logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Maraş Aktaş [1. B.], B. No: 2021/61490, 6/5/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MARAŞ AKTAŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/61490)

 

Karar Tarihi: 6/5/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Mutlu ALAF

Başvurucu

:

Maraş AKTAŞ

Vekili

:

Av. Zekai AKPOLAT

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, işçilik alacaklarının tazmini talebiyle açılan davada talep artırım dilekçesinin dikkate alınmaması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/12/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, mahkemeye erişim hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, iş akdinin haksız olarak feshedildiği gerekçesiyle işçilik alacakları için Muş 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (iş mahkemesi sıfatıyla) (Mahkeme) F.Ü. Rektörlüğü, E.S.G. Şirketi ve F.İ. Şirketi aleyhine 4/1/2010 tarihinde dava açmıştır. Başvurucu; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 600 TL kıdem tazminatı, 600 TL ihbar tazminatı, 600 TL hafta tatili alacağı, 1.000 TL yıllık izin ücreti, 300 TL Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücreti, 400 TL fazla mesai ücreti olmak üzere toplam 3.500 TL alacağın tahsilini talep etmiştir.

6. Yargılama sırasında bilirkişi raporu aldırılmıştır. Başvurucu 4/12/2013 tarihli duruşmada dava değerini artırmak için süre talep etmiş, Mahkeme, gelecek celseye kadar başvurucuya süre vermiştir. Başvurucu 27/12/2013 tarihli talep artırım dilekçesi sunmuştur. Bu dilekçede diğer alacak kalemleri yanında fazla mesai ücretini de 12.105,98 TL'ye artırmıştır. Başvurucu, aynı gün tamamlama harcını yatırmıştır. Mahkeme 26/2/2014 tarihinde talep artırım dilekçesi doğrultusunda davayı kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve fazla mesai yönünden kabul etmiş, diğer talepleri ise reddetmiştir. Mahkeme, ayrıca davayı F.İ. Şirketi yönünden tamamen reddetmiştir. Kararı F.Ü. Rektörlüğü temyiz etmiştir.

7. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 21/6/2016 tarihli kararı ile hükmü bozmuştur. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"5-Eldeki dava, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlükte olduğu tarihte, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak açılmıştır. Davacı vekili, 27.12.2013 tarihli dilekçesiyle, dava değerinin bilirkişi raporu hesaplamalarına göre arttırıldığı bildirmiştir. Dilekçe içeriğinde, davanın talep edilen miktar bakımından ıslah edildiğine yönelik herhangi bir ifade yoktur. Bu halde, mahkemece, söz konusu dilekçenin ıslah dilekçesi olarak kabul edilmesi isabetsizdir. Diğer taraftan, davanın, mülga 1086 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu tarihte açılan kısmi dava olduğu sabit olduğundan, eldeki davaya, belirsiz alacak davalarında miktar arttırımına ilişkin düzenleme içeren, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107/2. maddesinin uygulanma olanağı da bulunmamaktadır. Kısmi davada, ıslah işlemi haricinde, dava değerinin yükseltilmesi mümkün değildir. Davacı tarafından, ıslah işlemi yapılmadığına göre, mahkemece, dava dilekçesinde talep edilen miktarlarla bağlı kalınması gerekirken, aksi yönde kabulle hüküm sonucu tesis edilmesi hatalıdır."

8. Mahkeme 16/1/2017 tarihli duruşmada bozma ilamına uyulmasına karar vermiştir. Başvurucu 12/7/2017 tarihli duruşmada miktar artırımına ilişkin dilekçesini ıslah dilekçesi olarak sunduğunu, davayı ıslah ettiğini beyan etmiştir.

9. Dosya, Yargıtay bozma ilamındaki hususlar doğrultusunda yeniden hesaplama yapılmak üzere bilirkişiye gönderilmiştir. 29/11/2018 havale tarihli bilirkişi raporunda başvurucunun 10.887,76 TL fazla mesai alacağı olduğu tespit edilmiştir. Başvurucu 15/4/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile fazla mesai alacağını bilirkişi raporu doğrultusunda artırmış ve aynı gün ıslah harcını yatırmıştır. Mahkeme 30/9/2019 tarihli kararı ile F.İ. Şirketi aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine, kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin koşulları oluşmadığından reddine karar vermiştir. Ayrıca yıllık izin ücretinin ve 400 TL tutarındaki fazla mesai ücretinin diğer davalılardan alınarak başvurucuya verilmesine karar vermiş, diğer alacak taleplerini ise reddetmiştir. Mahkemenin fazla mesai ücreti ve ıslaha ilişkin gerekçesi şu şekildedir:

"...davacının daha fazla yıllık izin ücreti ve fazla mesai ücreti alacağı olduğu bilirkişice hesaplanmış olmasına rağmen, usulüne uygun olarak yapılmış bir ıslah olmadığından davacının dava dilekçesinde talep edilmiş olan tutarlara bağlı kalınarak yıllık izin ücreti ve fazla mesai ücretinin hüküm altına alınabileceği..."

10. Başvurucu 25/12/2019 tarihinde kararı temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde özetle ıslah dilekçesinin dikkate alınmadığını, ıslahın hukuka uygun olarak yapıldığını ifade etmiştir. Karar, davalı F.Ü. Rektörlüğü tarafından da temyiz edilmiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi yıllık izin alacağı talebinin de reddedilmesi gerektiği gerekçesiyle 2/7/2020 tarihinde kararı bozmuştur. Mahkeme 17/12/2020 tarihli duruşmada bozma ilamına uyulmasına karar vermiştir.

11. Başvurucu 27/12/2020 havale tarihli ıslah dilekçesi sunmuştur. Bu ıslah dilekçesinde de önceki ıslah dilekçesinde olduğu gibi fazla mesai alacağını 10.887,76 TL'ye ıslah ettiğini bildirmiş, bunun yanında bozma kararından sonra da ıslah yapılabileceğine ilişkin 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 177. maddesini işaret etmiştir. Mahkeme 15/4/2021 tarihli kararı ile bozma ilamı gereğince yalnızca 400 TL fazla mesai ücretine hükmetmiş, diğer talepleri reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Davacı vekili bozma ilamı sonrasında 27.12.2020 işlem tarihli ıslah dilekçesi sunmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 177. maddesi uyarınca ıslah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilecektir. Öte yandan her ne kadar aynı maddenin 2. fıkrasında Yargıtay bozma ilamından ve bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra, ilk derece mahkemesinde tahkikata ilişkin bir işlem yapılması halinde tahkikat sona erinceye kadar ıslah yapılabileceği düzenlenmişse de, bu halde dahi bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamayacaktır. Davacı vekili 25.12.2019 tarihli temyiz dilekçesinde, ıslah dilekçelerinde belirttikleri miktar dikkate alınmadan mahkemece karar verildiğini ve bu hususun usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Ancak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 02.07.2020 tarihli ilamında bu hususu bozma nedeni kabul etmemiş ve mahkememizce 17.12.2020 tarihli celsede bozma ilamına uyulmasına karar verildiğinden, sadece bozma konusu hususlar hakkında tahkikat yapılmıştır. Bu sebeple bozma ilamı dışında bırakılan ıslah konusunda, bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılmasına sebebiyet vermeyecek şekilde hüküm kurulmuştur."

12. Başvurucu, kararı temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde özetle bozma ilamı sonrasındaki duruşmada daha evvelki dava değerinin artırılmasına yönelik dilekçenin ıslah olarak kabul edilmesi gerektiğini beyan ettiğini, bunun kabul edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu bildirmiştir. Ayrıca yargılama aşamasında 6100 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiğini, bu Kanun'un da uygulanabileceğini ve talep artırım dilekçesinin dikkate alınabileceğini ileri sürmüştür. Son olarak 6100 sayılı Kanun'un 177. maddesinde yapılan değişiklik ile bozma ilamı sonrasında da ıslah yapılabileceğine değinmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, anılan kararı 27/10/2021 tarihinde onamıştır.

13. Başvurucu 22/11/2021 tarihinde nihai kararı öğrendikten sonra süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

14. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun ''Islah'' başlıklı 83. maddesi şöyledir:

''İki taraftan her biri usule mütaallik olarak yaptığı muameleyi tamamen veya kısmen ıslah edebilir. Aynı davada hertaraf ancak bir kere ıslah hakkını kullanabilir.''

15. 1086 sayılı mülga Kanun'un 84. maddesi şöyledir:

''lslah, tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinciye kadar ve tabi olmayanlarda muhakemenin hitamına kadar yapılabilir.''

16. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Kapsam ve sayısı" başlıklı 176. maddesi şöyledir:

"(1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.

 (2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir."

17. 6100 sayılı Kanun’un "Islahın zamanı ve şekli" başlıklı 177. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir."

18. Karar tarihinden sonra 6100 sayılı Kanun’un 177. maddesine 28/7/2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen (2) numaralı fıkra şöyledir:

"Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz."

19. 6100 sayılı Kanun’un "Tahkikatın sona ermesi" başlıklı 184. maddesi şöyledir:

"(1) Hâkim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir.

 (2) Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder."

20. 6100 sayılı Kanun’un "Zaman bakımından uygulanma" başlıklı 448. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır. "

2. Yargıtay Kararları

21. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 10/12/2015 tarihli ve E.2014/24179, K.2015/35121 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava niteliği itibariyle kısmi eda külli tespit amaçlı bir davadır. Bu dava türünde talep belirlemeye yönelik “tamamlama” şeklinde usuli bir işlem söz konusu değildir. Davacının “tamamlama dilekçesi” adı altında verdiği dilekçeler hukuki niteliği itibari ile ıslah dilekçesi niteliğindedir. HMK’nın 176/2. maddesine göre bir davada ancak bir kez ıslah yapılabilir. Bu nedenle davacının 28.04.2014 harç tarihli ikinci ıslah dilekçesi hükümsüz olup, mahkemece hükme esas alınması hatalıdır."

22. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 19/1/2016 tarihli ve E.2014/29341, K.2016/1302 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"3-Dava kısmi dava olarak açılmıştır. Talep artırım dilekçesi adı altında verilen dilekçe niteliği itibarı ile ıslah dilekçesidir. Islah ile dava türünün değiştirilmesi mümkün değildir. Dolayısı ile ihbar tazminatı alacağının ıslah dilekçesi ile artırılan kısmına ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken alacağın tümüne dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi hatalıdır."

23. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 19/2/2018 tarihli ve E.2017/1201, K.2018/3141 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"2- Dava kısmi dava olarak açılmıştır. Her ne kadar davacı vekili 13/10/2014 tarihli dilekçesinde, davayı belirsiz alacak davası olarak açmış gibi tamamlama harcı yatırarak taleplerini artırmış ise de, başlangıçta dava kısmi dava olarak açıldığından anılan bu dilekçe niteliği itibariyle ıslah dilekçesidir. Mahkemece bu ıslah dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilmeden ve davalı tarafın ıslaha karşı zamanaşımı def'i değerlendirilmeden davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi ve davanın bu dava şekline göre sonuçlandırılması hatalıdır."

24. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 5/2/2019 tarihli ve E.2015/30089, K.2019/2707 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacı vekili 30/04/2015 tarihli talep artırım adı altında verdiği dilekçesi ile harcını da yatırmak suretiyle taleplerini artırarak 7.538,42TL.kıdem tazminatı, 3.034,47 TL. ihbar tazminatı, 3.056,35 TL. yıllık izin ücreti ve 1.164,33 TL. ikramiye alacağı istemiştir.

Dava kısmi dava olduğundan, 30/04/2015 tarihli dilekçe talep artırım dilekçesi değil, ıslah dilekçesidir."

B. Uluslararası Hukuk

1. İlgili Sözleşme

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36). Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı fıkra, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

27. AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM; bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması, zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Anayasa Mahkemesinin 6/5/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

29. Başvurucu; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 6100 sayılı Kanun'un 177. maddesinde yapılan değişikliği göz ardı ettiğini, bozma kararı sonrası ıslah hakkını kullanamadığını, yine yargılama sırasında yürürlüğe giren belirsiz alacak davasına ilişkin hükümlerin uygulanmadığını ifade etmiştir. Bunun yanında 27/12/2013 tarihli bedel artırım dilekçesinin değerlendirme dışı bırakılarak hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. Bakanlık görüşünde; başvuruya ilişkin olarak F.Ü. Rektörlüğünden temin edilen görüş ve ilgili belgeler sunulmuştur. Bunun yanında başvurucunun temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun talep artırım dilekçesinin değerlendirme dışı bırakıldığına yönelik iddiasının mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı

33. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

34. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah [1. B.], B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).

35. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

36. Bireysel başvuruya konu olayda talep artırım dilekçesinin kabul edilmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

37. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

38. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

i. Kanunilik Ölçütüne İlişkin Genel İlkeler

39. Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir (kanunilik şartına başka bağlamlarda dikkat çeken kararlar için bkz. Sevim Akat Eşki [1. B.], B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36; Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 82; Hayriye Özdemir [2. B.], B. No: 2013/3434, 25/6/2015, §§ 56-61; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019, § 35; Hamit Yakut [GK], B. No: 2014/6548, 10/6/2021, § 76; Atilla Yazar ve diğerleri [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022, § 100).

40. Hak ve özgürlükler ile bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan [2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

41. Müdahalenin kanuna dayalı olması, öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56; Tuğba Arslan, § 96; Fikriye Aytin ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 34).

42. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 21/6/2016 tarihli bozma ilamında 27/12/2013 tarihli dilekçede davanın talep edilen miktar bakımından ıslah edildiğine yönelik herhangi bir ifade olmadığı tespitini yapmış ve bu hâlde Mahkemece söz konusu dilekçenin ıslah dilekçesi olarak kabul edilmesinin isabetsiz olduğu sonucunu belirtmiştir. Daire, bu tespitten hareketle kısmi davada, ıslah işlemi haricinde dava değerinin yükseltilmesinin mümkün olmadığı, dava dilekçesindeki talepler doğrultusunda karar verilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. 6100 sayılı Kanun'un 26. maddesinin (1) numaralı fıkrasında "taleple bağlılık ilkesi" düzenlenmiş olup bu maddede hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu, bundan fazlasına hükmedilemeyeceği düzenlenmiştir. Bu kapsamda Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalesinin kanun tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı görülmektedir.

ii. Meşru Amaç

43. 6100 sayılı Kanun'un 25. maddesi gereği hâkimin iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağı ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamayacağı, kendiliğinden delil toplayamayacağı ilkesi de dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkının belli usul kurallarına bağlanmasının, özellikle pozitif yükümlülüklerin söz konusu olduğu ve kamu makamlarının taraf olmadıkları davalarda, iyi adalet yönetiminin sağlanarak kamu yararının gerçekleştirilmesi şeklinde meşru bir amaca yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

iii. Ölçülülük

 (1) Genel İlkeler

44. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

45. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade eder (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

46. Mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması için seçilen aracın öngörülen amaca ulaşılabilmesi bakımından elverişli olması gerekir. Ayrıca seçilen araç bu hakkı en az zedeleyici nitelikte olmalıdır. Bununla birlikte hakkı daha az zedeleyen aracın tercih edilmesi gerektiğinin söylenebilmesi için söz konusu araç aynı amacı gerçekleştirmeye uygun olmalıdır. Daha hafif sınırlama teşkil eden aracın tercih edilmesi hâlinde öngörülen amaç gerçekleşmeyecek ise daha ağır müdahale oluşturan aracın seçimi hususundaki tercih, Anayasa’ya aykırı olmaz. Bunun dışında hangi müdahale aracının tercih edileceği hususunda kamu otoritelerinin belli ölçüde takdir yetkisi vardır (Mustafa Berberoğlu [2. B.], B. No: 2015/3324, 26/2/2020, § 48).

47. Öte yandan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahaleler orantılı olmalıdır. Orantılılık, amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını gerektirir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında sınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir (Mustafa Berberoğlu, § 49).

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

48. Başvurucunun talep artırım dilekçesinin değerlendirilmemesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin, usul ekonomisi ile iyi adalet yönetimi ilkesinin sağlanarak kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Bireysel başvuruya konu olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi bakımından asıl önem taşıyan ölçüt ise orantılılıktır. Bu itibarla verilen kararla başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklenip yüklenmediğinin tespiti gerekmektedir.

49. Başvuruya konu dava tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı mülga Kanun'un 84. maddesinde, ıslahın tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinceye kadar ve tabi olmayanlarda muhakemenin hitamına kadar yapılabileceği belirtilmiş, 6100 sayılı Kanun'un 177. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da ıslahın yalnızca tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği öngörülmüştür.

50. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu işçilik alacakları için dava açmış ve alacakların hesaplanması için dosya bilirkişiye gönderilmiştir. Yargılama sırasında 6100 sayılı Kanun yürürlüğe girmiş ve aynı kanunun 107. maddesinde belirsiz alacak davası düzenlenmiştir. Bu maddenin (2) numaralı fıkrasında alacağın miktarının kesin olarak belirlendiği anda davacının talebini artırabileceği hüküm altına alınmıştır. Başvurucu, bilirkişi raporu doğrultusunda dava dilekçesinde talep ettiği alacak kalemlerini artırdığına ilişkin 27/12/2013 tarihli dilekçe sunmuş ve tamamlama harcı yatırmıştır. Mahkeme bir kısım alacakları talep artırım dilekçesi doğrultusunda kabul etmiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ise 21/6/2016 tarihli bozma ilamında davanın 1086 sayılı mülga Kanun zamanında kısmi dava olarak açıldığını, daha sonradan yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun uyarınca talep artırımının mümkün olmayacağını, 27/12/2013 tarihli dilekçede de ıslah yapıldığına ilişkin bir ifade olmadığını bildirmiş ve dava dilekçesinde talep edilen miktarlarla bağlı kalınarak karar verilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

51. Bozma kararından sonra başvurucu 15/4/2019 tarihinde bu kez ıslah dilekçesi sunmuştur. Mahkeme ise usulüne uygun yapılmış ıslah olmadığı gerekçesiyle dava dilekçesinde talep edilen miktarlar üzerinden hüküm tesis etmiştir. Kararın tekrar temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ıslahla ilgili bir değerlendirme yapmamış, yıllık izin ücreti talebinin de reddedilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. Mahkeme bozma ilamına uymuş ve yalnızca 400 TL fazla mesai ücretine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde ise 6100 sayılı Kanun'un 177. maddesi uyarınca ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceğine işaret edilmiş ancak bu hâlde dahi bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamayacağından ve bozma sonrası bu hususla ilgili tahkikat yapılmadığından ıslah talebinin değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştır. Anılan karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından onanmıştır.

52. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, içtihatlarında (bkz. §§ 21-24) kısmi davalarda "tamamlama dilekçesi", "talep artırım dilekçesi" adı altında sunulan dilekçelerin ıslah dilekçesi olarak nitelendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Başvurucunun talep artırım dilekçesi olarak sunmuş olduğu ve harcını yatırdığı 27/12/2013 tarihli dilekçenin Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından ıslah dilekçesi olarak nitelendirilmemesinin başvurucuya orantısız bir külfet yüklediği sonucuna varılmıştır. Zira başvurucunun ortaya koyduğu iradenin taleplerini artırmak yönünde olduğu değerlendirilmektedir. Nitekim başvurucu, bozmadan sonraki 16/1/2017 tarihli duruşmada miktar artırımına ilişkin dilekçesinin ıslah dilekçesi olarak kabul edilmesi gerektiğini bildirmiştir.

53. Başvurucu, ayrıca bozma kararından sonra fazla mesaiye ilişkin yeniden aldırılan bilirkişi raporu doğrultusunda 15/4/2019 tarihinde ıslah dilekçesi de sunmuştur. Ancak Mahkeme 30/9/2019 tarihli kararının gerekçesinde bozma ilamındaki gerekçe doğrultusunda usulüne uygun bir ıslah yapılmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Başvurucunun 15/4/2019 tarihli ıslahı ile ilgili ise bir değerlendirme yapmamıştır. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2/7/2020 tarihli bozma ilamından sonra yapılan yargılamada Mahkemece bozma ilamına uyulmuş ve yalnızca dava dilekçesinde talep edilen tutar yönünden karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, bozma ilamı dışında bırakılan ıslah konusunda bozma kararına uyulduğu, bu konuda tahkikat yapılmadığı ifade edilmişse de 21/6/2016 tarihli bozma kararında fazla mesai yönünden de kararın bozulduğu, Mahkeme tarafından bozma ilamı doğrultusunda yeniden bilirkişi raporu aldırıldığı, bir başka deyişle tahkikatın devam ettiği ve rapor doğrultusunda ıslah dilekçesinin sunulduğu görülmüştür.

54. Bu itibarla talep artırım dilekçesinin dikkate alınmaması suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin elde edilmek istenen kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında başvurucuya orantısız bir külfet yüklediği, bu itibarla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

56. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 20.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

57. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

58. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Muş 1. Asliye Hukuk Mahkemesine (iş mahkemesi sıfatıyla) (E.2020/818, K.2021/438) GÖNDERİLMESİNE,

Ç. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Maraş Aktaş [1. B.], B. No: 2021/61490, 6/5/2026, § …)
   
Başvuru Adı MARAŞ AKTAŞ
Başvuru No 2021/61490
Başvuru Tarihi 21/12/2021
Karar Tarihi 6/5/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, işçilik alacaklarının tazmini talebiyle açılan davada talep artırım dilekçesinin dikkate alınmaması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Mahkemeye erişim hakkı (hukuk) İhlal Yeniden yargılama
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi