|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
ÖMER TOSUN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/44251)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 10/12/2025
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportörler
|
:
|
Rıdvan DEMİR
|
|
|
|
Murat İlter DEVECİ
|
|
Başvurucu
|
:
|
Ömer TOSUN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Mehmet YALÇIN
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kolluk görevlilerinin yakalama ve gözaltına alma işlemi sırasında aşırı güç kullanması sonucu meydana gelen yaralanma ve bu konuda etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/9/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, jandarma görevlilerince 29/5/2020 tarihinde yapılan trafik denetimi sırasında hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarını işlediği iddiasıyla yakalanıp gözaltına alınmıştır. Görevliler H.H.K., G.A. ve A.Ş. tarafından olay günü 00.45'te düzenlenen tutanağa göre başvuruya konu olayın gelişimi şöyledir:
- Şüpheli şekilde seyrettiği değerlendirilen 35 ... plakalı aracın sürücüsü olan başvurucu, bir okulun önünde önleyici kolluk faaliyeti kapsamında durdurulmuştur. Görevliler kimlik kartını, ehliyetini ve aracın ruhsatını istese de başvurucu, aracı kendisinin kullanmadığını ve araç sürücüsünün gittiğini söyleyerek istenen belgeleri vermemiştir. Görevlilerin başvurucunun araçtan indiğini tespit ettiklerini başvurucuya söylemesi de durumu değiştirmemiştir. Ayrıca başvurucu, görevlilerinin onurunu zedeleyebilecek nitelikte bazı sözler sarf etmiştir. Durumdan haberdar edilen Cumhuriyet savcısı, başvurucunun gözaltına alınması için görevlilere talimat vermiştir. Başvurucu, G.A. ve A.Ş. tarafından jandarma aracına götürülmüştür. Araca binerken ve araç içinde kendisine kelepçe takılmaması için direnen başvurucu; görevlilerin kol, boyun ve kasık bölgelerine saldırmıştır. Bu nedenle G.A. ile A.Ş. başvurucuya karşı güç kullanmak zorunda kalmıştır. Sonrasında başvurucunun elleri arkasından kelepçelenmiştir.
6. Aynı gün aynı görevliler tarafından düzenlenen bir başka tutanakta başvurucunun saat 01.30 sıralarında kardeşi İ.T. ve vekili Mehmet Yalçın ile Av. E.Y.nin yanında da görevlilere karşı olumsuz davranışta bulunduğu ifade edilmiştir. Ayrıca 01.37'de alkolmetre ile yapılan ölçüme göre başvurucu 1,49 promil alkollüdür.
7. Başvurucunun gözaltına alınması nedeniyle Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir hekim tarafından 03.04 sıralarında düzenlenen genel adli muayene raporunda boyun ön ve yan sol yüzde yüzeysel sıyrıkların, sağ alt yan ve arka kostalarda (kaburga kemikleri) yüzeysel kızarıklıkların tespit edildiği belirtilmiştir. Saat 10.37 sıralarında aynı hastanede görevli bir başka hekim tarafından düzenlenen genel adli muayene raporunda ise darp izi bulunmadığı açıklanmıştır.
8. A.Ş. hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda boyun orta, sol yan tarafta ağır ve yüzeyel sıyrıklar bulunduğu; G.A. hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda ise boyun sağ ve sol yan orta kısımlarında yüzeyel kızarıklık, sağ ön kol ön ve arka yüzde yüzeyel sıyrıklar olduğu belirtilmiştir.
9. A.Ş., G.A. ve H.H.K. ile olay günü icra edilen önleyici kolluk faaliyetinde görev alan M.F.K.nın ifadeleri Pamukkale Merkez Jandarma Karakol Komutanlığında (Merkez Karakolu) alınmıştır.
i. A.Ş., başka hususlar yanında, şüpheli şekilde seyreden iki aracı durdurduklarını, bu araçlardan birinin sürücüsü olan E.S.nin kimlik kartını, ehliyetini ve aracının ruhsatını verdiğini ancak diğer aracın sol ön kapısından inen başvurucunun, aracı kendisinin kullanmadığını ve araç sürücüsünün kaçtığını ileri sürerek gerekli belgeleri vermemekte ısrar ettiğini beyan etmiştir. A.Ş. ifadesinin devamında gözaltı talimatı uyarınca G.A. ile birlikte başvurucuyu jandarma aracına bindirmek istediklerini, aracın yerden yüksek olması nedeniyle ayağı boşluğa denk gelen başvurucunun aracın içine sırt üstü düştüğünü, bu sırada başvurucunun tırnaklarıyla G.A.nın koluna saldırdığını, başvurucu ile aralarında yaşanan arbede sırasında başvurucunun G.A.nın boynunu çizip kendisinin (A.Ş.nin) boynunu da sıktığını, güç kullanarak başvurucuyu etkisiz hâle getirmek durumunda kaldıklarını ifade etmiştir. A.Ş. son olarak koltuğa oturtmak istedikleri sırada başvurucunun, kasığına tekme attığını, başvurucunun vekilleri ile kardeşinin bir saat kadar sonra olay yerine geldiğini söylemiştir.
ii. G.A., A.Ş. ile tamamıyla aynı yönde ifade vermiştir.
iii. M.F.K. ve H.H.K., -A.Ş.nin kasığına tekme atılmasına yönelik beyan haricinde- A.Ş. ve G.A.nın ifadeleriyle uyumlu beyanlarda bulunmuştur.
10. Jandarma devriyesi tarafından kayda alınan görüntünün içeriği konusunda H.H.K. ve G.A. tarafından olay günü sabah saatlerinde bir tutanak düzenlenmiştir. Bu tutanakta başvurucuya karşı kullanılan güçle ilgili bir husus yer almamaktadır.
11. Kolluk aşamasında susma hakkını kullanan başvurucu, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığında (Başsavcılık) verdiği ifadesinde aracının park hâlinde olduğunu, jandarmanın olay yerine sonradan geldiğini, araç kullanmadığı için alkolmetre ile ölçüm yaptırmak istemediğini, jandarma görevlileriyle arasında arbede yaşandığını ve jandarma görevlilerince darbedildiğini beyan etmiştir.
12. İfadesinin ardından serbest bırakıldığı anlaşılan başvurucu, aynı gün özel bir sağlık kuruluşuna başvurmuştur. Burada düzenlenen tıbbi belgelerde sol kulakta hafif dereceli iletim tipi işitme kaybı mevcut olduğu, sol kulak timpan membran (kulak zarı) anteriorunda (ön tarafında) yaklaşık 6x4 mm boyutlarında etrafı hemorajik (kanamalı) kurutlu (kabuk bağlanmış, kabuklanmış) perforasyon (delinme) bulunduğu, etkisi basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyeceğinden miringoplasti (kulak zarı deliklerinin onarımı için yapılan tıbbi işlem) önerildiği belirtilmiştir.
13. Başvurucu, vekili aracılığıyla Başsavcılığa sunduğu 1/6/2020 tarihli dilekçesiylebazı delillerin toplanmasını istemiştir. Başvurucu bilhassa kulağından yaşadığı sorun nedeniyle adli raporun aldırılmasını, olay yerini gören kameralar ile jandarma aracının içindeki kameranın kaydettiği görüntülerin getirtilmesini ve tanık E.S.nin ifadesinin alınmasını talep etmiştir.
14. Başvurucunun adli raporunun aldırılması için gerekli işlemleri yapan Başsavcılık, ayrıca olay yerini gören kameralar ile jandarma aracının içindeki kameranın kaydettiği görüntülerin temin edilerek içeriklerinin saptanması ve E.S.nin ifadesinin alınması için Pamukkale İlçe Jandarma Komutanlığına (Komutanlık) müzekkere yazmıştır.
15. Başvurucu 1/6/2020 tarihinde Denizli Adli Tıp Şube Müdürlüğünde görevli Adli Tıp Uzmanı Ö.D. tarafından muayene edilmiştir. Muayenede sol ramus mandibula çevresinde 4x3 cm'lik sarı-yeşil renk ekimoz, bu alan içinde 2 mm çaplı üzeri kurutlu abrazyon, sol kulak arka bölgesinde ve boyun-ense bölgesinde palpasyon ile hassasiyet, sol klavikula alt komşuluğunda 2x2 cm sarı-yeşil renk ekimoz, sağ boyun yan bölgede dike yakın oblik yerleşimli iki adet birbirine paralel ve bitişik birer santimetrelik üzeri kurutlu çizik lezyon saptanmıştır. Başvurucu muayene sırasında jandarma görevlilerinin araba içinde kendisini darbettiğini, sol yüz boyun ve kulak bölgesine vurduğunu, bu eylemlerin iki defa gerçekleştiğini söylemiştir. Ö.D.nin önerisi doğrultusunda başvurucu aynı gün Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir hekimce muayene edilmiştir. Bu muayene nedeniyle düzenlenen reçetede sol timpanik membran santral perforasyonunun mevcut olduğu ve yapılan odyometri testine göre solda iletim tipi işitme kaybı bulunduğu belirtilmiştir.
16. Komutanlıkta görevli oldukları anlaşılan A.D.G., A.Y. ve Ö.Ö. tarafından düzenlenen 9/6/2020 tarihli tutanağa göre olay günü olay yerinde bulunan araçta kamera bulunmaktadır ancak oynatma cihazı olmadığından faal değildir.
17. Öte yandan bir MOBESE kamerası ile olay yerinin yakınındaki okula ait kameranın kaydettiği görüntüler DVD'ye aktarılmış, içerikleri de Komutanlıkta görevli A.D.G.,H.B. ve N.S. tarafından tutanağa yazılmıştır. Anılan tutanağa göre;
i. Başvurucunun aracı 00.26'da kamera açısına girmiştir. Geri geri gelerek aracını park eden başvurucu, 00.27'de aracın sol ön kapısından inip aracın arka istikametine doğru yürümüştür.
ii. Saat 00.44 sıralarında başvurucu elini G.A.ya doğru sallamış, G.A. da başvurucuyu iterek kendisinden uzaklaştırmıştır. A.Ş. kolundan tuttuğu başvurucuyu jandarma aracına götürmüştür.
iii. 00.45'te başvurucu jandarma aracına bindirilmiştir. Sonrasında G.A. ile A.Ş. de araca binmiştir.
iv. G.A. 00.47'de, A.Ş. 00.49'da, başvurucu ise 00.51'de araçtan inmiştir.
v. 00.56'da jandarma trafik ekibi bölgeye gelmiştir.
vi. 00.59'da başvurucuya kelepçe takılmaya çalışılmıştır.
vii. Başvurucu 01.00'de kelepçeli hâlde araca bindirilmiştir.
viii. Başvurucu 01.03'de elleri kelepçeli hâlde araçtan inse de yeniden araca bindirilmiştir.
ix. Araçtaki parlak yansıtıcıların parlaması, mesafenin uzaklığı ve gece olması nedeniyle aracın içinde yaşananlar görüntülerde yer almamaktadır.
18. Başsavcılığın talimatı uyarınca E.S.nin ifadesi 10/6/2020 tarihinde Merkez Karakolunda alınmıştır. E.S. ifadesinde başvurucunun arkadaşı olduğunu, olay günü birlikte alkollü içki içtiklerini, olay zamanında alkollü olduğu için yaşanan olayı tam olarak hatırlamadığını, olay yerinden ayrılırken başvurucuyu kelepçeli hâlde gördüğünü söylemiştir.
19. Adli Tıp Uzmanı Ö.D. tarafından düzenlenen 23/6/2020 tarihli raporda; özel sağlık kuruluşunda tespit edilen bulgular ile Servergazi Devlet Hastanesinde görevli hekimce 1/6/2020 tarihinde tespit edilen bulguların örtüştüğü, yapılan muayenede tespit edilen sol kulak zarı perforasyonuna yol açabilecek nitelikte sol çene ve kulak çevresinde künt travma bulguları olması nedeniyle sol kulak zarı perforasyonu ile soruşturma konusu olay arasında illiyet bağı bulunduğu açıklanmıştır. Raporda ayrıca başvurucuda meydana gelen yaralanmanın etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı belirtilmiştir. Rapora göre başvurucunun maruz kaldığı muamelenin yüzde sabit ize neden olup olmayacağı ve duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olup olmayacağı konusunda değerlendirme yapılabilmesi için olay tarihinin üzerinden altı ay geçtikten sonra Servergazi Devlet Hastanesinde yapılacak muayene ve tetkiklere ilişkin sonuçlar ile birlikte başvurucunun Denizli Adli Tıp Şube Müdürlüğünde muayene edilmesi gerekmektedir.
20. Başsavcılığın talimatı üzerine G.A.nın müşteki-şüpheli olarak ifadesi 1/10/2020 tarihinde Merkez Karakolunda, A.Ş.nin müşteki-şüpheli olarak ifadesi ise 28/10/2020 tarihinde Başsavcılığın istinabe talebi ve Sason Cumhuriyet Başsavcılığın talimatı üzerine Sason Polis Merkezi Amirliğinde alınmıştır. A.Ş. ve G.A. ifadelerinde önceki ifadeleriyle uyumlu beyanlarda bulunmuştur.
21. Ö.D. tarafından düzenlenen 2/2/2021 tarihli raporda başvurucunun maruz kaldığı muamelenin yüzde sabit ize neden olmadığı, duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olup olmayacağı konusunda değerlendirme yapılabilmesi için sol kulakta işitme kaybı olup olmadığı yönünden ilgili uzmanca yapılacak muayene ve tetkiklerin sonuçlarına ihtiyaç duyulduğu ifade edilmiştir.
22. Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir uzman hekimce düzenlenen 11/3/2021 tarihli raporda, başka hususlar yanında, başvurucuda işitme kaybı olmadığı ve yaralanmanın etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu belirtilmiştir.
23. Başsavcılık; başvurucuda meydana gelen yaralanmanın etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilir ölçüde hafif olduğunu belirtip G.A. ve A.Ş.nin zor kullanma yetkilerini aşmadıklarını ifade ederek 3/5/2021 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Öte yandan Başsavcılık aynı tarihte hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarını işlediği iddiasıyla başvurucu hakkında kamu davası açmıştır.
24. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itiraz Denizli 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 25/8/2021 tarihinde reddedilmiştir.
25. Başvurucu, nihai nitelikteki bu kararı 1/9/2021 tarihinde öğrenmiştir.
26. Başvurucu hakkında açılan kamu davasında başvurucunun isnat edilen her iki suç yönünden de süreli hapis cezalarına mahkûm edildiği, başvurucunun istinaf isteminin de esastan reddedildiği ancak hakaret suçu yönünden istinaf mahkemesince verilen kararın başvurucu tarafından temyiz edildiği ve bu başvuru hakkında henüz bir karar verilmediği anlaşılmıştır.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Anayasa Mahkemesinin 10/12/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
28. Başvurucu; alkollü olarak araç kullanmadığını, jandarma görevlileri alkol muayenesi yapmak isteyince avukatının olay yerine gelmesini beklemek istediğini ancak sözü edilen görevlilerin, alkol kullandığına ilişkin itiraf almak yahut alkollü olmasından dolayı cezalandırmak için kendisini darbettiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre maruz kaldığı muamele işkencedir. Başvurucu ayrıca şikâyeti hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz olmasından yakınarak yaşam hakkının, adil yargılanma hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğini öne sürmüştür.
29. Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkında kötü muamele yasağının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede ilgili mevzuatın dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
30. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında ihlal iddialarını tekrar etmiştir.
B. Değerlendirme
31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
32. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
34. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).
35. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K., § 27).
36. Güç kullanımına ilişkin bu ilkeler, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin hukuka uygun olarak verdikleri emre karşı etkin (aktif) veya edilgin (pasif) direniş gösterilmesi hâlinde de geçerlidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Arif Haldun Soygür [2. B.], B. No: 2013/2659, 15/10/2015, §§ 51, 52).
37. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).
38. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (Ferit Kurt ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).
39. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
40. Başvurucu, jandarma görevlilerince darbedildiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre jandarma görevlileri eylemlerini alkol kullandığına ilişkin kendisinden itiraf almak yahut alkollü olmasından dolayı kendisini cezalandırmak amacıyla yapmıştır. Jandarma görevlileri H.H.K., G.A. ve A.Ş. tarafından olay günü 00.45'te düzenlenen tutanakta ise hakkında verilen gözaltı kararı uyarınca başvurucunun jandarma aracına götürüldüğü, araca binerken ve araç içinde kendisine kelepçe takılmaması için direnen başvurucunun görevlilerin kol, boyun ve kasık bölgelerine saldırdığı, bu nedenle G.A. ile A.Ş.nin başvurucuya karşı güç kullanmak zorunda kaldığı ve sonrasında başvurucunun ellerinin arkasından kelepçelendiği belirtilmiştir. Ayrıca A.Ş. ve G.A.nın Merkez Karakolunda verdiği ifadelere göre gözaltı talimatı uyarınca başvurucu G.A. ile A.Ş. tarafından jandarma aracına götürülmüştür. Aracın yerden yüksek olması nedeniyle ayağı boşluğa denk gelen başvurucu, aracın içine sırt üstü düşmüştür. Bu sırada başvurucu, tırnaklarıyla G.A.nın koluna saldırmıştır. G.A. ve A.Ş. ile arasında yaşanan arbede sırasında başvurucu, G.A.nın boynunu çizip A.Ş.nin de boynunu sıkmıştır (bkz. §§ 5, 9).
41. Bir MOBESE kamerası ile olay yerinin yakınındaki okula ait kameranın kaydettiği görüntülerin içeriğiyle ilgili tutanaktan; kamera açısına aracıyla giren başvurucunun geri geri giderek aracını park ettiği, saat 00.44 sıralarında başvurucunun elini G.A.ya doğru salladığı, G.A.nın da başvurucuyu iterek kendisinden uzaklaştırdığı, A.Ş.nin kolundan tuttuğu başvurucuyu jandarma aracına götürdüğü, başvurucunun 00.45'te jandarma aracına bindirildiği, sonrasında G.A. ile A.Ş.nin de araca bindiği anlaşılmaktadır. Söz konusu tutanağa göre başvurucuya kelepçe takılmasının zamanı 00.59'dur ve başvurucu elleri kelepçeli hâlde araca 01.00'de bindirilmiştir. Tutanakta kamera görüntülerindeki zaman bilgisinin gerçek zamanla uyumlu olmadığına yönelik bir bilgi de yoktur (bkz. § 17). Bu durumda görüntüler, başvurucunun araca binerken kendisine kelepçe takılmasını engellemek amacıyla jandarma görevlilerine direndiğini doğrulamamaktadır. Bununla birlikte bahsi geçen görüntülerin aracın içinde yaşananları göstermediği açıktır. Başvurucu da, Başsavcılıkta verdiği ifadesinde jandarma görevlileriyle arasında bir arbede yaşandığını kabul etmiştir (bkz. § 11). Ayrıca A.Ş. hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda boyun orta, sol yan tarafta ağır ve yüzeyel sıyrıkların; G.A. hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda ise boyun sağ ve sol yan orta kısımlarında yüzeyel kızarıklığın, sağ ön kol ön ve arka yüzde yüzeyel sıyrıkların bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 8). Bu sebeple başvurucunun jandarma aracının içinde kendisine kelepçe takılmasını engellemek amacıyla direnmesi ve/veya jandarma görevlilerine saldırması nedeniyle jandarma görevlilerinin başvurucuya karşı fiziki güç kullanmasının gerekli hâle geldiği söylenebilir.
42. Öte yandan başvurucunun gözaltı giriş raporunda bazı hafif bulgulardan (bkz. § 7) söz edilse de serbest bırakıldığı gün özel bir sağlık kuruluşu tarafından düzenlenen tıbbi belgelerde sol kulakta hafif dereceli iletim tipi işitme kaybı bulunduğu, sol kulak zarında kanamalı, kabuk bağlanmış yırtılma/delinme olduğu belirtilmiştir (bkz. § 12). Bu bulgular Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir hekim tarafından da doğrulanmıştır. Ek olarak başvurucuyu 1/6/2020 tarihinde muayene eden Adli Tıp Uzmanı Ö.D.; sol ramus mandibula çevresinde 4x3 cm'lik sarı-yeşil renk ekimoz, bu alan içinde 2 mm çaplı üzeri kurutlu abrazyon, sol kulak arka bölgesinde ve boyun-ense bölgesinde palpasyon ile hassasiyet, sol klavikula alt komşuluğunda 2x2 cm sarı-yeşil renk ekimoz, sağ boyun yan bölgede dike yakın oblik yerleşimli iki adet birbirine paralel ve bitişik birer santimetrelik üzeri kurutlu çizik lezyon tespit etmiştir (bkz. § 15). Ö.D. tarafından düzenlenen 23/6/2020 tarihli raporda da özel sağlık kuruluşunda tespit edilen bulgular ile Servergazi Devlet Hastanesinde görevli hekimce tespit edilen bulguların örtüştüğü ifade edilerek yapılan muayenede tespit edilen sol kulak zarı perforasyonuna yol açabilecek nitelikte sol çene ve kulak çevresinde künt travma bulguları olması nedeniyle sol kulak zarı perforasyonu ile soruşturma konusu olay arasında illiyet bağı bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 19). Başvuruya konu soruşturmada elde edilen bilgi ve belgelerin başvurucunun, kendisine karşı bu kadar şiddetli fiziki güç kullanılmasını gerektirecek eylemde bulunduğunu ortaya koymadığı dikkate alındığında başvurucuya karşı kullanılan gücün başvurucunun tutumuyla orantılı olduğunu ve fiziki güç kullanımında aşırıya kaçılmadığını söylemek mümkün değildir.
43. Anayasa Mahkemesi, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin gereksiz ve/veya orantısız güç kullandığı sonucuna vardığı hâllerde genellikle mağdurun uğradığı muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında sayılan yasaklanmış muamele türlerinden (işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele) hangisine karşılık geldiğini de açıklamaktadır (muamele türleriyle ilgili ayrıntılı açıklamalar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 84-91; S.D., §§ 84-88). Bunun sebebi çok ağır ve dayanılmaz acılara neden olan kasıtlı insanlık dışı muamelelerin varlığına özel olarak işaret etmektir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 84). Anayasa Mahkemesine göre somut olayda yasaklanan muamele türlerinden hangisinin söz konusu olduğunu açıklamaya gerek bulunmamaktadır ve başvurucunun maruz kaldığı muamelenin yasaklanan muamele türlerinin tamamını kapsayan bir üst kavram olan “kötü muamele yasağı” içinde kaldığını ifade etmek yeterlidir.
44. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
45. Kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddiaya gelince, başvurucunun hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Başsavcılıkta verdiği ifadesinde jandarma görevlilerince darbedildiğini beyan etmesi üzerine Başsavcılık, soruşturmayı başvurucunun iddialarını da içerecek şekilde genişletmiştir. Bu doğrultuda yürütülen soruşturmada başvurucunun kesin adli raporunun alınması için çaba gösterilmiş, kolluk tutanaklarında başvurucuya karşı güç kullandığı belirtilen jandarma görevlilerinin müşteki-şüpheli olarak ifadelerinin alınması için gerekli işlemler yapılmış, olayla ilgili kamera görüntülerinin içerikleri tespit ettirilmiştir. Ayrıca başvurucunun tanık olarak bildirdiği E.S.nin ifadesi alınmıştır. Bunlara rağmen soruşturma belli yönlerden eksiktir:
i. Olaya karışan görevliler soruşturmadaki bilgi ve belgelere göre olay tarihinde Merkez Karakolunda görevlidir. Buna rağmen H.H.K., M.F.K., G.A. ve E.S.nin ifadelerinin alınması, jandarma devriyesi tarafından kayda alınan görüntünün ve MOBESE kamerası ile olay yerinin yakınındaki okula ait kameranın kaydettiği görüntülerin içeriklerinin tespiti gibi esaslı soruşturma işlemleri şüphelilerin çalıştığı Merkez Karakolunca yapılmıştır. Bahse konu görüntülerin içerikleri, Başsavcılıkça veya Başsavcılığın görevlendirdiği bağımsız bir bilirkişi tarafından da incelenmemiştir. Dolayısıyla soruşturmanın kaderi büyük ölçüde Merkez Karakolunun eline bırakılmıştır.
ii. Adli Tıp Uzmanı Ö.D. tarafından düzenlenen 23/6/2020 tarihli raporda 1/6/2020 tarihinde yapılan muayenede tespit edilen sol kulak zarı perforasyonuna yol açabilecek nitelikte sol çene ve kulak çevresinde künt travma bulguları olması nedeniyle sol kulak zarı perforasyonu ile soruşturma konusu olay arasında illiyet bağı bulunduğunun açıklanmasına ve başvurucuda meydana gelen yaralanmanın etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı belirtilmesine rağmen Başsavcılık, başvurucunun tedavi edilmesi sonrasında Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir uzman hekimce düzenlenen 11/3/2021 tarihli rapora dayanarak yaralanmanın etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderileceği sonucuna varmıştır.
iii. Ö.D. tarafından düzenlenen 2/2/2021 tarihli raporda duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olup olmayacağı konusunda değerlendirme yapılabilmesi için sol kulakta işitme kaybı olup olmadığı yönünden ilgili uzmanca yapılacak muayene ve tetkiklerin sonuçlarına ihtiyaç duyulduğu ifade edilmesine ve gerekli muayene ve tetkikler yaptırılmasına karşın bunların sonuçları adli tıp uzmanının incelemesine sunulmamıştır.
iv. Başsavcılık, olay sonrasında başvurucunun kulak zarının yırtıldığını/delindiğini dikkate almamış; bu durumu ve 23/6/2020 tarihli raporu başvurucuya karşı kullanılan gücün orantılı olup olmadığı konusunda yaptığı değerlendirmede gözetmemiştir.
46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
V. GİDERİM
47. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ile toplam 40.000 TL manevi ve 5.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Ayrıca başvurucu tedavi gördüğü özel sağlık kuruluşu tarafından düzenlenen 1.500 TL bedelli 2/6/2020 tarihli bir fatura ibraz etmiştir.
48. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma merciinin yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
49. Öte yandan başvurucuya manevi zararları karşılığında -talebiyle bağlı kalınarak- net 40.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucuya ayrıca ibraz ettiği fatura nedeniyle net 1.500 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucu maddi zararına yönelik başka bir belge ibraz etmediğinden fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Denizli Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2020/15212) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 40.000 TL manevi, 1.500 TL maddi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. 1. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
2. Maddi tazminatın 2/6/2020 tarihinden ödeme tarihine kadar geçen süre için işleyen yasal FAİZİYLE BİRLİKTE ÖDENMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.