|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
SELAMİ MERSİN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/57966)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 6/5/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
İrfan FİDAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Volkan SEVTEKİN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Selami MERSİN
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ön alım (şufa) davasının hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 19/7/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
3. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
4. Aydın’ın Efeler ilçesi, Meşrutiyet Mahallesi'nde bulunan 2423 ada 13 parsel tapuda hisseli olarak kayıtlıdır. Hissedarlardan F.E. taşınmazdaki 1349/2400 payını 1/8/2005 tarihinde satış suretiyle 3.500 YTL bedelle davalı A.Ö.ye devretmiştir.
5. Bu taşınmazda 31/2400 pay sahibi olan başvurucu 31/7/2015 tarihinde kanuni ön alım hakkına dayanan tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, söz konusu satış işleminden bilgi sahibi olmadığını ve rızasının alınmadığını belirterek tapuda gösterilen satış bedeli üzerinden A.Ö. adına kayıtlı dava konusu payın iptaliyle adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
6. Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 16/6/2016 tarihinde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“…Somut olayda, dava konusu taşınmazdaki payın önceki paydaş [F.E.] tarafından 01/08/2005 tarihinde davalı [A.Ö.]'e satıldığı, bu satışın davacıya noter aracılığıyla bildirilmediği, bu nedenle ön alım hakkına dayanılarak tapu iptali ve tescil davasının satış tarihi olan 01/08/2005 tarihinden itibaren 2 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiği, dava tarihi itibariyle bu sürenin aşıldığı anlaşılmakla davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”
7. Başvurucu, karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi (Daire) 20/10/2020 tarihinde başvurucunun temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar vermiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi de Dairenin 7/4/2021 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
8. Başvurucu, nihai kararı 19/6/2021 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Kanun Hükümleri
9. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ''Önalım hakkı sahibi'' başlıklı 732. maddesi şöyledir:
"Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler."
10. 4721 sayılı Kanun'un "Kullanma yasağı, feragat ve hak düşürücü süre"başlıklı 733. maddesi şöyledir:
“(Değişik birinci fıkra:24/12/2025-7571/35 md.) 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar ile cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz.
Önalım hakkından feragatin resmî şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir. Belirli bir satışta önalım hakkını kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir ve satıştan önce veya sonra yapılabilir.
Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir.
Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer."
11. 4721 sayılı Kanun'un "Kullanılması" başlıklı 734. maddesi şöyledir:
"Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır.
(Değişik ikinci fıkra:24/12/2025-7571/36 md.) Dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Önalım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, verilen kesin süre içinde yerine getirilmezse önalım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilemez. Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir.”
B. Yargıtay Kararları
12. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31/5/2022 tarihli ve E.2019/14-740, K.2022/795 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…
III. GEREKÇE
14. Uyuşmazlığın çözümünde, konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramlara ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.
15. Bilindiği üzere paylı mülkiyette paydaşlar arasında ortak idare ve kullanma durumu söz konusu olduğundan paydaşların birbirlerini bilmeleri ve tanımaları önem taşımaktadır. Bu ihtiyacın gereği olarak paydaşlar arasına yabancı bir kişinin girişini engellemek, taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önleyebilmek, hisselerin mümkün olduğu kadar hissedar elinde toplanmasını temin etmek amacıyla paylı taşınmazlarda hissedarların temlik hakkı sınırlandırılarak yasal önalım hakkı tanınmıştır.
16. Önalım hakkı taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden biri olup 26.12.1951 tarihli ve 1/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında yenilik doğuran bir hak olduğu belirtilmiştir.
17. Öte yandan 20.06.1951 tarihli ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında ise önalım hakkının hukukî niteliği, 'Şufa hakkı, mefşu hissenin üçüncü şahsa satılması ve satışa ıttıladan itibaren bir ay içinde kullanılmış olması gibi muayyen şartlar altında kullanılacak yenilik doğurucu bir haktır ki, şefinin bu hakkı kullandığı yolundaki tek taraflı irade beyanının müşteriye vasıl olmasıyla yeni bir hukuki vaziyet meydana getirilmesine yarar. Bu hakkın kullanılmasıyla şefi yeni bir akit yapmaya hacet kalmaksızın müşteriye halef olur' şeklinde açıklanmıştır.
18. Yasal önalım hakkı, TMK’nın 'Taşınmaz Mülkiyetinin İçeriği ve Kısıtlamaları' başlıklı ikinci ayrımında, ‘II. Devir hakkının kısıtlamaları 1. Yasal önalım hakkı’ alt başlıkları altında ‘a. Önalım hakkı sahibi’ başlıklı 732; ‘b. Kullanma yasağı, feragat ve hak düşürücü süre’ başlıklı 733 ve ‘c. Kullanılması’ başlıklı 734. maddelerinde önceki kanundan farklı içerikte düzenlenmiştir.
19. Yürürlükte bulunan bu hükümlerle; yasal önalım hakkının, paylı mülkiyette paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde kullanılabileceği, önalım hakkından feragatin yöntem ve koşullarının neler olduğu, satışın diğer paydaşlara bildirilmesi gereği, bu bildirimden ve satış tarihinden itibaren uygulanacak yasal sürelerin neler olduğu, bu hakkın dava açılarak kullanılabileceği, önalım bedelinin ve giderlerin nakden yatırılması gerektiği düzenleme altına alınmıştır.
20. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 732. maddesi; ‘Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler’ hükmünü içermektedir. Madde gerekçesinde ise: ‘Maddede paylı mülkiyette herhangi bir paydaşın kendi payını ister tamamen ister kısmen bir başkasına satması hâlinde, diğer paydaşların önalım haklarını kullanabilecekleri öngörülmüştür. Bu suretle, önalım hakkının, bir payın üçüncü kişiye tamamen veya kısmen satılması durumunda da kullanılabileceği vurgulanmıştır’ ifadelerine yer verilmiştir. Anılan düzenlemede önalım hakkının açık bir tarifi yapılmamakla birlikte temel prensibin mülkiyet serbestisi ve tasarruf yetkisi olduğu gözetilerek paydaşın temlik hakkı sınırlandırılırken bu sınırlandırma sınırlı tutularak sadece satım akitleri için önalım hakkı öngörülmüştür.
21. Yasal önalım hakkı, paylı mülkiyete konu bir taşınmazın paydaşlarından birinin payını bir üçüncü kişiye satması hâlinde diğer paydaşlara aynı şartlarla bu payın alıcısı olabilme yetkisini veren yenilik doğuran bir haktır. Payın tamamının veya bir kısmının satılması arasında bir fark yoktur. Kişiye değil paya bağlı bir haktır ve kim paydaş olursa bu hakka sahiptir. Önalım hakkı kullanılınca paydaş payını yasal ön alım hakkını kullanan diğer paydaşa devretme yükümlülüğü altına girmektedir. Böylece önalım hakkı taşınmaz mülkiyetinin dolaylı sınırlama biçimlerinden birisidir. Bu hak kullanılmadığı sürece ortada bir kısıtlama olmayıp, önalım hakkının kullanılmasıyla birlikte ortaya çıkar. Yasal önalım hakkının kullanılması, ancak paydaş olmayan birisine yapılan satışta söz konusu olur. Önalım hakkı eskisi gibi irade bildirimi ile değil ancak alıcıya karşı dava açılarak kullanılabilir. Bu hakkın dava dışında kullanılması olanaklı değildir. Önalım davası yenilik doğuran bir dava, kararı da yenilik doğuran bir karardır.
22. Yasal önalım hakkının kullanılmasında yasal sürelerin neler olduğu TMK'nın 733. maddesinde düzenlenmiştir.
TMK'nın 733. maddesinin ilgili 3 ve 4. fıkraları; 'Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir. Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer' şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin gerekçesinde ise; ‘...Maddenin üçüncü fıkrası satışın alıcı ya da satıcı tarafından diğer paydaşlara bildirilmesi yükümü getirmiştir. Bu bildirimin noter aracılığı ile yapılması öngörülmüştür. 1984 tarihli ön tasarının 653 üncü maddesinin beşinci fıkrasında da yer alan bu hüküm sayesinde uygulamada en büyük sıkıntıya neden olan, “önalım hakkı sahibinin, satıştan haberdar olmadığı iddiasıyla bu hakkın kullanılabileceği üst süre olan 10 yılın bitimine kadar’ bu hakkını kullanmasının önlenmesi amaçlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrası önalım hakkının kullanılma süresiyle ilgilidir. Yürürlükteki 658 inci maddenin son fıkrası satışın öğrenilmesinden itibaren bir ay, satıştan itibaren on yıllık bir süre öngörmüştür. İsviçre Medenî Kanununda 1991 yılında yapılan değişiklikle yeni 681a maddesiyle bu süreler bir ay ve iki yıl olarak düzenlenmiştir.
Yürürlükteki metinde önalım hakkının kullanılması için öngörülen on yılın uzun, İsviçre’de yapılan değişiklikte kabul edilen iki yılın ise kısa bir süre olduğu düşünülerek, 1984 tarihli Öntasarının 653 üncü maddesinin altıncı fıkrasında olduğu gibi, bu süre beş yıla indirilmiştir. Yürürlükteki metinde bu konuda on yıllık sürenin başlangıcı olarak öngörülen ‘herhâlde sicile şerh verildiği tarihten itibaren’ ifadesi yerine daha anlaşılır ve açık bir anlatım olarak beş yıllık sürenin başlangıcı olarak ‘her hâlde satışın üzerinden’ ifadesine yer verilmiştir’ şeklinde açıklamalar yapılmıştır.
23. Böylece, Kanun önalım hakkının kullanılmasını hak düşürücü sürelere tâbi tutmuştur. Üç aylık hak düşürücü süre; madde metninde açıkça yer verildiği üzere ‘pay satışının hak sahibine bildirildiği tarihten’ itibaren işlemeye başlar. Bu bildirim de Kanun'da özel bir şekle tabi tutulmuş; noter aracılığıyla bildirim öngörülmüştür. Noter bildirisinin paydaşa tebliğ tarihini izleyen günden itibaren üç aylık hak düşürücü süre işleyecektir. İki yıllık süre ise, yapılan pay satışı tarihini izleyen günden başlar. Süresinde önalım hakkını kullanmayan paydaşın sadece o pay satışı için önalım hakkı düşer, başka pay satışları için önalım hakkı ise sona ermez.
24. Şu durumda; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin kabul ettiği sistem ‘öğrenmeyi’ esas almakta iken, TMK’da bundan vazgeçilerek ‘bildirim’ esasına geçilmiştir. Bu bildirim de herhangi bir bildirim değil, noter vasıtasıyla yapılacak bildirimdir. O hâlde; yasal önalım hakkının kullanılması için öngörülen üç aylık hak düşürücü süre, satışın, önalım hakkı sahibine alıcı veya satıcı tarafından noter aracılığıyla bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Önalım hakkı sahibinin satışı kesin olarak başka bir şekilde öğrenmiş olması sürenin işlemesine yol açmaz.
25. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2005 tarihli ve 2005/6-358 E., 2005/470 K.; 01.06.2021 tarihli ve 2017/14-2218 E., 2021/646 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. …”
13. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 20/2/2019 tarihli ve E.2016/4625, K.2019/1498 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…Kanunun 733. maddesi uyarınca, yapılan pay satışının, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi gerekir. Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer.
Önalım hakkının kullanılmasıyla bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı davalı arasında, kapsam ve şartları satıcı ile pay satın alan davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Önalım bedeli tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından ibarettir.
…
TMK'nın 733. maddesi gereğince yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi zorunludur.
Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirdiği tarihin üzerinden üç ay ve herhalde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer.
Bu süre hak düşürücü süre olup mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir.
TMK’nın 733/3 maddesi gereğince üç aylık hak düşürücü sürenin başlaması için öğrenme yeterli olmayıp yapılan satışın, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi gerekir. Noter aracılılığıyla bildirimde bulunulmamışsa iki yıllık hak düşürücü süre içerisinde önalım hakkına dayanılarak tapu iptali ve tescil istenebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2005 tarihli, 2005/6-358 E, 470 K. sayılı kararı da bu doğrultudadır. …”
14. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 25/2/2025 tarihli ve E.2024/855, K.2025/1071 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…Uyuşmazlık, ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Ön alım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tâbi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satması hâlinde diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hâle gelir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 733. maddesi gereğince yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi zorunludur.
Ön alım hakkı, satışın hak sahibine bildirdiği tarihin üzerinden üç ay ve herhalde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer.
Bu süre hak düşürücü süre olup Mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir.
TMK’nın 733/3. maddesi gereğince üç aylık hak düşürücü sürenin başlaması için öğrenme yeterli olmayıp yapılan satışın, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi gerekir. Noter aracılılığıyla bildirimde bulunulmamışsa iki yıllık hak düşürücü süre içerisinde ön alım hakkına dayanılarak tapu iptali ve tescil istenebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2005 tarih ve 2005/6-358 Esas, 470 Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır. …”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Anayasa Mahkemesinin 6/5/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
16. Başvurucu, 4721 sayılı Kanun'un 733. maddesinin “Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir.” hükmü uyarınca “bildirilir” şeklindeki ifadenin kesinlik taşıdığı gibi, sürenin “bildirimden” başlayacağının da maddenin devam eden fıkrasında “Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer." şeklinde açıkça ve kesin olarak ifade edildiğini belirtmiştir. Buna rağmen, davalının Kanun’un emrettiği noter ihtarı ile bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğini vurgulayan başvurucu; dava açma süresinin ancak bildirimden itibaren başlayacağından hak düşürücü süreden bahsetmenin mümkün olmadığını dile getirerek, davanın esası incelenmeden karar verilmesi suretiyle paydaşı olduğu taşınmazda üçüncü bir kişiyle ortak olmak zorunda kaldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde ise mahkemeler tarafından yapılan tespit ve değerlendirmeler bakımından başvurucunun şikâyetinin kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığının ve ayrıca başvurucu bakımından hak düşürücü süre içerisinde dava açılmasını güçleştiren herhangi bir somut olgunun varlığının ortaya konulup konulmadığı hususlarının da göz önünde bulundurulması gerektiği ifade edilmiştir.
B. Değerlendirme
17. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
''Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetinin özü; davanın hak düşürücü süre nedeniyle usulden reddi nedeniyle davasının esasının incelenmediğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurunun mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı
20. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).
21. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah [1. B.], B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).
22. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
23. Dava konusu edilen uyuşmazlığın esasının incelenmesini engelleyen yasal düzenleme veya uygulama, mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil edebilir. Somut olayda başvurucu tarafından açılan davanın esası incelenmeden hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
24. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen 13. maddesinin gözönüne alınması gerekmektedir.
25. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
26. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
27. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte sınırlandırmanın kanuna dayanması, meşru amacının bulunması ve ölçülü olması gerekir (Serkan Acar [1. B.], B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).
28. Başvuruya konu olayda mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahale, 4721 sayılı Kanun'un 733. maddesine dayanmaktadır. Buna göre ön alım hakkının, pay satışı tarihini izleyen günden itibaren her hâlde iki yıl içinde üçüncü kişi olan alıcıya dava açılması suretiyle kullanılacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla ilgili Kanun hükmünün belirli ve öngörülebilir olduğu ve kanunilik şartını sağladığı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra üçüncü kişi alıcının uzun süre dava tehdidiyle karşılaşmasının önüne geçilmesi ve açılacak davalarda anlaşmazlıkların sürüp gitmesini önleme düşüncesiyle hak düşürücü süre koşulu öngörülmesinin en genel ifadeyle hukuki belirlilik ve istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amaca yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
29. Ancak davanın esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişimine getirilen sınırlamanın ölçülü olup olmadığı ve başvurucuya ağır bir yük getirilip getirilmediği hususlarının da değerlendirilmesi gerekir.
30. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
31. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
32. Paylı mülkiyet ilişkisine konu taşınmazda ön alım hakkı sahibinin belirli bir müddetle dava açma hakkının süre koşuluna bağlanarak uzun yıllar sonra dahi bu hakkı kullanabilmesinin önlenmesi amacıyla mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin hukuki belirlilik ve hukuki istikrarın sağlanarak kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Bu nedenle elverişlilik ve gereklilik ilkeleri yönünden tartışılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerinde durulması gereken mesele; müdahalenin orantılı olup olmadığının, bu itibarla başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklenip yüklenmediğinin tespit edilmesidir.
33. Somut olayda; dava konusu taşınmazın hissedarlarından F.E. taşınmazdaki 1349/2400 payını, üçüncü kişi davalı A.Ö.ye 1/8/2005 tarihinde satmış, taşınmazda 31/2400 pay sahibi olan başvurucu ise 31/7/2015 tarihinde kanuni ön alım hakkına dayanarak tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Mahkemece 4721 sayılı Kanun'un 733. maddesine göre ön alım davasının dava konusu payın satıldığı tarih olan 1/8/2005 tarihinden itibaren iki yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiği ancak dava tarihi itibarıyla bu sürenin aşıldığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
34. Ön alım hakkı 4721 sayılı Kanun'un 732. maddesine göre paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlara kanun ile tanınan bir haktır. Ön alım hakkının kullanılmasına ilişkin süreler, 4721 sayılı Kanun'un 733. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında belirtildiği üzere “Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir. Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer." şeklinde düzenlenmiştir.
35. Yargıtayın istikrarlı içtihatlarında da (bkz. §§ 12-14) vurgulandığı üzere; 4721 sayılı Kanun’un 733. maddesince üç aylık hak düşürücü sürenin başlaması için pay satışını öğrenmenin yeterli olmadığı, ön alım hakkını kullanan paydaşa (somut olayda başvurucuya) yapılan satışın, alıcı veya satıcı tarafından noter aracılığıyla bildirilmesi gerektiği, noter aracılığıyla bildirimde bulunulmamışsa iki yıllık hak düşürücü süre içerisinde ön alım hakkına dayanılarak tapu iptali ve tescil davasının açılabileceği belirtilmiştir.
36. Mahkemenin başvurucu tarafından açılan davada hak düşürücü süre nedeniyle verilen ret kararında 4721 sayılı Kanun’un 733. maddesine göre objektif ve kabul edilebilir gerekçelerle iki yıllık dava açma süresini dava konusu payın satıldığı tarihi esas alarak başlattığı, buna göre başvurucunun davasının süresinden sonra açıldığı sonucuna ulaşılarak ret kararı verdiği anlaşılmaktadır. Mahkemenin gerek uyuşmazlık konusu olguyu gerekse bu olgudan hareketle dava açma süresinin başlatılacağı tarihi belirlemesiyle ilgili mevzuat kapsamındaki değerlendirmesinin öngörülemez nitelikte olmadığı ve başvurucunun dava açmasını aşırı derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yaklaşım içermediği sonucuna varılmıştır.
37. Öte yandan başvurucunun paydaşı olduğu taşınmazda kanuni ön alım hakkını kullanmak istediği davanın reddedilmesi neticesinde başka kişilerle ortak olmak zorunda kalması nedeniyle bir külfete katlandığı açıktır. Böyle bir durumda her iki tarafın menfaatlerini dengeleyecek mekanizmaların varlığı önem taşımaktadır. Ancak Mahkemece de belirtildiği üzere başvurucunun zamanında dava açarak ön alım hakkını kullanmaması bu sonuca yol açmıştır.
38. Tüm bu açıklamalara göre Kanun’un ön alım hakkının kullanılmasını hak düşürücü sürelere tabi tuttuğu, buna göre söz konusu Mahkeme kararının keyfî veya öngörülemez olmadığı, başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklenmediği, başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olduğu, dolayısıyla mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.
39. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.