|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
ÇAĞRI AVCI BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/50680)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 4/11/2025
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Şeyda Nur ÜN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Çağrı AVCI
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; ceza infaz kurumunda açlık grevi yapan başvurucuya disiplin cezası verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, infaz hâkimliğince yapılan inceleme sırasında duruşmada hazır bulunmayı talep etmesine rağmen yalnızca ses ve görüntü aktarımı yoluyla duruşmaya katılma imkânı verilmesi nedeniyle de duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. 1992 doğumlu olan başvurucu, başvuru tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma ve diğer bazı suçlardan hükümlü olarak Van F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır. Başvurucu 29/9/2020 tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bir dilekçe yazarak açlık grevine başlayacağını bildirmiştir. Başvurucu dilekçesinde "4 yıldır ailesinden uzakta bir ceza infaz kurumunda bulunduğunu, uzaklık nedeniyle ailesi ile sadece 3 kez görüşebildiğini, arkadaşları ile görüşemediğini, pandemi sürecinde sohbet hakkının olmadığını, cezasının 30 yıl olduğunu ve 30 yıl boyunca ailesinden uzak kalamayacağını, aynı dosyada yargılandığı arkadaşlarından uzak tutularak tecrit edildiğini ve Silivri veya Kocaeli Ceza İnfaz Kurumlarından birine nakli yapılıncaya dek süresiz açlık grevine başladığını" ifade etmiştir.
3. Başvurucunun 30/9/2020 tarihinde açlık grevine başlaması üzerine Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı (Disiplin Kurulu) başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatmıştır. Yapılan soruşturma sonucunda Disiplin Kurulu 8/10/2020 tarihinde "..açlık grevi eylemi nedeniyle kurum içerisinde ilave güvenlik tedbirleri alınması, hükümlünün sürekli denetim ve gözetim altına alınması, rutinin dışında kurum içi güvenlik, asayiş ve önleyici tedbirler alınması ile sürekli sağlık kontrollerinin yapılması gerektiği için kurumun güvenlik ve asayişini bozan eylemler niteliğinde olması" gerekçesiyle başvurucu hakkında 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendi uyarınca üç ay süreyle bazı etkinliklere (spor) katılmaktan alıkoyma disiplin cezası uygulanmasına karar vermiştir.
4. Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumunun kararına itiraz etmiş; itiraz dilekçesinde de savunmasını mahkeme huzurunda yapmak istediğini beyan etmiştir. İtirazı inceleyen Van İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) 30/11/2020 tarihli duruşmada başvurucuyu Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) kullanarak hazır etmiştir. Başvurucu savunmasında SEGBİS vasıtasıyla kendisini ifade edemediğini ve mahkeme huzurunda savunma yapmak istediğini beyan etmiştir. İnfaz Hâkimliği de başvurucunun mahkeme huzurunda savunma yapmak istediğine yönelik talebinin COVID-19 pandemi koşullarının seyri takip edilerek bir sonraki celsede değerlendirilmesine karar vermiştir.
5. İnfaz Hâkimliği 15/3/2021 tarihli duruşmada başvurucuyu yine SEGBİS vasıtasıyla hazır etmiş, başvurucu savunmasında SEGBİS vasıtasıyla kendisini ifade edemediğini ve mahkeme huzurunda savunma yapmak istediğini beyan etmiştir. İnfaz Hâkimliği başvurucunun talebinin COVID-19 pandemi koşullarının seyri takip edilerek bir sonraki celsede değerlendirilmesine karar vermiştir.
6. 31/5/2021 tarihli duruşmada SEGBİS ile bağlantı kurulamaması üzerine İnfaz Hâkimliği bir sonraki duruşma gün ve saatinde başvurucunun SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmesine karar vermiştir. 5/7/2021 tarihli duruşmada da aynı durum yaşanmış ve İnfaz Hâkimliği bir sonraki duruşma gün ve saatinde başvurucunun SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmesine karar vermiştir.
7. İnfaz Hâkimliği 26/7/2021 tarihli duruşmada başvurucuyu yine SEGBİS vasıtasıyla hazır etmiş, başvurucu da savunmasında SEGBİS vasıtasıyla kendisini ifade edemediğini ve mahkeme huzurunda savunma yapmak istediğini tekrarlamıştır. İnfaz Hâkimliği bu celsede başvurucunun savunma yapma hakkından vazgeçmiş sayıldığına karar vermiştir. İnfaz Hâkimliğinin gerekçesi ise şöyledir:
"İtiraz edenin; segbis sisteminin sağlıklı bir şekilde kurulmuş olması, hakimin sorularına tekrar etmeye gerek duymadan cevap vermesi, her iki tarafın birbirini görmesi ve net olarak duymasına rağmen segbis ile savunma vermek istemediğini belirttiği, 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun 6. maddesinin 4. fıkrasında bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde 5271 sayılı CMK hükümlerine göre inceleme ve işlemlerin yürütülerek karar verileceğinin, CMK'nın 196/4 maddesi ile de hakimin zorunlu gördüğü durumlarda aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusunun yapılabileceği veya duruşmalara katılımının sağlanabileceğinin düzenleme altına alındığı, ülkemizde görülen COVID-19 salgın hastalığı sebebiyle ve genel sağlığın korunması amacıyla ifadelerin segbis sistemi ile alınmasında yarar olduğu, cezaevinde alınan tedbirlerin üst düzeyde halen devam ettiği, zira yaşanan dönem içinde cezaevlerinde avukat görüşlerinin kapalı görüş şeklinde cam arkasından yapıldığı, görevli infaz koruma memurlarının izolasyon altında tutularak çalıştıklarının bilindiği, Hakimliğimizce İnfaz Hakimliği Kanununun 6/2-son cümlesi uyarınca cezaevine gidilerek itiraz eden tutuklu-hükümlülerin savunmalarının aynı ortam içerisinde alınmasının tehlike arz ettiği, segbis sisteminin kullanılarak ifade alınmasının hakimliğimiz açısından bir zorunluluk teşkil ettiği anlaşılmakla itiraz edenin hakimliğimiz duruşma salonuna getirilme talebinin reddi ile savunma yapma hakkından vazgeçmiş sayılmasına karar verildiği..."
8. İnfaz Hâkimliği 21/9/2021 tarihinde "..tutanaklardan anlaşıldığı üzere hükümlünün 30/09/2020 tarihinde açlık grevine girdiği hususunun sabit olduğu, açlık grevi yapmak suçunun şekli bir suç olması nedeniyle hükümlünün amacı ne olursa olsun protesto amaçlı açlık grevi yapması halinde de suçun oluştuğu, hükümlünün eylemini gerçekleştirme şekli, eyleminin sübutuna ilişkin kabul, cezanın uygulanış şekli ve kullanılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı" gerekçesiyle başvurucunun itirazının reddine karar vermiştir.
9. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına da itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi 7/10/2021 tarihinde "kararın usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle başvurucunun itirazını kesin olarak reddetmiştir.
10. Başvurucu, nihai kararı 21/10/2021 tarihinde öğrendikten sonra 26/10/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
12. Başvurucunun yaptığı açlık grevine ilişkin olarak Ceza İnfaz Kurumu tarafından bazı bilgi ve belgeler Anayasa Mahkemesine gönderilmiştir. Söz konusu bilgi ve belgelere göre başvurucu 30/9/2020 tarihinde açlık grevine başlamış, 2/10/2020 tarihinde ise açlık grevini sonlandırmıştır. Bu süreç içinde Ceza İnfaz Kurumu tarafından başvurucunun iaşelerinde gerekli düzenlemelerin yapılması ve açlık grevi nedeniyle ek güvenlik önlemlerinin alınması amacıyla ilgili yerlere müzekkere yazılmıştır.
II. DEĞERLENDİRME
13. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
14. Başvurucu, protesto amacıyla açlık grevi yapması nedeniyle hakkında disiplin cezası uygulanmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmiştir.
15. Bakanlık görüşünde; mevcut başvuruda başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken görüş yazısında yer verilen Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
16. Anayasa Mahkemesi ceza infaz kurumlarında yapılan açlık grevlerinin bir ifade yöntemi olabileceğini kabul etmiştir (Mehmet Ayata [1. B.], B. No: 2013/2920, 7/7/2015, § 24; Kahraman Güvenç (3) [2. B.], B. No: 2013/3551, 14/4/2016, § 31; Kahraman Güvenç (4) [1. B.], B. No: 2016/15659, 23/6/2020, § 26). Bu bağlamda başvurucunun açlık grevine başlaması nedeniyle hakkında verilen disiplin cezasının bir bütün olarak ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
18. Yapmış olduğu açlık grevi eylemi nedeniyle hakkında disiplin cezası uygulanan başvurucunun ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur. Müdahaleye dayanak olan 5275 sayılı Kanun'un 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması meşru amacı kapsamında kaldığı anlaşılmıştır. O hâlde yapılması gereken, söz konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunu denetlemektir.
19. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararında ifade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu belirtmiştir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).
20. Herkes gibi hükümlü ve tutuklular da Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak koruma alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65) ve bu bağlamda ifade özgürlüğüne de sahiptir (Murat Karayel (5) [2. B.], B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27).
21. Öte yandan ifade özgürlüğünün mutlak bir hak olmadığı ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sebeplerle sınırlandırılabileceği unutulmamalıdır. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir (Murat Karayel (5), § 29). Nitekim bu ilkeye uygun olarak 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesine göre ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlal ettiğinde eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre hükümlü hakkında kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013; Murat Karayel (5), §§ 43, 44; Cihat Özdemir [2. B.], B. No: 2015/214, 9/5/2018, § 22).
22. Olay tarihinde terör suçundan Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucu hakkında açlık grevi yapması nedeniyle disiplin cezası uygulanmıştır. Anayasa Mahkemesi daha önce açlık grevinin oldukça hassas ve istisnai bir düşünce açıklama yöntemi olduğunu belirtmiş; ceza infaz kurumlarında açlık grevine başvurulduğu hâllerde devletin ceza infaz kurumunun güvenliğini ve düzenini sağlama yükümlülüğüne, mutlak kontrolünde bulunan ve bu kurumlarda zorunlu olarak tutulan bireylerin sağlıklarının korunması yükümlülüğünün ilave olacağını ifade etmiştir (Şükrü Yıldız [2. B.], B. No: 2015/18720, 9/5/2018, § 21; Murat Karayel (5), § 46; Cihat Özdemir, § 22).
23. Başvurucu, yüksek güvenlikli bir ceza infaz kurumunda bulunmaktadır. Yüksek güvenlikli ceza infaz kurumları, mevzuatı gereğince terörle bağlantılı suçlardan hükümlü ya da tutuklu olanlar gibi sadece tehlikeli hükümlü ve tutuklu statüsündeki kişilerin barındığı, fiziki yapısı, elektrik ve elektronik güvenlik sistemleri ile yönetim planı bakımından güvenliği tehdit eden unsurların en aza indirildiği, içten ve dıştan koruma görevlileri ile her tür düzensizliğe ve karışıklığa karşı oluşturulmuş ceza infaz kurumlarıdır. Söz konusu kurumlarda güvenliğin sağlanması ve karışıklığın önlenmesi, yalnızca mahpusların ıslahının sağlanması için değil aynı zamanda görevliler dahil infaz kurumu çatısı altında bulunan herkesin başta can güvenliği olmak üzere her türlü menfaatlerinin korunması için yaşamsal önemdedir. Dolayısıyla yüksek güvenlikli ceza infaz kurumunda bulunan mahpusların içeriği veya açıklama biçimi nedeniyle ceza infaz kurumunun güvenliğini ve düzenini tehdit eden veya bozan düşüncelerinin açıklanmasına müdahale edilmesinde kamu gücünü kullanan otoritelerin çok daha geniş takdir yetkisi bulunmaktadır (Kahraman Güvenç (4), § 37).
24. Somut olayda başvurucu, Bakanlığa yazdığı bir dilekçe ile ailesinden uzakta bir ceza infaz kurumunda bulunduğunu ve yakınlarından ayrı tecrit edildiğini belirterek ailesine yakın bir ceza infaz kurumuna nakli yapılıncaya dek süresiz açlık grevine başlayacağını belirtmiş ve ertesi gün de açlık grevine başlamıştır. Ceza İnfaz Kurumu da başvurucunun açlık grevine başlaması üzerine ek güvenlik önlemlerinin alınması ve başvurucunun iaşelerinde gerekli düzenlemelerin yapılması için harekete geçmiş ve ilgili yerlere müzekkereler yazmıştır. Bu noktada -başvurucunun eylemini yüksek güvenlikli ceza infaz kurumu koşullarında gerçekleştirdiği hususu da gözönüne alındığında- başvurucunun bir düşünce açıklama yöntemi olarak seçtiği açlık grevi, hassas doğası nedeniyle Ceza İnfaz Kurumunda sağlık ve güvenlik alanında rutinin dışında bir dizi tedbirin alınmasını gerektirmiştir. Söz konusu eylem ve sonucunda alınan bu tedbirlerin de Kurumdaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek nitelikte kabul edilmesi gerektiği gözden kaçırılmamalıdır.
25. Bu kapsamda başvurucunun bulunduğu Ceza İnfaz Kurumundan nakil istemine yönelik olarak idari ve hukuki yollara başvurmaksızın açlık grevi eylemine başvurduğu ve Ceza İnfaz Kurumunda bir dizi güvenlik ve sağlık önlemlerinin alınmasına sebep olduğu anlaşılmaktadır. Sonuç olarak yetkililerin dikkatini çekmek amacıyla açlık grevi yapmak gibi istisnai bir yola başvurmayı haklılaştırmak için dayandığı gerekçelerle birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun yüksek güvenlikli ceza infaz kurumunda bulunmasının gerektirdiği sorumluluğa uygun davranmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucuya verilen cezanın zorunlu bir ihtiyacı karşıladığı, açlık grevinden beklenen fayda ile Ceza İnfaz Kurumundaki disiplinin temin edilmesi arasındaki dengenin sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan Ceza İnfaz Kurumu idaresinin takdir payı ile birlikte değerlendirildiğinde başvurucuya eylemi nedeniyle verilen üç ay süreyle bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma disiplin cezasının orantılı olmadığı da söylenemez.
26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Yıldız SEFERİNOĞLU ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.
B. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu; açlık grevi yapması nedeniyle aldığı disiplin cezası yönünden yaptığı itirazda İnfaz Hâkimliğine birçok defa mahkeme huzurunda hazır edilerek savunma yapmak istediğini beyan etmesine karşın duruşmalarda hazır edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
28. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkı yönünden incelenmiştir (Emrah Yayla [GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020, §50; Rıza Şahin [1. B.], B. No: 2016/12909, 22/7/2020, § 52; Ercan Yıldız ve diğerleri (2) [GK], B. No: 2022/60188, 8/7/2025, § 34).
29. Anayasa Mahkemesi daha önce vermiş olduğu birçok kararda, adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğunu belirterek hakkın kapsamının bu konularla sınırlandırıldığını kabul etmiştir (Onurhan Solmaz [1. B.], B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 23; Nihat Akbulak [GK], B. No: 2015/10131, 7/6/2018, § 35; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, § 44). Öte yandan Anayasa Mahkemesi; ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ya da hükümlüler hakkında uygulanan disiplin cezalarının infazının kişiler üzerinde yaratacağı etkiyi değerlendirmek suretiyle bazı disiplin cezalarının kişisel hak ve bu bağlamda medeni hak niteliğinde olduğunu, söz konusu disiplin cezalarına karşı yapılan şikâyetlerin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin de medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığını ifade etmiştir (birçok karar arasından bkz. Giyasettin Aydın [2. B.], B. No: 2013/1852, 25/3/2015, § 37; Cihan Yeşil [1. B.], B. No: 2013/8635, 6/5/2015, § 35; Metin Yamalak (2) [1. B.], B. No: 2013/9450, 13/4/2016, § 59).
30. Somut olayda başvurucu aldığı disiplin cezasının infazından dolayı bazı etkinliklere katılmaktan yoksun bırakılacağından anılan içtihatlardan hareketle söz konusu cezanın da medeni hak niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla hakkında uygulanan disiplin cezası nedeniyle başvurucunun yaptığı şikâyetin İnfaz Hâkimliği tarafından incelenmesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığının ve somut olayda Anayasa'nın 36. maddesinin uygulanmasının mümkün olduğunun kabul edilmesi gerekir (Ercan Yıldız ve diğerleri (2), § 36).
31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
32. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet Fidan [1. B.], B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37).
33. Anayasa'nın 36. maddesine "...ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dahil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılama kavramından hareket ederek adil yargılanma hakkının gereklerini saptamıştır. Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında adil yargılanma hakkının gereklerinden birinin de duruşmada hazır bulunma hakkı olduğunu birçok kararında vurgulamıştır. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının duruşmada hazır bulunma hakkını da kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Emrah Yayla, § 59; Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, 6/2/2020, § 73).
34. Tarafların duruşmada hazır bulunma hakkı hem savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine işlerlik kazandırmaktadır. Anılan hak, sadece duruşmada hazır bulunmayı değil duruşma sürecini dinlemeyi, takip etmeyi, iddia/savunmaları destekleyecek şeyleri ileri sürmeyi de içerir. Dolayısıyla duruşmada hazır bulunma hakkının tarafların yargılamaya etkili katılmaları ile doğrudan ilişkisi vardır. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklar da dahil olmak üzere tarafların duruşmada hazır bulunmasının sağlanması çelişmeyi gerçekleştirmektedir. Böylelikle taraflar gösterdikleri kanıtlardan ve sundukları görüşlerden bilgi sahibi olmakta ve bunlarla ilgili görüşlerini bildirebilme imkânını elde etmektedir (Emrah Yayla, § 60; suç isnadı altındaki kişiler yönünden benzer bir değerlendirme için bkz. Şehrivan Çoban, § 74; Ercan Yıldız ve diğerleri (2), § 40).
35. Diğer taraftan medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklar açısından tarafların duruşmada hazır bulunması, onların iddia ve savunma imkânlarını doğrudan kullanmalarına ve uyuşmazlıkla ilgili olan taleplerini huzurda açıklamalarına olanak tanımaktadır. Taraflar duruşmada bizzat hazır bulunmak suretiyle teknik ve fiziksel engeller bulunmaksızın delillerini ileri sürebilmekte ve diğer tarafça gösterilen delillere itiraz etmek ve davasını bizzat savunmak suretiyle kararı etkileme imkânını elde etmektedir (Emrah Yayla, § 61; Ercan Yıldız ve diğerleri (2), § 41).
36. İncelenen olayda başvurucunun SEGBİS vasıtasıyla duruşmaya katılımının sağlanmaya çalışılması nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahalenin olduğu görülmektedir. Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmakta olan başvurucunun İnfaz Hâkimliğince açılan duruşmada bizzat hazır bulunma talebinin reddedilmesi 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun 6. maddesinin yollamasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 196. maddesinin (4) numaralı fıkrasına dayanmaktadır. Dolayısıyla anılan müdahalenin kanunilik ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır. Yine tutuklu veya hükümlülerin ceza infaz kurumundan duruşma salonuna transferleri nedeniyle oluşan gecikmelerin azaltılması ve yargılamaların hızlandırılması amacıyla duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır (Ercan Yıldız ve diğerleri (2), § 47). Bu kapsamda son olarak duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için amacı gerçekleştirmeye elverişli ve gerekli olması gerekir. Gereklilik yukarıda da ifade edildiği üzere hakka müdahale teşkil eden birden fazla araç arasından hakkı en az zedeleyen aracın seçilmesini ifade etmektedir. Bununla birlikte hakka müdahale oluşturacak aracın seçiminde kamu otoritelerinin belli ölçüde takdir payının bulunduğu da kabul edilmelidir (gereklilik kavramına ilişkin bazı açıklamalar için bkz. Emrah Yayla, § 69; Şehrivan Çoban, § 90).
37. Duruşmada hazır bulunma asıldır ve bu hak istisnai olarak sınırlandırılabilir. Duruşmada hazır bulunma hakkı, ceza hukukunun çekirdeğini oluşturan konularda daha katı bir biçimde uygulanırken anılan kategorilere girmeyen medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda daha esnek şekilde uygulanabilir. Bu durumda bile gerçekleştirilen işlemin niteliği ile davanın özelliklerinden ötürü ilgili tarafın duruşma salonunda fiziksel olarak yer alması gerekebilir (Emrah Yayla, § 70; Ercan Yıldız ve diğerleri (2), § 50; suç isnadı altındaki kişiler yönünden benzer bir değerlendirme için bkz. Şehrivan Çoban, § 91).
38. Dolayısıyla ölçülülük ilkesi açısından -duruşmada hazır bulunma ilgili usul hukuku kurallarına göre zorunlu olsun ya da olmasın- başvurucuların kişisel özellikleri ve davranışları gibi duruşmada hazır bulunmayı zorunlu kılan olguların bulunup bulunmadığı, yargılamanın niteliği, şekli ve teknik nitelikte bir incelemeden ibaret olup olmadığı hususları değerlendirilmelidir. Özellikle geleneksel ceza hukuku kategorilerine dahil olmayan veya medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda delil ve ifadelerin sözlü olarak sunulmasını veya tanıkların sorgulanmasını gerektirecek -inandırıcılıkla ilgili- sorunların ya da kişilerin duruşmada bizzat bulunmasını zorunlu kılacak olayların var olmadığı, taraflara iddialarını yazılı olarak sunma ve aleyhindeki delillere itiraz etme imkânının tanındığı hâllerde kişilerin duruşmada bizzat bulunması gerekli görülmeyebilir (Emrah Yayla, § 71; Rıza Şahin, § 69; Ercan Yıldız ve diğerleri (2), § 51).
39. Bilindiği üzere SEGBİS; Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminde (UYAP) ses ve görüntünün aynı anda elektronik ortamda iletildiği, kaydedildiği ve saklandığı ses ve görüntü bilişim sistemi olarak tanımlanmaktadır (Erdal Korkmaz ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/2653, 18/11/2015, § 99). Esasen SEGBİS'in suç isnadına ilişkin uyuşmazlıklar ile medeni hak ve yükümlülüklere -ve bu bağlamda cezaların infazına- ilişkin uyuşmazlıklarda uygulanması kategorik olarak Anayasa'ya aykırı bir durum değildir. Bununla birlikte SEGBİS'in kullanılması yoluyla duruşmaya katılmanın duruşmada bizzat hazır bulunmaya göre kişilere kendilerini yargı makamları önünde sözlü olarak ifade etme ve yargılama sürecine aktif olarak katılım sağlama yönünden daha sınırlı bir menfaat sağladığı da gözardı edilmemelidir. Bu durumda kişinin duruşmada bizzat hazır bulunma hakkına belirli ölçüde sınırlama getiren bir uygulama olan SEGBİS vasıtasıyla duruşmaya katılımının neden gerekli olduğu yargı merciilerince gösterilmelidir (Emrah Yayla, §§ 72, 73; suç isnadı altındaki kişiler yönünden benzer bir değerlendirme için bkz. Şehrivan Çoban, §§ 92, 93).
40. Müdahalenin gerekli olduğunun ortaya konulduğu hâllerde ise başvurucunun duruşmada hazır bulunmamasının yargılamanın adilliğine bir bütün hâlinde zarar verip vermediği ölçülülük ilkesinin diğer bir unsuru olan orantılılık açısından gözönüne alınmalıdır. Bu kapsamda duruşmada bizzat hazır bulundurulmayan tarafın diğer tarafça ileri sürülen görüş ve kanıtlar hakkında bilgi sahibi olup olamadığı veya bunlarla ilgili yorum yapıp yapamadığı, dezavantajlı duruma düşürülmeksizin davaya etkili katılımının sağlanmasında makul bir fırsata sahip olup olmadığı hususları detaylı bir incelemeye tabi tutulmalıdır. Orantılılık açısından yapılacak değerlendirmede, yokluğunda gerçekleştirilen işlemin ilgili tarafın duruşmada fiziken hazır bulunmasını gerektiren (esaslı) nitelikte bir işlem olup olmadığına da bakılmalıdır (Emrah Yayla, § 74; suç isnadı altındaki kişiler yönünden benzer bir değerlendirme için bkz. Şehrivan Çoban, § 94).
41. Başvuru konusu olayda İnfaz Hâkimliği ilgili mevzuat hükümleri gereğince başvurucunun savunmasının alınması ve delillerinin sorulması amacıyla duruşmalı inceleme yapmaya karar vermiştir. İlk duruşma tarihinde başvurucunun Ceza İnfaz Kurumundaki SEGBİS odasında hazır edilerek duruşmaya video konferans bağlantısı üzerinden katılması istenmiştir. Başvurucunun anılan yöntemle savunma yapmak istemediğini ve duruşmada hazır bulunmak istediğini beyan etmesi üzerine İnfaz Hâkimliği başvurucunun talebinin COVID-19 seyri takip edilerek bir sonraki celsede değerlendirilmesine karar vermiştir. Sonraki celseler de aynı talebin tekrarlanması sonucu İnfaz Hâkimliği 5. celsede ceza infaz kurumlarının yapısı da gözönüne alınarak başvurucunun duruşmada bizzat hazır edilmesinin yahut savunmasının ceza infaz kurumunda alınmasının pandemi koşullarında hem başvurucu hem ceza infaz kurumu personeli hem de diğer kişiler yönünden ciddi sağlık riski barındırdığına ve talebin kabul edilmeyerek başvurucunun savunma yapmaktan vazgeçmiş sayılacağına karar vermiştir. Akabinde de İnfaz Hâkimliği dosyadaki mevcut bilgi ve belgeleri değerlendirerek başvurucunun disiplin cezasına karşı itirazını reddetmiştir.
42. Bu kapsamda ölçülülük ilkesi açısından ilk olarak müdahalenin elverişli olup olmadığı incelenmelidir. Somut olayda Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun duruşmaya katılımının SEGBİS yoluyla sağlanmak istenmesinin amacı başvurucunun pandemi koşullarında ceza infaz kurumundan duruşma salonuna transfer edilmesi yahut savunmasının ceza infaz kurumunda alınması sırasında oluşabilecek sağlık risklerinin en aza indirilmesi, yargılamadaki gecikmelerin azaltılması ve yargılamanın hızlandırılmasıdır. İnfaz Hâkimliği, SEGBİS yöntemiyle sorgunun yapılmasının yasal bir imkân olduğu ve somut olayda duruşma salonuna transfere ihtiyaç bulunmadığı görüşündedir. Buna göre gerek başvurucunun gerekse de ceza infaz kurumundaki diğer tutuklu ve hükümlüler ile personelin sağlığının korunması gibi meşru bir amaca ağırlık verilerek duruşmada hazır bulunma hakkına sınırlama getirilmesi anlaşılabilir bir durumdur. Başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin sağlığın korunması ve makul sürede yargılama yapılması amacına ulaşılması bakımından elverişli bir araç olduğu söylenebilir.
43. İkinci olarak müdahalenin gerekli olup olmadığı incelenmelidir. Eldeki olayda başvurucuya sportif etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezası verilmiş olup başvurucu, İnfaz Hâkimliği önünde bu cezaya itiraz etmiştir. Başvuruya konu uyuşmazlığın -klasik idari veya hukuk yargılamalarından farklı olsa bile- medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olduğu ve bu tür uyuşmazlıklarda duruşmada hazır bulunma hakkının daha esnek uygulanabileceği tartışmasızdır. Dolayısıyla İnfaz Hâkimliği tarafından şikâyet incelemelerinde başvuru yapanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulması gerekmeyebilir.
44. Başvurucunun disiplin cezasına konu eylemi kişisel nedenlerden ötürü açlık grevi yapmasından kaynaklanmaktadır. Bu durum dikkate alındığında somut olayda maddi olgulara ilişkin çok fazla ihtilafın bulunmadığı vurgulanmalıdır. Bu bağlamda yargılamanın karmaşık bir niteliğinin olmadığı ve şeklî bir incelemeden ibaret olduğu görülmektedir. Bunun yanında yargılama konusu uyuşmazlığın medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında olduğu ve yargılamada delil ve ifadelerin sözlü olarak sunulmasını veya tanıkların sorgulanmasını gerektirecek sorunların bulunmadığı anlaşılmaktadır. Aynı zamanda başvurucu hakkında uygulanan disiplin yaptırımının hücre hapsi gibi ağır sonuçlar doğuran bir nitelik taşımadığı da açıktır.
45. Son olarak başvurucunun duruşmada hazır bulunmamasının yargılamanın adilliğine bir bütün hâlinde zarar verip vermediğinin ölçülülük ilkesinin diğer bir unsuru olan orantılılık açısından değerlendirilmesi gerekir. Bu noktada başvuru konusu olay değerlendirildiğinde duruşmada bizzat hazır bulundurulmayan başvurucunun yargılamanın diğer tarafını oluşturan Ceza İnfaz Kurumunun disiplin cezası kararından ve bu karara ilişkin bilgi ve belgelerden haberdar olduğu açıkça görülmektedir. Bundan başka yargılama sürecinde başvurucunun yokluğunda herhangi bir esaslı işlemin yapıldığı da tespit edilmemiştir. Sonuç olarak duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin orantılı olmadığının söylenemeyeceği değerlendirilmiştir.
46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Yıldız SEFERİNOĞLU ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
C. 1. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE Yıldız SEFERİNOĞLU ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Yıldız SEFERİNOĞLU ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/11/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
1. Başvuru, ceza infaz kurumunda açlık grevi yapan başvurucuya disiplin cezası verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, infaz hakimliğince yapılan inceleme sırasında duruşmada hazır bulunmayı talep etmesine rağmen yalnızca ses ve görüntü aktarımı yoluyla duruşmaya katılma imkânı verilmesi nedeniyle de duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Çoğunluğun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan “ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine” ilişkin bölümüne iştirak etmiyorum.
2. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 40. maddesi;
(1) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar süreyle kurumun kültürel ve spor etkinliklerine katılmaktan yoksun bırakılmasıdır.
(2) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezasını gerektiren eylemler şunlardır:
a) İdarenin izni olmaksızın yasak yerlere girmek.
b) Eğitim yerini terk etmek.
c) Eğitimi savsaklamak.
d) Olumsuz davranışa yönelik gruplaşmaya neden olmak veya bu amaca yönelik gruba katılmak.
e) Kurum görevlilerine karşı uygunsuz söz sarf etmek veya davranışta bulunmak.
f) Çıkar sağlamak amacıyla hükümlülere veya kurum görevlilerine eşya vermek veya satmak.
g) Açlık grevi yapmak.” şeklindedir.
3. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinde açılık grevinin bazı etkinliklere alıkoyma cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
4. Anılan Kanun maddesi norm denetimi kapsamında Anayasa Mahkemesince daha evvel incelenmiş ve (AYM, E. 2013/6, K. 2013/111, 10.10.2013) şu sonuca varmıştır.
“İtiraz konusu kural uyarınca hükümlülerin ifade yöntemi olarak tercih ettikleri her türlü açlık grevi eylemleri değil, sadece bu eylemlerin ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak veya ceza infaz kurumlarındaki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi hâli disiplin cezasına bağlandığından, kurala konu sınırlandırmanın ifade özgürlüğünün kullanımını ciddi surette güçleştirip, kişinin açlık grevi ile ulaşmak istediği amacına ulaşmasına engel olmadığı ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımadığı dolayısıyla hakkın özüne zarar vermediği” sonucuna ulaşmıştır.
5. Buna göre Anayasa Mahkemesi, ilgili kuralı Anayasa’ya uygun bulurken açlık grevinin bir ifade yöntemi olduğunu kabul etmiş ve “sadece bu eylemlerin ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak veya ceza infaz kurumlarındaki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi hâlinin” disiplin cezasına bağlandığını tespit ederek “kişinin açlık grevi ile ulaşmak istediği amacına ulaşmasına engel olmadığı” gerekçesiyle ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
6. 5275 sayılı Kanun’un 40. maddesindeki disiplin cezasının, cezalarla ilgili genel şartları düzenleyen aynı Kanun’un 37. maddesi ile birlikte yorumlanması gerekir. Söz konusu 37. maddeye göre ceza infaz kurumunda yalnızca slogan atılmasının, 42. maddesinde öngörülen disiplin suçunu oluşturabilmesi için yeterli olmayıp, bu eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Dolayısıyla sadece açlık grevi yapılmış olması cezalandırma için yeterli olmayıp Kanun’un 37. maddesindeki koşulların da tartışılarak bir sonuca varılması gerekirdi.
7. Sonuç olarak ceza infaz kurumunun (idare) ve infaz hakimliğinin kararında olaya özgü gerekçe bulunmaması, kurum düzeni ve güvenliğini nasıl bozduğuna dair herhangi bir açıklama yapılmamış olması nedeniyle çoğunluğun bu kapsamdaki kararına katılmamaktayım.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu, protesto amacıyla açlık grevi yapması nedeniyle hakkında disiplin cezası uygulanmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmiştir.
2. Başvurucu, 29/9/2020 tarihli dilekçeyle ailesinden uzak bir ceza infaz kurumunda bulunduğunu, pandemi nedeniyle sosyal faaliyetlerden yararlanamadığını ve arkadaşlarından tecrit edildiğini belirterek Silivri veya Kocaeli Ceza İnfaz Kurumlarına nakledilene kadar süresiz açlık grevine başladığını bildirmiştir.
3. 30/9/2020’da açlık grevine başlaması üzerine Disiplin Kurulu soruşturma açmış; Kurul, açlık grevinin kurumda ek güvenlik önlemleri alınmasını gerektirdiği ve kurum düzenini olumsuz etkilediği gerekçesiyle başvurucuya 5275 sayılı Kanun m. 40/2-g uyarınca üç ay süreyle bazı etkinliklere (spor) katılmaktan alıkoyma cezası vermiştir.
4. Başvurucu, disiplin cezasına karşı yaptığı itirazda mahkeme huzurunda savunma yapmak istediğini belirtmiştir. Van İnfaz Hâkimliği, 30/11/2020 tarihinden itibaren yapılan duruşmalarda başvurucuyu sürekli SEGBİS ile hazır etmiş, başvurucu ise her seferinde SEGBİS üzerinden kendisini ifade edemediğini söyleyerek bizzat duruşmaya katılma talebini yinelemiştir.
5. Pandemi gerekçe gösterilerek talep her celsede sonraya bırakılmış; bazı duruşmalarda ise SEGBİS bağlantısı hiç sağlanamamıştır.
6. 26/7/2021 tarihli duruşmada başvurucu yine aynı talebi dile getirmiş, ancak İnfaz Hâkimliği bu kez başvurucuyu savunma hakkından vazgeçmiş sayarak yargılamayı sonlandırmıştır.
7. İnfaz Hâkimliği 21/9/2021 tarihli kararında, açlık grevinin mahkûmun amacı ne olursa olsun “şekli bir suç” olduğunu belirterek başvurucunun itirazını reddetmiştir.
8. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına itiraz etmiş; itiraz mercii Ağır Ceza Mahkemesi kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazı kesin olarak reddetmiş, başvurucu, süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
9. Mahkememiz çoğunluğu başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda belirtilen gerekçelerle çoğunluk kararına iştirak edilememiştir.
10. Herkes gibi hükümlü ve tutuklular da Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65) ve bu bağlamda ifade özgürlüğüne de sahiptirler (Murat Karayel (5), B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27).
11. Anayasa Mahkemesi ceza infaz kurumlarında yapılan açlık grevlerinin bir ifade yöntemi olabileceğini kabul etmiştir (Mehmet Ayata, B. No: 2013/2920, 7/7/2015, § 24; Kahraman Güvenç (3), B. No: 2013/3551, 14/4/2016, § 31; Kahraman Güvenç (4), B. No: 2016/15659, 23/6/2020, § 26).
12. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinde, açlık grevinin bazı etkinliklere alıkoyma cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hüküm norm denetimi kapsamında Anayasa Mahkemesince incelenmiştir. (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013). Mahkeme kuralın incelenmesinde şu sonuca ulaşmıştır: Ceza infaz kurumları, güvenlik ve disiplinin zorunlu olduğu alanlar olduğundan, hükümlülerin diledikleri şekilde eylem yapma özgürlüğü bulunmamaktadır. Kanun’un 40. maddesi de açlık grevi gibi eylemlere, kurum güvenliği ve düzenini koruma amacıyla disiplin yaptırımı öngörmektedir. Bu nedenle getirilen sınırlama, kanuna dayalıdır ve Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan kamu düzenini koruma amacıyla uyumludur. Ayrıca kural her türlü açlık grevini değil, kurumun güvenliğini veya düzenini bozacak şekilde yapılan eylemleri disiplin cezasına bağlamaktadır. Bu nedenle sınırlama, ifade özgürlüğünün özünü ortadan kaldırmamakta ve kişinin amacına ulaşmasını tümüyle engellememektedir. Kanun’da öngörülen cezanın süresi (1–3 ay) ve yargı yolunun açık olması dikkate alındığında, getirilen önlemin orantılı olduğu ve kamu düzeni ile ifade özgürlüğü arasında makul bir denge kurulduğu kabul edilmektedir. Bu sebeplerle sınırlamanın demokratik toplum gereklerine aykırı olmadığı sonucuna varılmaktadır.
13. Buna göre Anayasa Mahkemesi, kuralı Anayasa’ya uygun bulurken açlık grevinin bir ifade yöntemi olduğunu kabul etmiş ve sadece bu eylemlerin ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak veya ceza infaz kurumlarındaki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi hâlinin disiplin cezasına bağlandığını tespit ederek kişinin açlık grevi ile ulaşmak istediği amacına ulaşmasına engel olmadığı gerekçesiyle ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
14. Bu çerçevede 5275 sayılı Kanun’un 40. maddesindeki disiplin cezasının, cezalarla ilgili genel şartları düzenleyen aynı Kanun’un 37. maddesi ile birlikte yorumlanması gerekir. “Disiplin cezalarının niteliği ve uygulama koşulları” başlıklı anılan maddede, hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezalarının uygulanacağı düzenlenmiştir.
15. Nitekim gereksiz yere slogan atma veya marş söyleme cezası yönünden Anayasa Mahkemesi Umut Gündüz Altun ([1. B.], B. No: 2022/67376, 16/9/2025) kararında 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesi de dikkate alındığında ceza infaz kurumunda yalnızca slogan atılmasının aynı Kanun'un 42. maddesinde öngörülen disiplin suçunu oluşturabilmesi için yeterli olmayıp bu eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Dolayısıyla sadece açlık grevi yapılmış olması cezalandırma için yeterli olmayıp Kanun’un 37. maddesindeki koşulların da tartışılarak bir sonuca varılması gerekir.
16. Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde Van İnfaz Hâkimliğinin gerekçesi aynen şöyledir:“Tüm dosya kapsamı, tutanak, hükümlülerin savunmaları, dosya kapsamında mevcut diğer bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; … tutanaklardan anlaşıldığı üzere hükümlü Çağrı Avcı'nın 30/09/2020 tarihinde açlık grevine girdiği hususunun sabit olduğu, açlık grevi yapmak suçunun şekli bir suç olması nedeniyle hükümlünün amacı ne olursa olsun protesto amaçlı açlık grevi yapması halinde de suçun oluştuğu, bu haliyle T/H ÇAĞRI AVCI'nın eyleminin Açlık Grevi Yapmak suçu kapsamında olduğu, tutuklu/hükümlünün eylemini gerçekleştirme şekli, eyleminin sübutuna ilişkin kabulde, cezanın uygulanış şekli ve kullanılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla…”
17. Görüldüğü üzere İnfaz Hâkimliği, 37. maddedeki koşulları araştırmamış, yani açlık grevi yapmanın kurum düzeni ve güvenliğini olaya özgü şartlar dahilinde nasıl bozduğuna dair herhangi bir açıklama yapmamıştır. İnfaz Hakimliği kararının gerekçesi yukarıda değinilen Anayasa Mahkemesinin uygulanan kurala ilişkin norm denetimi kararına açıkça aykırıdır. Zira İnfaz Hâkimliği, “açlık grevi yapmak suçunun şekli bir suç” olduğunu ve “hükümlünün amacı ne olursa olsun protesto amaçlı açlık grevi yapması halinde de suçun oluştuğunu” kabul etmiştir.
18. Böyle bir inceleme, bir ifade özgürlüğü biçimi olarak kabul edilen açlık grevinin her şekilde disiplin cezasıyla cezalandırılması anlamına gelir. Oysaki Anayasa Mahkemesi kurum düzeni ve güvenliğini tehlikeye düşürmesi durumunda disiplin cezası uygulanabileceğini kabul ederek kuralı Anayasa’ya uygun bulmuştur. İtiraz üzerine Ağır Ceza Mahkemesi de bu eksikliği giderememiştir.
19. Sonuç olarak İnfaz Hâkimliğinin söz konusu gerekçesi Anayasa Mahkemesinin kuralı Anayasa’ya uygun görürken kabul ettiği yorumda belirttiği ilgili ve yeterli gerekçeye sahip değildir.
20. Sonuç olarak, Anayasa’nın 26. maddesi ile AİHS’nin 10. maddesi kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün başvurucu yönünden ihlal edildiği kanaatine ulaşıldığından, çoğunluğun aksi yöndeki kararına iştirak edilmemiştir.