|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
FATMA MERT VE METİN MERT BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/60186)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 29/1/2026
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Mehmet AKTEPE
|
|
Başvurucular
|
:
|
1. Fatma MERT
|
|
|
|
2. Metin MERT
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Mehmet EFE
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikteki silahlı saldırı ve sonrasındaki canlı bomba saldırısı sonucu meydana gelen ölüm olayı ve bu olaydan doğan zararların tazmini talebiyle açılan davanın kısmen reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinde 28/6/2016 günü DEAŞ terör örgütü mensubu üç terörist, farklı noktalarda önce çevreye rastgele ateş açmış; ardından da üzerlerindeki bombaları patlatmıştır. Saldırı sonucu aralarında başvurucuların oğlu M.M.nin de olduğu 45 kişi ölmüş, çok sayıda kişi de yaralanmıştır. M.M. olay tarihinde Atatürk Havalimanı'nda TGS Yer Hizmetleri A.Ş. bünyesinde geri hizmetler işçisi olarak çalışmaktadır.
3. Başvurucular, İçişleri Bakanlığına başvuruda bulunarak silahlı ve bombalı saldırı sonucu uğradıklarını ileri sürdükleri maddi zararları için tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuruculara 32.640,65 TL tazminat takdir edilmiştir. Başvurucular idare tarafından belirlenen tazminatı kabul etmediğinden taraflar arasında uyuşmazlık tutanağı imzalanmıştır.
4. Başvurucular, İstanbul 9. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde cenaze ve defin giderleri için 2.000 TL, destekten yoksun kalmaya ilişkin zararları için ise ayrı ayrı 2.000 TL maddi tazminat talepli tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçelerinde başvurucular; saldırı gerçekleşebileceği yönünde istihbarat bilgisine sahip olmasına rağmen idarenin saldırının önlenmesi için gerekli tedbirleri almadığını ifade etmiştir.
5. İstanbul Valiliği savunmasında idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan bir güvenlik açığı olmadığını, olayın olduğu yerde terör eylemi olacağına dair istihbari bilgi veya başka verilerin ellerinde bulunmadığını ve olayda idarenin hizmet kusurunun gerçekleşmediğini belirtmiştir. Ayrıca destekten yoksun kalmaya ilişkin belge sunulmadığını ve defin masraflarına yönelik talebin zenginleşmeye sebep olabileceğini öne sürmüştür.
6. İdare Mahkemesi dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra 22/5/2019 tarihli kararıyla davayı kabul ederek bilirkişi raporuyla tespit edildiği üzere destekten yoksun kalınan miktar olarak başvurucu Fatma Mert'e 184.849,50 TL, başvurucu Metin Mert'e 153.469,84 TL maddi tazminat ödenmesine, başvuruculara ayrıca cenaze ve defin giderleri için 2.000 TL ödenmesine hükmetmiştir. 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ve sosyal risk ilkesine ilişkin geniş çaplı açıklamada bulunulan karar gerekçesinde, terör saldırısı niteliğindeki olay nedeniyle oğulları ölen başvurucuların maddi zararının tazmini talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu bağlamda başvurucuların ölen çocuklarının maddi desteğinden yoksun kaldıkları miktar olarak tespit edilen maddi tazminat talebinin kabulüne, cenaze ve defin işlemleri için örfi olarak yapılacak bir takım ananelerin bulunduğu tespitiyle talep edilen tutarın makul olduğuna karar verilmesinin uygun olduğu belirtilmiştir.
7. Davalı idarenin istinaf talebi İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesi (İstinaf Mahkemesi) tarafından 14/1/2020 tarihinde incelenerek karara bağlanmıştır. Kararda 5233 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra meydana gelen ve idarenin kusur ya da kusursuz sorumluluğu olduğu terör olaylarında anılan Kanun'un uygulanacağına vurgu yapılarak maddi zarar talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile başvuruculara 32.640,65 TL ödenmesine karar verilmiştir.
8. Başvurucular ile davalı idare, İstinaf Mahkemesi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 23/3/2021 tarihinde temyiz talepleriyle ilgili kararını vermiştir. Karar gerekçesinde, öncelikle Dairenin yerleşik içtihadı uyarınca terör olayları sonucu bir zararın ortaya çıkması ve idarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk hâllerinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli inceleme ve araştırma yapılarak karar verileceğini belirtmiştir. Gerekçenin devamında aynı olayı temel alan uyuşmazlıklarda farklı idare mahkemeleri tarafından verilen ara kararları üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü ilgili birimlerince kolluğa ulaşan ve gerekli birimlerle paylaşılan genel nitelikteki muhtemel eylemlere ilişkin yazıların sunulduğunu, başvuruya konu olaya dair ihbarın bulunmadığını ifade etmiştir. Ayrıca davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için olay öncesinde olaya ilişkin istihbari bilginin yer, zaman, kişi unsurlarından bir ya da bir kaçının belirli olacak şekilde idarece bilinmesi ve idarenin bu bilgiye rağmen gerekli önlemi almaması gerektiğini ancak bahse konu yazıların incelenmesinde idarenin hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluğundan söz edilemeyeceğini açıklamıştır. Sonuç itibarıyla somut olayda idarenin hizmet kusurunun ve/veya kusursuz sorumluluğunun söz konusu olmadığını ifade ederek İstinaf Mahkemesi kararını onamıştır.
9. Daire kararında Emniyet Genel Müdürlüğü ilgili birimlerince sunulan birtakım bilgi ve belgelerden bahsetmiştir. Bu belgelerde olay günü uygulanan rutin güvenlik tedbirleri şu şekilde yer almıştır:
i. Atatürk Havalimanı'nın tüm giriş ve çıkış noktalarında Atatürk Havalimanı Şube Müdürlüğü personeli ve özel güvenlik personelince gerekli tedbirler alınmıştır. Karayolu ile araçların giriş yaptığı ana yol kontrol noktasında, sahil yolu, Basın Ekspres Yolu, kargo terminali bağlantı yolları üzerinde ve metro katında şüpheli şahıs ve araçların detaylı sorgu ve incelemeleri Atatürk Havalimanı Şube Müdürlüğü personelince yapılmaktadır.
ii. Atatürk Havalimanı dış hatlar metro katında bir, dış hatlar terminali çıkış katında beş, dış hatlar terminali geliş katında iki, iç hatlar terminali çıkış katında bir ve iç hatlar terminali geliş katında bir giriş çıkış kapısı bulunmakta; giriş kapılarının her birinde X-Ray ve kapı dedektörü yer almakta, aktif olarak kullanılan her bir cihaz başında özel güvenlik personeli mevcut olup kapılarda Atatürk Havalimanı Şube Müdürlüğü nokta görevlisi bulunmakta ve terminallerde devriye ekipleri görev yapmaktadır.
iii. İstihbarat Şube Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve Atatürk Havalimanı Şube Müdürlüğü personelince iç hatlar ve dış hatlar terminallerine giriş/çıkış noktaları ve terminal içerisinde şüpheli şahıs profil analizi yapılarak gerekli tedbirler alınmaktadır.
iv. Terminal önü ve iç kısımlarında, Dış Hatlar Büro Amirliği ve İç Hatlar Büro Amirliği devriye ekipleri ile Suç Önleme ve Araştırma Büro Amirliği sivil görevlileri yer almakta, havalimanı geneli ve dış çevresinde Yunus Motorize Unsurları ile Güvenlik Hizmetleri Büro Amirliği ekipleri ring hâlinde bulunmakta ve görevli personel şüpheli araç ve şahıslar üzerinde gerekli kontrolleri yapmaktadır.
v. Kapalı devre kamera sisteminden canlı izleme yapan personel Atatürk Havalimanı'ndaki şüpheli araç ve şahısları ilgili devriyelere/birimlere ve sorumlu amirlere bildirerek gerekli sorguları yapmaktadır.
vi. Atatürk Havalimanı Şube Müdürlüğü Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliğinin devriye ekibi tarafından havalimanı dışında, havalimanına yakın noktalarda iniş kalkış yapan uçaklara, terminal ve apron bölgelerine yapılabilecek saldırılara karşı boş/kontrolsüz arazilerin kontrolleri yapılmaktadır.
vii. Atatürk Havalimanı Şube Müdürlüğü görevlilerinin gözetiminde özel güvenlik sorumluluğundaki köpekler ile anayol kontrol noktası, terminal önleri ve terminal giriş noktaları, otopark girişi ve katları, servis yolu girişi, servis katı ile metro girişinde şüpheli şahıs ve araçların kontrolleri yapılmaktadır.
viii. Yolcu üzerinde ve bagaj içinde yer alabilecek belirli ya da yüksek miktardaki patlayıcıyı tespit etmek amacıyla dış hatlar ve iç hatlar terminallerinde EDS (patlayıcı tespit sistemleri) ve ETD (iz dedektörleri) cihazları bulunmaktadır.
10. Başvurucular, nihai kararı 16/9/2021 tarihinde öğrendikten sonra 15/10/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
12. Başvurucular;
i. Geniş çaplı bir planlamayla gerçekleştirilen saldırıda bu planlamadan haberdar olması gereken kamu makamlarının sahip oldukları yetkiler kapsamında ve makul ölçüler çerçevesinde riskin gerçekleşmesini önlemek için gerekli önlemleri almadığını,
ii. Yargılama makamlarının ileri sürdükleri iddiaları dikkate almadan, yeterli araştırma yapmadan, olayda hizmet kusurunun neden bulunmadığını açıklamadan, sosyal risk ilkesine dayalı olarak yetersiz maddi tazminata hükmettiğini belirterek yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
13. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; öncelikle başvurucular lehine sosyal risk ilkesi uyarınca hükmedilen maddi tazminata işaret edilerek başvurucuların uğradığı zararın giderildiği, bu nedenle mağdur sıfatlarının ortadan kalkıp kalkmadığının değerlendirilmesi gerektiği, yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının değerlendirilmesinde ise Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamındaki içtihadının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınmasının uygun olacağı belirtilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
14. Başvurucuların bütün şikâyetleri esas olarak öngörülebilir nitelikte olan terör saldırısının idarenin kusuru nedeniyle engellenemediği, açtıkları tazminat davasında da aksi yöndeki olgulara rağmen idarenin hizmet kusuru olmadığı sonucuna ulaşıldığına ve yetersiz maddi tazminata hükmedildiğine yöneliktir. Bu nedenle başvuru, yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu ile etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu kapsamında incelenmelidir.
15. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği hâllerde -bazı istisnaları bulunmakla birlikte- idari makamlar veya yargı mercileri tarafından ödenmesine karar verilen tazminatın başvurucuların mağdur sıfatını ortadan kaldırabilmesi için her şeyden önce yaşam hakkının ihlal edildiğinin idari makamlar veya yargı mercilerince açıkça veya en azından öz itibarıyla tespit edilmesi gerekir (Hasan Kılıç [2. B.], B. No: 2018/22085, 27/1/2021, § 42). Başvuruya konu olayda idari yargı mercileri yaşam hakkının ihlalini açıkça veya öz itibarıyla tespit etmediği için başvurucular iddia ettikleri hak ihlalinin mağdurudur. Ayrıca başvuru açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi başvurunun kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmamaktadır. Bu durumda yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
1. Yaşam Hakkının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
16. Anayasa'nın yaşam hakkını güvence altına alan 17. maddesinin kendisine yüklediği pozitif yükümlülükler uyarınca devlet; yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını kamu görevlileri ile diğer bireylerin eylemlerinden hatta kişilerin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi altındadır (Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § 35).
17. Koruma ödevinin yerine getirilebilmesi için devletin yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturması (İpek Deniz ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149; T.A. [GK], B. No: 2017/32972, 29/9/2021, § 135), bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda organları veya görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler alması (T.A., § 136; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 36) hatta önceden belirlenebilir bir veya daha fazla bireyin yaşamına yönelik bir tehdit söz konusu olmasa bile kişilerin yaşamını korumak için genel güvenlik tedbirleri alması gerekir (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya [1. B.], B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 59). Bu ödev, bireylerin yaşam hakkının terörden kaynaklanan bir tehdit altında olduğu durumlar için de söz konusudur (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, § 62).
18. Öte yandan yetkili makamlardan yaşamla ilgili her türlü potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somut tedbirler alması beklenemeyeceği (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, § 60) gibi özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında koruma yükümlülüğünün kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanması da mümkün değildir. Ayrıca hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir ve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbirle yerine getirilebilir. Unutulmaması gerekir ki yaşam hakkının gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında alınacak tedbirlerin belirlenmesi, idari ve yargısal makamların takdirindedir (Bilal Turan ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2013/2075, 4/12/2013, § 59; T.A., §§ 136, 137; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 37).
19. Genel koruma yükümlülüğünün söz konusu olduğu hâllerde de devletin bir ölüm olayından sorumlu tutulabilmesi, ölüm neticesinin yetkili ulusal makamların bildikleri ya da bilmeleri gereken yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin gerçekleşmesini önlemek için kendilerinden yetkileri dâhilinde makul olarak beklenebilecek önlemleri almamalarının sonucu olmasına bağlıdır (Ali Sadet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/6838, 8/6/2021, § 86).
20. Başvurucuların iddiası dikkate alındığında değerlendirilmesi gereken mesele, başvurucuların oğlunun ölümünün yetkili ulusal makamların bildikleri ya da bilmeleri gereken yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin gerçekleşmesini önlemek için kendilerinden yetkileri dâhilinde makul olarak beklenebilecek önlemleri almamalarının sonucu olup olmadığıdır.
21. Daire kararındaki tespitler ve olay günü de uygulanan güvenlik tedbirlerine ilişkin bilgi ve belgeler (bkz. § 9) nazara alındığında başvuruya konu olaydaki hiçbir unsur kamu makamlarının olay günü havalimanında bulunanların hayatlarına yönelik belirli, somut ve yakın bir tehdit olduğunu bildiklerine veya bilmeleri gerektiğine işaret etmemektedir. Ayrıca yetkililerin olay yerinde bulunanların güvenliğini sağlamak amacıyla giriş ve çıkışlarda X-Ray ve kapı dedektörü kullanılması, sivil ve resmî devriye ekiplerinin bölgede görev yapması, kamera sistemi ile çevrenin izlenerek şüpheli kişi takibi yapılması, çevredeki boş ve kontrolsüz arazilerin denetlenmesi, özel köpekler ile kişi ve araçların kontrol edilmesi, patlayıcı tespiti amacıyla çeşitli cihaz ve dedektörlerin kullanılması gibi makul olarak kabul edilebilecek bir dizi tedbir aldığı görülmüştür.
22. Yapılan belirlemeler ışığında kamu makamlarının 28/6/2016 günü gerçekleşen saldırıyla ilgili olarak öngörülebilir, ciddi ve yakın bir terör saldırısı tehdidi olduğundan habersiz olduğu, bu tür bir terör saldırısını önlemenin doğasında var olan özel zorlukların gözönünde bulundurularak yaşamı koruma yükümlülüğü açısından üstlerine düşen sorumluluğu yerine getirmediklerinin söylenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
2. Yaşam Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
24. Pozitif yükümlülüğü kapsamında devletin yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (T.A., § 134; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 38).
25. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, § 63).
26. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekir (Perihan Uçar ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 39) ancak yargı mercilerinin özenli inceleme yapma yükümlülükleri, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine sonuca varılmasını garanti etmez (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş [1. B.], B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73; Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, § 40).
27. Daire nihai kararında hizmet kusurunun hatta kusursuz sorumluluk hâlinin bulunmadığı sonucuna ulaşırken terör saldırısından önce mevcut olan bilgilere dayanarak durumu değerlendirmiş, yetkililerin terör saldırısının yakın olduğunu gösterecek herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarını tespit etmiştir. Ayrıca kararda söz konusu saldırıyla ilgili olarak yetkililer tarafından gerekli ve yeterli genel güvenlik önlemlerinin alındığını belirtmiştir. Yapılan yargılama neticesinde başvurucuların maddi tazminat talebi sosyal risk ilkesi ve 5233 sayılı Kanun kapsamında kısmen kabul edilmiştir.
28. Başvuruya konu olaya ilişkin yapılan yargılamada ölüm olayını çevreleyen koşulların tespiti ve başvurucuların iddiaları doğrultusunda idarenin sorumluluğunun belirlenmesi için gerekli makul adımların atıldığı ve elde edilen deliller kapsamında idarenin hizmet kusuru olup olmadığı noktasında nesnel bir yaklaşım sergilenerek gerekli irdelemelerin yapıldığı görülmüştür. Yargılama sonunda ise başvurucuların ispat yükünü hafifleten sosyal risk ilkesi benimsenerek bu ilke uyarınca belli miktarda maddi tazminata hükmedilmiştir. Somut olay açısından yaşamı koruma yükümlülüğü bağlamındaki devletin pozitif yükümlülüğünün ihlal edilmediği sonucuna varıldığı da gözönünde bulundurulduğunda yaşam hakkının etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun gerekliliklerinin yerine getirilmediğinin söylenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Başvurucular, tam yargı davasının uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde, yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.
31. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.