmetlerine erişimden mahrum bırakılması sonucu öldüğüne dair bir iddia söz konusu değildir. Başvurucular, hastane yetkililerinin bildikleri veya bilmeleri gereken sistemsel veya yapısal bir işlevsizlik (Sözü edilen işlevsizliğe, hastanenin erken doğan bebekler için uygun bir üniteye ve bu bebekleri tedavi etmek için teknik araçlara sahip olmayıp erken doğan çocukların tamamına yakınını diğer hastanelere şüpheli koşullarda sevk etmesi örnek olarak gösterilebilir. bkz. Aydoğdu/Türkiye, B. No: 40448/06, 30/8/2016, §§ 76-88) bulunmasına rağmen yetkililerin gerekli tedbirleri almadıklarını ve bu işlevsizlik neticesinde kızlarının acil sağlık hizmetlerine erişimden yoksun kalarak öldüğünü de iddia etmemiştir. Başvurucular, kızlarının epilepsi tedavisinde kullanılan bir ilacın dozunun hatalı belirlenmesi nedeniyle gelişen komplikasyonlar nedeniyle öldüğünü ve ilaç tedavisine başlanmadan önce ilacın yan etkileri hakkında bilgi verilmediğini öne sürmüştür. O hâlde başvuru, tıbbi ihmalle ilgilidir.

41. Tıbbi ihmal iddialarının söz konusu olduğu hâllerde devletin egemenliği altındaki kişilerin yaşamlarının korunması yönündeki pozitif maddi yükümlülüğü, hem kamu hastanelerinin hem özel hastanelerin hastaların yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almalarını sağlayıp sağlık çalışanlarının yüksek mesleki standartlara sahip olmalarını temin edecek etkili bir mevzuat oluşturmaktan ibarettir. Oluşturulan mevzuat, kişilerin yaşamının korunması yönünden eksik olmadığı sürece sağlık çalışanlarının hastayı tedavi ederken yaptığı değerlendirme hataları, tedavi sürecindeki gecikmeler ya da tedavi sırasında sağlık çalışanları arasında yaşanan koordinasyon eksikleri devleti yaşam hakkının maddi boyutunun ihlalinden dolayı sorumlu tutmak için kâfi değildir (Ayhan Keçeli ve diğerleri, § 89).

42. Olay tarihinde yürürlükte olan hukuki çerçeve başvurucuların yakınının yaşamının korunması konusunda herhangi bir eksiklik ihtiva etmemektedir (ilgili mevzuat için bkz. Ayhan Keçeli ve diğerleri, §§ 39-68). Doğrusu başvurucuların bu yönde bir şikâyeti de yoktur. Ayrıca başvurucuların yakını için reçete edilen ilaçların dozlarının belirlenmesi mevzuattan kaynaklanmamış ve başvurucuların yakınının ölümü, reçete edilen ilacın nadir görülen yan etkisi neticesinde gerçekleşmiştir. Bu nedenle yaşam hakkının maddi boyutu ihlal edilmemiştir.

43. Anılan değerlendirme sonrasında yaşam hakkının usul boyutu kapsamında başvuruya konu edilen tam yargı davasının ölümle neticelenen olayın seyri ile sağlık çalışanlarının olası sorumluluğunu aydınlatmaya imkân verip vermediği incelenmelidir.

44. Somut olaya konu ceza soruşturması kapsamında düzenlenen 23/12/2011 ve 6/6/2012 tarihli adli tıp raporlarına göre G.N.B. Lamictal isimli ilacın nadir görülen yan etkilerinden olan SJS/TEN'e bağlı olarak hayatını kaybetmiştir. Başvurucular ölüm olayından kaynaklanan zararlarının tazmini için açtıkları davada ilacı reçete eden doktor ve bu doktorun görev yaptığı özel hastanenin tıbbi ihmalini iki nedene dayandırmıştır. Başvurucular bu kapsamda ilk olarak reçete edilen Lamictal isimli ilacın dozunun hatalı belirlendiğini ileri sürmüştür. Buna göre sözü edilen ilacın öncelikle düşük dozlarda verilmesi ve yapılan kontroller sonrasında doz miktarının tedrici olarak artırılması gerekirken ilaç tedavisine doğrudan yüksek bir doz ile başlanmıştır. Dahası belirlenen doz ölenin yaşı ve kilosu gözönüne alındığında aşırı derecede yüksektir. Başvurucuların tıbbi ihmale ilişkin diğer iddiası ise söz konusu ilacı reçete eden doktorun kendilerine ilacın yan etkileri konusunda herhangi bir açıklamada bulunmadığıdır. Başvurucular bu kapsamda doktorun ilacın yan etkilerine ilişkin sözlü açıklamada bulunduğu yönündeki iddiasının doğru olmadığını, bu iddiayı destekleyen herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığını öne sürmüştür.

45. Mahkemenin gerekçeli kararında ilacın komplikasyonlarına ilişkin olarak bilgilendirme yapılmadığı yönündeki iddiaların sübut bulmadığı belirtilmiştir. Mahkeme bu sonuca doktorun ceza soruşturmasında Başsavcılığa sunduğu 22/12/2011 tarihli dilekçe ve bu dilekçe dikkate alınarak hazırlanan bilirkişi raporuna dayanarak ulaşmıştır. Ferî müdahil doktor anılan dilekçesinde Lamictal isimli ilacın en yaygın yan etkisinin alerjik reaksiyon olduğu, tüm ciltte kızarıklık yapabileceği, böyle bir durumla karşılaşıldığında ilacın kesilmesi gerektiğini hasta yakınlarına anlattığını ileri sürmüştür (bkz. § 13). Bununla birlikte başvurucular yargılama sürecinde aksi yönde beyanda bulunarak doktor tarafından kendilerine herhangi bir açıklamada bulunulmadığını ifade etmiştir. Ceza soruşturması ve tazminat davası kapsamında temin edilen tıbbi belgeler arasında başvurucuların söz konusu ilacın yan etkileri konusunda bilgilendirildiğine ilişkin herhangi bir belge bulunmamaktadır. Bununla birlikte tıbbi ihmal iddiasına konu tedavi sürecinin ilaç tedavisi ile sınırlı olması, doktorun ilacın yan etkilerine ilişkin hasta yakınlarına sözlü olarak bilgi verdiği yönündeki beyanı, Lamictal isimli ilacın prospektüsünde ilacın muhtemel yan etkileri ile bu etkilerle karşılaşıldığında yapılması gerekenlere dair açıklamaların yer alması karşısında Mahkemenin bu yöndeki değerlendirmesinin keyfîlik içerdiği ya da ölümle neticelenen olayın seyrini ve sağlık personelinin olası sorumluluğunun aydınlatılmasını engellediği söylenemeyecektir.

46. Öte yandan Mahkeme dava kapsamında alınan bilirkişi raporlarına (bkz. §§ 20, 22) istinaden başvurucuların ilacın doz miktarının hatalı olarak belirlendiği yönündeki iddiasını da ispatlayamadıkları kanaatine ulaşmıştır. Belirtilen bilirkişi raporlarına göre G.N.B.nin muayene tarihindeki vücut ağırlığı 24 kg'dır. Hastaya günlük 50 mg olacak şekilde 2x25 mg Lamictal reçete edilmiştir. Hastanın vücut ağırlığı ile oranlandığında reçete edilen doz 2 mg/kg/gün şeklindedir ve bu miktar ilacın idame dozu olan 1-5 mg/kg/gün doz sınırları içinde kalmaktadır (bkz. § 22).

47. Söz konusu ilacın kullanma talimatında yüksek başlangıç dozları ve valproat ile birlikte kullanımın genel döküntü riskini artırdığı, 2-12 yaş aralığındaki çocukların epilepsi tedavisinde birlikte uygulanan ilaca bağlı olarak günde bir kez veya iki doza bölünmüş olarak uygulanan minimum 0,15-0,6 mg/kg/gün arasında bir dozla başlanabileceği ve dozun kademe kademe artırılarak günde bir veya iki doza bölünmüş olarak uygulanan 1-15 mg/kg/güne kadar çıkarılabileceği açık şekilde belirtilmiştir. Somut olayda Dr. A.K.nın belirlediği kullanım dozu, tedavinin seyri dikkate alınarak ulaşılabilecek azami doz miktarının altında ve idame dozu sınırlarında olmakla birlikte başvurucuların kızıyla benzer durumdaki hastalar için öngörülen başlangıç dozunun çok üstündedir. Buna rağmen Mahkemenin hükmünü dayandırdığı bilirkişi raporlarında ilacın başlangıç dozunun ilacın kullanma talimatına uygun olarak belirlenip belirlenmediğine ve başlangıç dozunun yüksek belirlenmesinin ölüme neden olan reaksiyonların gerçekleşme riskini artırıp artırmadığına dair herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir. Dolayısıyla başvurucuların ilaç tedavisi sırasında doz belirlemesinin hatalı yapıldığı, ilacın daha düşük dozlarda reçete edilmesi ve devamında gerekli olduğu hallerde tedrici olarak doz artırımına gidilmesi gerekirken tedaviye doğrudan yüksek doz miktarıyla başlandığı yönündeki iddialarının Mahkeme tarafından özenli bir biçimde değerlendirilmediği anlaşılmıştır.

48. Somut başvuruda yargılamanın süresine ilişkin şikâyetin de değerlendirilmesi gerekir. Başvurucular incelemeye konu tazminat davasını 30/12/2013 tarihinde açmıştır. İki buçuk yıldan az süren yargılama neticesinde Mahkeme 9/6/2016 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Ne var ki anılan hüküm temyiz ve karar düzeltme aşamalarında beş yıldan daha uzun bir süre bekledikten sonra Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 22/6/2021 tarihli kararı ile kesinleşmiştir. Sonuç olarak incelemeye konu yargılama 7 yıl 5 ay 22 günde tamamlanabilmiştir. Başvuruya konu davanın karmaşık nitelikte olmaması, başvurucuların davanın uzamasına yol açmaması, dava dosyasının temyiz ve karar düzeltme incelemesi sürecinde beş yıldan uzun bir süre hareketsiz kalınması karşısında yargılamadaki hiçbir unsurun yargılamanın bu denli uzamasını haklı kılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

49. Bu şartlar altında tazminat davasına ilişkin yargısal sürecin olayın seyrini ve sağlık personelinin olası sorumluluğunu aydınlatmaya imkân vermediği gibi söz konusu sürecin makul bir süratle yürütülmemesi nedeniyle de yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği kanaatine ulaşılmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

V. GİDERİM

51. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile tür belirtmeksizin ayrı ayrı 10.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

52. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

53. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

54. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

  2. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Dörtyol 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/744, K.2016/813) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,

E. 487,60 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 30.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/7/2025tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Erhan Bölükbaşı ve Rabia Bölükbaşı [2. B.], B. No: 2021/38121, 29/7/2025, § …)
   
Başvuru Adı ERHAN BÖLÜKBAŞI VE RABİA BÖLÜKBAŞI
Başvuru No 2021/38121
Başvuru Tarihi 2/8/2021
Karar Tarihi 29/7/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tıbbi ihmal sonucu gerçekleştiği ileri sürülen ölüm olayı ve bu olaydan doğan zararların tazmini istemiyle açılan davanın uzun süren yargılama sonucunda reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Tıbbi ihmal veya sağlık hizmetlerine erişememe sonucu ölüm İhlal Manevi tazminat
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi