TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
DAVUT ÖZTÜRK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2021/53058)
Karar Tarihi: 1/10/2025
Başkan
:
Basri BAĞCI
Üyeler
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI
Raportör
Şehadet ÖZTÜRK
Başvurucular
1. Davut ÖZTÜRK
2. Doğan ÖZTÜRK
3. Merve MERİÇ
4. Ömer ÖZTÜRK
5. Sebiha ÖZTÜRK
6. Serhan ÖZTÜRK
Vekili
Av. Kadir KÖSTEKÇİ
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu gerçekleştiği iddia edilen ölümle ilgili olarak sağlık yetkilileri hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu Sebiha Öztürk'ün eşi ve diğer başvurucuların babası olan F.Ö. kasten öldürme suçundan hükümlü olarak tutulduğu Siirt Açık Ceza İnfaz Kurumundan Bitlis Açık Ceza İnfaz Kurumuna (Kurum) 7/11/2018 tarihinde nakledilmiştir.
3. F.Ö. Kurum revirine ilk olarak 6/12/2018 tarihinde mide ağrısı ve görme bozukluğu şikâyeti ile başvurmuş, muayene sonucu F.Ö.nün peptik ülser tedavisine başlanmış, görme bozukluğu nedeniyle hastaneye sevki yapılmıştır. F.Ö. 3/7/2019 ve 20/8/2019 tarihlerinde midesinde ağrı ve reflü şikâyetiyle yeniden Kurum revirine başvurmuş, kendisine ilaç reçete edilmiş, 3/9/2019 ve 3/10/2019 tarihlerinde kontrole çağrılmıştır. F.Ö.nün şikâyetlerinin devam ettiğinin ve ciddi kilo kaybı yaşadığının tespit edildiği 3/10/2019 tarihli kontrolde genel cerrahi polikliniğine sevki yapılmıştır. Tatvan Devlet Hastanesinde yapılan tetkikler sonucu 14/10/2019 tarihinde F.Ö.nün midesinde tümör olduğu tespit edilmiştir. Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 5/12/2019 tarihli kararıyla F.Ö.nün cezasının infazı sağlık nedeniyle altı ay ertelenmiş ve F.Ö. aynı tarihte tahliye edilmiştir. F.Ö. kemoterapi tedavisi devam ederken 17/4/2020 tarihinde vefat etmiştir.
4. Başvurucu Ömer Öztürk, babası F.Ö.nün ölümünde Kurum revirinde görev yapan Dr. E.Z.nin ihmali olduğu iddiasıyla Başsavcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu 31/3/2021 tarihli şikâyet dilekçesinde Kurum revirinde görevli Dr. E.Z.nin babasını hastaneye sevk etmek yerine ilaç yazarak göndermesi nedeniyle kanser tedavisine geç başlandığını ve kanserin tüm vücuda yayılması nedeniyle babasının vefat ettiğini iddia etmiştir.
5. Başsavcılık, başlattığı ceza soruşturması kapsamında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 4. maddesi uyarınca ilgili sağlık görevlileri hakkında Bitlis Valiliğinden (Valilik) soruşturma izni talebinde bulunmuştur.
6. Valilik yürüttüğü idari soruşturmada 17/5/2021 tarihli Ön İnceleme Soruşturma Raporu'nu almıştır. Anılan raporda kilo kaybının malignite (kötü huylu tümörler) açısından bir alarm semptomu olduğu, bu semptomun ilk kez ortaya çıktığı 3/10/2019 tarihli kontrolde hastanın ileri tetkik ve tedavi yapılmak üzere hastaneye sevk edildiği, Dr. E.Z.nin tıbbi yönden bir kusuru olmadığı belirtilerek soruşturma izni verilmemesi gerektiği kanaati bildirilmiştir. Valilik 18/5/2021 tarihinde soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir.
7. Başvurucuların bu karara karşı yaptığı itirazı Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin 30/9/2021 tarihli kararı ile kesin olarak reddedilmiştir.
8. Başsavcılık 10/6/2022 tarihinde soruşturma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle dosyanın işlemden kaldırılmasına karar vermiştir.
9. Başvurucular, nihai kararı 29/10/2021 tarihinde öğrendikten sonra 15/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
11. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
12. Başvurucular, yakınları F.Ö.nün Kurumda kaldığı süre içinde dört kez Kurum revirine gitmesine rağmen hastaneye sevk edilmediğini, F.Ö.ye kanser teşhisinin geç konulup tedavide gecikilmesinin F.Ö.nün ölümüne neden olduğunu ileri sürerek ölüm olayında ihmali bulunan Dr. E.Z. hakkında ceza soruşturması yürütülmemesinden yakınmıştır. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde öncelikle olaya ilişkin detaylı açıklamada bulunularak yargısal içtihat aktarılmış, ardından F.Ö.nün Kurumda kaldığı sürece değinilerek tedavisinin özenle yerine getirildiği ve tahliye edildikten sonra vefat ettiği belirtilmiştir. Ayrıca idarenin sorumluluğuna ilişkin olarak açılan tam yargı davasının devam ettiği belirtilerek bu hususun başvurunun kabul edilebilirliğine dair yapılacak incelemede dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında bir ihlal iddiasına ilişkin olarak başvurulacak birden fazla başvuru yolunun bulunması hâlinde bu yolların tamamının tüketilmesinin beklenemeyeceğine ve ceza soruşturması ile tam yargı davasının aynı amacı taşımadığına işaret ederek başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
13. Başvuru, yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.
14. Başvurucuların mevcut başvuruda yakınlarının sağlık hizmetlerine erişimden mahrum bırakılması sonucu öldüğüne dair bir iddiası bulunmamaktadır. Başvurucular; hastane sağlık personelinin bildiği veya bilmesi gereken sistemsel veya yapısal bir işlevsizlik (Sözü edilen işlevsizliğe hastanenin erken doğan bebekler için uygun bir üniteye ve bu bebekleri tedavi etmek için teknik araçlara sahip olmayıp erken doğan çocukların tamamına yakınını diğer hastanelere şüpheli koşullarda sevk etmesi örnek olarak gösterilebilir.) olmasına rağmen yetkililerin gerekli tedbirleri almadığını, bu işlevsizlik neticesinde de yakınlarının acil sağlık hizmetlerine erişimden yoksun kalarak öldüğünü iddia etmemiştir. Ayrıca başvuru dosyasındaki bilgi ve belgeler de anılan hususlara işaret etmemektedir. Bu bağlamda başvurucuların iddialarının özünü ölüm olayında tıbbi sürecin belli bir kısmında görev alan sağlık personelinin ihmali olduğu yani tanı ve tedavide hata yapıldığı oluşturmaktadır. O hâlde başvuru, tıbbi ihmale ilgilidir (benzer değerlendirmeler için bkz. Ayhan Keçeli ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/24231, 23/2/2022, § 88).
15. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki yollardan olup hem ilgili sağlık personelinin ve hastanenin sorumluluğunu saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın ödenmesi yoluyla uygun giderim sağlayabilecek hukuki tazminat yolu, yakınlarının tıbbi ihmal sonucu öldüğünü iddia eden başvurucular yönünden devletin yaşam hakkı kapsamındaki etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğünü yerine getirebilmesi bakımından öncelikle tüketilmesi gereken bir başvuru yoludur (Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, § 75).
16. Tıbbi ihmal sonucu yakınlarının ölümü nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini belirten başvurucular, tüm ihlal iddialarını ceza soruşturması sürecine ilişkin olarak ileri sürmüş; ceza soruşturması tamamlandıktan sonra bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucuların söz konusu ihlal iddiaları için hangi adli ya da idari mercilere başvurduğu ve anılan mercilerde yürütülen süreçleri tükettiği yönünde bir bilgi/belge sunmadığı görülmüştür. Ayrıca Bakanlık görüşü ve bu görüşe karşı başvurucuların verdiği cevabi yazıdan idare hukuku bakımından sürecin devam ettiği anlaşılmıştır. Bu tespit ve belirlemeler ışığında başvurucuların tıbbi ihmal temelinde ileri sürdüğü yaşam hakkının ihlal edildiği iddiaları için başvuru yollarını tüketmedikleri kanaatine ulaşılmıştır.
17. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetlerine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucuların yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 1/10/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.