|
Başkan y.
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
Üyeler
|
:
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Hikmet Murat AKKAYA
|
|
Başvurucu
|
:
|
Kadir AÇIKEL
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Berkan EMEKCİ
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, polis memurunun silahından çıkan kurşun sonucu meydana gelen yaralanmadan doğan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/12/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Hakkında kesinleşmiş hapis cezasına hükmolunduğu hâlde kaçak olan ya da haklarında yakalama kararı bulunan sanık yahut şüpheli konumundaki şahısların yakalanması maksadıyla yurt genelinde başlatılan operasyonlar kapsamında 22/2/2017 tarihinde sabah 07.00 sularında Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü tarafından belirlenen adreslerde Cumhuriyet başsavcılığı talimatı ve mahkeme kararları doğrultusunda arama işlemi yapılmıştır. Arama işleminin icra edildiği yerlerden birisi de denetimli serbestlik hükümlerine riayet etmemesi nedeniyle 1 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilen ve kesinleşmiş bu cezanın infazı için hakkında yakalama emri çıkarılan başvurucunun ikamet ettiği konuttur.
5. Başvurucu 1976 yılında doğmuştur. Yakalama kararının icra edilmesi amacıyla ikametgâhına beş polis memuru tarafından gelinmiştir. Avlusu olan taşınmazın içinde başvurucu ile birlikte başvurucunun oğlu ve eşi de bulunmaktadır. Taşınmazın bahçe giriş kapısının tel ile çevrili olduğu, bahçe içinde köpek kulübesi olduğu, bahçe kapısını açmaya çalıştıklarında iki tane köpeğin bahçe kapısına doğru gelerek saldırmaya başladığı, köpeklerin tehlikeli olması nazara alınarak ve başvurucunun ailesinin köpekleri kontrol altına almaması üzerine ilgili Belediyeye haber verildiği anlaşılmıştır. Yaklaşık yarım saat veteriner hekimlerin gelmesi beklenmiştir. Başvurucunun oğlunun köpeklerden birini polislerin ikametgâha girmemeleri için evin kapısının önüne aldığı da anlaşılmaktadır. Teslim olması yönündeki uyarılara rağmen başvurucunun "Yaklaşmayın, ya şehit olursunuz ya da beni öldürürsünüz, kesinlikle teslim olmayacağım cezaevine gitmeyeceğim, gelmeyin üstüme yoksa köpeği üzerine salarım, alabiliyorsanız gelin şimdi alın." şeklinde bağıran başvurucu pitbull terrier cinsi köpeğiyle birlikte kolluk güçlerinden kaçmaya çalışmıştır.
6. Kaçış esnasında polis memurları başvurucuyu koşarak takip etmiştir. Durum telsizle ekip arkadaşlarına iletilmiştir. Kovalamaca sırasında yaklaşık 200 metre sonra başvurucunun durması için polis memuru H.G. tarafından havaya bir el ateş edilmiştir. Başvurucunun durmaması üzerine devam eden takipte başvurucu ile polis memuru H.G.nin çıkmaz bir sokağa girdikleri, bu sırada başvurucunun oğlunun da bir şekilde başvurucunun yanına geldiği, başvurucunun yanındaki teller aracılığıyla yaklaşık 150 santimetre yüksekliğindeki istinat duvarından atlamak isterken polis memuru tarafından tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu sırada köpeğin zinciriyle birlikte başvurucunun oğluna verildiği, bu kişinin de polis memuruna elindeki köpeği salacağına dair beyanda bulunduğu iddia edilmektedir. Başvurucunun tırmanırken polis memurundan bir şekilde sıyrılarak duvardan atlaması üzerine polis memuru da arkasından atlamış ve ikisi arasında bir boğuşma yaşanmıştır. Bu esnada polis memurunun elindeki silah patlamıştır. Polis memurunun elindeki tabancadan çıkan mermi ile başvurucunun sol şakak kısmından yaralandığı ve bu yaralanma neticesinde başvurucunun % 91 oranında engelli kaldığı görülmektedir.
7. Meydana gelen olay neticesinde hemen adli soruşturma başlatılmıştır. Diğer taraftan başvurucunun da idarenin eylemi neticesinde meydana gelen olay kapsamında tam yargı davası açtığı görülmektedir.
A. Ceza Soruşturması Neticesinde Polis Memuru Hakkında Açılan Kamu Davası
8. Polis memuru H.G.nin ateşli silah ile meydana getirmiş olduğu yaralama eylemi sonrasında H.G. gözaltına alınmış, gözaltı sonrasında adli kontrol tedbiri ile salıverilmiştir.Bu arada başvurucunun oğlu, eşi ve kızının ifadeleri alınmıştır. Başvurucunun hastaneye kaldırılması sonucunda ifadesi ilk etapta alınamamıştır. Olay Tutanağı'na bakıldığında silahın şarjörünün başvurucu ile polis memurunun ilk düştükleri yerde olduğu, namluda başka bir mermi olmadığı anlaşılmaktadır. Ceza soruşturması kapsamında elde edilen bilgilere göre duvar ile yaralanmanın gerçekleştiği yer arasında yaklaşık 3 metre mesafe bulunmaktadır. Başvurucunun elbisesi üzerinde yapılan kriminal incelemede yaka kısmında atış artığı tespit edilmiştir. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığınca bilinçli taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma kapsamında polis memuru hakkında 18/5/2017 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. Aynı iddianamede, başvurucu ile başvurucunun oğlu hakkında görevli memura direnme, uyuşturucu ve uyarıcı madde bulundurma, hayvanı tehlike yaratacak şekilde serbest bırakma suçlarından soruşturmanın devam ettiği belirtilmiştir.
9. Başvurucu ile başvurucunun oğlu N.A.nın beyanları ve yaralanmanın boyutu gözönüne alınarak olası kast ile kasten öldürmeye teşebbüs suçunun oluşma ihtimalinin bulunduğu gerekçesiyle Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesince 10/9/2019 tarihinde görevsizlik kararı verilmiştir. İtirazın reddedilmesi üzerine dosya Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesine (Ağır Ceza Mahkemesi) gönderilmiştir.
10. Yürütülen yargılama sırasında Cumhuriyet savcısının yaralanma eyleminin taksirle gerçekleştiğine yönelik mütalaa vermesi üzerine ara kararla dosyanın Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosuna gönderilmesine karar verilmiştir.
11. Uzlaştırmanın gerçekleşmemesi üzerine Ağır Ceza Mahkemesince 20/1/2021 tarihinde hüküm verilmiştir. Polis memuru H.G. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile aynı Kanun'un 89. maddesinin (2) numaralı fıkrasının b) bendi çerçevesinde takdiren adli para cezası ile cezalandırılmıştır. Daha sonra sınırın taksirle aşılması gözetilerek 5237 sayılı Kanun'un 27. maddesi kapsamında cezada takdiren 1/3 indirim yapılmış, ayrıca aynı Kanun'un 62. maddesi gereğince yine takdiren 1/6 oranında indirim yapılmıştır. Bu şekilde polis memuru H.G.nin neticeten 166 gün karşılığı olmak üzere 3.320 TL adli para cezasına mahkûm edilmiştir.
12. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"... [P]olis memuru olan sanığın 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunun 16/7-c maddesinde polise 'hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde verilen silah kullanma yetkisini, aynı kanunun 16/8 maddesinde belirtildiği şekilde kullandığı, 5237 sayılı TCK.nun 24. maddesinin birinci bendinde “Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez' denilmek suretiyle kanunun hükmünü yerine getirme bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiş, somut olayda sanık kendisine kanun ile verilen ve hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilen bu yetkisini TCK 27/1 maddesinde düzenlendiği şekilde kast olmaksızın taksirle aştığı anlaşılmış olup sanığın eylemi sonucunda katılanın yaralanmasına sebebiyet vermesi nedeniyle katılanın vücudunda meydana gelen sonuçlara göre sanığın sabıkasız geçmişi göz önünde bulundurularak TCK 89/1, 89/2.b-e maddeleri gereğince taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasına, sanığın kanundan doğan silah kullanma yetkisini taksirle aşmış olması nedeniyle takdir edilen cezadan TCK 27/1 maddesi gereğince indirim yapılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur. "
13. Tarafların kanun yoluna başvurması üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından 24/9/2021 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu karar başvurucu vekili tarafından 25/10/2021 tarihinde öğrenilmiştir.
B. Ceza Soruşturması Neticesinde Başvurucu Hakkında Açılan Kamu Davası
14. Başvurucu ve başvurucunun oğlu hakkında görevi yaptırmamak için direnme, hayvanı tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakma, ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma, taşıma veya bulundurma, 12/6/1933 tarihli ve 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun'a aykırılık suçlarından dolayı 30/10/2017 tarihinde iddianame düzenlenmiştir.
15. Kocaeli 4. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından başvurucunun görevi yaptırmamak için direnme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 265. maddesi kapsamında 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine, diğer suçlardan ise beraatine karar verilmiştir.
16. Sanıkların istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından çeşitli sebeplerle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
17. Bozma sonrası devam eden yargılamada aleyhe bozma yasağına uyularak başvurucunun neticeten görevi yaptırmamak için direnme suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine karar verilmiştir. Hüküm istinaf incelemesinden geçerek 2/11/2022 tarihinde kesinleşmiştir. Bu arada başvurucunun oğlu hakkında tüm suçlamalardan beraat kararı verilmiştir.
C. İdari Eylem Nedeniyle Açılan Tam Yargı Davası
18. Başvurucu 20/6/2019 tarihinde İçişleri Bakanlığına başvuru yaparak tazminat talebinde bulunmuştur. Talebin zımnen reddedilmesi üzerine 70.000 TL manevi tazminat ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 10.000 TL maddi tazminat istemiyle 20/8/2019 tarihinde tam yargı davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde özetle; duvardan atlayacağı esnada polis memuru tarafından yakın mesafeden başından vurulmak suretiyle yaralandığını, yoğun bakımda 28 gün tedavi gördüğünü, kafatasında mermi ile yaşadığını, günlük hayatını tek başına yürütemediğini, engelli raporunun bulunduğunu, ceza davasında polis memuru hakkında bilinçli taksirle yaralama kapsamında mütalaa verildiğini ve çalışma gücünü ciddi ölçüde kaybettiğini ifade etmiştir.
19. İdarenin cevap dilekçesinde müştekilerin ifadeleri arasında çelişki olduğu, kusur konusuna ilişkin genel açıklamalar yapıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca polis memurunun mevzuattan doğan yetki ve görevini yerine getirdiği, idareye herhangi bir hizmet kusurunun atfedilemeyeceğini ve açılan davanın reddedilmesi gerektiği belirtilmektedir.
20. Başvurucu, savunmaya cevap vermeyeceğini belirtmiştir. Daha sonra bir ara kararla davalı idareden olayla ilgili her türlü tespiti içeren bilgi ve belgelerin bir örneğinin gönderilmesi istenmiştir. Ayrıca disiplin soruşturması yapılıp yapılmadığı ile disiplin cezası verilip verilmediği konusunda bilgi istenmiştir. Yine aynı tarihli başka bir ara kararla polis memuruna dava ihbar edilmiştir.
21. Gelen bilgi ve belgelerden polis memuru hakkında 23/1/2017 tarihli ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 682 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında 1/3/2017 tarihinde disiplin soruşturmasına başlanıldığı anlaşılmıştır. Disiplin soruşturması sonucunda başvurucunun tel örgüden atlaması üzerine yine polis memuruna mukavemette bulunduğu ve aralarında boğuşma olduğu, boğuşma esnasında H.G.nin elinde bulunan silahın yere düşmesi neticesi ateş aldığı ve başvurucunun hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı kabul edilmiştir. Meydana gelen yaralanmanın müdahale sonucu gerçekleşmesi, olayın tamamen görevle ilgisi olması nedeniyle isnat edilen suçun sübuta ermediği gerekçesiyle silahla dikkatsizlik, tedbirsizlik veya ihmal sonucu yaralamaya sebebiyet verme, kendisini yaralamak ya da bu fiillerin başkaları tarafından işlenmesine neden olma kapsamında Kocaeli Valiliği İl Polis Disiplin Kurulu tarafından 17/1/2019 tarihinde disiplin cezası verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir.
22. Davaya müdahil olmak isteyen polis memuru H.G.nin 2/1/2020 tarihli yazılı beyanında özetle; olay sırasında ateş etmediğini, silahın boğuşma esnasında patladığını, eline müdahale edilmek istenirken silahın tetiğine başvurucunun basmış olabileceğini, yargılamasının Ağır Ceza Mahkemesinde devam ettiğini ifade etmiştir.
23. Usul işlemlerinin tamamlanmasının ardından Kocaeli 1. İdare Mahkemesince davanın reddine 16/2/2021 tarihinde karar verilmiştir. Gerekçeli kararda başvurucunun iddialarına, ilgili mevzuat hükümlerine yer verildikten sonra zararla idari işlem veya eylem arasında uygun illiyet bağının bulunması gerektiği belirtilmiştir. Daha sonra polis memurunun yargılandığı ceza dosyasında yer alan kararın içeriğine aynen yer verildikten sonra İdare Mahkemesi tarafından şu tespitler yapılmıştır (altı çizili koyu puntolar kararın orijinalinde yer almaktadır):
"...
Bakılan davada, hakkında yakalama kararı bulunan davacının elinde köpekle ikametinden çıkıp kaçmaya başladığı, polis memurunun davacıyı yaklaşık 1.5 km civarında kovaladığı, polis memurunun bir el havaya uyarı atışında bulunduğu, birlikte çıkmaz sokağa girdiklerinde davacının sokağın sonundaki duvardan aşağı atladığı, polis memurunun da davacının peşinden duvarın üzerinden atladığı, duvarın arkasında polis memuru ile davacının boğuşmaya başladığı, dosya kapsamında yer alan adli muayene raporlarından aralarında boğuşmanın yaşandığının anlaşıldığı, dosya kapsamından davacının aksi sabit olmayan savunmasına göre bu boğuşma esnasında polis memurunun elinde bulunan silahın ateş aldığı ve davacının yaşamını tehlikeye düşürecek, hayati fonksiyonlarını ağır derece etkileyecek kafatası kırığına sebebiyet verecek derecede başından yaralandığı şeklinde somut olayın gerçekleştiği görülmektedir.
Olayda, polis memurunun 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunun 16/7-c maddesinde belirtilen 'hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde verilen silah kullanma yetkisini, aynı kanunun 16/8 maddesinde belirtildiği şekilde kullandığı' kendisine kanun ile verilen ve hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilen bu yetkisini TCK 27/1 maddesinde düzenlendiği şekilde kast olmaksızın taksirle aştığı ancak davacının zararın doğmasına, kusurlu davranışı ile neden olduğu ve polis memurunun kasıtlı olmaksızın davrandığı dikkate alındığında idareye atfedilebilecek ağır bir hizmet kusurun bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, meydana gelen olayda, davalı idarenin kusur veya kusursuz sorumluluk hallerinden biri bulunmadığından, davacının talep ettiği maddi ve manevi zararların, idarece tazmin edilmesi isteminin kabulüne hukuken imkan bulunmamaktadır."
24. Başvurucu, istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde özetle; kusura ve maluliyete ilişkin değerlendirme yapılmadığını, ceza mahkemesinin mahkûmiyet hükmünün sanki beraat hükmüymüş gibi değerlendirdiğini, operasyon için hazırlık yapılmadığını ve tecrübesi olmayan polis memurunun katıldığını, yaya olarak kaçtığını, ölçüsüz bir müdahale gerçekleştiğini, kararın kendi içinde çeliştiğini, yaşam hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir.
25. Başvurucunun istinaf istemi, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dokuzuncu Dava Dairesi tarafından 23/11/2021 tarihinde reddedilmiştir.
26. Başvurucu, nihai kararı 2/12/2021 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Anayasa Mahkemesinin 4/3/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi Yönünden
28. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Yaşam Hakkıyla Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiği İddiası
1. Başvurucunun İddiaları ve Adalet Bakanlığı Görüşü
29. Başvurucu; hiçbir tehlike arz etmeksizin yaya olarak kaçtığını, operasyon eğitimi almış bir polis memuru tarafından birçok farklı yöntemle yakalanabilecekken elinde ateşlenmeye hazır silahla arkadan yakalayan, bu şekilde boğuşmaya giren polis memurunun silahından çıkan kurşunla başından yaralandığını, öldürmeye yönelik eylem nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Diğer taraftan karşı tarafın polis olması nedeniyle kollandığını ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini, orantısız müdahale nedeniyle kötü muamele yasağının da ihlal edildiğini iddia etmiştir. Ayrıca adil yargılanma hakkı kapsamında tam yargı davasında kusur araştırması yapılmadığını, istinaf başvurusunun gerekçesiz olarak reddedilmesinden yakınmıştır. Öte yandan %91 oranında engelli hâle geldiğini, çalışamadığını, çalışma hakkının da ihlal edildiğini şikâyet konusu etmiştir. Bakanlık görüşünde, olay ve olgular anlatılarak İdare Mahkemesinin gerekçesi hatırlatılmış; ceza davasında sanığa orantılı bir ceza verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına da hükmedildiği, başvurucunun usuli güvencelerden yararlandığı dile getirilmiştir. Ayrıca İçişleri Bakanlığından temin edilen görüş ve ilgili belgeler sunulmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında önceki şikâyetlerini yinelemiştir.
2. Değerlendirme
30. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadı uyarınca ölüm gerçekleşmese dahi bazı hâllerde başvurunun yaşam hakkı çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür (Mehmet Karadağ [2. B.], B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20) ve bu hâllerde başvurunun yaşam hakkı kapsamında incelenip incelenmeyeceğinin tespitinde diğer faktörlerle birlikte kişiye karşı kullanılan gücün derecesi ve türü de değerlendirilir (Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran [2. B.], B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69). Başvurucunun şikâyetlerinden birisi kolluk görevlisinin ateşli silah kullanımı sonucu hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmasına ilişkindir. Başvurucu, kolluk görevlisine ait silahın patlaması sonucu başından vurulmuştur. Adli tıp raporuna göre yaralanma hayati fonksiyonlarını ağır derecede etkileyecek niteliktedir. Kurşunun isabet ettiği yer ve yaralanmanın niteliği dikkate alındığında yaralanmaya ilişkin iddialara dair değerlendirmenin yaşam hakkı kapsamında yapılmasının uygun olduğu kanaatine ulaşılmıştır.
31. Başvurucu, polis memurunun silahından çıkan kurşunla yaralanmış ve bu olay hakkında yürütülen ceza yargılaması sona ermiştir. Başvuru formundan başvurucunun güç kullanımına ve polis memuru hakkındaki yargılamaya yönelik de bazı hususlardan şikâyetçi olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin güç kullanımına ilişkin şikâyetleri ceza soruşturması üzerinden incelediği, tam yargı davası sürecinin başvuru süresi üzerinde etki etmediği, konuyla ilgili ceza yargılaması sırasında verilen nihai hükmün başvurucunun vekili tarafından 25/10/2021 tarihinde öğrenildiği ve süresi içinde bir başvuru yapılmadığı açıktır. Bununla birlikte İdare Mahkemesi, tazminat taleplerini reddetmiş; hüküm istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Bu durumda başvurucunun tazminat taleplerinin reddine ilişkin şikâyetin yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
33. Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlamaya) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlar. Bunun için sözü edilen başvuru yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp uygulamada da etkili olması, eş ifadeyle başarı şansı sunması gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolunun gerek hukuken gerekse uygulamada genel anlamda etkili olması, somut olay bakımından etkili başvuru hakkına ilişkin bir müdahale bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine engel değildir (Yusuf Ahmed Abdelazım Elsayad, [2. B.], B. No: 2016/5604, 24/5/2018, §§ 60, 61). Ayrıca etkili başvuru hakkı bakımından inceleme yapılabilmesi kural olarak Anayasa'da teminat altına alınan ve ihlal edildiği yönündeki hakkın, özgürlüğün ya da yasağın ihlal edildiğine önceden karar verilmesi şartına bağlı değildir (Abdullah Yaşa [GK], B. No: 2015/12486, 5/11/2020, § 64).
34. Kolluk görevlilerinin güç kullanması sonucu meydana gelen ölüm olayları hakkında yürütülmesi gereken soruşturma, şüphesiz ceza soruşturmasıdır (Okan Göçer [2. B.], B. No: 2017/29596, 13/1/2021, § 58) ve tam yargı davasının başvuru süresine bir etkisi yoktur (Nevzat Koçak [1. B.], B. No: 2015/11217, 9/10/2019, § 42). Bununla beraber bu durum, hukuka aykırı güç kullanımı yönünden tamamlayıcı bir giderim yolu olarak tazminat davasının öngörülmesine engel değildir. Hatta Anayasa’nın 40. maddesi böyle durumlarda, oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini sağlayacak yargısal mekanizmalar ihdas edilmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. ve 13. maddeleri uyarınca açılacak tam yargı davası, bu tür durumlarda tazminata hükmetme imkânı sağlamaktadır. Bu itibarla hukuka aykırı güç kullanımı sebebiyle uğranılan zararın tazmini için açılan tam yargı davası sürecine ilişkin şikâyetlerin Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvenceye bağlanan yaşam hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında bireysel başvuruya konu edilmesi mümkündür (Kötü muamele yasağı yönünden yapılan benzer değerlendirme için bkz. Abdullah Yaşa, § 46). Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkıyla bağlantı olarak etkili başvuru hakkı yönünden inceleme yapabilmesi için ya soruşturma veya yargılama makamlarının kamu görevlilerinin kasıtlı kötü muameleleri nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğini en azından öz itibarıyla tespit etmeleri ya da ceza soruşturması üzerine süresi içinde yapılmış bir başvuruda söz konusu ihlalin Anayasa Mahkemesince saptanması gerekir. Ayrıca Abdullah Yaşa kararında negatif yükümlülüğün ihlal edildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararıyla tespit edildiği belirtilerek tazminat davasına ilişkin şikâyetler etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmiştir (Kötü muamele yasağı yönünden yapılan benzer değerlendirme için Aslı Leman Atlı [2. B.], B. No: 2018/4065, 5/10/2022, §§ 66, 67).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
35. Somut olayda başvurucu, ceza soruşturması sonunda iddianamede yer verilen hususları ve hakkında tanzim edilen engellilik raporunu dikkate alarak yaralanmasından kaynaklanan zararlarının tazmini için tam yargı davası açmıştır. Ceza yargılaması neticesinde başvurucunun yaralanmasına neden olan eylem nedeniyle polis memurunun 166 gün karşılığı olmak üzere 3.320 TL adli para cezasıyla mahkûm edildiği anlaşılmakla sanığın taksirle yaralanmaya neden olduğu sonucuna varılmıştır. Ceza yargılaması sonucunda verilen karar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Bu hâliyle boğuşma sırasında tabancadan çıkan mermi nedeniyle polis memurunun kusurlu olduğu sonucuna varılmıştır. Başvurucunun iddiaları; %91 oranında engelli hâle gelmesinde idarenin hizmet kusurunun olduğu, bir başka ifadeyle yaşam hakkı yönünden negatif yükümlülüğün ihlal edildiğinin tespit edilmesine rağmen tazminat taleplerinin reddedilmesine ilişkindir.
36. İdare Mahkemesi; idarenin hizmet kusurunun bulunması için zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması gerektiğini, olayda başvurucunun zararın doğmasına kusurlu davranışı nedeniyle sebep olduğu ve polis memurunun kastının bulunmadığı gerekçesiyle tazminat taleplerini reddetmiştir.
37. Başvurucunun yaralanmasında idarenin bir kusurunun olup olmadığı yönünden yapılan değerlendirme sırasında polis memuru hakkında Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği karardan İdare Mahkemesinin haberdar olduğu görülmektedir. İdare Mahkemesi, idareye atfedilebilecek ağır hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varmakla idarenin kusurunun bulunmadığını kabul etmektedir. Buna ilişkin gerekçede, başvurucunun kusuruyla olayın meydana geldiğinin tespit edilmesine ve olayda kasti bir tutumun olmadığına dayanılmaktadır. Ancak ceza mahkemesinde yürütülen yargılamada polis memurunun taksirle yaralamadan mahkûm edildiği ve silah kullanımıyla ilgili olarak sınırı aştığına karar verildiği gözetildiğinde polis memurunun taksirle yaralanmaya neden olduğu sabittir. Dolayısıyla polis memurunun kusurunun olduğu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tespit edilmiştir. Polis memurunun görevi sırasında başvurucuyu yaralaması karşısında illiyet bağının bulunmadığı da söylenemeyecektir.
38. Olayda başvurucunun kusurunun bulunması ve/veya polis memurunun kastının bulunmaması, idarenin olayın meydana gelmesinden sorumlu tutulmayacağı anlamına gelmemektedir. Salt olarak bu husus, yaralanma ile idari hizmet arasında illiyet bağını kesmemektedir. Bu durum karşısında gerçekleşen yaralanma olayı sonucu açılan davada idarenin herhangi bir kusurunun bulunmaması nedeniyle davanın tamamen reddedilmesi, Ağır Ceza Mahkemesinin tespitlerinden farklı sonuçlar doğurmaktadır. İdare Mahkemesi, sınırın aşılmasına değer vermemesine bağlı olarak sadece başvurucunun eylemlerini gözönünde tutmuştur.
39. Elbette ki başvurucunun görevi yaptırmamak için direnme suçundan mahkûm edildiği dikkate alındığında başvurucunun kusurunun da değerlendirilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Nitekim elinde ateşlenmeye hazır silahla polis memurunun başvurucuya doğru bir süre koştuğu ve daha sonra yakalama maksadıyla başvurucuyla boğuştukları açık olup yaşanılan atmosfer içerisinde başvurucunun bu konudaki tutumunun kaçmanın ötesinde olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Fakat eylemin hukuka aykırılığı ceza mahkemesi tarafından tespit edildiği hâlde davanın tamamen reddedilmesi, açılan tam yargı davasını somut olayda anlamsız hâle getirmektedir.
40. Açıklanan sebeplerle sadece başvurucunun kusurunun değerlendirilmesi, olayın kast yerine taksirle gerçekleşmiş olmasının kusur değerlendirmesine engel olmadığı gözönüne alındığında, yaralanma olayında ceza mahkemesinin vardığı sonuçtan bağımsız şekilde uygun giderim sağlanmaması nedeniyle yaşam hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin uygulamada etkili bir şekilde işletilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
41. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesi çerçevesinde güvence altına alınan yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
V. GİDERİM
42. Başvurucu; ihlalin tespiti ile 150.000 TL manevi tazminat ve miktar belirtmeksizin maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
43. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
44. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kocaeli 1. İdare Mahkemesine (E.2019/954, K.2021/282) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F.40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/3/2026tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.