logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Hüseyin Yalçınkaya [1. B.], B. No: 2021/50804, 5/2/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HÜSEYİN YALÇINKAYA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/50804)

 

Karar Tarihi: 5/2/2025

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Yusuf KARABULAK

Başvurucu

:

Hüseyin YALÇINKAYA

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun televizyon kullanımının kısıtlanması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/10/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, olayların yaşandığı dönemde Tarsus 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla hükümlü olarak bulunmaktadır.

6. Başvurucu, hakkında görülen yargılamanın kesinleşmesi üzerine 27/7/2021 tarihinde tekli hücreye alınmıştır. Başvurucunun kalacağı hücreye şahsi eşyaları ve televizyonu da getirilmiştir. Aynı gün Ceza İnfaz Kurumu personeli tarafından başvurucunun televizyonu geri alınmıştır. Başvurucu 2/9/2021 tarihinde yaptığı başvuruda (Başvurucu daha önce 29/7/2021 ve 2/8/2021 tarihlerinde de başvuru yaptığını ancak başvurularına cevap verilmediğini belirtmektedir. Söz konusu başvurulara ilişkin dilekçeler görülmemiş olup 16/8/2021 tarihli başvuruya rastlanmıştır.) kaldığı odaya televizyon verilmesi talebinde bulunmuştur. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu (İdare ve Gözlem Kurulu) 3/9/2021 tarihinde aldığı kararla başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu nedeniyle ölünceye kadar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlü olduğunu, Ceza İnfaz Kurumunda tek kişilik odada kaldığını, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimine dâhil olduğunu, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) aktif, etkin elemanlarından biri olduğunun anlaşıldığını, işlediği suçun nitelik ve işleniş biçimi gözönüne alındığında tehlikeli hükümlü olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucunun işlediği suç nedeniyle FETÖ/PDY'nin örgüt üyelerine televizyon, radyo vb. iletişim araçları ile talimat veya mesaj gönderebileceğinin öngörüldüğü gerekçesiyle 29/3/2020 tarihli ve 31083 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) 28/1-(f) ve 75/5 maddesi uyarınca odasına televizyon verilmesinin altı aylığına kısıtlanmasına karar vermiştir.

7. Başvurucu, anılan karara karşı Tarsus 1. İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) şikâyette bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği yaptığı inceleme sonucunda, Ceza İnfaz Kurumu kararının, ceza infaz kurumunda düzenin ve güvenliğin sağlanması amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kaldığını, bu sebeple demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler dâhilinde şikâyet başvurusunda bulunanın temel hak ve özgürlüğünü sınırlama sonucu doğurabilecek Ceza İnfaz Kurumu kararında kamu düzeni ve Ceza İnfaz Kurumunun disiplin ve işleyişinin sağlanması şeklindeki kamu yararı arasında makul bir dengenin kurulduğunu belirterek şikâyet talebinin reddine 10/9/2021 tarihinde karar vermiştir.

8. Başvurucu, İnfaz Hâkimliği kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) İnfaz Hâkimliği kararında usul ve yasaya ayrı bir yön bulunmadığını belirterek itirazı 29/9/2021 tarihinde reddetmiştir.

9. Başvurucu, nihai kararı 6/10/2021 tarihinde tebliğ aldıktan sonra vasisi aracılığıyla 27/10/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

10. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un "Hükümlünün radyo, televizyon yayınları ile internet olanaklarından yararlanma hakkı" kenar başlıklı 67. maddesi şöyledir:

"(1) Hükümlü, ceza infaz kurumlarında merkezî yayın sistemi bulunduğu takdirde bu sisteme bağlı olarak radyo ve televizyon yayınlarını izleme hakkına sahiptir.

 (2) Merkezî yayın sistemi bulunmayan kurumlarda, yararlı olmayan yayınların izlenmesini ve dinlenmesini engelleyecek önlemler alınmak suretiyle bağımsız anten kullanılarak televizyon ve radyo izlenmesine ve dinlenmesine izin verilir. Bu cihazlar, bedeli kendisi tarafından ödenmek koşuluyla hükümlü adına kurumca satın alınır. Her ne biçimde olursa olsun dışardan gelenler tarafından getirilen radyo, televizyon ve bilgisayarlar kuruma alınmaz.

 (3) Kapalı ve açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitim evlerinde ancak, eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde kurum yönetimince belirlenen yerlerde görsel ve işitsel eğitim araç ve gereçlerinin kullanımına izin verilebilir. Eğitim ve iyileştirme programları gerekli kıldığı takdirde denetim altında internetten yararlanılabilir. Hükümlü, odasında bilgisayar bulunduramaz. Ancak, Adalet Bakanlığının uygun görmesi hâlinde eğitim ve kültürel amaçlı olarak bilgisayarın ceza infaz kurumuna alınmasına izin verilebilir.

 (4) Bu haklar, tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir."

11. 5275 sayılı Kanun'un 67. maddesinin gerekçesi şöyledir:

"Birleşmiş Milletler Hükümlülerin İyileştirilmesi İçin Asgari Standart Kurallarının 39 uncu maddesi, hükümlülerin radyo dinlemeleri, konferansları veya kurum idaresinin çıkardığı veya denetlediği benzeri araçları izlemeleri sağlanarak, önemli haberler hakkında düzenli olarak bilgi sahibi olabilmelerini öngörmüştür.

Hükümlülerin ve ailelerinin menfaatleri, yakınları ve dış dünya ile geliştirici ilişkilerini muhafaza etmeyi ve kuvvetlendirmeyi gerektirmekte ve bu keyfîyet, eğitim ve iyileştirme amaçlarından birini oluşturmaktadır.

Nitekim, Avrupa Cezaevi Kurallarının "Dış Dünya ile Temas" başlığını taşıyan bölümün 45 inci maddesi, hükümlülere idarenin izin verdiği veya kontrol ettiği gazeteleri, dergileri ve diğer yayınları okuyarak, radyo ve televizyon yayınları ile konferans ve benzeri yollarla düzenli olarak bilgi edinmesine izin verilmesini tavsiye etmektedir.

Bu tavsiyelerin ışığında düzenlenen maddeyle, ilke olarak, hükümlüler, merkezî yayın sistemi varsa bu sisteme bağlı olarak radyo ve televizyon yayınlarını izleyebileceklerdir. Merkezî yayın sistemi bulunmayan kurumlarda, bağımsız anten kullanılarak televizyon ve radyo yayınlarının izlenmesine izin verilebilecektir. Ancak bu durumda, maksat yönünden zararlı olabilecek yayınların izlenmesini ve dinlenmesini engelleyecek tedbirler alınacaktır. Örneğin, yalnızca TRT yayınlarını izleyebilecek şekilde cihazlar kullanılacak veya antende teknik değişiklik yapılabilecektir.

Hükümlülere dışarıdan getirilen radyo, televizyon ve bilgisayarlar kuruma sokulmayacak, ancak bedeli ödenmesi koşuluyla hükümlü adına kurum tarafından satın alınacaktır. Ayrıca, Adalet Bakanlığının uygun görmesi hâlinde eğitim ve kültürel amaçlı olarak bilgisayarın ceza infaz kurumuna alınmasına izin verilebilecektir.

Kapalı ve açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde ancak, eğitim ve iyileştirme programları çerçevesinde kurum yönetimince belirlenen yerlerde görsel ve işitsel eğitim araç ve gereçlerinin kullanımına izin verilebilecektir; hükümlüler odalarında bilgisayar bulunduramayacaklardır.

İnternetten yararlanabilmede, keza eğitim ve iyileştirme programlarının gerekli kıldığı ölçülerde mümkün olabilecektir."

12. Yönetmelik'in "İdare ve gözlem kurulunun görev ve yetkileri" kenar başlıklı 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi şöyledir:

" Tehlikeli hâli bulunan ya da örgüt mensubu olan hükümlülerle ilgili olarak, telefon görüşmeleri ile radyo, televizyon yayınları ve internet olanaklarından yararlanma hakkının kısıtlanmasına karar vermek."

13. Yönetmelik'in "Hükümlünün radyo, televizyon yayınları ile internet olanaklarından yararlanma hakkı" kenar başlıklı 75. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

 " İşlediği suçun nitelik ve işleniş biçimi göz önüne alındığında, toplum için ciddi bir tehlike oluşturan, kurumdaki tutum ve davranışlarıyla, suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle, kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülerin, idare ve gözlem kurulu kararıyla televizyon yayınlarını izlemesine ve bilgisayar ile internetten yararlanmasına izin verilmez."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

14. Anayasa Mahkemesinin 5/2/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

15. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

16. Başvurucu; Ceza İnfaz Kurumunda tekli hücreye alındıktan sonra televizyonunu kullanmasına izin verilmediğini, kaldığı hücreye televizyon verilmesi talebinde bulunduğunu, İdare ve Gözlem Kurulunun kararıyla odasında televizyon bulundurmasının altı ay süreyle kısıtlanmasına karar verildiğini, daha önce televizyon verilmesi için sunduğu dilekçeleri doğrultusunda işlem tesis edilmemesi sebebiyle mahkemeye erişim hakkının, kendi bütçesiyle aldığı televizyona erişiminin kısıtlanması nedeniyle ifade özgürlüğünün, İdare ve Gözlem Kurulu kararında geçen “örgütün aktif ve etkin elamanı olduğu, tehlikeli olduğu ve televizyon ile hali hazırda diğer örgüt üyelerine talimat ve mesaj verebileceği” yönündeki ifadelerden dolayı masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; hükümlülerin bilgi ve haber alma hakkına yönelik yasal düzenlemelere değinilmiş ve tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından televizyona erişime kısıtlama getirilebileceği açıklanmıştır. Başvurucunun 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimine dâhil olduğu, FETÖ/PDY'nin aktif, etkin elemanlarından biri olduğu, işlediği suçun nitelik ve işleniş biçimi gözönünde bulundurularak kısıtlama uygulandığını belirtmiştir.

18. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunuduğu cevapta; televizyon kısıtlamasının önleyici bir tedbir olmadığını, bunun bir cezalandırma işlemi olduğunu, herhangi bir gerekçe sunulmaksızın alınan kararın ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

19. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararında, tutuklu ve hükümlülerin televizyon izleme taleplerinin reddedilmesini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiştir (ilgili kararlar için bkz. Muhittin Pirinççioğlu [1. B.], B. No: 2014/4397, 21/9/2016, § 20; Erdener Demirel ve Feki Roni Temizyüz [2. B.], B. No: 2014/13310, 18/7/2018, § 19).

20. Söz konusu kararlar çerçevesinde bir değerlendirme yapıldığında bir ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun televizyon imkânından yararlanmasının engellenmesinin haber veya fikir alma özgürlüğü, dolayısıyla ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerekir.

21. Öte yandan başvurucu, idareye daha önce yaptığı başvurulara cevap verilmemesi sebebiyle mahkemeye erişim hakkının ve İdare ve Gözlem Kurulu kararında yer alan ifadeler sebebiyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşse de eldeki başvuruya konu nihai karar kapsamında şikâyet edilmediği için denetlenmeyen denetlenmeyen söz konusu iddiaların usulüne uygun hukuk yolu tüketilmek suretiyle bireysel başvuruya konu edilmesinin mümkün olduğu gözetilerek somut olayda inceleme yalnızca ifade özgürlüğüne yönelik şikâyetlerle sınırlı olarak yapılmıştır.

22. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması, ... kamu düzeni[nin], ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna oybirliğiyle karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

24. Başvurucunun televizyon olanağından yararlanmasının engellenmesiyle ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

25. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

26. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

27. Müdahaleye dayanak olan 5275 sayılı Kanun'un 67. maddesinin (4) numaralı fıkrasında tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından televizyon yayınlarını izleme hakkının kısıtlanabileceği düzenlenmiştir. Öte yandan Yönetmelik'in 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendinin de benzer yönde düzenleme ihtiva ettiği, Yönetmelik'in 75. maddesinin (5) numaralı fıkrasında işlediği suçun nitelik ve işleniş biçimi gözönüne alındığında, toplum için ciddi bir tehlike oluşturan, kurumdaki tutum ve davranışlarıyla, suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle, kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülerin televizyon yayınlarını izlemesine izin verilmeyeceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla başvurucunun televizyon yayınlarını izlemesine izin verilmemesinin kanuni dayanağının olduğu anlaşılmaktadır.

 (2) Meşru Amaç

28. Eldeki başvuruya konu olayda başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin amacının Ceza İnfaz Kurumunun düzenini ve güvenliğini sağlamak olduğu, bu bağlamda kamu düzeninin sağlanmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

 (3) Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

29. Müdahalenin kanuni temelinin ve meşru amacının bulunduğu belirlendikten sonra yapılması gereken, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığını değerlendirmektir. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; Ferhat Üstündağ [1. B.], B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

30. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğünün de Anayasa ve Sözleşme kapsamında koruma altında olduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır (Murat Karayel (5) [2. B.], B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27). Bununla birlikte ifade özgürlüğü mutlak bir hak değildir ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sebeplerle sınırlanabilir. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir (Murat Karayel (5), § 29).

31. Anayasa Mahkemesi, bir ceza infaz kurumunda bulunan mahpusların bilgisayar veya bu gibi bazı araçlara erişimi konusunda geniş bir takdir yetkisi bulunduğunu kabul etmiştir. Bu bağlamda ceza infaz kurumu idaresinin, mahpusların kendi araçlarını bulundurmaları ve kullanmaları da dâhil olmak üzere teknik bazı araçlara ilişkin düzenlemeler yapması, bunları organize etmesi ve ceza infaz kurumu şartlarına göre denetlemesi mümkündür. Bu takdir yetkisi işin teknik boyutu, devletin olanakları, kurumların imkân ve kapasitesi ile infaz hukukunun gereklilikleri gibi koşullarla da bağlantılıdır (Abdülmenaf Osman [1. B.], B. No: 2015/5483, 10/5/2018, § 15). Bu doğrultuda anılan ilkeler, hükümlü ve tutukluların televizyon olanağından yararlanma talebi yönünden de geçerlidir.

32. Başvurucu, asıl olarak televizyon olanağından yararlandırılmamasını şikâyet konusu etmiştir. Daha önce de vurgulandığı üzere ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda başvurucunun televizyon olanağından yararlandırılmamasına karar verilebilecektir. Öte yandan Anayasa'nın ve ilgili mevzuatın mahpusların haber veya fikir alma özgürlüğüne ilişkin olarak belli bir iletişim aracını güvence altına aldığı da söylenemez. Bunun sonucu olarak mahpusların bilgiye ulaşmasını anlamsız ve imkânsız hâle getirmeyen münferit uygulamalar konusunda ceza infaz kurumlarının geniş bir takdir yetkisinin olduğu vurgulanmalıdır (Murat Gösterit [2. B.], B. No: 2019/9396, 27/2/2024, § 32).

33. Bununla birlikte ceza infaz kurumlarınca yapılacak belirli bir ulaşım aracına getirilen kısıtlamaya ilişkin münferit uygulamaların tamamen denetimsiz alan olarak görülmesi de mümkün değildir. Dolayısıyla mevcut başvurudaki gibi ifade özgürlüğüne yapılan müdahalelerde kurumların ve derece mahkemelerinin belirli bir ulaşım aracına getirilen kısıtlamaya ilişkin uygulamaların ceza infaz kurumunun asayişi ve güvenliği için gerekli olduğunu değerlendirmeleri gerekir. Ceza infaz kurumlarından teknik bazı araçlara ilişkin yapılan başvurularda Anayasa Mahkemesi ise idarenin ve derece mahkemelerinin bilgiye ulaşım için kullanılan teknik bir araca getirilen kısıtlama noktasındaki geniş takdir yetkilerini meşru bir temeli olmaksızın ayrımcı bir nedenle, öngörülemez ya da keyfî olarak kullanıp kullanmadıklarını inceleyecektir (Murat Gösterit, § 33).

34. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla saldırılmış; bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda FETÖ/PDY olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer almaktadır.

35. Yargı organları birçok kararında FETÖ/PDY'nin devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğunu kabul etmişlerdir (ilgili kararların bir kısmı için bkz. Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10).

36. Yargı kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok özelliğinin bulunduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içinde bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 14).

37. Somut başvuruda İdare ve Gözlem Kurulu, başvurucu hakkında hususi bir değerlendirmede bulunmamış, sadece işlediği suçun niteliğinden bahsetmek suretiyle televizyon kısıtlanması yoluna gitmiştir. Ayrıca başvurucunun ne şekilde FETÖ/PDY'nin örgüt üyelerine televizyon aracılığıyla talimat veya mesaj gönderebileceğinin ne idari kararda ne de yargısal kararlarda gerekçelendirildiği görülmektedir. Yapılan müdahaleyle altı aylığına getirilen televizyon kısıtlamasının süresine yönelik gereklilik konusunda da idare tarafından herhangi bir açıklamada bulunulmamış ve söz konusu kısıtlamaya başvurucunun hangi tutum ve davranışlarının sebebiyet verdiğine dair somut bir gerekçe gösterilmemiştir. İnfaz Hâkimliğince yapılan değerlendirmede ise ceza infaz kurumunun düzeni ve güvenliği açısından bu tedbirin gerekli olduğu ifade edilmekle yetinilmiş. Ağır Ceza Mahkemesince kararın usul ve kanuna uygun olduğu belirtilerek ayrıca bir açıklama yapma yoluna gidilmemiştir. Bu hâliyle ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının anılan mevzuat hükümleri de dikkate alındığında ilgili ve yeterli bir gerekçeyle gösterilemediği sonucuna varılmıştır.

38. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE bu görüşe katılmamıştır.

VI. GİDERİM

39. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

40. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

41. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir (Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 55).

42. Bununla birlikte yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında ve eski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE'nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Tarsus İnfaz Hâkimliğine (E.2021/4326, K.2021/4316) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminatın ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/2/2025 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu; ceza infaz kurumunda televizyon kullanımının kısıtlanması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğünün de Anayasa ve Sözleşme kapsamında koruma altında olduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır (Murat Karayel (5) [2. B.], B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27). Bununla birlikte ifade özgürlüğü mutlak bir hak değildir ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sebeplerle sınırlanabilir. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir (Murat Karayel (5), § 29).

3. Başvurucu, asıl olarak televizyon olanağından yararlandırılmamasını şikâyet konusu etmiştir. Daha önce de vurgulandığı üzere ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda başvurucunun televizyon olanağından yararlandırılmamasına karar verilebilecektir. Öte yandan Anayasa'nın ve ilgili mevzuatın mahpusların haber veya fikir alma özgürlüğüne ilişkin olarak belli bir iletişim aracını güvence altına aldığı da söylenemez. Bunun sonucu olarak mahpusların bilgiye ulaşmasını anlamsız ve imkânsız hâle getirmeyen münferit uygulamalar konusunda ceza infaz kurumlarının geniş bir takdir yetkisinin olduğu vurgulanmalıdır (Murat Gösterit [2. B.], B. No: 2019/9396, 27/2/2024, § 32).

4. Somut olayda başvurucu, olayların yaşandığı dönemde Tarsus 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla hükümlü olarak bulunmaktadır.

5. Başvurucu, hakkında görülen yargılamanın kesinleşmesi üzerine 27/7/2021 tarihinde tekli hücreye alınmıştır. Başvurucunun kalacağı hücreye şahsi eşyaları ve televizyonu da getirilmiştir. Aynı gün Ceza İnfaz Kurumu personeli tarafından başvurucunun televizyonu geri alınmıştır. Başvurucu kaldığı odaya televizyon verilmesi talebinde bulunmuştur. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu (İdare ve Gözlem Kurulu) 3/9/2021 tarihinde aldığı kararla başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu nedeniyle ölünceye kadar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlü olduğunu, Ceza İnfaz Kurumunda tek kişilik odada kaldığını, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimine dâhil olduğunu, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) aktif, etkin elemanlarından biri olduğunun anlaşıldığını, işlediği suçun nitelik ve işleniş biçimi gözönüne alındığında tehlikeli hükümlü olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucunun işlediği suç nedeniyle FETÖ/PDY'nin örgüt üyelerine televizyon, radyo vb. iletişim araçları ile talimat veya mesaj gönderebileceğinin öngörüldüğü gerekçesiyle 29/3/2020 tarihli ve 31083 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) 28/1-(f) ve 75/5 maddesi uyarınca odasına televizyon verilmesinin altı aylığına kısıtlanmasına karar vermiştir.

6. Başvurucu, anılan karara karşı Tarsus 1. İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) şikâyette bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği yaptığı inceleme sonucunda, Ceza İnfaz Kurumu kararının, ceza infaz kurumunda düzenin ve güvenliğin sağlanması amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kaldığını, bu sebeple demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler dâhilinde şikâyet başvurusunda bulunanın temel hak ve özgürlüğünü sınırlama sonucu doğurabilecek Ceza İnfaz Kurumu kararında kamu düzeni ve Ceza İnfaz Kurumunun disiplin ve işleyişinin sağlanması şeklindeki kamu yararı arasında makul bir dengenin kurulduğunu belirterek şikâyet talebinin reddine 10/9/2021 tarihinde karar vermiştir.

7. Başvurucu, İnfaz Hâkimliği kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) İnfaz Hâkimliği kararında usul ve yasaya ayrı bir yön bulunmadığını belirterek itirazı 29/9/2021 tarihinde reddetmiştir.

8. Yargı organları birçok kararında FETÖ/PDY'nin devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğunu kabul etmişlerdir (ilgili kararların bir kısmı için bkz. Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10).

9. Yargı kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok özelliğinin bulunduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içinde bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 14).

10. Somut başvuruda İdare ve Gözlem Kurulu, başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararı ile bu kararın sonucuna yönelik değerlendirme yapmış ve tehlikeli hükümlü olduğuna da vurgu yaparak altı ay süreli olarak televizyon kısıtlanması yoluna gitmiştir. Yapılan kısıtlamanın süreli olduğu ve altı aylık süre için getirildiği not edilmelidir. İnfaz Hâkimliğince yapılan değerlendirmede de idare ve gözlem kurulu kararına da değinilerek ceza infaz kurumunun düzeni ve güvenliği açısından bu tedbirin gerekli olduğu belirtilmiştir. Bu hâliyle ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığının söylenemeyeceği, ilgili mevzuat hükümleri de dikkate alındığında ilgili ve yeterli bir gerekçenin ortaya konulduğu, altı ay süreyle yani sınırlı olarak yapılan kısıtlamanın ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

11. Öte yandan başvuru konusu uygulamanın sadece televizyon yayınlarını izleme yönünden bilgiye ulaşmaya bir sınırlama getirdiği, başvurucunun radyo yayınlarını dinleyerek ve süreli ve süresiz yayınları okuyarak bilgiye ulaşmaya bir sınırlama getirildiğinin tespit edilmediği görülmektedir. Somut olayda ceza infaz kurumu idaresinin başvurucunun bilgiye ulaşmasını, dolayısıyla ifade özgürlüğünü adil olmayan bir şekilde kısıtlamadığı anlaşılmaktadır.

12. Sonuç olarak televizyon olanağının suç temelinde ve toplumsal tehlike gerekçesiyle yerine getirilmemesinin meşru bir temelinin bulunmadığı, ayrımcı bir nedene dayandığı, öngörülemez ya da keyfî olduğu değerlendirilmemiştir. Bu nedenlerle başvuru konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmadığı kabul edilmiştir.

13. Açıklanan nedenlerle somut olay yönünden, başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.

 

Üye

İrfan FİDAN

Üye

Muhterem İNCE

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Hüseyin Yalçınkaya [1. B.], B. No: 2021/50804, 5/2/2025, § …)
   
Başvuru Adı HÜSEYİN YALÇINKAYA
Başvuru No 2021/50804
Başvuru Tarihi 27/10/2021
Karar Tarihi 5/2/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun televizyon kullanımının kısıtlanması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
İfade özgürlüğü Ceza infaz kurumunda ifade İhlal Yeniden yargılama
İhlal Manevi tazminat

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 67
Yönetmelik 29/3/2020 Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik 28
75
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi