logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Muhammed Şahin Uca [2. B.], B. No: 2021/49149, 15/10/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MUHAMMED ŞAHİN UCA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/49149)

 

Karar Tarihi: 15/10/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportörler

:

Rıdvan DEMİR

 

 

Hasan HÜZMELİ

Başvurucu

:

Muhammed Şahin UCA

Vekili

:

Av. Yağmur KAVAK

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; kişinin basın açıklamasına katılmasından dolayı gözaltına alınması, gözaltı sürecinde fiziksel saldırıya uğraması ve bu konuda yaptığı şikâyet üzerine yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu 20/5/2021 tarihinde katıldığı basın toplantısının sona ermesinin ardından 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ettiği gerekçesiyle saat 19.30'da gözaltına alınmış ve 21/5/2021 tarihinde serbest bırakılmıştır. Gözaltı sürecinde aynı gün saat 20.41'de ve bir sonraki gün saat 10.54'te başvurucu hakkında düzenlenen adli muayene raporlarında yeni oluşmuş darp veya cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir.

3. Başvurucu; yakalama sırasında, polis merkezinde ve polis aracında tekme, tokat ve yumruklarla defalarca darbedildiği, kendisine sürekli hakaret edildiği, nezarethanede suya ve şekere erişiminin kısıtlandığı, hijyenik bir ortam sağlanmadığı iddiasıyla İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu, suç duyurusuyla ilgili dilekçesinde ayrıca elleri arkasından kelepçeli şekilde tutulmasından da yakınmış ve kolluk görevlilerinin adli muayeneyi yapan doktora "Raporda bir şey yazarsa sıkıntı yaşarız." diyerek gördüğü şiddetle ilgili bulguların rapora yazılmasının önüne geçtiğini iddia etmiştir. Adli muayene raporlarının güvenilir olmadığını düşündüğünden Türkiye İnsan Hakları Vakfına (Vakıf) başvurduğunu, Vakıf tarafından düzenlenecek raporu daha sonra dosyaya sunacağını ifade etmiştir. Başvurucu, dilekçesinin ekine uğradığını iddia ettiği şiddete ilişkin fotoğrafları eklemiştir.

4. Başvurucunun suç duyurusu üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili bir ceza soruşturması başlatmıştır. Konu hakkında da tahkikat yapılması için ilgili kolluk birimlerine müzekkere yazılmıştır. Kolluk görevlilerinin olay gününe ilişkin olarak düzenlediği tutanakta, bazı sivil toplum kuruluşları ile siyasi partilerin organizasyonuyla başvurucunun da aralarında olduğu yaklaşık 45 kişinin İsrail'in Filistin'e yönelik politikalarını protesto etmek amacıyla İstanbul'un Sancaktepe ilçesinde bir basın açıklaması düzenlendiği belirtilmiştir. Kolluk görevlilerince düzenlenen 20/5/2021 tarihli tutanak ve 21/5/2021 tarihli fezlekeye göre aralarında başvurucunun da olduğu üç kişinin basın açıklaması sırasında slogan attırdığı tespit edilmiştir. Basın açıklamasının tamamlanmasının ardından grubun dağılmaya başladığı sırada bu kişilerden GBT (genel bilgi toplama) işlemi kapsamında kimliklerini ibraz etmeleri istenmiş; bu kişilerin kimlik vermemekte direnmeleri üzerine polis merkezine götürülecekleri ihtar edilmiştir. Akabinde slogan atmaya başlayan başvurucunun da aralarında olduğu kişiler, kimlik tespitlerinin yapılması amacıyla orantılı güç kullanılarak polis merkezine götürülmüştür. Yapılan sorgulamada başvurucu ve diğerleri hakkında herhangi bir arama kaydı bulunmadığının anlaşılması sonrası 2911 sayılı Kanun'a aykırı davranış nedeniyle Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda gözaltı işlemi uygulanmıştır.

5. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nde (UYAP) yapılan inceleme neticesinde Cumhuriyet Başsavcılığının başvurucunun da aralarında olduğu kişiler hakkında kanuna aykırı olarak yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde ihtara rağmen dağılmama suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiği tespit edilmiştir. Kararda; dosya kapsamında kolluk görevlilerince katılımcılara usulüne uygun şekilde üç kez ihtarda bulunulduğuna dair herhangi bir belge bulunmadığı, bu nedenle suçun kanuni unsurlarının oluşmadığı değerlendirilmiştir.

6. Tahkikat kapsamında, başvurucuyu gözaltına aldığı belirtilen kolluk görevlilerininşüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Kolluk görevlileri, yasa dışı toplantıya müdahale esnasında başvurucunun gözaltına alındığını ve kendilerinin suç teşkil eden fiilleri olmadığını beyan etmiştir.

7. Cumhuriyet Başsavcılığı 1/7/2021 tarihinde başvurucunun işkenceye maruz kaldığı, fiziksel şiddet gördüğü ve hakarete uğradığı iddialarına ilişkin olarak soyut beyanları dışında delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucunun karara yaptığı itiraz İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hâkimliğince reddedilmiştir. Karar başvurucuya 8/10/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.

8. Başvurucu 5/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Bireysel başvuru tarihiyle aynı gün Vakıf tarafından düzenlenen rapora göre başvurucu 28/5/2021 tarihinde Vakfa başvurmuş, kolluk görevlilerinin saldırısına uğraması nedeniyle vücudunun çeşitli yerlerinde ekimoz (deri altında kan birikmesi), abrazyon (sıyrık) ve çizikler tespit edilmiştir.

10. Başvurucunun gözaltına alındığı esnada kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin olarak başvuru dosyasına sunduğu görüntülerin incelenmesi sonucunda başvurucunun "İnsanlık onuru, işkenceyi yenecek." şeklinde slogan attığı sırada dört kolluk görevlisi tarafından yere yatırılarak kelepçelendiği anlaşılmıştır.

11. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

12. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

A. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

13. Başvurucu 20/5/2021 tarihinde yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşü sonrasında yakalanırken ve gözaltında tutulurken tekme, tokat ve yumruklarla kendisine fiziksel şiddet uygulandığını, hakarete uğradığını, beş saat boyunca elleri arkadan kelepçeli şekilde tutulduğunu, yasak sorgu işlemleri yapıldığını belirterek kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda başvurucu hakkında düzenlenen adli raporların bir bütün olarak ele alındığı ve usul yükümlülüğüne ait gereklerin özenle yerine getirildiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bir kimsenin devlet görevlilerinin 17. maddenin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir bir iddiada bulunması hâlinde etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci, gerektiği ölçüde kamu denetimine ve mağdurun erişimine açık olmalı; mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli; soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Ayrıca yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara ulaşmamalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 101-103; S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 111-114; Veli Saçılık (2) [1. B.], B. No: 2018/24614, 18/10/2022, § 16).

16. Somut olayda Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun iddialarının soyut olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Ne var ki adli muayene raporlarında darp ve cebir izinden söz edilmese de başvurucu, uğradığını iddia ettiği şiddetle ilgili birtakım fotoğraflar sunmuş ve kolluk görevlilerinin adli muayeneyi yapan doktora "Raporda bir şey yazarsa sıkıntı yaşarız." diyerek gördüğü şiddetle ilgili bulguların rapora yazılmasının önüne geçtiğini iddia etmiştir. Bu durumda Cumhuriyet Başsavcılığı; yakalama anından serbest kaldığı ana kadar geçen sürede başvurucunun iddia ettiği gibi fiziki şiddete uğrayıp uğramadığı konusunda tüm delilleri toplamalı (kamera kayıtları, başvurucunun yeniden muayene ettirilmesi, fotoğraflarda gözüken yaraların yakalama ve/veya gözaltı sürecinde oluşup oluşmadığı konusunda bilirkişi raporu alınması, teşhis işlemine başvurulması) ve başvurucunun sunduğu fotoğraflarla ilgili bir değerlendirme yapmalıdır. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun diğer kötü muamele iddiaları yönünden gerekli delilleri toplayarak bu iddiaları verdiği kararda değerlendirmelidir. O hâlde başvurucunun iddiaları hakkında Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği etkililikte bir soruşturma yürütülmemiştir.

17. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

18. Kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği iddialarının incelenebilmesi için olayı çevreleyen maddi koşullar, inceleme yapmaya olanak verecek şekilde aydınlatılmalıdır. Olayın aydınlatılması ise ihlal iddiaları ile ilgili etkili bir soruşturma yapılmasına bağlıdır. Başvuruya konu olayda olayı çevreleyen koşullar yeterince aydınlatılmadığından bu aşamada kötü muamele yasağının maddi boyutu yönünden inceleme yapılması mümkün görülmemiştir.

B. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

19. Başvurucu, güncel bir konuda yapılan basın açıklamasına katıldığı için hukuka aykırı olarak gözaltına alındığını ileri sürmüş; etkinliğin barışçıl niteliğine vurgu yaparak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bakanlık, bu iddialara ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.

20. Dosyadaki belgelere göre başvurucunun katıldığı basın açıklamasına herhangi bir müdahalede bulunulmamış; başvurucu, etkinlik sırasında bir engellemeyle karşılaşmamıştır ancak etkinlik sonrası 2911 sayılı Kanun'a muhalefet ettiği gerekçesiyle gözaltına alınmıştır. Dolayısıyla basın açıklamasına katılması nedeniyle başvurucu hakkında koruma tedbiri uygulanması, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale teşkil etmektedir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. İhsan Uğraş [1. B.], B. No: 2015/5365, 3/4/2019, § 24; Hüseyin Doğan ve Yusuf Kaya [2. B.], B. No: 2020/4741, 5/10/2023, § 8; Songül Eriş ve Bedriye Kuş [2. B.], B. No: 2020/38552, 30/3/2022, § 25).

21. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin yargı merciilerince giderilmemesi durumunda başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt [2. B.], B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

22. Eldeki olayda başvurucu, hukuka aykırı müdahaleden sorumlu olduğunu düşündüğü kişiler hakkında suç duyurusunda bulunduktan sonra bireysel başvuru yapmıştır. Başvuru formunda başvurucunun ihlal iddiasını yalnızca gözaltı işlemine dayandırdığı ve başka bir müdahale iddiasında bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesince değerlendirmesi gereken husus, toplantı ve gösteri yürüyüşüne yalnızca yakalama ve/veya gözaltı tedbiri uygulanarak müdahale edilmesi durumunda ceza yargısı yolunun tüketilmesinin bireysel başvuru için yeterli olup olmadığıdır.

23. Anayasa Mahkemesi Gülseren Çıtak ([GK], B. No: 2020/1554, 27/4/2023) kararında içtihat değişikliğine giderek hakkında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilen kişilerin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesi kapsamında açtıkları tazminat davalarının başvuru yollarını tüketme açısından yeterli olduğunu belirlemiştir. Özellikle 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan davalarda yakalama, gözaltı ve tutuklamanın hukuka aykırı olduğu kabul edildiğinden Anayasa Mahkemesi, incelemenin yalnızca tazminat miktarının yeterliliği ile sınırlı olacağını vurgulamıştır (ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gülseren Çıtak, §§ 36-39).

24. Anayasa Mahkemesi anılan içtihat değişikliğini dikkate alarak olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Yalçın Düzgün ([GK], B. No: 2021/23140, 29/5/2024) kararında, bir basın açıklamasına katılması nedeniyle hakkında yakalama ve gözaltı işlemi uygulanan kişiye verilen tazminatın yeterliliğini kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bağlamında incelemiştir. Karara konu olayda, bir basın açıklamasına katılmak istemesi nedeniyle gözaltına alınan ve 2911 sayılı Kanun'a aykırı davrandığı gerekçesiyle hakkında açılan ceza davasında beraat eden kişi, haksız yakalama ve gözaltı işlemi nedeniyle açtığı davada hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğunu ileri sürerek anayasal haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir (Yalçın Düzgün, §§ 14, 20, 21).

25. Anayasa Mahkemesi, manevi tazminat davasında hükmedilen tazminat miktarının hakkın özünü zayıflatacak kadar düşük olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının da ihlal edildiğine karar vermiştir. Ayrıca koruma tedbirlerinin kişi üzerindeki olumsuz etkileri ile ihlalin ağırlığının aynı davada ceza mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Yalçın Düzgün, § 18).

26. Anılan kararda 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunun yakalanan, gözaltına alınan veya tutuklanan kişilerin zararlarını gidermek amacıyla düzenlendiği ve kanun koyucunun bu zararların giderilmesine herhangi bir sınırlama getirmediği hatırlatılmıştır. Bu kapsamda yargı merciilerinin koruma tedbirlerinin birden fazla temel hakkın ihlaline yol açması durumunda ihlalin ağırlığını ve kişinin maruz kaldığı olumsuz etkileri dikkate alarak tazminat miktarını adil şekilde belirlemesi gerektiği vurgulanmıştır. Başka bir ifadeyle 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılan tazminat davasında yargı merciinin uyguladığı yakalama ve/veya gözaltına alma tedbirinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesinin ve bu hususun takdir edilen tazminat miktarında gözetilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir (Yalçın Düzgün, §§ 23, 24).

27. Diğer yandan toplantıya müdahalenin yalnızca yakalama ve/veya gözaltı tedbiriyle sınırlı kalmadığı, engelleme, dağıtma gibi diğer müdahalelerin de söz konusu olduğu hâllerde Anayasa Mahkemesi tazminat yolunu zorunlu bir başvuru yolu olarak kabul etmemiştir. Bu tür durumlarda ceza yargısı yolunun tüketilmesi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının incelenmesi açısından yeterli görülmüştür (Öner Yakasız ve diğerleri [2. B.], B. No: 2015/9430, 20/3/2019, § 39; Betül Çetin ve Döndü Kurşunoğlu [2. B.], B. No: 2021/43163, 9/2/2023, §§ 14-21).

28. Tüm bu açıklamalara göre somut olayda olduğu gibi yalnızca yakalama ve/veya gözaltı tedbiri nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlalinin ileri sürüldüğü durumlarda 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında öngörülen tazminat yolunun başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir, elverişli ve makul ölçüde başarı sağlayabilecek bir hukuk yolu olduğu kabul edilmiştir.

29. Bu kapsamda başvuruya konu olan gözaltı işleminin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını olumsuz etkilediğinin tespiti hâlinde görevli mahkemece adil bir tazminata hükmedilebilecektir. Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen dava yolunun başvurucu açısından uygun ve telafi edici nitelikte olduğu, bu yol tüketilmeden bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

31. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden soruşturma yapılması ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

32. Başvuruda tespit edilen kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği Cumhuriyet Başsavcılığının yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden soruşturma konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

33. Öte yandan manevi zararları karşılığında başvurucuya talebiyle bağlı kalınarak net 100.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2021/103254) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

F. 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 15/10/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Muhammed Şahin Uca [2. B.], B. No: 2021/49149, 15/10/2025, § …)
   
Başvuru Adı MUHAMMED ŞAHİN UCA
Başvuru No 2021/49149
Başvuru Tarihi 5/11/2021
Karar Tarihi 15/10/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, kişinin basın açıklamasına katılmasından dolayı gözaltına alınması, gözaltı sürecinde fiziksel saldırıya uğraması ve bu konuda yaptığı şikâyet üzerine yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkı Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Kötü muamele yasağı Diğer kötü muamele iddiaları İhlal Yeniden soruşturma
İhlal Manevi tazminat
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi