TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
İSMAİL KURT BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2021/44218)
Karar Tarihi: 24/12/2025
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Muhterem İNCE
Raportör
Eren Can BENAKAY
Başvurucu
İsmail KURT
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği tarafından tesis edilen işleme karşı açılan davanın incelenmeksizin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, İstanbul Anadolu 3. Tüketici Mahkemesi hâkimi olarak görev yapmakta iken 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesi uyarınca, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) 24/8/2016 tarihli kararıyla meslekten çıkarılmış; daha sonra hakkında başlatılan ceza soruşturması kapsamında tutuklanarak Silivri 6 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna yerleştirilmiştir.
3. Başvurucunun 2012-2013 yılları arasında görev yaptığı İzmir Adliyesinde bazı dosyalarda usulsüz işlemler yaptığı gerekçesiyle HSK'nın 11/12/2018 tarihli kararıyla başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Bu soruşturma kapsamında başvurucu, kendine zorunlu müdafi atanması talebiyle HSK'ya başvurmuştur. HSK Genel Sekreterliği tarafından 9/4/2019 tarihinde başvurunun reddedilmesi üzerine başvurucu 29/4/2019 tarihinde iptal davası açmıştır.
4. Ankara 14. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 13/9/2019 tarihinde davayı incelemeksizin reddetmiştir. Kararda, öncelikle Anayasa'nın HSK'ya ilişkin hükümleri ile 11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nda yer alan düzenlemeler hatırlatılarak meslekten çıkarma cezası hariç HSK kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, HSK Genel Sekreterliğinin HSK'nın idari ve mali işleriyle sekreterya hizmetlerini yerine getirmek üzere kurulmuş bir birim olduğu, tesis ettiği işlemin HSK işlemi niteliğinde olması nedeniyle davanın esasının incelenme olanağı bulunmadığı belirtilmiştir. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin 13/3/2014 tarihli ve E.2014/54, K.2014/53 sayılı kararına atıf yapılarak HSK Genel Sekreterliğinin HSK'nın bir birimi olması nedeniyle tesis ettiği işlemin de HSK işlemi sayılacağının ve bu işleme karşı yargı yoluna başvurulamayacağının Anayasa Mahkemesi tarafından da kabul edildiği vurgulanmıştır.
5. Başvurucu, karara karşı 20/11/2019 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 13/10/2020 tarihinde istinaf başvurusunu kesin olarak reddetmiştir.
6. Başvurucuya 15/3/2021 tarihinde vasi tayin edilmiştir. Nihai karar başvurucu vasisine 24/6/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Vasi tayinine ilişkin karar 12/7/2021 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucunun 1/9/2021 tarihinde Mahkemeye yaptığı başvuru üzerine başvuruya konu davaya ilişkin evrak başvurucuya gönderilmiştir. Başvurucu 9/9/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
7. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
8. Başvurucu, hakkında başlatılan soruşturma kapsamında müdafi atanmaması nedeniyle savunma hakkının elinden alındığını, HSK Genel Sekreterliği işlemine karşı dava açmasını engelleyen herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığını, buna rağmen açtığı davanın esasının incelenmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği, bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
9. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz [1. B.], B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
10. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak hakkın kapsamı düzenlenmemiştir. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkı" metne dâhil edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinin ve buna ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadının da gözönünde bulundurulması gerekir (Onurhan Solmaz,§ 22).
11. Sözleşme, bir kişinin sahip olduğunu ileri sürebileceği tüm hak ve yükümlülükler bakımından adil yargılanma hakkını güvenceye almamaktadır. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde, adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmesi için ya başvurucunun medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadının esası hakkında karar verilmiş olması gerekir. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, § 23).
12. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde, hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek” hakkı olduğu belirtilmiştir. Sanık kendisini bizzat savunma hakkına sahip olduğu gibi bir müdafi yardımıyla savunma hakkına da sahiptir. Zorunlu müdafilik ise suç isnadında bulunulan kişinin avukat tutma imkânı olmadığında kendisine tanınmış bir olanaktır.
13. Bireysel başvuruya dayanak olan davada uyuşmazlık konusu edilen işlem, başvurucunun hakkında başlatılan disiplin soruşturması kapsamında tarafına zorunlu müdafi atanma talebinin reddedilmesidir. Başvurucunun müdafi talebi disiplin soruşturması aşamasına yöneliktir. Bu bağlamda başvurucu hakkında başlatılan ceza soruşturmasına ilişkin bir talep söz konusu değildir. Başka bir deyişle bireysel başvuruya konu sürecin ceza yargılamasına/bir suç isnadına ilişkin bulunmadığı açıktır.
14. Bireysel başvuruya konu sürecin ceza yargılamasına/bir suç isnadına ilişkin olmadığından başvurunun adil yargılanma hakkı kapsamında incelenebilmesi için başvuruya temel olan sürecin medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili bir uyuşmazlığın esasının karara bağlanmasına ilişkin olması gerekir. Disiplin soruşturmasında zorunlu müdafilik kurumuna ilişkin mevzuat düzenlemesi bulunmadığı gibi kabul edildiğine dair yerleşik içtihat da yoktur. Bu bağlamda disiplin hukukunda zorunlu müdafilikten bahsedilemeyecek olması karşısında ihlal iddiasının medeni hak ve yükümlülüklerin değerlendirildiği bir yargısal sürece ilişkin olmadığı ve başvurunun adil yargılanma hakkı kapsamına girmediği anlaşılmıştır.
15. Sonuç itibarıyla başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiası, Anayasa’da güvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamında olan temel hak ve özgürlüklerin koruma alanı dışında kalmaktadır.
16. Açıklanan gerekçelerle başvurunun konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Başvurunun konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 24/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.