logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ahmet İnce ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2021/48529, 28/1/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AHMET İNCE VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2021/48529)

 

Karar Tarihi: 28/1/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Yüksel GÜNARSLAN

Başvurucular

:

1. Ahmet İNCE

 

 

2. Bedriye İNCE

 

 

3. Gelin İNCE

 

 

4. Hasan İNCE

 

 

5. İsmail İNCE

 

 

6. Mehmet Reşit İNCE

Vekilleri

:

Av. Bünyamin İNCE

 

 

Av. Ramazan DEMİR

 

 

7. Bünyamin İNCE

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, güvenlik güçlerince gerekli olmadığı hâlde silahlı güç kullanılması sonucu bir kişinin yaşamını yitirmesi ve bu olayla ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/11/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Hakkâri'nin Yüksekova ilçesine bağlı Büyükçiftlik köyünde ikamet etmekte olan başvurucu Hasan İnce 18/7/2016 tarihinde vefat eden S.İ.nin eşi, Ahmet İnce, Bedriye İnce, İsmail İnce, Mehmet Reşit İnce ve Bünyamin İnce'nin babası, Gelin İnce'nin ise kayınpederidir. Başvurucu Bünyamin İnce aynı zamanda diğer başvurucuların vekilidir.

6. Büyükçiftlik Jandarma Karakoluna bağlı geçici köy korucuları 18/7/2016 tarihinde saat 08.30 sıralarında, karakol ile Yüksekova-Hakkâri kara yolu arasındaki yolda mayın kontrolü yaptıkları esnada arazi yapısına uygun olmayan değişiklikler fark ederek durumu Karakol Komutanı M.G.ye bildirmiştir. M.G. beraberindeki askerî birlikle olay yerine gitmiş ve araziyi kontrol etmiştir.

7. Arazide ellerinde uzun namlulu silahlar bulunan ve terör örgütü mensupları gibi giyinen şahısların olduğu fark edilince bu kişilere teslim olmaları için çağrı yapılmış, bu kişilerin çağrıya ateşle karşılık vererek kaçmaya başlamaları üzerine karakoldaki iki zırhlı araç ve personel olay yerine çağrılmıştır.

8. Güvenlik güçleri, kaçmaya çalışan şüpheli şahısları yakalamak için başlatılan takip kapsamında başvurucular Hasan İnce, Ahmet İnce, Bedriye İnce, İsmail İnce ve Gelin İnce ile S.İ.nin bulunduğu tarla civarına gelmiş; bu sırada zırhlı araçtan açılan ateş sonucu yaralanan S.İ. başvurucuların iddiasına göre hastaneye götürüldüğü sırada yoldayken hayatını kaybetmiştir.

A. Olaya İlişkin Olarak Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci

9. Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) Yüksekova Jandarma Komutanlığının olayı saat 11.30'da bildirmesiyle soruşturma başlatmış ve olayda görev alan şüpheli A.D.nin Başsavcılıkta hazır edilmesi, olaya karışan diğer şahısların kimliklerinin tespit edilmesi, tanıkların ifadelerinin alınması, olayda kullanılan zırhlı aracın kamerasına ait hard diskin İlçe Emniyet Müdürlüğüne incelettirilmesi, olayın meydana geldiği bölgenin İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı Olay Yeri İnceleme görevlileri tarafından incelenmesi, ele geçirilen malzemelere el konulması, el yapımı patlayıcı ve el bombasının imha edilmesi talimatlarını vermiştir.

10. Olayla ilgili olarak jandarma görevlileri E.S., T.E., İ.D. ile K.E. tarafından 18/7/2016 tarihinde saat 15.00'te düzenlenen Olay Yeri Görgü ve Tespit Tutanağı'nın ilgili kısmı şöyledir:

"... saat 08.40 sıralarında takviye gelen zırhlı iki Kobra aracı ile BTÖ mensuplarının kaçış güzrgahı olan Büyükçiftlik beldesiyle Kadıköy köyünü birbirine bağlayan stabilize yoldan devam edildiği esnada Büyükçiftlik beldesi çıkışında arazide üç erkek şahsın olduğu görüldü. Araç durdu ve vatandaşların araziyi terk etmeleri söylendiği esnada yeri tespit edilemeyen ancak yakın bir noktadan geldiği değerlendirilen alandan 3-5 el silah sesi gelmesi üzerine durulan bölgede vatandaş olduğundan dolayı araçtan inen J.Bşçvş [M.G.], J.Asb. Çvş. [M.D.], Uzm. J. Çvş. [C.B.nin] araç çevresine mevzilenerek, gelen ateşin nereden geldiği tespit edilemediğinden, BTÖ mensuplarının da kaçış istikameti bu yönde olduğundan, ateş için atış menzili önünde sivil vatandaşların olması ve bölgenin uzun otlarla çevrili olmasından dolayı vatandaşların zarar görmemesi amacıyla havaya 2-3 el ateş edildiği, kobra aracından da atış yapıldığı, araç içerisinde araç şoförü J. Uzm. Çvş. [Ö.Ş.], araç komutanı J. Yüzbaşı [S.A.] ile araç silah operatörü J. Uzm.Çvş. [A.D.nin] bulunduğu kobra aracının yerin yaklaşık 75-100 metre ilerisinde bulunan arazide koşarak kaçan üç bayanın çıktığı, bu bayanların bir tanesinin bağırarak bir kişinin yaralandığını sesli olarak söylediği, kendilerine yaralanan şahsı buraya getirmeleri ve kobra aracıyla hemen hastaneye götürüleceğinin söylendiği ancak şahısların yoldan geçen bir araca bayanı bindirerek hastaneye götürdükleri, bölgede başkaca vatandaşların da olduğu ve zarar verileceği değerlendirilerek araçlarla tekrar karakola dönüldüğü ... [anlaşılmıştır.]"

11. Aynı jandarma görevlilerince aynı tarihte saat 13.30'da nöbetçi Cumhuriyet savcısının talimatıyla düzenlenen El Koyma Tutanağı'nda; bölücü terör örgütü mensuplarının olay yerinden kaçarken arkalarında bıraktığı kamuflaj renginde bir panço, askerî kamuflajlı bir sırt çantası, farklı renklerde beş çift çorap, hâkî renkli bir boyunluk, bir inşaat eldiveni, kamuflaj renkli bir uyku tulumu, hâkî renkli bir şal, hâki renkli iki mont, siyah renkli bir uyku tulumu, bir kazma, kısa saplı iki çapa, farklı renklerde altı poşet, 2,5 litrelik bir pet şişe, R. marka otuz iki sigara, on iki konserve, iki pekmez ve tahin kutusu, bir boş çikolata kabı, C. marka, boş bir peynir kabı, kamuflaj kılıflı bir litrelik matara, 160 cm uzunluğunda bir kablo, 80 cm uzunluğunda bir kablo, bir el bombası, siyah renkli bir çift lastik ayakkabı, bir boş kovan ile zırhlı Kobra aracına ait, 500 GB'lık bir hard diske el konulduğu belirtilmiştir.

12. 18/7/2016 tarihinde Başsavcılığın talimatıyla Yüksekova Emniyet Müdürlüğüne bağlı Olay Yeri İnceleme personeli Büyükçiftlik köyüne yaklaşık iki km uzaklıkta bulunan, müteveffanın yaralandığı yonca tarlasında ve Bazidan Akarsuyu kenarında iki ayrı inceleme yapmıştır. Yonca tarlasında yapılan ve 18/7/2016 tarihinde saat 16.00'da tamamlandığı belirtilen inceleme nedeniyle düzenlenen tutanakta olay yeri tarif edildikten sonra üzerinde kırmızı lekeler bulunan bir başörtüsü, kara lastik diye tabir edilen bir çift ayakkabı ile dirgen tabir edilen üç tarım aletinin bulunduğu ifade edilmiştir. Tarla içinde ve tarlaya sınır olan patika yol üzerinde yapılan gözlemlerde ise başkaca bir materyale rastlanmadığı, yol kenarı ile maktule ait başörtüsünün bulunduğu yer arasındaki mesafenin 70 m olarak ölçüldüğü, Büyükçiftlik köyüne yaklaşık iki km uzaklıkta bulunan sazlık alan ile Bazidan Akarsuyu yanında yapılan ve aynı gün saat 18.30'da tamamlandığı belirtilen incelemede ise asfalt yolun karakola gidiş yönünün sağ tarafında 160x140x70 cm ölçülerinde çukur olduğu, yolun güney yönünde ve yaklaşık 200 m aşağısında yoğun şekilde otluk ve sazlık alanlar bulunduğu, akarsuyun kuzey kenarında sazlık alan içinde gıda ve yaşam malzemeleri, kazmalar ve ahşap sopa üzerine sarılı vaziyette kablolar olduğu, akarsuyun güney kısmında jandarma görevlilerince bulunan ve içinde mont, tulum olan eşyaların (ele geçen eşyaların tamamı için bkz. § 11) olduğu tespit edilmiştir. Anılan incelemede yaşam malzemelerinin bulunduğu yer ile S.İ.nin yaralandığı yer arasında yaklaşık 3 km olduğu ve her iki nokta arasındaki bölgede yüksek boylu bitkiler ile sazlık alanlar olduğu tespit edilmiştir.

13. Başsavcılık, Yüksekova Devlet Hastanesinde 18/7/2016 tarihinde saat 13.48'de tamamlanan ölü muayene işleminin ardından müteveffanın cesedini otopsi yapılmak üzere Van Adli Tıp Şube Müdürlüğüne göndermiştir. Aynı tarihte düzenlenen otopsi raporunda; müteveffanın sol kol orta dış yan bölgesinde bir adet ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası, sol kol orta iç yan bölgesinde bir adet ateşli silah mermi çekirdeği çıkış yarası, sol koltuk altı bölgesinde bir adet ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası, sağ koltuk altı bölgesinde bir adet ateşli silah mermi çekirdeği çıkış yarası, sağ kol üst iç yan bölgede bir adet ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası, sağ kol üst dış ön bölgede bir adet ateşli silah mermi çekirdeği çıkış yarası olduğu ancak bunların aynı mermi çekirdeğinin hareketleri sonucunda meydana geldiği, cesetten mermi çekirdeği elde edilemediği, ölümün ateşli silah yaralanmasına bağlı kot ve humerus kırıklarıyla birlikte kalp ve iç organ yaralanmasıyla gelişen iç kanama sonucu meydana geldiği belirtilmiştir.

14. Terörle Mücadele Büro Amirliğinde görevli emniyet personelince olaya müdahil olan, Kobra tipi zırhlı araçta bulunan personel, bu aracı takip ederek olay yerine gelen ikinci zırhlı araçta bulunan personel (S.Y., İ.E., D.B., Y.K. ve Y.A.) ile ilk çatışma bölgesinde kalan personelin beyanları bilgi veren sıfatıyla 19/7/2016 tarihinde alınmıştır. Maktule ateş eden zırhlı araçtaki S.A., Ö.Ş., R.İ. ve A.T. ile olay sırasında aracın dışında bulunan jandarma görevlileri M.G., C.B. ve M.D. alınan ifadelerinde kaçan terör örgütü mensuplarını yakalamak amacıyla kaçış istikametinde seyir hâlinde iken tarlalarda çalışan vatandaşları evlerine dönmeleri hususunda uyarmak amacıyla durduklarını, M.G., C.B. ve M.D.nin araçtan inerek uyarılarda bulunduğunu, bu sırada araziden gelen silah sesleri üzerine araç dışındaki görevlilerin havaya doğru, aracın silah operatörü A.D.nin ise terörist sandığı üç kadına doğru ateş ettiğini beyan etmiştir.

15. Zırhlı aracın silah operatörü olan şüpheli A.D. Başsavcılıkta 19/7/2016 tarihinde alınan ifadesinde olay günü yol kenarına el yapımı patlayıcı döşeyen şüphelileri yakalamak amacıyla Kadıköy tarafına doğru gittiklerini, köy muhtarını telefonla arayarak tarlalarda çalışan vatandaşların evlerine gitmeleri gerektiğini bildirdiklerini, olayın meydana geldiği tarlada çalışan kişileri de evlerine gitmeleri yönünde uyarmak için durduklarını, bu sırada kadın elbisesi giyen üç kişinin kaçtığını gördüğünü, dışarıdan ateş seslerinin gelmesi ve araç dışında askerî personel bulunması nedeniyle kaçan kadınlara doğru, terörist olduklarını düşünerek dört beş el ateş ettiğini beyan etmiştir.

16. Başsavcılık 25/7/2016 tarihinde A.D.yi kasten öldürme suçundan tutuklanması talebiyle Yüksekova Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk etmiştir. Hâkimlik aynı tarihli sorgunun ardından A.D.nin tutuklanmasına karar vermiştir. A.D.nin sorgusunun ilgili kısmı şöyledir:

"Karakolda beklerken korucular yol kontrolüne çıkmıştı. Bizim karakola haber vererek yolda mayın olduğunu söylediler. Biz zırhlı araçlarla karakolda hazır bekledik. Olay yerine giden personelimiz bizi arayarak çabuk gelin dediler. Olay yerine yani mayınlı yere gittik. Ben silah operatörüyüm. Oraya gittiğimizde karakol komutanı vardı bize temasa girdiklerini bir kişiyi yaraladığını ve diğer tarafa kaçtıklarını söylediler. Daha sonra bize karakol komutanı Kadıköy tarafına geçip orda önlerini kesip yakalamamızı söyledi. Orada karakol komutanı olan Jandarma Başçavuşu [M.G.] de vardı. Bizim askerler teröristlerle sıcak çatışmaya girmişler biz gittiğimizde çatışma durmuştu, teröristler kaçmıştı. Orda araçlara binerek Kadıköy yoluna tetöristlerin önünü kesmek için yola çıktık. Giderken karakol komutanı, muhtarı arayarak tarlada çalışan herkesin eve gitmesini söyledi. Büyükçiftlik beldesine girdik. Tam çıkacağımız sırada tarlada çalışanların olduğunu gördük. Onları uyarmak için orada durduk ve bizimkiler aşağı inmişlerdi. Ben kobra askeri aracının içerisinde idim. Ben o ara üç kişinin kaçtığını gördüm ve silah sesleri gelmeye başlamıştı. Bende onların terörist olduğunu düşünürek uyarı amaçlı kişilerin önüne doğru ateş ettim. Çalışanlardan ayrıyetten kaçan üç kişi vardı. Benim ateş ettiğim bu üç kişidir. Ateş ettiğim kişilerin köylüler olduğunu anlayınca ateşi kestim. Ateş etmemde ki sebep teröristlerin o yöne kaçtığı ve tarlada çalışan kişilerin de otların arasından çıkarak kaçmalarını görmem sebebi ile dir. Ayrıca ben kendilerini terörist zannettim bu sebeple ateş ettim. Olay yerinde bir kişi vuruldu ancak tam olarak vurulduğundan da emin değildim. Benim bulunduğum aracın içerisinde coystikli bir silah vardır bu silah kobra aracının üst kısmındadır aracın içerisinde iki tane kol vardır bu kolun çalıştırılması sureti ile ateşlenmektedir. Bu kolu çalıştıran ve silahı kullanan bendim. Üzerime atılı kasten öldürme suçunu kabul etmiyorum. Ben kimseyi öldürmek kastı ile hareket etmedim. Sadece teröristleri vurmak istiyordum. Olay yerinde yaralanan kişiyi köylüler alarak hastaneye götürdüler. Sonrasında biz karakola dönüş yaptık."

17. Başsavcılık tarafından başvurucu Hasan İnce'nin ifadesi 20/7/2016 tarihinde müşteki sıfatıyla alınmıştır. Söz konusu ifadenin ilgili kısmı şöyledir:

"Olaydan bir gün önce 20 dönümlük arazimde traktörle otları biçtik. Olay günü otları toplamak üzere ailemle birlikte arazimde çalışmaktaydık. Eşim, kızım, gelinim ve torunum bizlere yemek getirdiler. Yemeğimizi yemiştik. Eşim, kızım, gelinim ve torunum eve gitmek için kalkmışlardı. O sırada yanımıza 2 [Akrep] geldi. Askeri araçtan inen [M.] Başçavuş bizlere bağırarak 'kaçın kaçın burayı terk edin' dedi. Biz olayı anlamaya çalışırken askerler birden ateş etmeye başladılar. Biz kendimizi yere atamaya başladık. O sıra bağırışmalardan eşimin vurulduğunu anladık. Bizim çalıştığımız arazinin 2 bin metre aşağısından yarım saat öncesinde silah sesi duymuştuk. Yalnız askerin ateş etmesinin sebebi kendilerine yönelen silah sesiyle alakalı değildir. Bütün askerler silahlarıyla ateş ettiler. Eşimi vurduklarını anlayınca da araçlarına binip gittiler. [M.] başçavuş ve askerler bizleri tanımaktadırlar. Bizim sivil olduğumuzu bilmektedirler. Şikayetçiyim ve davacıyım."

18. Zırhlı araca ait hard diskteki görüntülerin emniyet görevlileri tarafından incelenmesi suretiyle düzenlenen 26/7/2016 tarihli İnceleme ve Tespit Tutanağı'nın ilgili kısmı şöyledir:

"Yukarıda ön izlemesi yer alan soruşturmaya konu görüntünün 08:52:10 saniye aralığında arazide bulunan 7 (yedi) şahsın kamera görüş açısına girdiği, dört şahsın ön tarafta, diğer üç şahsın arka tarafta olduğu görülmüştür... görüntünün 08:52:14 saniye aralığında arkadaki üç şahsın koşmaya başladığı ve kameranın şahısların bulunduğu bölgeye doğru zoom yaptığı görülmüştür. ... görüntülerin 08:52:18 saniye aralığında ekranda atışa hazır yazdığı ve atışa başlandığı, 08:52:20 saniye aralığında koşmaya başlayan üç şahsa yönelik atış yapıldığı, o yöndeki şahsın düştüğü; 08:52:23 saniye aralığında koşan şahıslara yönelik atışın devam ettiği değerlendirilmektedir. ... görüntünün 08:53:06 saniye aralığında şahıslardan birinin ayağa kalkmadığı, çevrede bulunan diğer şahısların onun yapına gittiği görülmüştür."

19. Başsavcılık tarafından 27/7/2016 tarihinde müşteki sıfatıyla ifadeleri alınan başvurucular İsmail İnce, Ahmet İnce, Gelin İnce ve Bedriye İnce başvurucu Hasan İnce'nin 20/7/2016 tarihli ifadesini destekler mahiyette beyanda bulunmuştur.

20. Başvurucu Hasan İnce'nin vekili Av. N.P. 2/8/2016 tarihli dilekçeyle olay yerinde yapılan yetersiz inceleme sırasında temin edilemediğini belirttiği iki mermi çekirdeği parçası ile farklı silahlara ait, kısmen ezilmiş beş mermi kovanını Başsavcılığa teslim etmiştir. Vekil söz konusu dilekçede ayrıca olay yerinde yeniden inceleme yapılmasını, görevli tüm personelin silahlarına el konularak incelenmesini ve söz konusu delillerin farklı silahlara ait olması nedeniyle tüm askerî personel hakkında soruşturma açılmasını talep etmiştir.

21. Emniyet görevlileri tarafından düzenlenen 17/8/2018 tarihli tutanakta olaya ilişkin olarak herhangi bir tanık tespit edilemediği belirtilmiştir.

22. Maktul S.İ.nin kıyafetleri üzerinde Jandarma Kriminal Daire Başkanlığınca yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 18/10/2016 tarihli uzmanlık raporunda delinme bölgelerinde atış artığı bulunmamasından hareketle atışın/atışların uzaktan yapıldığı belirtilmiştir.

23. Başsavcılık 6/1/2017 tarihinde şüpheliler A.T., C.B., M.D., M.G., Ö.Ş., R.İ ve S.A. hakkında maktule yönelik kasten öldürme, başvurucular Hasan İnce, Ahmet İnce, Bedriye İnce, İsmail İnce ve Gelin İnce'ye yönelik öldürmeye teşebbüs, şüpheli A.D. hakkında ise başvurucular Hasan İnce, Ahmet İnce, Bedriye İnce, İsmail İnce ve Gelin İnce'ye yönelik öldürmeye teşebbüs suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş; aynı tarihte şüpheli A.D. hakkında S.İ.ye yönelik olası kasıtla öldürme suçundan cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlemiştir. Anılan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...dışardan silah seslerinin duyulması üzerine kobra içerisinde silah operatörü olan [A.D.nin] mağdurlar Hasan İNCE, İsmail İNCE ve Ahmet İNCE'nin yaklaşık 20 metre aşağısında kaçan kişiler görmesi üzerine silahı ile kaçan kişilere doğru 3-4 el ateş ettiği, kobra dışındakilerin de havaya doğru ateş ettikleri, kaçan kişilerin sivil vatandaş olduğunun anlaşılması üzerine ateşin kesildiği, tüm mağdurların maktulün etrafına toplanarak maktulü kendi imkanları ile Yüksekova Devlet Hastanesine getirdikleri, her ne kadar mağdurlar kendilerine ateş edildiğini beyan ederek tüm askerlerden şikayetçi olmuş iseler de şüpheli [S.A.nın] araç komutanı olarak, şüpheli [Ö.Ş.nin] araç şoförü olarak, şüpheliler [R.İ.] ve [A.T.nin] araç içerisinde bekleyerek hiç ateş etmedikleri, şüpheliler [M.D.], [C.B.] ve [M.G.nin] havaya ateş ettiklerini beyan etmeleri ve bunun dışında mağdurlara yönelik ateş ettiklerine dair soyut beyan dışında delil bulunmadığı, kaldı ki kobra aracına ait hard diskteki görüntülerin incelenmesi neticesinde sivil vatandaşlara doğru ateş eden kişinin şüpheli [A.D.] olduğu açıklanan nedenlerle şüpheliler [S.A.], [R.İ.], [Ö.Ş.], [M.G.], [M.D.], [C.B.], [A.T.nin] [S. İ.ye] karşı kasten öldürme suçunu işlemedikleri ve şüpheliler [S.A.], [R.İ.], [Ö.Ş.], [M.G.], [M.D.], [C.B.], [A.T.] ve [A.D.nin] mağdurlara karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçunu işlemedikleri anlaşıldığından; şüpheliler hakkında atılı suçlardan KAMU ADINAKOVUŞTURMAYAYER OLMADIĞINA... [karar verildi.]"

24. Sanık A.D. hakkında olası kasıtla öldürme suçundan açılan kamu davasına katılan başvurucular 31/1/2017 tarihinde, olay sırasında sanık dışında tüm şüphelilerin ateş ettiklerini, yaralanan müteveffaya yardım etmediklerini, eksik inceleme yapıldığını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Hâkimlik 4/5/2017 tarihinde, kararın tüm dosya kapsamı ile usul ve kanuna uygun olduğu, olay hakkında etkili soruşturma yapılarak toplanması gereken tüm delillerin toplandığı ve kararda tartışıldığı, şüpheliler hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil bulunmadığı gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.

25. İddianamenin kabulüyle açılan kamu davası kapsamında Yüksekova Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) sanık A.D.nin tahliyesine 13/1/2017 tarihinde karar vermiştir.

26. Mahkeme duruşmanın 29/5/2018 tarihli oturumunda başvurucuların hâkimin reddi talebini yargılamayı uzatmaya yönelik olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Mahkeme aynı oturumda sanık A.D.nin olay sırasında koştuğunu gördüğü şahısların önüne doğru uyarı ve kaçmalarını engellemek amacıyla ateş ettiğini, aldığı eğitim dikkate alındığında bu şekilde ateş ettiğinde kaçan şahısların isabet alabileceğini öngörebileceğini ancak bu sonucun gerçekleşmeyeceği düşüncesiyle eylemini gerçekleştirdiğini kabul ederek bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.

27. Başvurucular eksik inceleme yapıldığını, olayda görev alan diğer güvenlik güçlerinin de sorumluluğunun olduğunu, sanık A.D.nin kasten öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğini belirterek Mahkemenin anılan kararına karşı istinaf talebinde bulunmuştur.

28. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi (Daire) olayın tanıklarından olan B.G., Y.K., İ.E., Y.A. ve D.B.nin beyanlarının kovuşturma evresinde alınmaması ve kabule göre cezai sorumluluğu kaldıran nedenlerden olan kanun hükmünün yerine getirilmesi sırasında sınırın kasıt olmaksızın aşılması nedeniyle hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle 4/2/2020 tarihinde bozma kararı vermiştir.

29. Bozma üzerine yapılan yargılama kapsamında gerçekleştirilen 22/10/2020 tarihli oturumda Mahkeme, olaya dâhil olan zırhlı araçların araç içi kamera kayıtlarının gönderilmesini talep etmiştir. Yüksekova Jandarma Komutanlığı tarafından verilen cevabi yazı ekindeki Araştırma Tutanağı'nda araçlara ait araç içi görüntü kayıtları ve telsiz konuşma kayıtlarının bulunmadığı belirtilmiştir.

30. Sanık A.D. 21/1/2021 tarihli oturumda silah operatörü olduğu araçta araç içi kamerası olmadığını, silahın yanındaki kameranın ses kaydı almadığını, silah mekanizmasının ikili emniyet mandalı sistemiyle çalıştığını, bunlardan birinin araç komutanının, diğerinin ise silah operatörünün kontrolünde olduğunu beyan etmiştir. Sanık tam olarak hatırlamamakla birlikte olay yerine intikal edildiği sırada emniyet mekanizmalarının açıldığını, olay sırasında kimsenin kendisine ateş etmesi hususunda emir vermediğini ileri sürmüştür. Aynı oturumda dinlenen tanık B.G. olaydan kısa bir süre önce karakolda göreve başladığını, olay günü patlayıcı döşendiği bildirilen bölgeye gittiğini, burada temas ettikleri teröristlerle aralarında çatışma çıktığını, teröristlerin ateş ederek Urşe bölgesine doğru kaçmaya başladıklarını, takviye amacıyla gelen Kobra tipi zırhlı bir aracın bu kişilerin önünü kesmek için köy içine doğru hareket ettiğini, kendisinin patlayıcı döşenen alanda kalması nedeniyle meydana gelen ölüm olayına şahit olmadığını beyan etmiştir.

31. Mahkemenin talebiyle zırhlı araca ait görüntü kayıtlarını içeren hard disk Adli Tıp Kurumu Adli Bilişim İhtisas Dairesince incelenmiştir. Bu kapsamda hazırlanan 22/3/2021 tarihli raporda hard diskteki görüntü medyalarında ses kanalı olmadığı, 2020-115746-1-1, 2020-115746-1-2, 2020-115746-1-3 ve 2020-115746-1-4 numaralı dosyalarda montaj ve manipülasyon izine rastlanmadığı bildirilmiştir.

32. Duruşmanın 6/4/2021 tarihli oturumunda tanıklar D.B., Y.A., İ.E. ve Y.K. dinlenmiştir. Olayın gerçekleştiği tarlaya giden ikinci zırhlı araçta bulunan tanıklar olay öncesinde teröristlerle yaşanan çatışma sonrasında şüphelilerin yakalanması amacıyla seyir hâlinde olduklarını, bu sırada önlerindeki zırhlı aracın durması üzerine kendilerinin de durduğunu, bu sırada ölümün gerçekleştiğini beyan etmiş ancak S.İ.nin ne şekilde öldüğüne dair somut bir açıklamada bulunmamıştır. Tanık D.B. ayrıca silahtan sorumlu askerin normal koşullarda ateş etmek için üstlerinden izin alması gerektiğini ifade etmiştir.

33. Mahkeme, yukarıda belirtilen oturumda olay anına ilişkin araç kamera kayıtları, dosya kapsamı ve istinaf bozma ilamı birlikte değerlendirildiğinde başvurucuların olay mahallinde keşif yapılması ve Kobra tipi zırhlı araca ait kamera ve telsiz sistemleriyle ilgili teknik bilirkişiden uzman raporu aldırılması hususundaki taleplerini dosyaya bir yenilik katmayacağı gerekçesiyle reddetmiştir.

34. Mahkeme 2/7/2021 tarihinde, sanık A.D.nin kanun hükmünün yerine getirilmesi sırasında sınırı kasıt olmaksızın aştığı ve eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğunu kabul ederek 3 yıl 10 ay 20 gün hapis cezasıyla mahkûmiyetine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Somut olayda, bölgenin teröre müzahir bir alan olduğu, olay günü imha edilen ve muhafaza altına alınan patlayıcı maddeler ile parçalarının bu duruma ilişkin somut bir delil olduğu, jandarma personeli tarafından EYP tespit edilen alanda terör örgütü mensuplarının bulunduğu bilgisi ve görgüsüne ulaşıldığı, tespit edilen terörist grubun ateş ederek karşılık verdiği ve Kadıköy istikametine doğru kaçmaya başladıkları, bu haliyle somut ve yakın bir tehlike durumunun hasıl olduğu, sanık ve beraberindeki personelin zırhlı araç ile takibe geçtikleri ve Büyükçiftlik Köyünün içinden geçtikten sonra yol kenarında durarak tarlalarında çalışmakta olan insanları uyarmayı düşündükleri, araçtan inen personelin orada sadece çalışan vatandaşları gördüğü, ancak araç içerisinde bulunan personelin dışarıdaki insanları ve mevcut durumu tam olarak kavrayamadıkları, sanığın alınan savunmasında belirttiği şekilde aracın hedef kamerasını kaçan kadın şahıslara doğru yaklaştırdığını ve bunun haricinde görüntü almadığını ifade ettiği, sanığın içinde bulunduğu kobra tipi zırhlı aracın kamera görüntüsüne göre sanığın koşmakta olan şahısların önüne doğru 4-5 el ateş etmeye başladığı, sanığın kaçan kişilerin terörist olduğunu düşünerek ateş ettiğinin değerlendirildiği, sanığın zırhlı araç içerisinde diğer şahıslara nazaran güvende olduğu, söz konusu saldırının kendisini etkilemesinden çok dışarıda bulunan personelin zarara uğrayabileceğini düşündüğü, incelenen görüntülere göre maktul ve diğer koşan kadın şahıslarda silah bulunmadığı, bu nedenle muhtemel ve yakın bir tehdit unsuru olarak düşünülemeyecekleri, ancak söz konusu olayın kısa bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesi ve bölgenin durumu ile sanığın içerisinde bulunduğu psikolojik durumun o an mesleğinin verdiği sağlıklı düşünme ve karar alma yetisine etki edeceği, sanığın zırhlı araçta bulunduğu, kaçan kişilerin ellerinde silah ve teçhizat bulunmadığını gördüğü ve kaçan kişilerin önlerine doğru ateş ettiği, maktul ve maktul ile beraber ilk açılan ateş sonucu kaçmaya çalışan diğer kişilerin durmayarak kaçmaya devam edip sanığın önlerine doğru açtığı ateşe doğru ilerledikleri ve maktulün gelen mermi çekirdeğinin sol kol 1/3 orta dış yana tekabül etmesi ile aynı mermi çekirdeğinin vücut boşluğunda devam etmesi sonucu ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak vefat ettiği, sanığın söz konusu eylemini gerçekleştirirken kanun hükmünü ifa ettiği ve öldürme kastı ile hareket etmediği, ancak sanığın bir kolluk görevlisi olması nedeniyle bu durumda kendisinden saldırı anında dahi daha dikkatli olmasının, silah kullanma becerisinin o zor anda dahi ileri seviyede olmasının beklendiği, sanığın olası bir terör saldırısı olsa dahi orada bulunan sivil vatandaşların da zarar görebileceğini düşünüp ona göre hareket etmesinin beklendiği, bu nedenle tedbirsizliği ve dikkatsizliği nedeniyle taksir düzeyinde sorumluluğunun bulunduğu kanaatine varılmıştır.

Bu bağlamda sanığın eyleminin tipik karşılığı olan TCK 85/1 maddesi uyarınca cezalandırılması cihetine gidilmiştir. Her ne kadar yargılama süresince sanığın hedef gözettiği iddia olunmuş ise de yukarıda yapılan açıklamalar, 18.07.2016 tarihli Olay Yeri Görgü ve Tespit Tutanağı, 18.10.2016 tarihli Uzmanlık Raporu ve izlenen CD neticesinde maktul [S.İ.nin] ya da diğer şahısların hedef alındığına dair sanık [A.D.nin] herhangi bir hareketinin olmadığı, sanık ile diğer askeri personellerin terör operasyonunda olmaları neticesinde sanığın atışının maktul ve koşan diğer kadın şahısların koşu yoluna göre önlerine doğru gerçekleştiği, bu durumunda izlenen görüntülerde sanığın ateş ettiği yönde yerden havaya doğru toprak parçalarının kalkmasından anlaşıldığı ve sanığın 4-5 el silah atışından sonra eylemine devam etmeyerek kestiği bu sebeplerle sanığın eyleminin bilinçli taksir sınırında kaldığı mahkememizce değerlendirilerek görüntü kayıtları karşısında olası kastla veya kasten öldürme iddialarına itibar edilmemiştir.

Her ne kadar yargılama aşamasında katılanlar ve katılanlar vekilleri olay yerine ilişkin keşif yapılması ile olayda isimleri geçen, olay yerinde bulunan ve operasyona katılan diğer kolluk kuvvetleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep etmişler ise de olaya ilişkin zırhlı araç kamera kaydının mevcut olması ve söz konusu şahıslar hakkında Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, verilen bu karara yapılan itirazın Sulh Ceza Hakimliğinin 2017/1197 değişik iş kararı ile reddedilerek kovuşturmaya yer olmadığı kararının kesinleştiği anlaşıldığından katılanlar ve katılanlar vekillerinin bu talepleri reddedilmiştir.

...

Somut olayda sanığın amacı teröre müzahir olan bir alanda tespit edilen terör örgütü mensuplarının yakalanmasına yönelik operasyonda bulundukları mevkide olan sivil vatandaşların da zarar görmemesi amacı ile durdukları bir tarlada bir anda koşmaya başlayan maktul ve diğer şahısları görmesi, diğer taraftan dışarıdan silah sesi geldiğini beyan etmesi ve diğer personellerin aracın dışında olması sebebiyle kaçan kadınların terörist olduğunu düşünerek 4-5 el önlerine doğru uyarı amaçlı ateş etmek olup, terör operasyonu kapsamında sanığın içinde bulunduğu araç ile diğer araç içerisindeki kolluk personellerinin tarlada bulunan sivil vatandaşları oradan uzaklaştırmak için araçtan indikten sonra sanığın araç kamerasından olası tehlikelere karşı etrafı izlerken ve araç içerisinde bulunan ekranda görünen görüntüden başka dışarıyı görme imkanı bulunmayan sanığın tarlada bulunan şahısların arka tarafında maktul ile diğer kadın şahısların koşarak kaçması nedeniyle örgüt mensubu olduğunu düşenerek sanığın ateş etmesi üzerine [S.İ.] vefat ettiği, dolayısıyla sanığın koştuğunu gördüğü şahısların önüne doğru uyarı atışı yapmak amacında olduğu, zira sanığın asker olması, beyanına göre 2014 yılında eğitim almış olması ve kullanılan silahın özellikleri dikkate alındığında sanığın maktul ile diğer şahıslara karşı doğrudan ateş edebilecek imkanı varken önlerine doğru ateş etmesinin bu durumun uyarı amacıyla ve kaçışlarını engellemek için olduğunu desteklediği, ancak koşan bir şahsın önüne doğru atış yapıldığında şahsın vurabileceğinin asker olan şahıs tarafından öngörülebileceği, olayda sanığın bu neticenin gerçekleşmeyeceğini düşünerek eylemini gerçekleştirdiği, olayın meydana geliş şeklinin mahkememizce kabul edilişine göre sanığın eyleminde olası kastın şartlarının gerçekleşmediği kanaatine... [varılmıştır.]"

35. Karar, istinaf incelemesinden geçerek 11/10/2021 tarihinde kesinleşmiştir.

B. Olaya İlişkin Olarak Yürütülen Tam Yargı Davası Süreçleri

1. Manevi Tazminat Talebine İlişkin Tam Yargı Davası Süreci

36. Müteveffa S.İ.nin aralarında başvurucular Hasan İnce, Mehmet Reşit İnce, Ahmet İnce, Bedriye İnce ve Bünyamin İnce'nin de bulunduğu bir kısım yakını ölüm olayından kaynaklanan manevi zararlarının tazmini talebiyle Van 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde idarenin hizmet kusuru temelinde tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde ölenin eşi olan başvurucu Hasan İnce için 50.000 TL, ölenin çocukları olan on iki davacının her biri için 10.000 TL olmak üzere toplam 170.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.

37. İdare Mahkemesi olaya ilişkin olarak yürütülen ceza yargılaması kapsamındaki bilgi ve belgeleri incelemek suretiyle ölümün idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı sonucuna ulaşmış ve davanın kabulüne karar vermiştir. İdare Mahkemesi 29/6/2018 tarihli kararıyla idareye başvuru tarihi olan 8/9/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte toplam 170.000 TL manevi tazminatın davacılara ödenmesine hükmetmiştir. Davalı idarenin bu karara karşı yaptığı istinaf başvurusu 22/2/2021 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

2. Maddi Tazminat Talebine İlişkin Tam Yargı Davası Süreci

38. Başvurucular Ahmet İnce ve Hasan İnce ile ölenin çocukları Ni.İ., H.İ., Bü.İ., ve Na.İ. ölüm olayından kaynaklanan maddi zararlarının tazmini talebiyle İdare Mahkemesi nezdinde idarenin hizmet kusuru temelinde tam yargı davası açmış; dava dilekçesinde toplam 2.000 TL tutarındaki maddi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 8/9/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir.

39. Yargılama sürecinde alınan 9/5/2021 tarihli bilirkişi raporuna göre davacıların ölüm nedeniyle uğradıkları destekten yoksun kalma zararı toplamı 395.957,10 TL'dir. Davacılar 9/7/2021 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat taleplerini bilirkişi raporu doğrultusunda arttırmıştır.

40. İdare Mahkemesi olaya ilişkin olarak yürütülen ceza yargılaması kapsamındaki bilgi ve belgeleri incelemek suretiyle ölümün idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı sonucuna ulaşmış ve davanın kabulüne karar vermiştir. İdare Mahkemesi 10/12/2021 tarihli kararıyla idareye başvuru tarihi olan 8/9/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte toplam 395.957,10 TL maddi tazminatın davacılara ödenmesine hükmetmiştir. Davalı idarenin bu karara karşı yaptığı istinaf başvurusu 4/5/2023 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

C. Anayasa Mahkemesinin Ahmet İnce ve Diğerleri Kararı

41. Başvurucular 6/1/2017 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın tebliğ edilmesinin ardından 19/10/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

42. Ahmet İnce ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2018/31435, 7/10/2021) başvurusu, güvenlik güçlerince gerekli olmadığı hâlde silahlı güç kullanılması sonucu bir kişinin yaralanması ile yaralının yardım edilmemesi sonucu yaşamını yitirmesi vebu olayla ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

43. Anayasa Mahkemesi 7/10/2021 tarihli kararında öncelikle olaya ilişkin kovuşturma sürecinin tamamlanması ve adli makamların somut olaydaki silahlı güç kullanımına ilişkin açıklamalarının beklenmesi gerektiğini belirterek yaşam hakkının güvenlik güçlerinin silahlı güç kullanmaları sonucu ihlal edildiğine ilişkin iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.

44. Anayasa Mahkemesi ayrıca başvurucuların güvenlik güçlerinin S.İ.nin yaralanmasına neden olduklarını bildikleri hâlde yardım etmedikleri ve kendi imkânlarıyla hastaneye götürdükleri sırada yaralı hâldeki S.İ.nin yolda hayatını kaybettiği yönündeki iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

45. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Ceza Kanununun amacı" başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"(1) Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir."

46. 5237 sayılı Kanun'un "Kast" başlıklı 21. maddesi şöyledir:

"(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

 (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir."

47. 5237 sayılı Kanun'un "Taksir" başlıklı 22. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.

 (2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

 (3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

..."

48. 5237 sayılı Kanun'un "Kanunun hükmü ve amirin emri" başlıklı 24. maddesi şöyledir:

" (1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.

 (2) Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.

 (3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.

 (4) Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur."

49. 5237 sayılı Kanun'un "Meşru savunma ve zorunluluk hali" başlıklı 25. maddesi şöyledir:

"(1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

 (2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez."

50. 5237 sayılı Kanun'un "Sınırın aşılması" başlıklı 27. maddesi şöyledir:

"(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

 (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez."

51. 5237 sayılı Kanun'un "Taksirle öldürme" başlıklı 85. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

52. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun90. maddesi şöyledir:

 “...[H]er asker meşru müdafaa halinde silah kullanmaya salahiyettardır.”

53. 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu'nun silah kullanma yetkisi ile ilgili 11. maddesi şöyledir:

 “Jandarma, kendisine verilen görevlerin ifası sırasında hizmet özelliğine uygun ve görevin gereği olarak kanunlarda öngörülen silah kullanma yetkisine sahiptir.”

54. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun “Zor ve silah kullanma” başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“...

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında,

b)Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,

d) (Ek: 27/3/2015-6638/4 md.) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde,

silah kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde 'dur' çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir.”

B. Uluslararası Hukuk

55. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygı yükümlülüğü" başlıklı 1. maddesi şöyledir:

 “Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar.”

56. Sözleşme'nin "Yaşam hakkı" başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

" 1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur...

2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:

a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması;

b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun tutulan bir kişinin kaçmasını önleme;

c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması."

57. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme’nin 2. maddesini 1. maddesi ile birlikte yorumladığında Sözleşme’ye taraf devletin yaşam hakkı kapsamındaki olay hakkında etkili şekilde bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmiştir. AİHM, bu bağlamda Sözleşme’nin 1. maddesi kapsamında devletlerin yetki alanı dâhilindeki kişilerin Sözleşme’de tanımlanan haklarını ve özgürlüklerini koruma genel görevi ile değerlendirilen Sözleşme’nin 2. maddesindeki yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün güç kullanımı sonucunda hayatını kaybeden kişilerin ölümünü araştırmak için etkili bir soruşturma açılmasını dolaylı olarak gerektirdiğini belirtmektedir (McCann ve diğerleri/BirleşikKrallık [BD], B. No: 18984/91, 27/9/1995, § 161). AİHM, bu yönde incelediği McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık başvurusunda verdiği kararla devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunduğunu ilk kez belirgin bir şekilde karar altına almıştır. Devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü ilk kez kamu görevlileri tarafından ölümcül güç kullanımı ile ilgili olarak belirlenmiştir. AİHM, kamu görevlilerinin keyfî ve hukuka aykırı olarak öldürmelerinin yasaklanmasının uygulamada etkili olabilmesi için yetkili makamlarca ölümcül güce başvurulmasının yasallığının denetlenmesini sağlayan bir usulün olması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM, bu yükümlülüğün temel amacının yaşam hakkını koruyan ulusal hukuktaki hükümlerin etkili bir şekilde uygulanmasını güvence altına almak ve kamu görevlileri veya makamlarının eylemlerinin suçlanabilmesi durumunda bu görevli ve makamların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler hakkında hesap vermelerini sağlamak olduğunu her fırsatta dile getirmektedir (birçok karar arasından bkz. Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 55721/07, 7/7/2011, § 163).

58. Soruşturmanın gerekliliklerine ilişkin ölçütler Hugh Jordan/Birleşik Krallık (B. No: 24746/94, 4/5/2001, §§ 105-109) kararında sistematikleştirilmiştir.

59. Kovuşturma aşamasına geçilmesi durumunda etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin gereklilikler AİHM’e göre soruşturma aşamasının ötesine uzanır ve karar verme aşaması da dâhil kovuşturmanın tamamı, kanunla yaşamı koruma yönündeki pozitif yükümlülüğün gereklerinin yerine getirmesi gerekir (pek çok karar arasından bkz. Ali ve Ayşe Duran/Türkiye, B. No: 42942/02, 8/4/2008, § 61). AİHM, yaşam hakkını korumaya yönelik pozitif yükümlülüğün ulusal hukuk sistemlerinin hukuka aykırı olarak bir kişiyi öldüren ya da ölümcül yaralayanlar hakkında ceza hukukunu uygulayabilme kapasitesini göstermesi gerektirdiğini kararlarında sıkça dile getirir (pek çok karar arasından bkz. Nachova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], B. No: 43577/98, 43579/98, 6/7/2005, § 160; Kasap ve diğerleri/Türkiye, B. No: 8656/10, 14/1/2014, § 57). Öte yandan soruşturmadaki eksikliklerin kovuşturmada sorumlulukların ortaya konulması kapasitesine ciddi şekilde zarar verebileceğinin göz ardı edilemeyeceğini de ifade eder (Ağdaş/Türkiye, B. No: 34592/97, 27/7/2004, § 102).

60. AİHM, tüm kovuşturmaların mahkûmiyet ve belirli bir cezaya hükmedilmesiyle sonuçlanmasına yönelik mutlak bir yükümlülük bulunmamasına rağmen ulusal mahkemelerin kişilerin hayatlarını tehlikeye atan suçların cezasız kalmasına izin vermeye hazır olmaması gerektiği kanaatindedir. Kamu güveninin sürdürülmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması ve kanunsuz eylemlere yönelik herhangi bir hoşgörü ya da bu eylemlerde iş birliği olduğu görünümünün önlenmesi açısından bu durum hayati önemdedir (Kasap ve diğerleri/Türkiye, § 58).

61. Kamu görevlisinin karıştığı öldürme olayları için uygun olan yaptırımların seçimlerinde ulusal mahkemelere saygı gösterdiğini sıkça belirten AİHM, eylemin vahameti ile verilen ceza arasında açık orantısızlık olduğu durumlarda değerlendirme ve müdahale etme hususunda yetki kullanmasının gerekli olduğunu ifade etmektedir (Nikolova ve Velichova/Bulgaristan, B. No: 7888/03, 20/12/2007, § 62; Kasap ve diğerleri/Türkiye, § 59). AİHM, belirtilen yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediğini incelemek için ulusal mahkemelerin bu kararlara varırken hukuk sisteminin caydırıcı etkisinin korunması ve yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde oynaması gereken rolün öneminin altının çizilmesi amacıyla Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca davaya gereken önemi gösterip göstermediğini değerlendirmesi görevinin bulunduğunu açıklamaktadır (Ali ve Ayşe Duran/Türkiye, § 62).

62. Bir polis memurunun bir şüpheliyi yakalamak isterken yetkilerini taksirle aşarak bu kişiyi öldürmesi olayıyla ilgili bir başvuruda (Külah ve Koyuncu/Türkiye, B. No: 24827/05, 23/4/2013, § 42) AİHM, Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiş 1 yıl 1 ay 10 günlük hapis cezasını polis memurunun eylemiyle açıkça orantısız bulmuş, yetersiz cezanın ertelenmesini de eleştirmiştir. AİHM, derece mahkemesinin çok daha ağır bir ceza verme yetkisine sahip olmasına rağmen son derece hafif bir ceza belirlemesini ve bunu dahi ertelemesini, takdir hakkını böylesi ağır bir suça asla hoşgörüyle yaklaşılmadığını göstermek yerine suçun sonuçlarını hafifletmek için kullandığı şeklinde değerlendirmiştir. Yukarıda değinilen Kasap ve diğerleri/Türkiye başvurusunda (aynı kararda bkz. §§ 60, 61) da taksirle öldürme suçundan suçlu bulunan polis memurunun eylemine karşılık olarak belirlenen 1 yıl 8 aylık hapis cezasının açıklanmasının geri bırakılması, cezasızlık oluşturduğu gerekçesiyle ihlal nedeni olarak görülmüştür.

63. AİHM, kolluk görevlilerinin güç kullanma yetkilerini aşarak kişilerin ölümüne neden olduklarının açıkça veya özü itibarıyla ulusal mahkemelerce tespit edilmesi hâlinde kural olarak öldürmenin Sözleşme’nin 2. maddesini ihlal ettiğinin kabul edildiği anlamına geldiğini belirtmekte; bu durumun kullanılan gücün Sözleşme’nin 2. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kesinlikle gerekli ve orantılı olup olmadığının kendisi tarafından tespit edilmesini gereksiz kıldığını açıklamaktadır. Belirtilen durumda incelemesinin sadece ulusal makamların ihlale uygun ve yeterli giderim sağlayıp sağlamadığı ve buna bağlı olarak devletin Sözleşme’nin 2. maddesindeki yükümlülüklerini usul ve esas bakımından yerine getirip getirmediğinin belirlenmesiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir (bkz. Külah ve Koyuncu/Türkiye, § 38; Kasap ve diğerleri/Türkiye, § 56; güç kullanımının gerekliliği ve orantılılığı ile olay hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olup olmadığının açıkça incelendiği başvuru için bkz. Özcan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 18893/05, 20/4/2010).

64. AİHM’e göre ölüme kasten sebep olunduğu veya ölümün bir saldırı ya da kötü muamele sonucu meydana geldiği olaylarda tazminat ödenmesine hükmedilmesi Sözleşme’ye taraf devletleri, sorumluların tespit edilmesine ve cezalandırılmasına yol açabilecek soruşturma yürütme yükümlülüğünden muaf tutamaz (Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 165; Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], B. No: 24014/05, 14/4/2015, § 130). AİHM sürekli olarak; tazminatın yeterli olabilmesi için iki tedbirin uygulanması gerektiği değerlendirmesinde bulunmaktadır. İlk olarak devletin yetkili makamları, sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayabilecek şekilde etkili bir soruşturma yürütmelidir. İkinci olarak başvurucu gerektiği takdirde tazminat almalı ya da en azından tazminat talebinde bulunma ve tazminat elde etme imkânına sahip olmalıdır (kötü muamele yasağı kapsamında yapılan aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Gäfgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, § 116; bu atfa yer verilerek yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının incelendiği başvuru için bkz.Tursun/Türkiye (k.k.), B. No: 23307/10 ve 64591/11,22/5/2018).

65. AİHM’in ulusal mahkemenin takdir ettiği cezai yaptırımın yeterli, maddi ve manevi zararların da giderilmiş olduğunu tespit ettikten sonra mağdur sıfatının ortadan kalktığını değerlendirerek kabul edilemez bulduğu başvurular bulunmaktadır. Tursun/Türkiye başvurusunda; polis memurunun silah kullanımını 5237 sayılı Kanun’un 24. maddesi gereğince hukuka uygun bulmakla birlikte silahını dikkatsizce kullanarak ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran nedende sınırı taksirle aştığını kabul edip ceza veren ulusal mahkemenin takdir ettiği 2 yıl 1 aylık hapis cezasını olayın şartlarına göre uygun ve yeterli bulmuştur. Bunun yanında ulusal mahkemenin kararının gerekçesinde yaşam hakkının ihlal edildiğinin açıkça ifade edildiğini, mağdurların durumuna benzer başvurularda bizzat kendisinin belirlediği tazminatlarla uyumlu maddi ve manevi tazminatların verildiğini, polis memurunun on ay süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması disiplin cezası aldığını belirtmiştir. Bu değerlendirmenin ardından AİHM; resmî belgede sahtecilik, yetkililere suçu bildirme yükümlülüğünü yerine getirmeme, suç delillerini yok etme, gizleme ve değiştirme suçlarından 36 polis hakkında verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar hakkındaki şikâyetleri, Sözleşme’nin 2. maddesi açısından özü itibarıyla daha önce incelediği gerekçesiyle ayrıca incelemeye gerek görmemiş ve yetkili makamlarca yaşam hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi, ihlale ilişkin mağduriyetin de ortadan kaldırılması sebebiyle başvuruyu kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulmuştur (aynı kararda bkz. §§ 59-65).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

66. Anayasa Mahkemesinin 28/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

67. Başvurucuların, yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaları şu şekilde özetlenebilir:

i. Başvurucular, yakınlarının güvenlik güçlerince zorunlu olmadığı hâlde güç kullanılması sonucu öldürüldüğünü ileri sürerek yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğini iddia etmiştir.

ii. Başvuruculara göre yaşam hakkı, etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyle de ihlal edilmiştir. Soruşturma bağımsız ve tarafsız makamlarca yürütülmemiştir. Bu kapsamda soruşturma işlemlerinin ölümden bizzat sorumlu olan kişiler tarafından yapılması maddi gerçeğin ortaya çıkmasına engel olmuştur. Ölüm olayının gerçekleştiği yerde olay yeri incelemesi yapılmamış, mermi kovanları toplanmamış, bunlar üzerinde balistik inceleme yaptırılmamıştır. Olay yerindeki deliller daha sonra vekilleri tarafından toplanarak Başsavcılığa teslim edilmiştir. Yakınlarının ölümüne neden olan silahın iki emniyet mandalından biri Araç Komutanı S.A.nın kontrolündedir. Yine tanık beyanlarına göre olay sürecinde emirler Karakol Komutanı M.G. tarafından verilmektedir. Adı geçen görevliler ile olay yerine intikal eden iki zırhlı araçtaki diğer personelin sorumlulukları gözardı edilmiş ve sadece suçunu ikrar eden silah operatörü hakkında kovuşturma evresine geçilmiştir. Kovuşturma evresinde olay yerinde keşif yapılması, askerî personelin sorumluluğunun tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılması ve hâkimin reddi talepleri de gerekçesiz olarak reddedilmiştir. Zırhlı aracın içini gösteren ve ses kaydı alan kamera kayıtları temin edilmemiş ve bu kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmamıştır. Zırhlı araç ile maktul arasındaki mesafe ve maktulün giydiği kıyafetler gözetildiğinde maktulün bir teröristle karıştırılması mümkün değildir. Tarlada çalışanlara yönelik "Buradan uzaklaşın." şeklindeki uyarı sonrası tarladan ayrılmaya çalışan maktule doğru dur yönünde ihtarda bulunulmadan doğrudan ateş edilmiştir. Zırhlı araç kamerasına ait görüntüler tüm askerî personelin öldürme kastıyla ateş ettiğini göstermektedir. Bütün bu deliller fiilin kasten öldürme şeklinde gerçekleştiğini göstermesine karşılık yakınlarını öldüren güvenlik görevlisi taksirle öldürme suçundan çok hafif bir hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Mahkeme bu sonuca ulaşırken silah kullanımına ilişkin koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğine dair bir değerlendirme yapmamıştır. Dolayısıyla ceza yargılaması sonucunda ulaşılan neticeler caydırıcılıktan uzaktır.

68. Bakanlık görüşünde, adli makamlar tarafından gerekli ceza muhakemesi işlemlerinin yapıldığı ve olayda sorumluluğu bulunduğu tespit edilen kişinin cezalandırılmasına karar verildiği belirtilmiştir. Ayrıca Mahkemenin katılanların keşif ve suç duyurusuna ilişkin taleplerinin reddi ile suçun nitelendirilmesine ilişkin olarak ulaştığı sonucu gerekçelendirdiği ifade edilerek yargısal mercilerin maddi olaya ilişkin bu tespitlerinden ayrılmak için kuvvetli bir neden gösterilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

69. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

70. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” başlıklı 17. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ile (4) numaralı fıkrası şöyledir:

 “Herkes, yaşama ... hakkına sahiptir.

 ...

… meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması … veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”

71. Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “ Devletin temel amaç ve görevleri, ... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

72. Kolluk görevlilerinin güç kullanması sonucunda meydana gelen ölüm olaylarıyla ilgili başvurularda dile getirilen yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu ile etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde dikkate alınması gereken ilkelere şimdiye kadar verilen birçok kararda yer verilmiştir (bu ilkeler için birçok karar arasından bkz. Cemil Danışman [1. B.], B. No: 2013/6319, 16/7/2014, §§ 44, 50, 58,63, 96-100; Turan Uytun ve Kevzer Uytun [2. B.], B. No: 2013/9461, 15/12/2015, § 62; İpek Deniz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1595, 21/4/2016, §§ 117, 121; Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, §§ 82-88, 99; Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 325, 336; Narin Kurt [GK], B. No: 2018/2540, 1/12/2022, § 87, 90, 91).

73. Etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Bu sebeple Anayasa’nın 17. maddesi başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermez (Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 98). Bununla birlikte olası cezai sorumluluğun tespiti adına soruşturma sonrasında kovuşturma evresine geçilmiş ise bu aşama da Anayasa’nın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olmalıdır (Filiz Aka [1. B.], B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 30; Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 100).

74. Bütün kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir cezayla sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamaktadır ancak mahkemeler, hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçlar ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına veya af ya da zamanaşımına uğramasına izin vermemeli; sorumlulara yaptırım uygulamakta kararlı olmalı ve suçun ağırlık derecesi ile verdikleri ceza arasında açık bir orantısızlığın bulunmamasına dikkat etmelidir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 77; Umut Tamaç [2. B.], B. No: 2014/13514, 18/7/2018, § 85). Aksi yöndeki uygulamalar, eylemleriyle yaşam hakkını ihlal eden kolluk görevlilerinin cezasız kalmalarına ya da gerektiği gibi cezalandırılmamalarına yol açar ki bu durum; caydırıcılık sağlanmadığı için etkili ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünün açıkça zedelenmesine, yaşam hakkını korumak için oluşturulan mevzuatın etkili şekilde uygulanmamasına, dolayısıyla yaşam hakkının kanunla korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüğün yerine getirilememesine sebebiyet verir (Seyfullah Turan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2014/1982, 9/11/2017, § 162; Narin Kurt, § 105). Ayrıca sözü edilen uygulamalar nedeniyle -olay nedeniyle meydana gelen maddi ve manevi zararlar giderilmiş, aynı zamanda fail veya failler yeterli disiplin cezaları ile cezalandırılmış olsalar da- mağdurlara uygun ve yeterli giderim sağlanmamış olur (Narin Kurt, § 111). Bu sebeple kamu güveninin sürdürülmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması adına mahkemeler, takdir haklarını bu tür eylemlere müsamaha edilmeyeceğini göstermek için kullanmalı; takdir hakkının suçun sonuçlarının hafifletilmesi için kullanıldığı yönünde bir izlenim oluşmasına neden olmamalıdır (Cembeli Erdem [1. B.], B. No: 2014/19077, 18/4/2018, §§ 100-102; Narin Kurt, § 109).

75. Öldürmeme yükümlülüğünün söz konusu olduğu bir durumda başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkması, ihlalin yargılama makamlarınca açıkça veya özü itibarıyla kabul edilerek sorumluların eylemlerine uygun ve yeterli cezalarla cezalandırılmalarına, ölümden doğan zararları için başvurucuya tazminat ödenmesine ya da buna ilişkin etkili bir yol sağlanmasına bağlıdır (Şehap Korkmaz ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2021/29627, 13/3/2025, § 54).

76. Somut olayda ölümün haber alınmasından hemen sonra soruşturma mercileri tarafından resen harekete geçilerek soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda olay yerinin incelenmesi, delil değeri taşıyabilecek eşyaların tespit edilmesi, zırhlı araç kamera kaydının temin edilmesi ve incelenmesi, olay hakkında bilgi sahibi olan kişilerin tespit edilmesi ve beyanlarının alınması gibi soruşturma işlemleri Başsavcılığın talimatıyla İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından gerçekleştirilmiştir. Olay günü ceset üzerinde adli muayene ve otopsi işlemleri yapılarak kesin ölüm nedeni belirlenmiştir. Buna göre maktul bir ateşli silah mermi çekirdeğine bağlı olarak kot ve humerus kırıklarıyla birlikte kalp ve iç organ yaralanmasıyla gelişen iç kanama sonucu ölmüştür.

77. Soruşturma kapsamında temin edilen zırhlı araç kamera kayıtlarını dikkate alan Başsavcılık ölümün aracın silah operatörü olan A.D. tarafından açılan ateş nedeniyle meydana geldiği değerlendirmesiyle adı geçen şüphelinin olası kastla öldürme suçundan cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlemiştir. Öte yandan Başsavcılık şüpheliler S.A., Ö.Ş., R.İ. ve A.T.nin olay sırasında araçta bulundukları ve hiç ateş etmedikleri, araç dışındaki şüpheliler M.G., C.B. ve M.D.nin ise havaya doğru ateş ettikleri değerlendirmesiyle anılan şüpheliler yönünden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.

78. Söz konusu yargılama sürecindeki belirleyici delilin zırhlı araç kamera kayıtları olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme, sanığın silah operatörü olduğu zırhlı aracın içini gösteren veya ses kaydı alan bir kamera tertibatı olup olmadığını araştırmıştır. Bu kapsamda ilgili makamlardan temin edilen bilgilere göre araçta ses kaydı yapabilen bir araç içi kamera yoktur. Dahası Mahkemenin talebiyle, ölüm anını gösteren zırhlı araç kamera kayıtları üzerinde manipülasyon yapılıp yapılmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu tarafından inceleme yapılmış ve sonrasında görüntülerde herhangi bir ses kanalı veya manipülasyon izi bulunmadığı yönünde rapor düzenlenmiştir.

79. Dolayısıyla somut olayda güvenilirliği konusunda kuşku duyulmasını gerektiren herhangi bir neden bulunmayan görüntü kayıtları, A.D.nin maktulün bulunduğu bölgeye doğru ateş ettiği yönündeki ikrarı, tanık beyanları ve maktulün ölümüne tek bir merminin neden olduğuna ilişkin otopsi raporu birlikte değerlendirildiğinde ölümün A.D.nin söz konusu eyleminden kaynaklandığı görülmüştür.

80. Yargılama neticesinde Mahkeme, sanık A.D.nin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan 3 yıl 10 ay 20 gün hapis cezası ile mahkûmiyetine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçeli kararda açıkladığı kabule göre olay günü bir terörist grubunun jandarma görevlileri ile çatışarak kaçmaya çalıştığını gösteren olgular karşısında olayda somut ve yakın bir tehlike mevcuttur. Sanık ve beraberindeki personel zırhlı araçla bu kişileri takip ederken yol kenarında durarak tarlalarda çalışanları uyarmayı düşünmüş, araçtan inen personelin aksine araç içindeki görevliler dışarıdaki insanları ve mevcut durumu tam olarak kavrayamamıştır. Sanık, dışarıdaki personelin zarara uğrayabileceği düşüncesiyle kaçmaya başlayan ve terörist zannettiği köylülerin önlerine doğru dört beş el ateş etmiştir. Görüntülerden silahlı olmadıkları anlaşılan köylü kadınların tehdit unsuru olarak düşünülmesi mümkün değildir. Ancak içinde bulunduğu psikolojik durum sanığın mesleğin gerektirdiği sağlıklı düşünme ve karar alma yetisini etkilemiştir. Sanık bu şekilde kaçan kişilerin önlerine doğru ateş etmiş ve S.İ.nin tek bir ateşli silah mermisiyle ölümüne neden olmuştur. Somut olayda kanun hükmünü ifa eden sanık öldürme kastıyla hareket etmemiş ancak tedbirsizlik ve dikkatsizlik nedeniyle ölüme neden olmuştur.

81. Başvurucular yargısal makamların suç vasfını hatalı belirlemeleri nedeniyle yakınlarını öldüren sanığın çok hafif bir ceza aldığını ileri sürmüştür. Bireylerin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunları incelemek, bireysel başvuruya konu edilen yargısal süreçte şüpheli ya da sanık sıfatını taşıyan kişilerin suçlu veya suçsuz olduğuna karar vermek ya da söz konusu yargısal süreçte sanıklara verilen cezaların miktarını belirlemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 76; Umut Tamaç, § 98). Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkıyla ilgili bir başvuruda incelediği husus, devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki sorumluluğudur (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96; Aysel Gezer ve diğerleri, § 147). Bu nedenle Anayasa Mahkemesinden sanıklara isnat edilen eylemlerin vasıflandırmasını yapması beklenmemelidir.

82. Bu bağlamda adli makamlarca olayın gerçekleşme şartlarını ortaya koyacak ve sorumluları tespit edilebilecek nitelikteki etkili bir ceza soruşturmasını müteakip yapılan yargılama neticesinde adli makamlarca suçun manevi unsuruna ilişkin ayrıntılı değerlendirmelerde bulunulmak suretiyle bir ihlal tespiti yapılmıştır. Somut olayın koşullarında yargılamaya konu eylem ile sanığa verilen ceza arasında açık bir orantısızlık bulunduğu ve/veya verilen kararın sanığın cezadan muaf tutulduğu izlenimi uyandırdığını söylemek mümkün görünmemektedir.

83. Öte yandan başvurucular, olayı organize eden M.G. ve suçta kullanılan silahın ateşleme mekanizmasının etkin hâle gelmesinde rolü olan S.A. ile diğer görevliler hakkında kovuşturma evresine geçilmediğinden yakınmıştır. Bu yöndeki iddialara karşın gerek sanık A.D. gerekse yargılama sürecinde dinlenen tanıklar olay esnasında başka bir jandarma görevlisinin A.D.ye ateş etmesi konusunda emir verdiğine ilişkin bir beyanda bulunmamıştır. Yine sanık A.D. 21/1/2021 tarihli savunmasında silahın ateşlenebilmesi için gerekli olan emniyet mekanizmalarının olay yerine intikal edildiği sırada açıldığını beyan etmiştir. Dolayısıyla incelemeye konu yargılama sürecinde ani şekilde gerçekleşen ve çok kısa sürede sona eren ateş etme eyleminin M.G., S.A. veya diğer askerî personelin emri veya yardımıyla gerçekleştiğine ilişkin somut bir olgunun tespit edilemediği değerlendirilmiştir. Yaşam hakkına ilişkin ihlal iddiasının ceza yargılamasının bütünü gözetilerek incelenmesi ve ölümün meydana gelmesinde mahkûmiyetine karar verilen A.D. haricinde herhangi bir jandarma görevlisinin cezai sorumluluğu olduğuna ilişkin herhangi bir olgu bulunmaması nedeniyle başvurucuların haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen görevliler hakkındaki iddialarının ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

84. Son olarak olaya ilişkin olarak görülen tam yargı davaları neticesinde İdare Mahkemesi tarafından yapılan kusur tespiti sonucunda takdir edilen ölçüler çerçevesinde aralarında bir kısım başvurucunun da olduğu davacılar lehine 395.957,10 TL maddi ve 170.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Her iki tam yargı davasında davacıların taleplerinin tamamen kabul edilmesi karşısında hükmedilen tazminatlar ile başvurucuların uğradıkları zararlar arasında açık bir orantısızlık olduğu da söylenemez.

85. Bu nedenle somut başvuruda adli makamlarca olayın gerçekleşme şartlarını ve sorumluları belirsizlik içinde bırakmayan, etkili yürütülen bir soruşturma neticesinde güç kullanımının şartları ve ilkelerine ilişkin ayrıntılı değerlendirmeler içeren bir kararla fiilin ağırlığıyla uyumlu olduğu değerlendirilen bir mahkûmiyet kararı verildiği ve ceza yargılaması sürecinin yanında görülen tam yargı davaları neticesinde de ihlal tespitlerini müteakip bir kısım başvurucular lehine talep edilen tazminatlara hükmedildiği gözönüne alındığında başvurucuların mağdur sıfatının ortadan kalktığı değerlendirilmiştir.

86. Açıklanan gerekçelerle başvurunun kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Yaşam Hakkıyla Bağlantılı Olarak Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

87. Başvurucular, yakınları S.İ.nin Kürt olması nedeniyle ve ayrımcı bir saikle öldürüldüğünden yaşam hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğinden yakınmıştır. Başvuruculara göre karakol Komutanı M.G. başvurucu Hasan İnce'yi tanımakta ve oğullarından birinin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan bir süre önce tutuklandığını bilmektedir. M.G. askerî personeli teröristlerin kaçtığı istikamet yerine başvurucu Hasan İnce ve ailesinin çalıştığı tarlaya sevk etmiş, planlı bir şekilde yakınlarının ölümünü organize etmiştir.

88. Bakanlık görüşünde, ayrımcılık yasağı iddiasına ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

89. Yaşam hakkının ihlal edildiği iddiası kapsamında yapılan değerlendirmede ani şekilde gerçekleşen ve çok kısa sürede sona eren ateş etme eyleminde A.D. dışındaki jandarma personelinin cezai sorumluluğu olduğuna ilişkin herhangi bir olgunun bulunmadığı kabul edilmiştir (bkz. § 83). Başvurucu Hasan İnce'nin 20/7/2016 tarihli Başsavcılık ifadesinde M.G.nin ateş etme eylemi öncesinde kendilerine "Kaçın kaçın, burayı terk edin." şeklindeki sözlerle uyarıda bulunduğu yönündeki beyanı gözetildiğinde söz konusu değerlendirmenin Karakol Komutanı M.G. hakkında ayrımcılık yasağı kapsamında ileri sürülen iddialar bakımından da geçerli olduğu ifade edilmelidir.

90. Şiddet fiillerinin soruşturulması sırasında, fiilin işlenmesinde ırkçılık veya benzeri nefret saiklerinin etkili olup olmadığının araştırılması yükümlülüğünün ortaya çıkabilmesi için somut olayda buna işaret eden olguların var olması gerekir. Somut olayda başvurucuların yakınının ölümünde ırkının veya siyasi kimliğinin etkili olduğuna delalet eden bir emareyi başvurucular gösterebilmiş değildir. Dolayısıyla somut olayda ayrımcılık yasağı yönünden ilave araştırma yükümlülüğünün doğduğu ve yetkili makamların bu yükümlülüğe aykırı hareket ettikleri söylenemeyecektir.

91. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 28/1/2026tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Ahmet İnce ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2021/48529, 28/1/2026, § …)
   
Başvuru Adı AHMET İNCE VE DİĞERLERİ (2)
Başvuru No 2021/48529
Başvuru Tarihi 5/11/2021
Karar Tarihi 28/1/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, güvenlik güçlerince gerekli olmadığı hâlde silahlı güç kullanılması sonucu bir kişinin yaşamını yitirmesi ve bu olayla ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Güvenlik güçlerinin ölümcül güç kullanması Kişi Bakımından Yetkisizlik
Yaşam hakkı ile bağlantılı ayrımcılık yasağı Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi