|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
MEHMET ÖZTÜRK BAŞVURUSU (3)
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/60466)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 2/10/2025
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Aydın AYGÜN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Mehmet ÖZTÜRK
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru, ceza infaz kurumunda televizyondan
yararlanmanın kısıtlanması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği
iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru 8/12/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca
adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin
Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği, bilgi için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE
OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle
olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, olayların yaşandığı dönemde Düzce T Tipi
Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) anayasal düzeni ortadan
kaldırmaya teşebbüs etme ve diğer bazı suçlardan hükümlü olarak bulunmaktadır.
6. Başvurucu 11/8/2021 tarihinde yazdığı dilekçeyle Ceza
İnfaz Kurumu idaresinden televizyon talebinde bulunmuştur. Ceza İnfaz Kurumu
İdare ve Gözlem Kurulu (İdare ve Gözlem Kurulu) 18/8/2021 tarihinde aldığı
kararla başvurucunun talebini reddetmiştir. İdare ve Gözlem Kurulu kararında
13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı
Hakkında Kanun’un 67. maddesi ve 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza
İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında
Tüzük'ün (İnfaz Tüzüğü) 90. maddesine atıfla talebi reddettiğini belirtmiştir.
Kararda başvurucunun öznel durumuna ilişkin bir gerekçeye yer verilmemiştir.
7. Başvurucu, anılan karara karşı Düzce İnfaz Hâkimliğine
(İnfaz Hâkimliği) şikâyette bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği İdare ve Gözlem Kurulu
kararında hükümlünün radyo ve televizyon hakkının ne kadar süre ile
kısıtlandığının belirtilmediğini, mahpusların televizyon ve radyo hakkının
tamamen yasaklanması yönünde bir düzenlemenin bulunmadığını belirterek
14/9/2021 tarihinde başvurucunun şikâyetinin kabulü ile talebin yeniden
değerlendirilmesi için kararın bir örneğinin Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmesine
karar vermiştir.
8. İnfaz Hâkimliğinin anılan kararı üzerine İdare ve
Gözlem Kurulu 16/9/2021 tarihinde, 5275 sayılı Kanun'un 67. maddesi ve İnfaz
Tüzüğü'nün 90. maddesine atıf yaparak ve başkaca bir değerlendirmeye yer
vermeksizin başvurucunun televizyon yayınlarından yararlanmasının 1 yıl süreyle
kısıtlanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...
(4) Bu haklar, idare ve gözlem kurulu
kararı ile tehlikeli hükümlü oldukları saptananlar veya örgüt mensubu
hükümlüler bakımından kısıtlanabilir. Hükmü gereğince hükümlünün talebinin bir
yıl süre ile KISITLANMASINA;
...
"
9. Başvurucu, anılan karara karşı İnfaz Hâkimliğine
yeniden şikâyette bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği 7/10/2021 tarihinde başvurucunun
şikâyetinin reddine karar vermiştir. Hâkimlik kararında televizyon
yayınlarından yararlanma hakkının idare ve gözlem kurulu kararı ile tehlikeli
olduğu saptananlar ile örgüt üyeliğinden hükümlü ve tutuklu olarak bulunanlar
yönünden kısıtlanabileceğini belirterek İdare ve Gözlem Kurulu kararının usul
ve kanuna uygun olduğu gerekçesine yer vermiştir.
10. Başvurucu, İnfaz Hâkimliği kararına karşı itiraz
kanun yoluna başvurmuştur. İtirazı inceleyen Düzce 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır
Ceza Mahkemesi) 16/11/2021 tarihinde, İnfaz Hâkimliği kararının usul ve kanuna
uygun olduğunu, kararda herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığını belirterek
başvurucunun itirazını kesin olarak reddetmiştir.
11. Başvurucu, nihai kararı 25/11/2021 tarihinde
öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ
HUKUK
12. 5275 sayılı Kanun’un "Hükümlünün radyo,
televizyon yayınları ile internet olanaklarından yararlanma hakkı"
başlıklı 67. maddesi şöyledir:
"(1) Hükümlü, ceza infaz
kurumlarında merkezî yayın sistemi bulunduğu takdirde bu sisteme bağlı olarak
radyo ve televizyon yayınlarını izleme hakkına sahiptir.
(2) Merkezî yayın sistemi bulunmayan
kurumlarda, yararlı olmayan yayınların izlenmesini ve dinlenmesini engelleyecek
önlemler alınmak suretiyle bağımsız anten kullanılarak televizyon ve radyo
izlenmesine ve dinlenmesine izin verilir. Bu cihazlar, bedeli kendisi
tarafından ödenmek koşuluyla hükümlü adına kurumca satın alınır. Her ne biçimde
olursa olsun dışardan gelenler tarafından getirilen radyo, televizyon ve
bilgisayarlar kuruma alınmaz.
(3) Kapalı ve açık ceza infaz kurumları
ile çocuk eğitim evlerinde ancak, eğitim ve iyileştirme programları
çerçevesinde kurum yönetimince belirlenen yerlerde görsel ve işitsel eğitim
araç ve gereçlerinin kullanımına izin verilebilir. Eğitim ve iyileştirme
programları gerekli kıldığı takdirde denetim altında internetten
yararlanılabilir. Hükümlü, odasında bilgisayar bulunduramaz. Ancak, Adalet Bakanlığının
uygun görmesi hâlinde eğitim ve kültürel amaçlı olarak bilgisayarın ceza infaz
kurumuna alınmasına izin verilebilir.
(4) Bu haklar, tehlikeli hâlde bulunan
veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir."
13. 5275 sayılı Kanun'un 67. maddesinin gerekçesi
şöyledir:
"Birleşmiş Milletler Hükümlülerin
İyileştirilmesi İçin Asgari Standart Kurallarının 39 uncu maddesi, hükümlülerin
radyo dinlemeleri, konferansları veya kurum idaresinin çıkardığı veya
denetlediği benzeri araçları izlemeleri sağlanarak, önemli haberler hakkında
düzenli olarak bilgi sahibi olabilmelerini öngörmüştür.
Hükümlülerin ve ailelerinin menfaatleri,
yakınları ve dış dünya ile geliştirici ilişkilerini muhafaza etmeyi ve
kuvvetlendirmeyi gerektirmekte ve bu keyfîyet, eğitim ve iyileştirme
amaçlarından birini oluşturmaktadır.
Nitekim, Avrupa Cezaevi Kurallarının
'Dış Dünya ile Temas' başlığını taşıyan bölümün 45 inci maddesi, hükümlülere
idarenin izin verdiği veya kontrol ettiği gazeteleri, dergileri ve diğer
yayınları okuyarak, radyo ve televizyon yayınları ile konferans ve benzeri
yollarla düzenli olarak bilgi edinmesine izin verilmesini tavsiye etmektedir.
Bu tavsiyelerin ışığında düzenlenen
maddeyle, ilke olarak, hükümlüler, merkezî yayın sistemi varsa bu sisteme bağlı
olarak radyo ve televizyon yayınlarını izleyebileceklerdir. Merkezî yayın
sistemi bulunmayan kurumlarda, bağımsız anten kullanılarak televizyon ve radyo
yayınlarının izlenmesine izin verilebilecektir. Ancak bu durumda, maksat
yönünden zararlı olabilecek yayınların izlenmesini ve dinlenmesini engelleyecek
tedbirler alınacaktır. Örneğin, yalnızca TRT yayınlarını izleyebilecek şekilde
cihazlar kullanılacak veya antende teknik değişiklik yapılabilecektir."
14. 29/3/2020 tarihli ve 31083 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan
Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı
Hakkında Yönetmeliği'nin "Hükümlünün radyo, televizyon yayınları ile
internet olanaklarından yararlanma hakkı" başlıklı 75. maddesinin
ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Hükümlü, kurumlarda merkezi
yayın sistemi bulunduğu takdirde bu sisteme bağlı olarak radyo ve televizyon
yayınlarını izleme hakkına sahiptir.
(2) Merkezi yayın sistemi bulunmayan
kurumlarda, yararlı olmayan yayınların izlenmesini ve dinlenmesini engelleyecek
önlemler alınmak suretiyle bağımsız anten kullanılarak televizyon ve radyo
izlenmesine ve dinlenmesine izin verilir. Bu cihazlar, bedeli kendisi
tarafından ödenmek koşuluyla hükümlü adına kurumca satın alınır. Her ne biçimde
olursa olsun dışardan gelenler tarafından getirilen radyo, televizyon ve
bilgisayarlar kuruma alınmaz.
...
(4) Bu haklar, idare ve gözlem kurulu
kararı ile tehlikeli hükümlü oldukları saptananlar veya örgüt mensubu
hükümlüler bakımından kısıtlanabilir.
(5) İşlediği suçun nitelik ve işleniş
biçimi göz önüne alındığında, toplum için ciddi bir tehlike oluşturan,
kurumdaki tutum ve davranışlarıyla, suç işlemek amacıyla kurulan silahlı
örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle,
kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülerin, idare
ve gözlem kurulu kararıyla televizyon yayınlarını izlemesine ve bilgisayar ile
internetten yararlanmasına izin verilmez."
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
15. Anayasa Mahkemesinin 2/10/2025 tarihinde yapmış
olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
16. Başvurucu; dört yıldır Ceza İnfaz Kurumunda
bulunduğunu, dört yıl boyunca birçok kez talep etmesine rağmen herhangi bir
gerekçe belirtilmeksizin televizyon imkânı verilmediğini, Ceza İnfaz Kurumuna
dilekçe yazarak televizyon talep ettiğini ancak talebinin yalnızca kanun
maddelerine atıfla reddedildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, İnfaz
Hâkimliğinin lehe kararı sonrasında bu kez de Ceza İnfaz Kurumu tarafından bir
yıl boyunca televizyon izleme imkânına yönelik kısıtlama kararı verildiğini ve
kararda herhangi bir gerekçe belirtilmeksizin mevzuata atıfla yetinildiğini, bu
karara yaptığı şikâyetin de yine somut bir gerekçe belirtilmeksizin
reddedildiğini iddia etmiştir. Başvurucu; kendisinin hiçbir şekilde tehlikeli
hükümlü olmadığını, herhangi bir disiplin cezası bulunmadığını, kendisiyle aynı
konumda olan diğer mahpusların televizyon hakkından yararlanabildiğini, bu
nedenle televizyondan yararlanmasına getirilen kısıtlamanın maddi ve manevi
varlığın korunması hakkını, haberleşme özgürlüğünü ve eşitlik ilkesini ihlal
ettiğini ileri sürmüştür.
17. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin konuya
ilişkin daha önce verdiği kararlara yer vermiş ve mevcut başvuruda başvurucunun
ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine yönelik şikâyetleri incelenirken Anayasa
Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede, Anayasa ve mevzuat hükümleri
doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması
gerektiği belirtilmiştir.
18. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formunda
belirttiği iddialarını yinelemiştir.
B. Değerlendirme
19. Anayasa Mahkemesi; daha önce vermiş olduğu birçok
kararında, tutuklu ve hükümlülerin televizyon izleme taleplerinin
reddedilmesini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiştir (ilgili kararlar
için bkz. Muhittin Pirinççioğlu [1. B.], B. No: 2014/4397,
21/9/2016, § 20; Erdener Demirel ve Feki Roni Temizyüz [2. B.],
B. No: 2014/13310, 18/7/2018, § 19). Söz konusu kararlar çerçevesinde, bir ceza
infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun televizyon imkânından
yararlanmasının engellenmesinin haber veya fikir alma özgürlüğü, dolayısıyla
ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bununla
birlikte başvurucunun ceza infaz kurumunda bulunduğu dört yıl boyunca kendisine
televizyon verilmediği iddiasıyla ilgili olarak daha önce ceza infaz kurumuna
yaptığı taleplerin reddedildiğine ve buna dair yargısal yollara başvurduğuna
dair bir belge sunmadığı görülmektedir. Ayrıca başvurucunun uzun süredir
televizyona erişiminin engellendiği yönündeki bu iddiayı şikâyet ve itiraz yollarında
ileri sürmediği, ilk kez başvuru formunda dile getirdiği anlaşılmaktadır. Bu
nedenlerle somut başvuruda yapılacak incelemede başvurucunun 11/8/2021
televizyon talebinden sonraki süreç değerlendirmeye esas alınacaktır.
20. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma
hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini
söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve
yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın
haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması, ... kamu
düzeni[nin], ...
korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…”
1. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas
Yönünden
a. Müdahalenin
Varlığı
22. Başvurucunun televizyon izleme imkânından
yararlanmasının engellenmesiyle ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur.
b. Müdahalenin
İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
23. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde
belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin
ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, ...
yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve
ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin
... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
24. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde
öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme,
Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum
düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi
gerekir.
i. Kanunilik
25. Mevcut başvuru yönünden öncelikle müdahalenin
kanunlar tarafından öngörülme şartını sağlayıp sağlamadığının değerlendirilmesi
gerekmektedir.
26. Temel hak ve özgürlüklere bir müdahale söz konusu
olduğunda Anayasa'nın 13. maddesinin emredici hükmü gereğince öncelikle tespiti
gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün mevcut olup olmadığıdır.
Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında korunan bir hakka yapılan müdahalenin
kanunilik şartını sağladığının kabul edilebilmesi için Anayasa’nın 26.
maddesinin ikinci fıkrası uyarınca söz konusu müdahalenin kanuni bir
dayanağının bulunması zorunludur (kanunilik şartına başka bağlamlarda dikkat
çeken kararlar için bkz. Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014,
§ 82; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270,
11/7/2019, § 35; Sevim Akat Eşki [1. B.], B. No: 2013/2187,
19/12/2013, § 36; Hayriye Özdemir [2. B.], B. No: 2013/3434, 25/6/2015,
§§ 56-61).
27. Anayasa Mahkemesi İsmail Yiğit ([GK], B. No:
2021/57086, 31/7/2025) kararında müdahalenin dayanağını oluşturan 5275 sayılı
Kanun'un 67. maddesinin (4) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 13. maddesinin
aradığı anlamda kamu gücünü kullanan organların keyfî davranışlarının önüne
geçen ve kişilerin hukuku bilmelerine yardımcı olacak erişilebilir,
öngörülebilir ve kesin nitelikte bir kanun hükmü olmadığı sonucuna varmıştır (§
37). Anılan kararda Kanun'un 67. maddesinin (4) numaralı fıkrasının öngördüğü
düzenlemenin sadece televizyon yayınlarından yararlanma imkânının tehlikeli
hâlde bulunan veya örgüt mensubu mahpuslar yönünden getirilen kısıtlamadan
ibaret olduğu belirtilmiş,söz konusu kısıtlamanın hangi durumlarda, ne
sebeplerle, ne kadar süreyle ve nasıl kısıtlanabileceğine dair belirlilik ve
öngörülebilirlik sağlayacak herhangi bir kıstas ya da ölçütün getirilmediği
vurgulanmıştır (§ 36).
28. Somut başvuru yönünden de yukarıdaki Anayasa Mahkemesi
kararında yapılan değerlendirmeler ve varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir
nedenin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda 5275 sayılı Kanun’un 67.
maddesinin dördüncü fıkrasının tehlikeli hâlde bulunan veya örgüt mensubu
mahpuslar yönünden radyo ve televizyon yayınlarından yararlanma hakkının
kısıtlanmasına ilişkin belirli ve öngörülebilir içerikte olmadığı, bu hâliyle
somut olayda başvurucunun televizyon yayınlarından yararlanma talebinin reddi
yoluyla ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı
sonucuna ulaşılmıştır.
29. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya
konu müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu
müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca
değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
30. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 26.
maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar
verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
31. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama
yapılması ile 50.000 TL manevi, 6.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki
yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile
30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının
gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini
başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve
gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin
nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda
bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül
Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§
53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021,
§§ 93-100).
33. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi
gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemlerden, yargısal işlemlerden veya
yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun
giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan,
§ 57).
34. Buna göre ihlal, idari makamların veya derece
mahkemelerinin Anayasa’ya uygun yorum yapmalarına imkân vermeyecek açıklıktaki
bir kanun hükmünü uygulamaları veya kanundaki belirsizlikler sebebiyle ortaya
çıkmışsa bu ihlal kanunun uygulanmasından değil doğrudan kanundan
kaynaklanmaktadır. Bu durumda söz konusu ihlalin bütün sonuçlarıyla
giderilebildiğinden söz edilebilmesi için ancak ihlale yol açan kanun hükmünün
ortadan kaldırılması veya ilgili hükmün yeni ihlallere yol açılmayacak bir
şekilde değiştirilmesi ya da yeni ihlallere yol açılmasının önüne geçilmesi
için belirsizliğin giderilmesi suretiyle giderilebilir (Y.T. [GK], B.
No: 2016/22418, 30/5/2019, § 68).
35. Somut olayda da ihlal kanundan kaynaklanmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin Hulusi Yılmaz ([GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022)
kararında, kanundan kaynaklandığının tespit edilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler
belirlenmiştir. Buna göre mevcut başvuru bakımından başvurucunun mağduriyetinin
eski hâle getirme ilkesi çerçevesinde giderilmesi Anayasa'nın 148.
maddesinin üçüncü fıkrası ile6216 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca
zorunludur. Bunun için ise yukarıda değinildiği üzere mümkün olduğunca ihlalden
önceki duruma dönülmesi sağlanmalıdır. Aksi takdirde başvurucunun mağdur
statüsü sona erdirilmemiş ve ihlalin sonuçları giderilmemiş olur. Bu kapsamda
ihlalden önceki duruma dönülmesini temin etmek için ihlalin sonuçlarının
gideriminin anılan maddeye göre yeniden yargılama kapsamında sağlanıp
sağlamayacağı hususunun Anayasa'da ve anılan Kanun'da yer alan hükümler
çerçevesinde tartışılması gerekir (Hulusi Yılmaz, § 62).
36. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin birinci
fıkrasında ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği hüküm altına alınmıştır.
Dolayısıyla bu madde, Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasına uygun olarak
ihlalin bütün sonuçlarıyla giderilerek önceki duruma dönülmesinin sağlanması
yetki ve görevini Anayasa Mahkemesine vermektedir. Diğer taraftan bu maddenin
ikinci fıkrasında, ihlalin mahkeme kararından kaynaklanması durumunda ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın
ilgili mahkemeye gönderileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda ihlalin kanundan
kaynaklandığı durumlarda yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar olup
olmadığı ihlalin sonuçlarının giderilmesini ilgilendiren bütün Anayasa
hükümleri birlikte dikkate alınarak belirlenmelidir (Hulusi Yılmaz, §
63).
37. Mevcut başvuruda İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza
Mahkemesi, bireysel başvuru öncesi yapılan yargılama sırasında Anayasa'nın 152.
maddesi kapsamında bu davada uygulanan kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı
yönünde bir itiraz başvurusunda bulunmamıştır. Bununla birlikte yeniden
yapılacak yargılamada anılan Anayasa hükmü çerçevesinde davada uygulanacak
kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı yönünde itirazda bulunulabilmesi mümkün
görülmüştür (Hulusi Yılmaz, § 53).
Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe
katılmamıştır.
38. Bu durumda eldeki başvuruda tespit edilen hak
ihlalinin ve sonuçlarının yukarıda belirtilen şekilde ortadan kaldırılması için
yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın
gönderildiği yargı merciince yapılması gereken, yeniden yargılama işlemlerini
başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren,
ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir. Temel
haklara yönelik Anayasa'ya aykırı müdahalelere engel olamadığı Anayasa
Mahkemesince tespit edilmiş bir kanun hükmüne göre karar verilemeyeceği açık
olduğundan mahkeme; yeniden yapacağı yargılama sırasında Anayasa'nın 152.
maddesi kapsamında bu davada uygulanan kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı
yönünde Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunmalı yahut Anayasa'nın 90.
maddesinin son fıkrası hükmünü gözönünde bulundurarak milletlerarası anlaşma
hükümlerini esas almak suretiyle uyuşmazlığı çözmelidir.
39. Öte yandan ihlalin niteliği dikkate alınarak
başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
Başvurucu, yeterli bilgi ve belge sunmadığından maddi tazminat talebi
reddedilmelidir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade
özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Düzce
İnfaz Hâkimliğine (E.2021/3956, K.2021/4023) GÖNDERİLMESİNE Hasan Tahsin GÖKCAN
ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine
ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
GÖNDERİLMESİNE 2/10/2025 tarihinde karar verildi.
GİDERİM YÖNTEMİYLE İLGİLİ KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurunun esası hakkında Mahkememiz oybirliğiyle
uyuşmazlığa uygulanacak olan 5275 sayılı Kanun'un 67. maddesinin (4) numaralı
fıkrasının Anayasa’nın 13. maddesinin aradığı anlamda kamu gücünü kullanan
organların keyfî davranışlarının önüne geçen ve kişilerin hukuku bilmelerine
yardımcı olacak erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte bir kanun hükmü
niteliğinde olmadığı, dolayısıyla müdahalenin kanuni temelinin bulunmadığı, bu
nedenle de ihlalin kanundan kaynaklandığı sonucuna varmıştır. Öte yandan aynı
konuda verilen daha önceki ihlal kararı sonrasında yeniden yargılama
yapılmasına karşın ilk derece mahkemesi tarafından itiraz yoluyla iptal
başvurusunda bulunulmadığı da anlaşılmaktadır.
2. Daha önce Mahkememizin 2018/313 numaralı bireysel
başvurusu hakkındaki karara karşı yazdığım ayrık görüşte belirtilen
gerekçelerle ihlalin giderim yöntemi olarak yeniden yargılama kararı verilmesi
yerine Mahkememiz Bölümünün Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanan yetkisi
kapsamında itiraz yoluyla iptal başvurusu yapması yönünde karar vermesi
gerektiği görüşündeyim.
|
|
|
|
|
Başkan
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Ceza infaz kurumunda televizyondan yararlanmanın
kısıtlanması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda
Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına
alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği şeklindeki
kararına katılmaktayım. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğu giderim olarak
“Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Düzce İnfaz Hâkimliğine
gönderilmesine” karar vermiştir.
2. Bu dosyada ihlal, bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın
esasını doğrudan ilgilendiren 5275 sayılı Kanun'un 67. maddesinin, tehlikeli
hâlde bulunan veya örgüt mensubu hükümlüler bakımından televizyon yayınlarından
yararlanmanın kısıtlanabileceğini öngören (4) numaralı fıkra hükmünden
kaynaklanmaktadır. Bunun içindir ki bu durumda ulaşılan ihlalin giderimi olarak
kanaatimizce bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta “uygulanacak kural”ın
Anayasa’ya aykırılığının değerlendirilmesine ilişkin hukuki zeminin tesisi
gerekmektedir.
3. Anayasa’nın 148. maddesi kapsamında Anayasa
Mahkemesinin sahip olduğu bireysel hak ihlallerini giderme yetkisi, 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.
maddesiyle bireysel başvuru kararları kapsamında tespit edilen ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedebilme
yetkisine sahip olmak şeklinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu minvalde
ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceği hususunda -bireysel başvuru
yetkisinin doğal bir sonucu da olarak- Anayasa Mahkemesi yetkili kılınmıştır.
4. Bireysel başvuru inceleme görevi esnasında ihlale
neden olan kanun hükmünün çoğunluk kararında belirtilen yola ihtiyaç
duyulmadan, Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması amacıyla Anayasa
Mahkemesi Genel Kurulunca gerçekleştirilecek olan norm denetimi yoluna
taşınması gerekmektedir.
5. Bu sayede ihlalin sonuçlarının giderilmesinin,
“Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı
Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında “Bir davaya bakmakta olan
mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini
Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda
vereceği karara kadar davayı geri bırakır.” şeklinde tanımlanan itiraz
başvurusu yoluyla gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır.
6. Bu hüküm gereğince bireysel başvuru incelemelerinde
Anayasa Mahkemesi, ulaşılan ihlal sonucunun bireysel başvuruya konu
uyuşmazlıkta uygulanan açık kanun hükmünden kaynaklanması durumunda,
Anayasa’nın 152. maddesi gereğince “davaya bakmakta olan mahkeme” sıfatını
haiz olduğundan bu madde hükmü gereğince kuralı norm denetimi görevi yapacak
olan Anayasa Mahkemesi heyetinin incelemesine sunmalıdır.
7. Anayasa Mahkemesi de norm denetimi incelemesi
sonucunda Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşırsa –ki böyle bir durumda
bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanunun açık
hükmünden kaynaklandığı biçimindeki bir kanaate ulaşması nedeniyle norm
denetiminde bu kuralın Anayasa’nın ifade özgürlüğü ile ilgili 26. maddesine
aykırı olduğu sonucuna ulaşması gerekecektir- bu durumda ihlalin kaynağı olan
kanun hükmü iptal edileceğinden, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1)
numaralı fıkrası gereği olan asıl etkili giderim de böylece sağlanmış
olacaktır.
8. Bu yönü ile bakıldığında Anayasa Mahkemesi, ihlalin
giderimi bağlamında 50. maddede yer alan farklı seçeneklerden uygun
gördüklerini devreye sokabilmektedir. Bu minvalde ihlalin bizzat bireysel
başvuruya konu uyuşmazlığı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki
yapacak nitelikte olan kanun hükmünden kaynaklanması ve bahse konu kanun
hükmünün daha farklı bir sonuca ulaşmayı engelleyen açıklıkta bir düzenleme
içermesi durumunda artık bu hükmün norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesince
incelenmesi gerekir.
9. Bununla birlikte, burada ihlalin kanundan
kaynaklanması konusuyla ilgili olarak öncelikle bir hususun açıklığa
kavuşturulması gerekmektedir. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin kanundan
kaynaklandığı iki farklı durum söz konusu olabilmektedir. Birincisinde,
müdahalenin dayanağı olan güvenceli bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu durumda
bir anlamda eksik düzenleme hali söz konusudur. İkincisinde ise müdahalenin
dayanağı olarak açık bir kanun hükmü mevcuttur ve ihlal, derece mahkemelerince
yeniden yargılama yapılması durumunda farklı yönde karar çıkmasına imkan
vermeyen bu açık kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. İşte burada giderim
yönünden ancak bu biçimde açık bir kanun hükmünün varlığı durumunda itiraz
yolunun çalıştırılması mümkündür. Eksik düzenlemeye dayalı bir kanunilik ihlali
söz konusu olduğu ve dolayısıyla ortada somut bir kural bulunmadığı durumlarda
ise giderim yönünden niteliği gereği itiraz yolunun çalıştırılması uygun
olmayacaktır.
10. Bireysel başvuru inceleme sürecinde uyuşmazlığın
esasını çözecek kuralda Anayasa’ya aykırılık olması durumunda öncelikle
vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında
bir yetki sorunu bulunmamaktadır. Bahse konu yetki, 6216 sayılı Kanun’un 50.
maddesinden ziyade Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanmaktadır.
11. Bu konuda yetki ile ilgili şu temel ilkeye bakmak
konunun daha iyi kavranmasına da yardımcı olacaktır. Kamu hukukunda
“yetkisizlik asıl ve yetki istisna” olduğundan, kamusal yetki kullanan tüm
organ, kurum ve kişilerin sadece kendilerine açıkça verilen yetkiyi kullanma
imkanı bulunmaktadır. Yine bu ilkenin gereği olarak kullanılan yetkinin ya
Anayasa ya da kanunda öngörülmüş olması zorunludur. Verilmemiş bir yetkinin
hukuk sistemimizde içtihatla kabulü mümkün değildir.
12. Dolayısıyla, konumuz bağlamında açıklığa
kavuşturulması gereken asıl husus şudur: Bireysel başvuru incelemesi yapan
Anayasa Mahkemesinin, ihlale yol açan kanun hükmünü, norm denetimi sıfatıyla
çalışan Anayasa Mahkemesinin (Genel Kurulun) önüne itiraz yoluyla taşıma
konusunda açık bir yetkisi var mıdır?
13. Bu bağlamda ilk olarak normlar hiyerarşisinde en
üstte yer alan Anayasa metnine bakmak gerekmektedir. Konumuzla ilgili yetkinin
dayanağı açıkça Anayasa’nın 152. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, şartlar
gerçekleştiğinde tüm mahkemelere itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurma
yetkisi tanır. Maddenin bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi
için de geçerli olduğu ise izahtan varestedir. Aksi durumda bu biçimdeki temel
anayasal yetki Anayasa Mahkemesinden esirgenmiş olacaktır.
14. Nitekim bugüne kadar Anayasa Mahkemesi, bir diğer
önemli görevi olan siyasi parti kapatma davalarında önündeki davada uygulanacak
kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılıkların incelenmesini istediğinde dava
konusu kuralı norm denetimi sıfatıyla görev yapacak olan Anayasa Mahkemesine
taşımıştır. Geçmişte bunun çok sayıda örneği mevcuttur (bu yöndeki örnek bazı
kararlar için bkz.: AYM, E.1998/2, K.1998/1, 09/01/1998; E.2000/86, K.2000/50,
12/12/2000; E.2010/17, K.2010/112, 08/12/2010).
15. Benzer bir yaklaşımla Yüce Divan sıfatıyla
gerçekleştirdiği yargılamalarda da Anayasa Mahkemesi, önündeki ceza davasının
değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kanun hükümlerinde
Anayasa’ya aykırılık görmesi durumunda aynı şekilde kuralı norm denetimi
yapacak olan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıyabilir.
16. Dolayısıyla bu aşamada açıklığa kavuşturulması
gereken husus, Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şartların
bireysel başvuru kapsamında inceleme yapan Anayasa Mahkemesinde bulunup
bulunmadığıdır.
17. Bu itibarla burada davada “uygulanacak kural”
hususunun, bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi’nin itiraz
yolunu işletmesi usulü yönünden ele alınıp açıklanması gerekmektedir. Bilindiği
üzere Anayasa Mahkemesi, norm denetiminde itiraz başvurularının ilk
incelemesini gerçekleştirirken, “uygulanacak kural” ile kastedilenin davanın
değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallar
olduğunu kabul etmektedir (Örnek olarak bkz.: AYM, E.2000/56, K.2000/28,
17/10/2000; E.2013/14, K.2013/56, 10/4/2013; E.2015/76, K.2017/53, 15/11/2017,
§ 3; E. S.: 2018/8, K. S.: 2018/85, K.T.: 11/07/2018, § 2; E.2023/68,
K.2024/190, 05/11/2024; E.2025/95, K.2025/92, 22/04/2025, § 2).
18. Yine ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin
bireysel başvuru incelemelerinde davaya bakan mahkeme olduğu, temel hak ve
özgürlüklerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi ve bu ihlalin giderilmesi
noktasında bağlayıcı kararlar vermek suretiyle nihai hüküm tesis etmeye yetkili
bir mahkeme sıfatı taşıdığı, yargısal denetim yetkisini kullandığı, bu denetimi
yargısal usullerle gerçekleştirdiği ve bireysel başvuru yolunun bir hak arama
yolu olarak bir dava niteliği taşıdığı tartışmasız bir gerçektir.
19. Hal böyle olduğundan bireysel başvuruya konu
uyuşmazlığın çözümünde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü bireysel başvuru
incelemesi sürecinde Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça Anayasa’ya aykırı
görülürse, norm denetimi sıfatıyla bu konuda vereceği karara kadar Anayasa
Mahkemesinin davayı geri bırakma yetkisini kullanması pekala mümkündür.
20. Yukarıda da belirtildiği üzere bireysel başvuru
inceleme sürecinde Mahkemenin, ihlale yol açan kuralın denetimi için itiraz
yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurmasının açık Anayasal dayanağı, Anayasa'nın
152. maddesi hükmüdür.
21. Dolayısıyla, bu konuda Anayasa'da açık bir yetki
öngörülmüşken, bu yetkinin hukuksal dayanağı açısından 6216 sayılı Kanun'da
veya başka bir kanunda hüküm bulunup bulunmaması hiçbir önem taşımamaktadır.
Aksine, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen 6216 sayılı Kanun’daki düzenlemelerden
hareketle bu yetkinin kullanılamayacağı şeklindeki görüş önemli bir Anayasa’ya
aykırılık teşkil edecektir.
22. Bu itibarla Anayasa’nın 152. maddesinin açık hükmü
karşısında bireysel başvuru incelemelerinin başlayacağı dönemde 6216 sayılı
Kanun’un hazırlık aşamasında bu yetkinin Anayasa Mahkemesine açıkça verilmesi
şeklindeki bir düşünceye rağmen daha sonra bundan vazgeçilmesinden hareketle
Anayasa Mahkemesinin bahse konu yetkiyi kullanamayacağı biçimindeki görüşe de
katılmak mümkün değildir. Zira bu biçimdeki görüş hem kamu hukukunda yetki ile
ilgili yukarıda yer verilen temel ilkeler hem de normlar hiyerarşisi gereği
Anayasa’nın 152. maddesine aykırı bir kanun çıkarılamayacağı gerçeği karşısında
hukuken savunulamaz.
23. Ek olarak, buradaki yetki konusunu, Anayasa
Mahkemesinin siyasi sistem içerisinde bir “anayasal organ” olması yönünü de göz
önünde tutarak ele almak gerekir. Zira, Anayasa Mahkemesi, gerçekleştirdiği
denetimin önemine binaen bir “anayasal organ” olarak öngörülmüş olup bu
minvalde Mahkemenin yetkilerinin dayanağı noktasında Anayasa hükümlerinin çok
daha farklı bir değeri ve konumu bulunmaktadır.
24. Nitekim Anayasa Mahkemesinin anayasal organ sıfatını
vurguladığım bir karşıoyumdaki açıklamalarım, Anayasa'nın 152. maddesinin
bireysel başvuru incelemelerinde, ihlale neden olan kuralın Anayasa'ya
aykırılığı durumunda temel bir pozitif dayanak işlevi görmesi gerektiği
görüşünü güçlü bir biçimde desteklemektedir. Bu nedenle bahse konu karşıoydaki
ilgili kısımlara aşağıda aynen yer vermek uygun olacaktır:
“Anayasa kurallarında da görüldüğü üzere Anayasa
Koyucunun yargı erki içerisinde Anayasa Mahkemesine yönelik bu yaklaşımı,
devletin yasama ve yürütme erklerini oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve
Cumhurbaşkanlığı gibi Anayasa Mahkemesini de bir ‘anayasal organ’ şeklinde
öngördüğünü ortaya koymaktadır. Bunun içindir ki Türkiye Büyük Millet Meclisi
ve Cumhurbaşkanlığı gibi bir anayasal organ olmasından hareketle Anayasa
Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri, sahip olduğu güvenceler ve çalışma
usulü Anayasa’da oldukça detaylı biçimde düzenlenmiştir.
Nitekim doktrinde de Anayasa Mahkemesinin yargı organının
bir parçası ve yüksek mahkeme niteliği taşımakla birlikte bir diğer özelliği
olarak bir ‘anayasal organ’ olduğuna özellikle vurgu yapılmakta olup
fonksiyonunun mahiyetinin Mahkemeye yargı içerisinde özel ve öncelikli bir
mevki verdiği ifade edilmektedir. Avrupa doktrininde de Anayasa Mahkemelerini
herhangi bir yüksek mahkeme değil, bir anayasal organ olarak görme eğilimi
mevcut olup, bu bağlamda somut örnek olarak Federal Alman Anayasa Mahkemesinin
aynı zamanda anayasal organ olduğu çok net biçimde ifade edilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin anayasal organ olabilmesi için
sadece Anayasa’da zikredilmesi yeterli değildir. Mahkemenin bir anayasal organ
olarak kabul edilebilmesi için statüsü ve önemli yetkilerinin de Anayasa’da
düzenlenmiş olması gerekir. Yine bir anayasal organ olmanın iki önemli sonucu
olarak diğer anayasal organlar gibi Anayasa Mahkemesi de kendi içtüzüğünü
çıkarma yetkisine sahiptir ve diğer anayasal organlardan daha alt bir konumda
olmadığı gibi örgütlenme bakımından anayasal organlardan bağımsız konumdadır.
İşte bu nedenledir ki bir anayasal organ olması nedeniyle
Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev, yetki ve işleyişinin doğrudan Anayasa
tarafından ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olmasının bir sebebi vardır.
Anayasa’nın kendisine verdiği görev ve yetkilerin bir gereği olarak yasama
organını denetleyen Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve işleyişinin yasama
organının takdirine bırakılmamasıyla anayasa yargısının anlamının zayıflaması
önlenmiştir.
Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin statüsü, görev
ve yetkileri, denetim yolları ve kapsamı, kararlarının özellikleri ve çalışma
ve yargılama usullerinin Anayasa’da detaylı biçimde belirlenmiş olması
nedeniyle bu konularda ayrıntı ile ilgili kanun koyucuya sadece sınırlı bir
düzenleme yetkisi tanınmış olduğu görülmektedir. Bu durumun yukarıda da ifade
edilmeye çalışıldığı üzere Anayasa Mahkemesinin yasama organını denetlemesinden
kaynaklandığı açıktır. Zira denetleyen organın hukuki statüsü ile görev ve
yetkilerini belirleme yetkisinin denetlenen organa bırakılması mümkün olamaz1.
Bunun içindir ki Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve
yargılama usullerini düzenleyen 6216 sayılı Kanun önemli ölçüde Anayasa
tarafından getirilen ayrıntılı Anayasal hükümleri açıklayıp tekrar etmektedir.
Bu durum diğer yüksek mahkemelere kıyasla Anayasa Mahkemesinin konumu açısından
oldukça önemli bir anayasal güvence olarak görülmektedir2. Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri ve
çalışma usulü ve benzeri konuların ayrıntılı biçimde Anayasa’da düzenlenmesi
nedeniyle yapısında veya görevlerinde bir değişiklik yapılabilmesi ancak bu
konudaki bir Anayasa değişikliği ile mümkün hale gelebilecektir3.” (Bkz.: “AYM,
E.2023/104, K.2023/177, K.T.: 11/10/2023” künyeli kararda Yusuf Şevki
Hakyemez’in karşıoyu: §§ 24-29).
25. Yukarıda sıralananlar bağlamında, bir anayasal organ
olması hususu da dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin görevinin ifası
noktasında sahip olduğu yetkilerle ilgili olarak asıl bakılması gereken yerin
Anayasa hükümleri olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında
6216 sayılı Kanun’da bahse konu yetkinin açıkça verilmemiş olmasının bu
yetkinin varlığı ile ilgili değerlendirmelerde hiçbir hukuki değeri
bulunmamaktadır.
26. Zira bir anayasal organ olarak Anayasa Mahkemesinin
yetkileri ile ilgili asıl bakılması gereken hukuki düzlem Anayasa’dır.
Anayasa’nın 152. maddesi, bu yönü ile siyasi parti kapatma davaları ve Yüce
Divan sıfatıyla bakılan davalarda olduğu gibi bireysel başvuru incelemelerinde de
Anayasa Mahkemesine davaya bakmakta olan mahkeme sıfatı ile önündeki
uyuşmazlığa uygulanacak somut kanun hükmünü itiraz yolu ile norm denetimi
sıfatıyla görev yapan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıma yetkisini vermektedir.
27. Bununla birlikte, giderim yönünden bu şekilde bir
görüş savunulduğunda hemen akla benzer başvurularda, Anayasa Mahkemesinin
-bugüne kadar benim de katıldığım şekilde- ihlalin dayanağı olan kanun hükmü
ile ilgili olarak ya Türkiye Büyük Millet Meclisine çağrıda bulunması (örnek
bazı kararlar için bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019; Bedrettin
Morina [GK], B. No: 2017/40089, 5/3/2020; Sabri Uhrağ [GK], B. No: 2017/34596,
29/12/2020; Muammer Bulut [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024; Caner Şafak [GK],
B. No: 2024/41763, 8/7/2025) ya da derece mahkemelerinden Anayasa’nın 152.
maddesindeki itiraz yolu aracılığı ile kuralı Anayasa Mahkemesinin önüne
getirme yolunu devreye sokmalarını istemesi gelmektedir (örnek bazı kararlar
için bkz.: (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022; Kemtaş Tekstil
İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2020/22192, 17/5/2023; Mohamma Salem
Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Meryem Boyacıoğlu [1.
B.], B. No: 2020/9020, 13/3/2025).
28. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin bizzat
uyuşmazlığın esasını çözecek olan kanun hükmünden kaynaklanması durumunda
Anayasa Mahkemesinin kullandığı bu iki yol da yasama organında ve derece mahkemelerinde
belli ölçüde karşılık bulmuş ve bu şekilde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü
ya yapılan çağrı üzerine yasama organı tarafından kaldırılmış veya Anayasa’ya
uygun hale getirilmiş ya da itiraz yolu ile derece mahkemelerince Anayasa
Mahkemesinin önüne getirildiğinde iptal edilmiştir.
29. Bununla birlikte, ihlal kararının giderim kısmında
Anayasa Mahkemesince her iki seçeneğe de yer verilmiş olmasına rağmen, yine de
ihlale sebebiyet veren somut kanun hükmünün yasama organı tarafından
kaldırılmaması veya itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne getirilmemesi
durumu söz konusu olabilmektedir (İhlal kararında her iki yol dile
getirilmesine rağmen 31.07.2025 tarihine kadar bu çağrılardan olumlu sonuç
alınamayan örnek bazı kararlar için bkz.: Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem
[GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241,
25/2/2025). Böyle bir durumda ise Anayasa Mahkemesinin insan haklarını koruma
noktasındaki olumlu gayreti sonuçsuz kalabilmektedir.
30. Oysa, bireysel başvuru mekanizması ancak farklı
paydaşların her birinin insan hakları ihlallerini giderme sorumluluğunu etkin
biçimde kabul etmesi ve bu konuda kendilerinden beklenen performansı
sergilemesi halinde işlerlik kazanacak bir sistemdir. Bu düzeydeki bir uygulama
birliğinin varlığı halinde ancak bireysel başvurudan amaçlanan sonuç elde
edilebilir.
31. İşte bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin ihlalin
kanundan kaynaklandığını tespit etmesi durumunda; bu keyfiyeti yasama organına
bildirdiğinde yasama organının ihlale sebebiyet veren hükme ilişkin yapması
gerekenleri bir an evvel yapması; benzer şekilde derece mahkemelerinin ihlale
sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine taşıması
gerekmektedir.
32. Zira, bireysel başvuru bir hak arama yolu olarak işin
merkezine Anayasa Mahkemesini koymakla birlikte, bu hak arama yolundan
istenilen olumlu sonuçların elde edilebilmesi için kamusal yetki kullanan tüm
kişi ve kurumların hak ihlallerine sebebiyet vermeyen bir yaklaşımla
görevlerini yerine getirmeye özen göstermeleri fevkalade önem arz etmektedir.
Bu nedenle Anayasa Mahkemesi dışındaki mahkemelere ve yasama organına
ihlallerin ortadan kaldırılması noktasında oldukça önemli görev ve
sorumluluklar yüklenmiş durumdadır.
33. Nitekim, Anayasa'nın Başlangıç kısmında belirtildiği
gibi, kuvvetler ayrılığı devlet organları arasında bir üstünlük sıralaması
değil, yetki ve görevlerin kullanımıyla sınırlı medeni bir işbölümü ve
işbirliğidir. Bireysel başvuru sistemi de kamusal yetki kullanan tüm kişi,
kurum ve kuruluşların bu işbirliği yaklaşımını sergilemesini gerektirmektedir.
34. Bununla birlikte, bireysel başvuru incelemelerinde
ihlalin doğrudan kanun hükmünden kaynaklanması halinde, yasama organı ve derece
mahkemeleri kendilerinden beklenen katkıyı sunmadığında, devreye artık
kaçınılmaz olarak, benim giderim yönünden bu karşıoyda önerdiğim çözüm yolu
sokulmalıdır.
35. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin, ihlale sebebiyet
veren kanun hükmünü itiraz yoluyla kendi önüne taşıması yolu çözüm olarak
gündeme gelecektir. İfade etmek gerekir ki bu yöntemin “kendi kendine başvuru”
biçiminde görülmesi doğru değildir; zira Anayasa’nın 152. maddesi, mahkeme
sıfatını haiz tüm yargı organlarına bu yetkiyi tanımıştır. Bireysel başvuruda
da Anayasa Mahkemesi aynı sıfatı taşımaktadır.
36. Aksi durumda ihlali giderme noktasında yasama
organının kuralı kaldırma veya değiştirme ya da derece mahkemelerinin itiraz
yolunu devreye sokma şeklindeki inisiyatiflerini beklemek gerekecektir.
Nitekim, gelinen aşama itibariyle, daha önce verilen kimi ihlal kararları
bağlamında, mahkemeler ve yasama organının kendilerinden bekleneni tam
anlamıyla yapmadığı da gözlemlendiğinden, ihlale yol açan kanun hükmünün bizzat
Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenip iptal edilmesi gibi daha etkili bir
giderim yolunun uygulanması artık zorunluluk halini almıştır. Bu durum bireysel
başvurudaki etkin hukuki korumanın tesisi ve ihlale sebebiyet veren kanun
hükmündeki Anayasa’ya aykırılığın giderilebilmesi bakımından gereklidir.
37. Bu kapsamda, bireysel başvuru incelemelerinde bugüne
dek ihlalin kanundan kaynaklanması durumunda belirtilen giderim yollarının ne
ölçüde etkili olduğunu anlayabilmek için, bu konudaki istatistikleri kısaca
incelemekte fayda vardır.
38. Anayasa Mahkemesi ihlalin kanun hükmünden
kaynaklanması nedeniyle ilk olarak 30/5/2019 tarihinde yasama organına çağrıda
bulunmuştur. Bu karardan iki buçuk yıl sonra 1/12/2022 tarihinde ise Anayasa
Mahkemesince derece mahkemelerine Anayasa’nın 152. maddesi gereğince itiraz yolunun
çalıştırılması yolu gösterilmeye başlanmıştır.
39. Anayasa Mahkemesi ilk olarak Y.T. kararında (bkz.:
Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019) ihlalin kanundan kaynaklandığı
gerekçesiyle 6458 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (3) numaralı fıkrasında değişiklik
yapılması hususundaki keyfîyetin yasama organına bildirilmesine karar
vermiştir. Bahse konu ilk çağrı kararından 31.07.2025 tarihine kadar toplam 25
ihlal kararında yasama organına bu şekilde çağrıda bulunulmuştur. Yasama organı
ise bu çağrılardan sonra sadece dört tanesinde ihlale sebebiyet veren kanun
hükümlerinde değişiklik yapmıştır.
40. İhlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa
Mahkemesi ihlalin giderimi bağlamında Hulusi Yılmaz kararıyla (Hulusi Yılmaz
[GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) birlikte artık ihlale sebebiyet veren ve
Anayasa’ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa'nın 152. maddesi
uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasının başvuruya konu olayın koşulları
dikkate alındığında daha doğru bir yol olarak ortaya çıkmakta olduğuna işaret
etmeye başlamıştır. Böylece Anayasa Mahkemesi artık ihlalin gideriminin bu
şekilde sağlanabileceğini belirterek yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı
derece mahkemelerine gönderirken, aynı zamanda bu mahkemelerden somut norm
denetimi yolu ile ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü Anayasa Mahkemesinin
önüne getirmelerini beklemektedir. 01/12/2022 tarihinden 31.07.2025 tarihine
kadar toplam 13 kararda ihlale sebebiyet veren sekiz kurala ilişkin Anayasa’nın
152. maddesi yolu derece mahkemelerine önerilmiş olup, sadece beş kurala
ilişkin somut norm denetimi başvurusu Anayasa Mahkemesine yapılmıştır.
41. Yukarıda yer verilen istatistiki verilerde de
görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesinin bugüne kadarki karar pratiği göz önüne
alındığında, yasama organına yapılan çağrıların fevkalade sınırlı bir kısmında
kanun değişikliğine gidildiği; derece mahkemelerine önerilen somut norm
denetimi başvurularının ise kısmen gerçekleştirildiği görülmektedir.
42. Gelinen bu aşamada artık Anayasa Mahkemesinin
kendisinin bireysel başvuru incelemesi sürecinde itiraz yolunu çalıştırmasının
daha isabetli olacağı kanaatinde olduğum için, eldeki dosyada giderim yönünden
çoğunluğun ulaştığı “Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Düzce
İnfaz Hâkimliğine gönderilmesi” şeklindeki sonuca katılmamaktayım.
43. Sonuç olarak, bireysel başvuru sisteminin etkili bir
hak arama yolu olarak devam edebilmesi için, Anayasa Mahkemesinin ihlalin
kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında itiraz
yolunu bizzat işletmesi zorunluluk halini almıştır.
44. Dolayısıyla ihlalin giderimi yönünden eldeki bireysel
başvuruda ihlale sebebiyet veren kanun hükmü için itiraz yolunun çalıştırılması
gerektiği gerekçesiyle bu dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı sonuca
katılmamaktayım.