|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
CAHİT BAYRAM BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/55445)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 29/1/2026
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Ali KOZAN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Cahit BAYRAM
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Nesrin Gülten AKTAŞ
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, muvazaa iddiasına dayalı olarak açılan işçilik alacaklarına ilişkin davanın reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu 1/8/2006 tarihinden emekli olduğu 22/7/2016 tarihine kadar Kocaeli Büyükşehir Belediyesi (Belediye) şirketi olan Belde A.Ş.de (Şirket) sigortalı olarak çalışmıştır. Başvurucu, muvazaalı işlemler nedeniyle eksik kıdem tazminatı aldığı iddiasıyla Belediye aleyhine alacak davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; aynı iş yerinde çalışmalarına ve aynı işi yapmalarına rağmen Belediye bünyesinde kadrolu işçi olarak çalışanlar ile Şirket bünyesinde çalışanların haklar ve maaşlar konusunda farklı uygulamalara maruz kaldığını, Şirket bünyesindekilerin daha az maaş aldıklarını iddia ederek Belediye ile Şirket arasındaki sözleşmelerin muvazaalı olduğunu vurgulamıştır.
3. Yargılama sürecinde düzenlenen bilirkişi raporunda Şirketin hisselerinin çoğunluğunun Belediyeyeait olduğu, Belediyenin işçiler üzerindeki yönetimi, başvurucunun şoför olarak çalıştığı ve işin niteliği gözetilerek Belediye ile Şirket arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğuna dair kanaat bildirilmiştir. Kocaeli 3. İş Mahkemesi (Mahkeme) 26/7/2018 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, anılan rapora dayanılarak alt işverene verilen işin niteliği gözetilerek alt işverenlik sözleşmesiyle iş hukukunun öngördüğü kamusal yükümlülüklerden kaçmanın amaçlandığı, asıl işveren alt işveren arasında kurulan ilişkinin işçi temini niteliğinde olduğu, bu nedenle Belediye ile başvurucunun çalıştırıldığı Şirket arasında yapılan sözleşmelerin muvazaalı olduğu kanısına varıldığı vurgulanmış ve başvurucunun başından beri davalı Belediyenin işçisi olarak çalıştığı kabul edilmiştir.
4. Belediye anılan karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesince (Bölge Adliye Mahkemesi) 7/10/2021 tarihinde istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; Mahkemece alınan bilirkişi raporunda Şirket hisselerinin yaklaşık %99'unun Belediyeye ait ve sözleşmenin işçi teminine yönelik olduğu gerekçesiyle davalı Belediye ile ilgili şirketler arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu sonucuna varılmış ise de kanunun vermiş olduğu yetkiye dayanılarak Belediye tarafından kurulan şirketlere belediyenin bir kısım işlerinin gördürülmesinin işçi teminine yönelik olarak değerlendirilemeyeceği vurgulanmıştır. İlgili mevzuat uyarınca toplu ulaşım ve taşıma hizmetlerine yönelik işlerin alt işverence gördürülmesinin mümkün olduğu, Şirket hissesinin büyük bir kısmının ya da tamamının Belediyeye ait olmasının tek başına aradaki ilişkinin muvazaalı olduğunu göstermeyeceği belirtilmiştir.
5. Başvurucu, nihai kararı 23/10/2021 tarihinde öğrendikten sonra 1/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
6. Başvurucu; muvazaa iddiasına dayalı olarak seri davalar açıldığını, tam da bu süreçte Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Dairelerinin birleştiğini ve 2020 yılında ilke kararı ile içtihat değişikliğine gidildiğini, ancak değişiklik ile ilgili gerekçe ortaya konulmadığını, bu kapsamda bir kısım dosyalarda aynı maddi olaya ilişkin muvazaa iddiası kabul edilmekle birlikte bir kısım dosyalarda ise davaların reddine karar verildiğini belirtmiştir. İçtihat değişikliğinin uygulama değişikliğinden kaynaklandığını, kendi davasıyla aynı içeriğe sahip davaların görüş değişikliği nedeniyle reddedildiğini, içtihadın basına duyurulduğunu ve yerleşik hâle geldiğini vurgulayarak bu nedenle temyiz kanun yolunun etkili olmadığı düşüncesiyle anılan yolu tüketmediğini ifade etmiştir. İçtihat değişikliğinin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırı olduğunu, 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 67. maddesinin muvazaa iddiasını incelemeye engel olmadığını belirten başvurucu, bu yönde içtihat değişikliği öncesi pek çok emsal Yargıtay kararı bulunduğunu açıklamıştır. Ayrıca bilirkişi raporuyla mahallinde yapılan incelemeler neticesinde muvazaanın varlığına kanaat getirildiğini, Belediye'de kadrolu çalışan işçiler ile aynı görev ve sorumluluklara sahip oldukları hâlde hak ve menfaatler açısından eşitliğin sağlanmadığını işaret ederek adil yargılanma hakkı ile gerekçeli karar hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
7. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; yargı mercileri tarafından yapılan tespit ve değerlendirmeler bakımından başvurucunun şikâyetinin kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık ayrıca Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığından gönderilen müzekkere cevabından başvurucunun emekliye ayrıldığı, çalıştığı son Şirket olan Belde A.Ş.nin de taraf olduğu bir toplu iş sözleşmesinin (TİS) bulunduğu, başvurucuya ödenen tüm tazminatların bu TİS'e göre hesaplandığı ve eksiksiz olarak ödendiği dile getirilmiş, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığından başvuruya ilişkin olarak temin edilen bilgi ve belgeler yazı ekinde gönderilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın ve Belediyenin görüşüne karşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
8. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı ve 47. maddesinin (5) numaralı fıkraları, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ikincil nitelikte olup bu yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır (Şahin Tosun [1. B.], B. No: 2014/10857, 11/1/2017, § 34).
9. Temyiz mahkemesinin yakın zamanda vermiş olduğu ve başvurucunun davasına da uygulanacak nitelikte bir karar varsa ve temyiz mahkemesinin bu kararını değiştirmesi ihtimal dâhilinde görünmüyorsa başvurucu, iç hukuk yollarını tüketmiş sayılacaktır (Deniz Baykal [2. B.], B. No: 2013/7521, 4/12/2013, § 30; Şahin Tosun, § 35).
10. Söz konusu uyuşmazlıkta, başvurucunun temyiz kanun yolunu tüketmeden bireysel başvuru yaptığı görülmekle öncelikle yukarıda aktarılan içtihatlar kapsamında bu durumun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda başvurucu vekilinin takip ettiği ve başvuru konusuyla benzer birçok davanın temyiz incelemesinde reddedildiği vekilin yaptığı diğer bireysel başvuru dosyalarında görülmüştür. Anılan ret kararlarının yukarıda aktarılan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesi kapsamında verildiği, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin Belediye ve alt işveren arasındaki muvazaa iddialarına ilişkin benzer içerikte yerleşik kararlarının olduğu anlaşılmakla (bkz. § 17) başvurucunun temyiz kanun yolunu tüketmesinin bireysel başvuru için gerekli olmadığı kabul edilmiştir (benzer değerlendirme için bkz. Cevdet Sert [1. B.], B. No: 2019/42542, 31/12/2020, §§ 21, 22).
11. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetinin özü, içtihat değişikliği nedeniyle benzer nitelikteki davalarda farklı yönde kararlar verildiği ve somut olay ile hukuk kurallarının hatalı değerlendirildiği hususuna ilişkindir. Bu kapsamda başvurunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
12. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).
13. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.] B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
14. Öncelikle adil yargılanma hakkının hukuk kuralının davanın başvurucu lehine sonuçlanmasını temin eden yorumunun esas alınmasını güvence altına almadığı hatırlatılmalıdır. Uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kurallarının yorumlanması yargı mercilerinin takdirindedir. Öte yandan aynı nitelikteki uyuşmazlıkla ilgili olarak değişik mahkemelerin farklı kararlar vermesi de tek başına adil yargılanma hakkını ihlal etmemektedir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin yargı mercilerince yapılan yorumların hukuka uygun olup olmadığını denetleme ve bu yorumları birleştirme gibi bir görevinin bulunmadığının altı çizilmelidir. Anayasa Mahkemesinin açıkça keyfî olmayan veya bariz takdir hatası da içermeyen bir yorumdan dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmedebilmesi için bu yorumun yerleşik hâle gelen bir içtihattan saptığına veya derinleşmiş ve süregelen bir nitelik kazanan içtihat farklılığına dayandığına ikna olması gerekir (Adem Aydil [1. B.], B. No: 2019/24622, 10/12/2024, § 17).
15. Başvuruya konu yargılamada başvurucu, muvazaa iddiasına dayalı olarak işçilik alacaklarının tazmini talebiyle dava açmıştır. Bu kapsamda Mahkemece yapılan incelemede bilirkişi raporu doğrultusunda muvazaa iddiasının kabulüne hükmedildiği, buna mukabil Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan incelemede Belediyenin, kanunun verdiği yetkiye istinaden kendi kurduğu yahut büyük oranda hissedarı olduğu şirketlerle alt işverenlik ilişkisi kurmasının tek başına muvazaalı ilişki kurulduğu anlamına gelmeyeceği belirtilerek davanın reddedildiği anlaşılmıştır.
16. Başvurucunun öncelikli iddiası 2020 yılında ilke kararı ile içtihat değişikliğine gidilmesi nedeniyle davanın reddedildiği, içtihat değişikliğine dair ilke kararının mevcut uygulamadan neden vazgeçildiğine dair yeterli gerekçe içermediği hususuna ilişkindir. 2020 yılı Eylül ayında Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Daireleri birleştirilmiş ve 22. Hukuk Dairesi kapatılmış, 9. Hukuk Dairesi aynı yıl İçtihat Farklılıklarının Görüşülmesine Dair 41 İlke Kararı yayımlamıştır. Bu kararlar içinde asıl işveren alt işveren arasındaki ilişkiye dair iki hususa değinildiği görülmüştür. Bunlardan biri zamanaşımı defi meselesi, bir diğeri de feragat müessesesinin uygulama şekliyle ilgili olup doğrudan muvazaa ile ilgili yahut 5393 sayılı Kanun'un 67. maddesi ile ilgili bir içtihat ortaya konulmadığı anlaşılmıştır. Bu noktada başvurucu 5393 sayılı Kanun'un 67. maddesi nedeniyle yargı mercilerinin muvazaa incelemesi yapmaktan imtina ettiğini ileri sürmüşse de başvuruya konu karar incelendiğinden tam tersine anılan maddenin muvazaa incelemesine engel olmayacağı ancak alt işveren Şirketin hisselerinin büyük oranda Belediyeye ait olmasının da tek başına muvazaaya gerekçe olamayacağı yönünde değerlendirme yapıldığı görülmektedir (bkz. § 4).
17. Mahkemelerin münferit bazı olaylarda farklı kararlar vermesi, kuralın öngörülebilir olma niteliğini yitirdiğinin söylenebilmesi için yeterli olmayıp içtihat farklılığının derinleşmiş ve müzmin hâle gelmiş olması gerekir. Ayrıca spesifik bazı olaylarda verilmiş farklı kararların bulunduğundan hareketle içtihat farklılığının derinleştiği ve süregelen bir boyut kazandığı da kabul edilemez. Anayasa Mahkemesinin bir konuyla ilgili olarak verilmiş tüm mahkeme kararlarını yeknesak hâle getirme gibi bir işlevi bulunmadığı gibi mahkeme kararlarındaki hukuka aykırılıkları giderme ödevi de mevcut değildir (Selahattin Bayri [1. B.], B. No: 2018/32374, 15/9/2021, § 42). Bu kapsamda her ne kadar başvurucunun bahsettiği şekliyle münferit bir davada lehe karar verildiği görülmüş ise de aynı maddi olaya ilişkin Yargıtayın başka kararlarında mevcut başvurudaki ile paralel olacak şekilde değerlendirme yapıldığı ve davaların reddine hükmedildiği tespit edilmiştir (bkz. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 3/2/2021 tarihli ve E.2020/327, K.2021/3296; 27/1/2021 tarihli ve E.2019/5562, K.2021/2437; 21/10/2020 tarihli ve E.2020/2109, K.2020/12788; 21/10/2020 tarihli ve E.2020/2105, K.2020/12784; 21/10/2020 tarihli ve E.2020/2104, K.2020/12783; 21/10/2020 tarihli ve E.2020/2107, K.2020/12786 sayılı kararları).
18. Anayasa Mahkemesinin görevi, Yargıtay daireleri arasında spesifik belirli bir maddi olay üzerine yapmış oldukları değerlendirmeler sonucu ortaya çıkan farklı hukuki yorumlardan birine üstünlük tanınmasını sağlamak değildir. Anayasa Mahkemesinin asıl görevi; mevcut hukuki yorumlar yapılırken açıkça keyfî hareket edilip edilmediğini, bariz takdir hatasında bulunulup bulunulmadığını tespit etmektir (benzer yönde bkz. Adem Aydil, § 22).
19. Bu itibarla başvuru konusu olayda başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların yargılama mercilerince delillerin değerlendirilmesine ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu, başvurucunun iddialarını ve itirazlarını ileri sürme imkânından yoksun bırakılmadığı, yargı mercilerinin kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.
20. Açıklanan gerekçelerle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.